Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 334 | Ekim  2006

                   

 

 


                            “Papa Hz. Muhammed’e Hakaret Etti” Öyle mi?

                                                                                                                 

Mehmed DURMUŞ

 Mütemadiyen oynanan oyun bu: Haçlılardan birileri, herhangi bir kutsalı üzerinden İslam'a saldırıyor, içindeki kini olduğu gibi fâş ediyor. Müslümanlar ise anında, zembereği boşalmış gibi, ya da, sokakta aniden "imdat!" çığlıkları arasında, tabana kuvvet kaçan kapkaççının üstüne hücum edilmesi gibi hücumlar başlıyor. Fakat biraz sonra, ya kapkaççı yakalanıyor, polis tam 'zamanında' gelip onu halkın elinden kurtarıyor ya da, kapkaççı izini kaybettiriyor ve anlık öfke biraz sonra yatışıyor; bir sonraki kapkaç olayına kadar hadise unutuluyor. Ama olsun, olayın şahitleri vazifelerini hakkıyla yerine getirmişlerdir…
Batı Hristiyan medeniyetinin İslam'la hesaplaşmasının yeni bir versiyonu ile karşı karşıyayız. Olaya her ne kadar 'oyun' dediysem de bu, Papa 16. Benediktus'un çıkışını hafifsemek olarak anlaşılmamalı. Bu, ancak kıyametin kopmasıyla son bulacak olan büyükçe bir oyundur ve Papa'nın şahsıyla sınırlı değildir; bazı dostları öyle zannetse de…
Papa Ne Dedi?
Papa 16. Benediktus (Joseph Ratzınger), memleketi Almanya'nın Bavyera eyaletini ziyaretinde bir üniversitede 'İnanç ve Akıl' konulu bir konuşma yapmış, bu konuşmasında İslam'a olan 'ilgi'sini, İslam, Kur'an ve Peygamberimiz Muhammed (sav)e ilişkin kanaatlerini sansürsüz bir biçimde deşifre etmiştir. Papa'nın mezkur konuşması, genelde bu tür çıkışlara biçilen kılıf gibi, bir gaf ya da kaza eseri değildi; bu düpedüz bir meydan okumaydı. Roma Papalık Oryantal Enstitüsü İslami ilişkiler uzmanı Robert Taft bakın ne diyor: "Papa'nın mesajı çok açık. İnanç adına şiddete başvurmak hiçbir dinde asla kabul edilemez. Ve Papa görevinin bu konuda İslamiyet dahil her şeye meydan okumak olduğunu düşünüyor."(1)
Papa konuşmasına, (14. yüzyılda yaşamış) Bizans İmparatoru II. Manuel Paleologos ile, bilgin bir Fârisî [Bir genç araştırmacı, bu 'Farisi'nin Hacı bayram Veli olduğunu ileri sürmektedir.(2)] arasında 1391 yılında Ankara yakınlarında geçtiği öne sürülen Hıristiyanlık ve İslam konulu diyalogdan alıntılar yapıyor. İmparatorun sözlerini, sadece 'aktarıyorum' demiş olması, Papa'nın başvurduğu basit bir kurnazlıktan öte bir şey değildir.
Papa, Bizans imparatorundan alıntı yaparak oluşturduğu cümlesinde, İslam hakkında şunları söylüyor: "Bana Muhammed'in yeni diye getirdiği nedir, sadece onu gösterin. Burada sadece şer ve insanlık dışı şeyler bulursunuz. Tıpkı kendi inancını kılıçla yayma yönetiminde olduğu gibi."(3) Papa'nın cümlesinde 'şer' ve 'kötü' olarak tercüme edilen kelime 'şeytanî' diye de çevrilmektedir.(4) 'İmparator&Papa', inancı şiddet yoluyla yaymanın neden mantıksız bir şey olduğunu ayrıntılı bir şekilde anlatıyor ve "şiddet Tanrı'nın doğası ve ruhun doğası ile bağdaşmaz" diyor.(5) Sonra şöyle devam ediyor: "İslam'daki cihat fikrinin içerdiği şiddet, mantığa ve Tanrının planına aykırıdır."(6)
Papa diyor ki, İslamiyet şiddeti haklı çıkarır. İslamiyet'te inanılan Allah kendi sözünü dahi tutmak, bizlere doğruyu vahyetmek zorunda değildir! İslamiyet'te inanılan Allah 'gayri makul' hareket edebilir. Hıristiyanlık'taki Tanrı ise, insan aklına göre sadece 'makul' hareket eder. İmparator (Paleologos), Kur'an'daki 2. surenin 256. ayetinde, "Din konusunda zorlama yoktur" denildiğinden elbetteki haberdardı. Uzmanlar, bunun başlangıç dönemindeki surelerden biri olduğunu söylüyorlar. O dönemde Muhammed, güçsüzdü ve de tehdit altındaydı"(7)
Burada öncelikle Papa'nın Bakara suresi 256. ayetle ilgili yargılarına değinelim. Belli ki Papa İslam'ın cahilidir, fakat uzmanları ondan da cahildir. Çünkü Bakara suresinin Mekke'nin hem de ilk yıllarında indiğini söylemekteler. Papa'nın sözünün açılımı şudur: İslam takiyyeci/faydacı bir dindir. Zayıfken "dinde zorlama yoktur" der, güçlüyken zorlamayı kural olarak benimser! Papa cenapları üzülecekler ama, Bakara suresi ve 256. ayet Medine'de, bilakis Rasulullah'ın oldukça güçlü olduğu bir dönemde inmiştir. İslam, Papa'nın aşina olduğu gibi, takiyyeci bir din değildir. Muhammed (sav), en 'güçsüz' olduğu dönemde, "ey kafirler! Sizin dininiz size, benim dinim banadır!" demişti. Hem Papa bilmeliydi ki, Muhammed'e inzal edilen "lâ ikrahe fiddîn" hükmü İsa'nın dininde de, Musâ'nın dininde de bir biçimde mutlaka yer almıştır. Çünkü Allah'ın sünnetinde bir değişiklik yoktur ve Dini'nin kabulü için hiç kimseye zor kullanılmasını murad etmemiştir.
Papa'nın Özrü
Papa 16. Benediktus'un, 12 Eylül 2006 günü yaptığı konuşma hızla bütün dünyada yankı buldu. Dünyanın her bölgesinden çok farklı Müslüman çevrelerden hemencecik "Papa özür dilemeli" sesleri yükselmeye başladı. Papa hiç oralı değildi ve özür dilemedi. Çünkü Papa hata yapmazdı,(8) onun özür dilemesi hem hata yaptığını kabullenmesi anlamına gelecek, hem de meydan okumada geri adım atmış olacaktı.
İki gün sonra, Vatikan'dan Papalık sözcüsü Federico Lombardi tarafından yapılan açıklamada, "Papa, diğer dinler ve kültürlere saygı duyulmasından yanadır. Bu, İslam için de geçerlidir. Ancak şiddeti, dinsel gerekçelere dayandırmaya açık ve köklü biçimde karşı çıkmak da Papa'nın son derece önem verdiği bir konudur."(9) deniyordu. Sözcü, 16. Benedict'in İslam'ı şiddet dini olarak göstermek istemediğini, İslam içinde hem şiddet karşıtı, hem de şiddet yanlısı grupların bulunduğunu, Papa'nın, İslam'ı şiddet yanlısı olarak göstermek istemediğini iddia ediyordu.(10) (anlamak zor değil, Vatikan'a kadar gidip, selefinin elini öpen diyalogçular, İslam'ın 'şiddet karşıtı' cenahını temsil ediyorlar…).
Bu 'özürümsü' beyan, kabahatten kuşkusuz daha büyüktü. Çünkü bu sözleri sarfeden dilin altında, "sizin de, terör üreten bir dininiz olmasaydı!" türünden bir 'bakla' yatmaktaydı.
Vatikan'ın Ankara Büyükelçisi Antonio Lucibello, Papa'nın sözleri konusunda başta Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'ndan olmak üzere, kamuoyundan gelen eleştirilerin "konuşmanın tamamı okunmadan yapıldığını" belirterek, "Papa yanlış anlaşıldı. Konuşmasında İslam'a karşı bir unsur yoktur. Sadece dinde şiddete karşıdır" değerlendirmesini yaptı.(11) Acaba kutsal büyükelçi, Papa'nın da, alıntı yaptığı yazar Adel Theodore Khoury'nin kitabının tamamını okumadığı iddiasına(12) ne buyuracaktır? Hasılı Vatikan, İslam'ın şiddet içerdiği, yani İslam'ın terörü beslediği fikr-i sabitinden geri adım atmıyor ve bunu eleştirmeyi de Papa'nın en büyük hakkı olarak görüyordu.
Aradan bir gün daha geçtikten sonra Papa konuyla ilgili bir beyanat daha verdi ve sadece, "Müslümanları incittiği için son derece üzgün olduğunu" belirtmekle yetindi.(13) Zaman gazetesinin "tansiyonu düşürmeye yönelik açıklama" olarak nitelediği bu beyanatında Papa, konuşmasında tepki çeken bölümlerin alıntı olduğunu ve şahsî düşüncelerini yansıtmadığını söylemişti.(14) Papa üzgündü! Yani? Kutsal Papa İslam'la ilgili gerçekleri söylemişti, dost acı söylerdi ve haliyle biraz üzerdi gerçekleri söylemek…
20 Eylül gününde Roma'da Aziz Petrus meydanında konuşan Papa, ortaçağda yapılmış bir konuşmadan yaptığı alıntının kendi kanaatleri olmadığını, kendisinin Müslümanlar tarafından yanlış anlaşıldığını, oysa İslam ve diğer dinlerin bağlılarına derin saygı duyduğunu söyleme 'nezaketinde' bulundu! 'Özür dileyememe' özrü ile malul Papa hazretlerinin bu kadarcık beyanı, özür dilemişliğine sayıldı…(15)
Papanın özür dileme sayılan sözlerinde, önemli bir ayrıntı var. Eğer basın, Papanın sözlerini gerçeğine uygun aktarmışsa, Papa, İslam'a değil, İslam'ın 'bağlılarına' saygı duyduğunu söylemektedir. Burası çok önemlidir, çünkü Papa II. John Paul, 1978 yılında yayınladığı Redemptor Hominis adlı genelgesinde, Müslümanlara saygı ve hürmet duyulması gerektiğini, ancak bu saygı ve hürmetin onların dinlerine değil de, sahip oldukları insanî vasıflara olduğunu belirtmektedir.(16) Bir Hristiyan yazarın (J. Garrido), "Müslümanları seviniz, zira onların kurtarılması gereken ruhları vardır. Ama onların gerçek dinî [Hristiyanlığı] tanımalarına mani olan İslam'ı reddediniz" sözleri,(17) bu Hristiyan 'saygı'sının özüne ilişkin bir fikir vermektedir.
Papa 16. Benediktus'un da, selefinin genelgesine sadık kalarak, İslam'ı din olarak kabul etmeyip, İslam'ın bağlılarına hem de 'derin' saygı duyduğunu beyan etmesi, Vatikan-İslam ilişkileri bağlamında yeni hiçbir şey olmadığını ortaya koymaktadır. Papa, İslam'ın zavallı bağlılarına saygı duymuş, hiç değilse dinlerarası diyalog sürecinin yara almamasını ve iş ortakları 'müslüman' diyalogcuların zor durumda kalmamalarını temin etmiştir.
Papa Özür Dilese miydi?
Papa'nın konuşmasının ardından herkes, Papa'nın İslam'a saldırısını, özür dilemekle gideriliverecek bir sorunmuş gibi ele almaktadır. Bu, son derece sığ bir yaklaşımdır. Diyelim ki Papa özür diledi; "tamam, kastım o değildi, özür diliyorum" dedi. Papa'nın sözleri, böyle bir özür beyanı ile affedilecek kadar önemsizse, bu kadar tepki niye? Yok o sözler bu denli tepki göstermeyi hak ediyorsa, bu özür dilemeye hemencecik nasıl fit olunmaktadır?
Papa'lara Müslümanlardan daha fazla sevgi besleyenler, Vatikan'ın Haçlı seferlerinden dolayı özür dilediğine atıfta bulunuyorlar. Haçlıların bu tür girişimleri, 'summün-bukmün-umyün' diyalogçuları kandırmak için ellerine tutuşturdukları bir elma şekerinden ibarettir. Bunu, yorumda aşırılık olarak değerlendirecek olanlar, şöyle bir geriye dönüp baksınlar: Hristiyanlar, Allah'a İsa'yı ve kutsal ruhu ortak ettikleri, Allah üçün üçüncüsüdür dedikleri halde Allah'dan özür mü dilediler? Allah'ın hak peygamberi olan Îsâ (a.s)dan, yaptıkları kafirlikten dolayı özür mü dilediler? 610 Yılından 2006 yılına gelinceye kadar akıl almaz küfürleri yaptıkları, başka hiç kimseye yakıştırmadıkları en aşağılık sıfatları utanmadan yapıştırdıkları Muhammed (sav)den özür mü dilediler? Bütün bu özür borçlarını yerine getirmeyen, getirmeyi de asla düşünmeyen Hristiyan dünyası, 16. Benediktus hazretlerinin "özür dilerim, yanlış anlaşıldım" demesiyle ak-pak mı olacak?
Burada bütün mesele, İslam'ın, Allah tarafından Kur'an vahyi ile vaz ettiği bir hak Din olarak kabul edilip edilmediği, Muhammed Mustafa'nın Allah'ın hak peygamberi sayılıp sayılmadığı meselesidir. Üstelik 16. Benediktus'un söyledikleri, bütün Hristiyan dünyasının hiç değişmeyen en belirgin politikasıdır. Eğer Muhammed (sav)e yapılan hakaret, ilk kez bir 'densiz' Papa'nın ağzından kaçırdığı 'talihsiz' sözler olsaydı, özür dilemek belki bir çözüm olabilirdi…
"Papa'nın özür dilemesi neyi değiştirecek? Batılı insanların genlerine işlemiş Haçlı nefreti mi azalacak? Papa, İslam hakkındaki düşüncelerinden pişman mı olacak? Hayır, ne Papa'nın asli kanaatleri değişecek, ne de Haçlı çizgisi... Papa'ya geri adım attırmanın lezzetine mi talibiz, yoksa aldanmaya mı? 16. Benedikt'in 'İslam'ı şiddet dini görüp göstermek isteyenlere destek vererek Haçlılık yaptım' demesiyle avunacak mıyız? İçimizdeki Müslüman kökenli veya görünümlü medya Haçlıları ne olacak? Atatürkçülük maskesi ve kökten Batıcılık dürtüsüyle milletin ensesinde boza pişiren ve değerlerini tahrip etmek için dizi dizi kepazelik yayınlatan -beyazlıkları kendilerinden menkul- Beyaz Türkler, İslam hakkında acaba Papa'dan çok farklı mı düşünmektedirler?"(18)
Sadece 'beyaz Türkler' değil, nurlu-nursuz birçok 'gri' Türk de öyle düşünüyor.
Papa Ne Yapmak İstedi?
Papa 16. Benediktus, tam olarak ne yapmaya çalıştı? İslam'a saldırısının nasıl tepki doğuracağını bile bile, o sözleri neden söyledi? Şimdi bu sorunun cevabını bulmaya çalışalım.
Türkiye, AB ve Papa
Papa'nın İslam'a ta'n edişinin altında yatan sebeplerden biri, Türkiye'nin AB'nde yeri olmadığını hatırlatmaya bir kere daha gerek duymuş olmasıdır. Kendisinin, Türkiye'nin AB'ne girmesine karşı olduğu, henüz papa seçilmemişken (2004 yılında) bu kanaatini açıkça ifade ettiğinden beri bilinmektedir. Kardinal Ratzinger, Müslüman bir ülke olan Türkiye'nin, Avrupa ile daimi bir karşıtlık içinde olduğunu ileri sürmüştü.(19) Alman başbakanı Angela Merkel de Türkiye'nin AB'ne girmesini istememektedir. Aytunç Altındal'ın iddiasına göre Papa, bir hafta önce Merkel'le görüşmüş ve bu görüşmeden sonra, "Avrupa Birliği'ne giriş Hristiyanlıktan geçer" anlamında bir tavır belirlemişler.(20) Angela Merkel'in, Papa'nın sözlerine destek vermesi, aralarındaki görüş birliğini teyid etmektedir.
AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Franco Frattini, 16. Benedict'in sözlerinin, "Avrupa değerleriyle uyum içinde" olduğunu söyleyerek, Papa'ya destek vermiştir.(21) Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en güçlü adayı Nicolas Sarkozy'nin New York'ta Yahudi toplumunun ileri gelenlerine, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği durumunda Avrupa'nın İslamlaşması ihtimalini, Türkiye'nin muhtemel AB üyeliğine 'hayır' denmesi için yeterli delil olarak zikrettiği bildirilmektedir.(22) Başbakan Tayip Erdoğan'ın "Papa özür dilemeli" yollu beyanatına tepki gösteren İtalya Hıristiyan Demokratlar ve Merkez Demokratlar Birliği Partisi'nin Meclis Grup Başkanı Luca Volonte, yazılı cevap vererek, "Erdoğan'ın ülkesinde insan hakları da din özgürlüğü de yok. Papa'nın tarih, akıl ve dine çağrısını da tatsız buluyor. AB, Türkiye'nin üyelik sürecini dondurmalı."(23) şeklinde tepki vermiştir.
Buna benzer AB'nin değişik kademelerinden gelen ve gelecek olan tepkilere bakılırsa, AB hayali ile yaşayan Türkiye, arada bir bu şekilde, daldığı tatlı hayallerden uyandırılmak istenmektedir. Katolik dünyasının en büyük Ruhani lideri kanalıyla, Türkiye'nin yerinin AB olamayacağı bir kere daha ve bu sefer İslam'ın en önemli değerleri üzerinden 'hatırlatılmıştır.' Papa, sözlerinin doğuracağı aksülameli bilmiyordu denemez. Dolayısıyla, dünyanın değişik bölgelerinde, Trabzon'da bir rahibin öldürülmesi türünden 'istenmeyen' olayları tetikleyip, Avrupa devletlerine "işte gördünüz mü, Müslümanlar hoşgörülü ve özgürlükçü değildir, AB'de yerleri olamaz" mesajını verdirmeyi aklından geçirmiş olması da pekala mümkündür.
Siyasal İslam
Fakat bilinmelidir ki, yerinin AB olmadığı uyarısında, bir bahane olarak öne sürülen Türkiye'nin dinî kimliği, 'siyasal İslam'dan kinaye olarak kullanılmaktadır. Papa'nın tepkisi de, başkalarının tepkisi de, 'fundamentalizm' yaftasıyla kastettikleri, siyasal İslam'a yöneliktir. Kabul edilmeyen, siyasal İslam'dır, medeniyet kurmaya, toplum hayatını A'dan Z'ye şekillendirmeye, kısacası devlet kurmaya talip olan nebevî İslam'dır. Yoksa, Ilımlılaştırılmış, AB değerleriyle uyumlu hale getirilmiş, muasır putperestliklerin hiçbiriyle bir alıp veremediği olmayan bir 'İslam'dan, yani bu tür 'islamî temsil'den kim, neden rahatsız olsun? Gün geçmiyor ki, cihadcı/radikal İslamcılara karşı, ılımlıları desteklemenin gereğine ve aksinin stratejik hata olacağına dair bir yazı basında yer almasın.(24)
Dikkat edilirse Papa, konuşmasında İslam'ı 'şiddet' bağlamında ele almaktadır ve Muhammed'in [İslam'ın] şiddet yanlısı olduğunu ileri sürmektedir. Papa'nın tepkisi, İslam'ın siyasi boyutunadır. Düşünelim: Hristiyan batı medeniyeti, en yüksek dini mercilerini de kullanarak, 1400 senedir bir türlü ılımlılaştıramadıkları, kendilerine benzetemedikleri Muhammed (sav) üzerinden, 'cihadcı/radikal İslam', 'siyasal islam', 'fundamentalist akımlar' gibi isimlerle andıkları İslami dirilişe meydan okumaktadırlar. Meydan okumanın dozu ve tonu, dirilişin gelişim seyrine orantılı olarak artmaktadır.
Diyalog Çağrısı
16. Benediktus'un 'talihsiz'(!) konuşmasının diyalog sürecini baltalama tehlikesinden yakınanlar, denebilir ki aslında diyalog gerçeğini anlamamışlardır. Papa o sözleriyle diyalog sürecini baltalamayı değil, bilakis bir çeki düzen vermeyi istemektedir. Papa'nın, Kilisenin Hristiyanlığı yayma misyonunun misyonerik bir parçası olan diyalog sürecini akamete uğratmayı isteyecek kadar 'izansız' olduğu düşünülemez.
Alman Başbakanı Angela Merkel, Papa'nın sözlerinin amacının anlaşılmadığını, konuşmasının dinlere yönelik bir diyalog çağrısı olduğunu, Papa'nın, kendisinin de çok önemli ve gerekli gördüğü diyalog için çok çaba harcadığını belirtmektedir.(25) Batılı aydınlar gibi, Papa 16. Benediktus da, İslam'ın batının çağdaş felsefesine adapte edilemeyeceğinin pekala farkındadır. 1997 Yılında kendisiyle yapılan bir röportajda, "İslam'ın çoğulcu toplumların özgür ortamına dahil edilemeyeceğini anlamalıyız." demiştir.(26) Normal prosedür içinde İslam'ı batının putperest medeniyetiyle bütünleştiremeyeceğini iyi bilen papalık, diyalog yoluyla islamı ılımlılaştırmanın çıkar yol olduğunun farkındadır.
Diyalog, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında, siyasi bir faaliyettir. Papa'nın, Vatikan'da kendisi için hazırlattığı 'Türkiye Raporu'nda, 'fundamentalist İslamcılar'ın AKP modelini benimsemediklerinin, Türk modelini en tehlikeli düşman saydıklarının altı çizildikten sonra, 'Erdoğan Modeli' denilen 'politik İslam' denemesinin desteklenmesi ve Batı'nın bu hareketle diyalog kurması tavsiye edilmekte ve Erdoğan'ın partisi ile, Araplar tarafından nefret edilen 'Hıristiyan' Batı'nın diyalog kurabileceği, Batının, AKP ile politikanın büyük temaları üzerine ortak bir alan oluşturabileceği ileri sürülmektedir.(27)
16. Benediktus'un liderliğindeki Vatikan'ın temel politikasını, ılımlı islamcılara, "Radikalleri birlikte etkisizleştirelim!" diye özetlenebilecek bir diyalog çağrısı olarak yorumlayanlar var: "Benediktus yönetiminde Roma Katolik Kilisesi, İslamî köktendinciliğe karşı daha eleştirel bir duruşa doğru kayıyor. Bu ya İslam'ı reforma itecek ya da bir 'medeniyetler çatışması'nı harekete geçirecek. Belki ikisi birden olur. … Benediktus'un şahsen Müslümanlara iyi yaklaştığı biliniyor."(28) Gerçekten de Papa, 25 Eylül 2006 günü, 22 'müslüman' ülkenin büyükelçisini Roma yakınlarındaki yazlık sarayına davet ederek, bir görüşme yaptı. "Oruçludurlar" varsayımıyla hiçbir şey ikram etmediği konuklarına, 8.5 dakika boyunca hiç söz hakkı vermeyen Papa, kendi söyleyeceklerini söyledikten sonra kapıyı gösterdi. Ama Papa'nın, "geleceğimiz diyaloğa bağlı" demesi ve diyaloğun samimi ve saygılı olması gerektiğinin altını çizmesi dikkat çekiciydi.(29)
İşte bu anlamda Papa'nın çağrısıyla, mesela Fethullah Gülen'in ılımlı İslam vurgusu ve cihadcı/radikal İslam'a olan tepkisi arasında büyük bir benzerlik söz konusudur. Her ikisi de radikal İslam önünde dalgakıran misyonunu icra etmektedir.
Peki, Vatikan, diyaloğu böyle görürken, Türkiye'deki en 'ciddi' diyalog ustaları nasıl görüyor? Onlar, maskeli baloda, şirin görünümlü maskeleri yorumlamaya; haçı hilal, istavroz çıkartmayı fatiha okumak olarak algılamaya devam ediyorlar. Onlar "[Diyalog] Kur'an'ın dediği gibi 'gayr-i müslimlerle iyilik ve adalet çerçevesinde ilişki kurmaktır." diyorlar.(30)
Diyaloğu 'oyun ve oynaşı' olarak algılayanlar, iyi Papa-kötü Papa ayrımına giderek, önceki Papa John Paul'ü, "hakikaten mutedil bir insan" olarak anmakta;(31) Vatikan'ın başında İslamiyet hakkında bu düşünceleri açıklayan bir Papa'nın bulunmasının talihsizlik olduğunu, bu sözlerle İslam dünyasını üzen 16. Benedict'in aynı zamanda Papa 23. John'un kemiklerini sızlattığına ve Papa 23. John tarafından başlatılan dinler arası diyalog çalışmalarının boşa çıkmak üzere olduğuna (Dinler Tarihçisi Prof. Dr. Mehmet Aydın) dikkat çekmekte;(32) John Paul'ün "hikmet sahibi ve olgun" biri;(33) Irak Savaşı'na karşı tutumu ile de "İslâm'a sevgide yakınlığı"nı ve özü ile sözünün birliğini gösterdiğini, 'Yüce Sevgili'ye dost olan Habeş Meliki gibi, Müslümanların aklı başında olanlarının da O'nu sevdiğini ve rahmet dilediğini ileri sürmekte;(34) ölen Papa'nın diyalog yanlısı olduğunu, şimdikinin soğuk baktığını iddia etmektedirler...(35) Doğrusu, Papa John Paul'ün elini öpenleri şimdi daha iyi anladığımı itiraf etmek isterim. Demek ki eli öpülesi bir Papa'ymış… Ama Kur'an'ın şu ayetini de şimdi çok daha iyi anladığımı belirtmek isterim: "Allah, aklını kullanmayan kavim üzerine rics indirir." (10/Yunus, 100).
İslama bakışlarında önceki Papa ile yenisi arasında hiçbir fark olmadığını görmek için, yeterince doküman bulunmaktadır. Bütün mesele, şu meş'um şahinlik ve güvercinlik rollerini iyi anlamakla alakalıdır.
Müslümanlar'ın Terbiye Edilmesi
Papa'nın yaptığı konuşmanın önemli bir sebebi de, 'barbar müslümanların eğitilmesi' politikasıdır. "Müslüman din adamları eleştirilmeyi öğrenmeli" diyen yazarın(36) mesajı buna işaret etmektedir. Özellikle 11 Eylül 2001 tarihinden beri, hem ABD ve hem de Avrupa devletleri, cihadcı İslam'ın barbarlık, köktendinci Müslümanların da barbar olduğunu, tam bir beyin yıkama yöntemiyle işlemektedirler. Buna elbette Vatikan gibi önemli bir dinî örgüt de eşlik edecektir. Siyasisi, aydını, din adamı ile hemen hemen bütün batılıların doğuya tepeden bakıcı, kendini öğretmen olarak gören tutumu, her söz ve fiillerinde belirgindir.
Aslında Batılının bu tepeden bakıcı tutumu, aynı zamanda onun korkusunu yansıtıyor. Müslümanlığın yayılması, Hıristiyanlığın gerilemesinden endişe ediyorlar. İslama ilişkin toplum mühendisliği projeleri yapıyorlar ama, İslam'ın bir türlü istenilen düzeyde zayıflamaması, diyalog yanlısı Devlet bakanı Mehmet Said Aydın'ın deyimiyle, "ezberlerini bozuyor." İslam'ın, diğer dinlerin geçtiği süreçten geçmemesi onları sıkıntıya sokuyor.(37)
Müslümanları kendi dinlerinden kuşkuya düşürme hususunda kullandıkları 'araç'lardan biri olan, Hasan el-Benna'nın torunu Tarık Ramazan, Papa'ya tepki göstermek yerine, söylediklerinin doğru olup olmadığına bakmamızı, bu işe de "cihadın 'kutsal savaş' biçiminde tercüme edilmesini kabul etmeyerek" başlamayı önermektedir.(38) Müstemleke vaizi gibi konuşan Ramazan, şiddetin İslam'da istisnadan ziyade genel kural olduğunu ve Papa'ya gösterilen kitlesel protestoların da bunu kanıtladığını iddia ediyor.(39) Tarık Ramazan'a göre, Papa resmi özür talep edilmesi gereken bir hakaret yapmış değildir ve Papa'nın Bizans hükümdarından yaptığı alıntıyı, onun İslam'a saldırısı olarak algılamak akılcı ve adil değildir. Tarık Ramazan'ın, Kur'an'ın Allah yolunda malımızla ve canımızla cihad etmeyi emreden hükümlerini 'şiddet' olarak yorumlaması ve cihadın kutsal savaş olmadığını iddia etmesinde herhalde, "yarın danışmanlık yaptığım Tony amcama ne derim?" kaygısı etkili olmuştur.
Papaya Tepkiler
Benzer olaylarda hep yaşandığı gibi, 16. Benedikt'in İslam'a saldırısına, çoğu, hiç kimsenin ciddiye almayacağı anlık tepkiler verildi. Bunlara bazı örnekler vermek istiyorum.
Mesela, Milli Gazete'nin birinci sayfadan, "AHLAKSIZLIĞIN ZİRVESİNDEKİ PAPA'NIN HEZEYANLARI İTTİFAK VE DİYALOGCULARA İBRET OLSUN" başlığı altında kaydettiği, "Hıristiyanlarla 'diyalog' isteyen Batı hayranlarının, Papa'nın açıklamaları karşısında nasıl bir tepki vereceği merak ediliyor."(40) sözleri, bu niteliksiz tepkilerin tipik bir örneğidir. Çünkü, Papa 16. Benediktus'un Türkiye versiyonu gibi, diyalog adı altında, batı ve onun bütün putperest değerleriyle ittifak faaliyetlerini yıllardır yürüten çevrelere, ciddi anlamda hiçbir eleştiri yöneltmeyip, herkesin saldırdığı 'abalıya' [Papa] bugün vurmak kolaydır. Ya diğer, 'aba'sız Papalar ne olacak?
Bu cümleden olarak, mesela Hindistan polisinin, Keşmir bölgesinde, Müslümanlar ayaklanır korkusuyla Papa'nın konuşmasını manşet yapan gazeteleri toplatması ile, 'Fransa İslam Konseyi Başkanı'nın, "Vatikan'ın en kısa zamanda, bir vahiy dini olan İslam ile siyasal bir ideoloji olan İslamcılık arasındaki hattı vurgulayan bir açıklama yapmasını umuyoruz"(41) çıkışı arasında özde bir paralellik görülmektedir. Adı geçen konsey başkanı, Papa'nın aslında, "bir vahiy dini olan İslam'ın" siyasallaşmış biçimine -ki başka biçimi de yoktur İslam'ın- şerh koyduğunu, bu İslam'ın Muhammed (a.s)ın getirdiği İslam olduğunu belli ki bilmiyor.
Yusuf el Kardavi'nin, "sonuna kadar açık ellerimiz"in barış, tolerans ve sevgi için dua ettiğini", savaş, kin ve fanatiklik için etmediğini söylemesi,(42) Papa'yı protesto sadedinde, ama aslında onu daha da haklılaştırıcı bir yaklaşımdır. Muhammed Hüseyin Fadlallah'ın, Vatikan kanalı ile değil de, Papa'nın bizzat kendisinin özür dilemesini talep etmesi(43) ise, Papa'nın işinin sanıldığı gibi zor olmadığını göstermektedir.
AKP milletvekili Salih Kapusuz'un Papa'yı Hitler'e benzetmesi, ilk etapta 'okkalı' bir şamar gibi gelebilirse de, temelinde, Yahudiler'in masumiyeti teorisine kadar yol açan bir benzetme olduğu için, -her türlü siyasi riskine rağmen- çok fazla kabule şayan değildir.
Papa'ya görece olarak en ses getirici eleştirinin Diyanet İşleri başkanı Ali Bardakoğlu tarafından yöneltildiği söylenebilir. Başkan'ın sözleri anında batı basınında yankı buldu ve eleştiriden bir biçimde rahatsızlık duyanlar Bardakoğlu'nun, Papa'nın sözlerini okumadan, dolayısıyla ne dediğini anlamadan eleştirdiğini ileri sürdüler.(44)
Ali Bardakoğlu'nun eleştirisinde şu gibi cümleler yer aldı: "Fevkalade talihsiz, kışkırtıcı ve saldırgan bir açıklama." "Kilise, Hıristiyanlık'ta tahribat yapıyor. Ama bunu 'akıl' sayıyor.
Papa'nın sözleri tam bir yobazlık örneği. İçinde önleyemediği düşmanlığı, kini ve nefreti dışa vuruyor;" "Papa'nın açıklamaları sağduyuyla ve evrensel ahlak ilkeleriyle bağdaşmıyor. Dini ne olursa olsun veya dinsiz olsun bütün insanların kutsalına saygı göstermelisiniz;" "Papa, din üzerinden, kavgadan medet umuyor. Kilisenin uğradığı teolojik zafiyeti gerilimle örtbas edip insanları etrafında toplamaya çalışıyor. Kilise geçmişte de yalan yanlış yaygaralarla İslam'a karşı Haçlı Seferleri'ni düzenlemiş, İstanbul'u da işgal ederek binlerce insanı katletmişti. Katolik kilisesinin aynı zulmü Ortodokslara, Protestanlara, Yahudilere ve Müslümanlara da reva gördüğünü unutmamalı. Hıristiyan teologlar Hıristiyanlar dışındaki insanlarla savaşmayı kutsal bir görev olarak gördüler. Onun için Batılı kilise adamlarının beyin arkalarında hep Haçlı zihniyeti ve kutsal savaş anlayışı var. Papa'nın sözleri de aynı düşüncenin ürünü."(45)
Diyanet Başkanı'nın, konumu itibariyle, oldukça 'ileri' sayılabilecek eleştirileri de çok fazla büyütülmemelidir. Çünkü Diyanet, bu tür 'ileri' tenkidleri bir şekilde dengelemek zorundadır. Zaten Bardakoğlu da, dinlerarası diyalog ve hoşgörüye en çok ihtiyaç duyduğumuz bu dönemde Papa'nın çatışmayı körüklediğini, bunun, barış çabalarına ciddi bir darbe olduğunu, diyalog çağrılarının göstermelik olduğunu gösterdiğini belirterek, karikatür krizinde olduğu gibi yeni bir çatışmaya meydan vermemek için, Papa'nın özür dilemesi gerektiğini salık veriyor(46) ki, bunlar, tansiyonu yatıştırıcı ifadelerdir. Papa 'özür dilerim' dediğinde bu sözlerin sahibinin yapacağı ikinci bir atak görünmemektedir.
Avrupa Birliği'ne, Diyanet'in laiklik ve demokrasi açısından ('Müslüman') Türkiye'de ne kadar önemli olduğunu bir kitapla anlatmaya(47) çalışan Diyanet Başkanı'nın, Papa'yı eleştirisinin etkisi sınırlı olmak durumundadır.
"Şu Ettiğini Beğendin mi?"
Papa'nın sözlerini eleştiren kimileri de, Papanın konuşmasını stratejik olarak doğru bulmakla beraber, taktik olarak yanlış buldular. Bunların tutumu genel olarak, "kaş yapayım derken göz çıkartmayasın!" şeklinde özetlenebilir. Mesela bir iletişim Profesörü şöyle diyor: "Haçlı seferlerinin devam ettiğini söyleyenlere, Batı'nın Müslümanlara tepeden baktığını öne sürenlere, El Kaidecilere ve cihatçılara malzeme veriyor. O meşum çatışmanın taraflarının arasını daha da açıyor."(48) Bu demektir ki sorun, Papa'nın sözlerinin, eleştiri konusu olan Müslümanlar arasında ne gibi sonuçlar üreteceğini iyi hesap edip edememektir.
Bir başka gazeteci de, Papa'nın sözlerinin 'Siyasal İslam' denilen akımı güçlendireceği endişesini taşımaktadır. Çünkü bu 'radikal' yazara göre, "Siyasal İslam, bütün diğer Müslüman ülkelere olduğu kadar Türkiye'ye de önemli bir tehdit"tir ve bu hiç göz ardı edilmemelidir.(49)
Diyaloğa Devam Vatikan'a Selam
Siyasal İslam'ın Türkiye için önemli bir tehdit olduğunu göz ardı etmeyenlerden biri de Fethullah Gülen'dir ve Gülen'in olayla ilgili açıklaması da, özet olarak, "şu diyalog çuvalını berbat etme!" kabilindendi.
Diyalog süreci basitçe bir karşılıklı görüşme olmayıp, Hristiyan batı dünyasının İslam'ı değiştirme, dönüştürme, kendine benzetme, Müslümanları kendi dinlerinden soğutma, kısacası bir zihin karmaşası oluşturma ve giderek kendi köklerinden nefret ettirme projesidir. Bu, gerçek bir fitne projesidir. Bu süreçte İslam ve İslam'a ait her şey, ağdalı bir dille hesaba çekilirken, Allah'ın mütemadiyen takbih ettiği ehli kitabın muharref dini yüceltilmekte, hristiyanlığa ait olan her şey ta'ziz edilmektedir.
Türkiye'de diyalog deyince hemen akla gelen isim olan Fethullah Gülen bir beyanat yayınlayarak, 16. Benediktus'un çıkışına ilişkin kanaatlerini açıkladı. Gülen'in açıklaması, diyalog süreci kurşunlandı korkusuna kapılanların yüreklerine su serpmiş olmalıdır. Çünkü, genel kamuoyunun kanaatinin aksine Gülen, 16. Benediktus'un sözlerinin diyalog sürecinin ne kadar iyi yolda olduğu ve devam etmesinin kaçınılmazlığını anlatmaya çalışmaktadır.
Fethullah Gülen beyanatında diyor ki, "Semavî din mensupları arasındaki ayrılıklar, ihtilaflar ve bunlardan kaynaklanan kavga ve muharebelere gelince, bunlar dinden, diyanetten değil, İlâhî mesajın aslına sadık kalamamış kinin, nefretin, menfaat ve çıkarın çocukları olan mübtedî din müntesiplerinin ortaya attıkları yanlış yorumlardan, inhiraflardan, hevâ ve hevesten kaynaklanmıştır / kaynaklanmaktadır."(50) Diyalog projesi işte böyle, insanları Kur'an'la karşı karşıya getirir. Dahası, kelime-i şehadetin ikinci yarısından da rahatsızlık duyurur. Kur'an, ayrılıkların dinden kaynaklandığını açıkça belirtmektedir. Ehli Kitapla aramızdaki ihtilaf akidevîdir, Müslümanların kininden, nefretinden kaynaklanmamaktadır. Hristiyan ve Yahudilerin Müslüman öfkesi de kesinlikle, dinleriyle dinimizin farklı oluşuyla alakalıdır.
Hristiyanlarla Müslümanlar arasındaki ihtilaf, 'mübtedi Müslümanların'(?) ortaya attığı yanlış yorumlardan ise, Allah üçün üçüncüsüdür akidelerinden dolayı Hristiyanları kafir sayan görüş, hangi 'mübtedî'ye aittir? Daha Fatiha suresinde, "mağdubi aleyhim" ve "dâllîn" tanımlamalarıyla yollarından Müslümanların yolları tamamen ayrıştırılan zümreler kimlerdir? İsa'yı Allah'ın dışında rab edinen, İsa'yı ve annesi Meryem'i Allah'ın dışında ilahlar edinen ve bu yüzden de kafir olarak anılanlar, 'mübtedi müslüman'ların gadrine mi uğramaktadırlar?
Fethullah Gülen, tahrifatına devam ediyor: "Çünkü, İslâm'ın girip yerleştiği bir kalbde Yaratan'dan ötürü ve yaratılanların hatırına sadece ve sadece sevgi vardır, alâka vardır, hoşgörü vardır." Peki, Tevbe suresinin 23 ve 24. ayetlerini; Yahudileri ve Hristiyanları dost (velî) edinmeyi yasaklayan ayetleri (5/Maide, 51 v.b.); Ehli Kitabın Müslümanlara düşman olmasının sebebinin onların Allah'a, Kur'an'a ve önceki vahiylere iman etmek olduğunu bildiren ayetleri (5/Maide, 59); Peygamber (a.s)la Peygamberliği hususunda çekiştikleri için onları mübahaleye davet eden ayetleri (3/Al-i İmran, 61) acaba bir diyalogcu hoca neshederek, hükmünü ortadan mı kaldırmıştır?
İslam'ın girip yerleştiği kalbte, kafir olarak öldükleri açıkça belli olan kimselere mağfiret dilemek hastalığını Kur'an gidermiştir. (9/Tevbe, 113). Mü'minlerin kalbinde Allah'a, Peygamber/ler/ine, mü'minlere sevgi dopdoludur, onları veli edinirler. Kafirlere ise, kıyamete kadar devam edecek olan bir öfke ve din ayrılığı şuuru vardır. Allah'ın, mü'minlerde olmasını istediği bu şuur, diyalog adına mankurtluğa dönüştürülemez.
Fethullah Gülen devam ediyor, diyor ki: "Papa 16'ncı Benedict'in konuşması da göstermiştir ki, insanlık ailesinin diyaloğa her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır. Önemli olan, küreselleşen dünyada aynı yerküreyi paylaşan, paylaşmak zorunda olan insanlar olarak bizlerin dini, siyasi, kültürel, ideolojik farklılıklarımızdan doğan mesafeleri aşacak performanslar ortaya koyarak, Allah Rasulü (aleyhissalatü vesselam)'nün ve İslam'ın, insanların fıtratla uyum içinde yaşayabilmeleri hususunda getirdiği müstesna prensipleri herkese gösterebilmemizdir." Müslümanlara teklif edilen iş ne büyük cürümdür! Dinî, kültürel ve ideolojik farklılıklarımızdan doğan mesafeleri aşmak da ne demek? Peki başka hangi mesafe kalıyor ki? Aslında geriye kalan mesafe bellidir: Hristiyanların dinine tabi olmak! Aksi taktirde onlar Müslümanlardan asla razı olmayacaklardır. (2/Bakara, 120). Fıtratla uyum içinde yaşamak, tamamen İslam'a teslim olmakla mümkündür. Fıtrat dini İslam'dır. Allah'ı üçleyen Hristiyanlık fıtrata yabancıdır.
Allah'ın arzı geniştir ve mü'min kafir; Hristiyan, Müslüman; namuslu namussuz; ahlaklı ahlaksız herkese vatan olmaya elverişlidir. Lakin önemli olan, Allah'a şirk koşmamaktır. Allah da biliyordu ki, biz mü'minlerle kafirler aynı yerküreyi paylaşacağız; O'nun sanatını O'na mı öğreteceğiz? Ama O'nun iradesi, değil 'küredaş'ımız, öz be öz babamız, anamız, kardeşimiz de olsa kafirlere ve müşriklere sevgi beslemememizdir. İman etmedikçe onlarla aramızda bir bağ bulunmamaktadır. Diyalogçuluk ise bu bağı oluşturmaktadır.
İslam'ın diyalog anlayışını ve temel şartlarını Ali İmran suresinin 64. ayeti, efradını cami, ağyarını mani biçimde açıklamıştır. Bu ölçülerin dışında diyalog aramak, Hristiyanların ve Yahudilerin işbirlikçisi olmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır.
F. Gülen'e göre, Vatikan geçmiş yıllarda Haçlı seferlerinden özür dileme gereği duymuştur. 16. Benediktus'un açıklamaları ise, Vatikan'ı temsil etmeyen, şahsına özgü bir durummuş. Evet şimdi sıra anlaşılan Müslümanlarda: Müslüman olduğumuz için, haçlı seferlerinde öldürüldüğümüz için, haçlılar tarafından barbar sayıldığımız için özür dilememiz isteniyor! Kandil günlerinde ve ramazan ayında içki satmayan tekel bayileri misali, Haçlı seferlerinden dolayı özür dileyen Vatikan, Irak, Afganistan ve Filistin üzerinden yürütülen yeni haçlı seferlerinden dolayı, acaba sekiz yüz sene sonra mı özür dileyecektir
Gülen'in "Katolik dünyasının liderliğini yapan en müessir ağızdan çıkan bu tür cümleler ve bu cümlelere dayelik eden düşüncelerin tabanda kabulü yeryüzünü Haçlı Seferleri döneminde olduğu gibi kana bulamak isteyen radikal gruplara cesaret verici mahiyettedir" cümlesi, tabi 16. Benediktus gibi "üzgünüm sözlerim yanlış anlaşıldı" demezse, Haçlı seferlerine karşı duran Müslümanları 'radikal' unsurlar görerek, bugünkü radikalleri de onlara benzetme anlamı içermektedir. Zaten Gülen'in radikallerden, cihadcı İslam'dan rahatsızlığı bilinen bir gerçektir.
Müslümanların Tepkisi Nasıl Olmalı?
Müslümanların Papa'ya tepki olsun diye, sokaklara dökülmelerine gerek olmadığını düşünüyorum. Hele de, İran'ın Kum kentinde, tüm medreselerin kapatılıp sokağa çıkılmasını anlayabilmiş değilim.
Müslümanların belki de ilk ve en önemli tepkisi, İslamî siyasi düşünceyi oluşturmak olmalıdır. Bunun için de kuşkusuz, akîdemizi tamamen islamîleştirmemiz gerekir. Bunun içinse, bilgi ön şarttır. Müslümanlara ilişkin asırlık projeler geliştiren yeni-haçlılara, sokak protestolarıyla hiçbir cevap verilemez. Müslümanların cevabı, İslamî siyasî düşüncenin kıvamı ile doğru orantılıdır.
İkinci olarak, biz Müslümanlar, kimliğimizi yeniden kazanmak, değerlerimize sahip çıkmak, değerlerimizden komplekse kapılma hastalığından kurtulmak zorundayız. Allah'ı kişileştiren, kişileri Allahlaştıran kafir bir medeniyetin sahipleri, bu sapkın inançlarına ve kültürlerine cansiperane sahip çıkarken, temelinde hiçbir hurafe barındırmayan, Allah'ın yegane sahih dini İslam'ın şeref ve kıymetini takdir edememek, Müslümanlar için büyük bir züldür.
Müslümanlar olarak, 'edilgen islamcılık' politikasından tamamen kurtulmalıyız. Sırf Papa'ya laf yetiştireceğiz diye, oturup, İslam'ın ne kadar akılcı bir din olduğunu, İslam'ın şiddet içermediğini v.b. izaha kalkışmak, gıyabımızda kurulan oyunun bir parçasıdır. Bu oyuna gelmemeliyiz. Dinimize ta'n edenin Müslüman olmadığını bilmeliyiz.
Üçüncü safhada Müslümanlar olarak, sadece bugün için değil, bugün ve her gün, yaşadığımız müddetçe, kafirlerin izzet, sertlik, ve metanet, mü'minlerin ise şefkat, merhamet ve dostluk bulacakları bir duruşun sahibi olmalıyız. Nasıl ki Katolikliğin İslam'a olan kin ve nefreti, anlık değil, süregelen kemikleşmiş bir politika ise, Müslümanların tepkisi de, bilinçli, amaçlı ve kalıcı olmalıdır. Papa'nın İslam'a olan nefreti, Hristiyan batı dünyasına güvenmemizin mümkün olmadığını bize göstermelidir.
Biz Müslümanlar, dinlerarası diyalog fitnesinin farkına varmak, bunun gibi çağdaş mescid-i dırarların şerrinden korunmak zorundayız. Sırf hatır gönül kaygısıyla, diyalog ve hoşgörü adıyla düşürülmek istendiğimiz fitne hareketlerine ses çıkartmayan Müslümanların, papa cenaplarını tel'in edişi ne kadar önemsenebilir? Diyalog sürecinde, Müslümanlardan çok putperest Hristiyanlığın avukatlığını yapan, ehli kitapla amentüde ittifakımız olduğunu ileri süren, sözde Müslüman bir Papa-severler zümresi teşekkül etmiştir. Bu ve benzeri zümrelerin maskesini çekip almadan, İslam'a hakaret eden düşman odaklarla hesaplaşmak mümkün olmayacaktır.
Sonuç olarak diyebilirim ki, Peygamber'e hakaret dışarıdan, Vatikan'dan, Papa'dan gelmemektedir. Gerçek hakaret, Muhammed'in dinine müntesip olduğunu ikrar etmesine rağmen ruhuyla, beyniyle, aklıyla, kalemiyle ve diliyle Vatikan'a ve Papa'ya hizmet üretenlerden gelmektedir.

Dipnotlar
1-Ceyda Karan, 16. Benediktus, Manuel II Paleologos'u Niye Andı? Radikal, 18.09.2006.
2-Erhan Afyoncu, Bizans İmparatoru Uydurdu, 16. Benedikt de İnandı, Bugün, 17.09.2006.
3-Bu Alıntı Çok Tartışılacak, Radikal, 14.09.2006
4-Papanın Hezeyanları, Milli Gazete, 15.09.2006.
5-İmparatoru Kalkan Yaptı, Milliyet, 14.09.2006
6-Papa Radikal İslam'a Çattı, Hürriyet, 14.09.2006.
7-Papanın Konuşmasının Tam Metni, Zaman, 16.09.2006.
8-Papa'nın yanılmazlığı 'Pastor Aeternus' yasası ile, I. Vatikan konsili (1869-1870)nde kabul edilmiştir. Bkz. Prof. Mehmet Aydın, Hristiyan Genel Konsilleri ve II. Vatikan Konsili, Konya-1991, s.52-55.
9-Selçuk Gültaşlı, Vatikan'dan Özür Yok, Zaman, 15.09.2006.
10-Süleyman Kurt-Timofey Neşitov, Papadan Tehlikeli Yorum, Zaman, 14.09.2006
11-'Sözlerini Okumadan Tepki Veriyorlar', Milliyet, 16.09.2006.
12-Papa'nın Alıntı Yaptığı Kitabın Yazarı Konuştu, Zaman, 27.09.2006.
13-Yeni Şafak, Manşet, 16.09.2006
14-Zaman, 18.09.2006.
15-Papa Aslında Özür Diledi, Yeni Şafak, 21.09.2006.
16-Mahmut Aydın, Monologdan Diyaloğa, Ank-2001, s. 143.
17-Suat Yıldırım, Kiliseyi İslam ile Diyalog İstemeye Sevk Eden Sebepler, 'Asrımızda Hristiyan-Müslüman Münasebetleri, İst-1993' içinde, s. 26.
18-Ömer Lütfi Mete, Yerli Haçlılık Nasıl Dengelenir?, Tercüman, 18.09.2006.
19-Şinasi Gündüz, Vatikan'ın Tarihsel Açmazı, Zaman, 24.08.2004; 16. Benediktus samimi Biçimde Özür Dilemeli (NYT, başyazı), Radikal, 17.09.2006.
20-Altıhdal: Papanın Saldırısı Planlı, Milli Gazete, 15.09.2006.
21-Merkel: Yanlış Anlaşıldı, Zaman, 17.09.2006.
22-Selçuk Gültaşlı, Papa'nın Bütün Adamları, Zaman, 18.09.2006.
23-Erdoğan: Papa Benedikt'in sözleri Çirkin ve Talihsiz, Zaman, 17.09.2006.
24-Mesela bkz. Joseph S. Nye, Yumuşak Güce Daha Fazla Başvurmalıyız, (The Daily Star), Radikal, 16.09.2006.
25-'Sözlerini Okumadan Tepki Veriyorlar', Milliyet, 16.09.2006.
26-John L. Allen (ABD/National Catholic Reporter gazetesinin Vatikan muhabiri), Papa'nın İstediği Karşılıklı Hoşgörü, Radikal, 22.09.2006.
27-Yasemin Taşkın, Vatikan'ın Türkiye Raporu, Sabah, 17.09.2006.
28-John L. Allen, Papa'nın İstediği Karşılıklı Hoşgörü, Radikal, 22.09.2006.
29-Görüşmeye Çağırdı Ama Konuşturmadı, Yeni Şafak, 26.09.2006.
30-Hayreddin Karaman, Papaya Rağmen Diyalog, Yeni Şafak, 17.09.2006.
31-A. Turan Aklan, İrtica Vatikan'da, Zaman, 16.09.2006.
32-İKÖ Papanın İftiralarına İlmî Cevap Verecek, Zaman, 16.09.2006.
33 -Mustafa Özcan, Papa Çekilmelidir, Yeni Asya, 18.09.2006.
34 -Hüseyin Hatemi, Katolik Kilisesine Dostça Uyarı, Yeni Şafak, 20.09.2006.
35 -Hayreddin Karaman, Papaya Rağmen Diyalog, Yeni Şafak, 17.09.2006.
36 -Müslüman Din Adamları Eleştirilmeyi Öğrenmeli, Radikal, 21.09.2006.
37 -Mehmet Said Aydın, İslam'ın Yükselişi Ezberlerini Bozuyor, Yeni Şafak, 25.09.2006.
38 -Tarık Ramazan, Akılcılık Yoksa Diyalog da Yoktur, (İ. Herald Tribune), Radikal, 24.09.2006.
39 -Tarık Ramazan, Akılcılık Yoksa Diyalog da Yoktur, (İ. Herald Tribune), Radikal, 24.09.2006.
40 -Papanın Hezeyanları, Milli Gazete, 15.09.2006.
41 -Papaya Sert Tepki, Hürriyet, 15.09.2006
42 -Papaya Dünyadan Tepkiler Yağıyor, Zaman, 16.09.2006.
43 -Papaya Dünyadan Tepkiler Yağıyor, Zaman, 16.09.2006.
44 -Murat Belge, Papa Olayı, Radikal, 17.09.2006; İsmet Berkan, Niye Özür Dilemedi?, Radikal, 17.09.2006
45 -Bardakoğlu Kızgın, Radikal, 15.09.2006; Papa İçindeki Kini Yansıttı, Yeni Şafak, 15.09.2006.
46 -Bardakoğlu Kızgın, Radikal, 15.09.2006; Papa İçindeki Kini Yansıttı, Yeni Şafak, 15.09.2006.
47 -Bardakoğlu AB'ne İslam ve Diyaneti Anlattı, Zaman, 29.08.2006.
48 -Haluk Şahin, Papa Özür Dilemeli, Radikal, 16.09.2006.
49 -İsmet Berkan, Akıl ve Vahiy, Radikal, 18.09.2006.
50 -Fethullah Gülen'in Açıklaması: 'Açıklama Esef Verici', Zaman, 17.09.2006.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...