|

“Papa Hz. Muhammed’e Hakaret Etti” Öyle mi?
Mehmed DURMUŞ

Mütemadiyen
oynanan oyun bu: Haçlılardan birileri, herhangi bir kutsalı üzerinden
İslam'a saldırıyor, içindeki kini olduğu gibi fâş ediyor. Müslümanlar
ise anında, zembereği boşalmış gibi, ya da, sokakta aniden "imdat!"
çığlıkları arasında, tabana kuvvet kaçan kapkaççının üstüne hücum
edilmesi gibi hücumlar başlıyor. Fakat biraz sonra, ya kapkaççı
yakalanıyor, polis tam 'zamanında' gelip onu halkın elinden kurtarıyor
ya da, kapkaççı izini kaybettiriyor ve anlık öfke biraz sonra yatışıyor;
bir sonraki kapkaç olayına kadar hadise unutuluyor. Ama olsun, olayın
şahitleri vazifelerini hakkıyla yerine getirmişlerdir…
Batı Hristiyan medeniyetinin İslam'la hesaplaşmasının yeni bir versiyonu
ile karşı karşıyayız. Olaya her ne kadar 'oyun' dediysem de bu, Papa 16.
Benediktus'un çıkışını hafifsemek olarak anlaşılmamalı. Bu, ancak
kıyametin kopmasıyla son bulacak olan büyükçe bir oyundur ve Papa'nın
şahsıyla sınırlı değildir; bazı dostları öyle zannetse de…
Papa Ne Dedi?
Papa 16. Benediktus (Joseph Ratzınger), memleketi Almanya'nın
Bavyera eyaletini ziyaretinde bir üniversitede 'İnanç ve Akıl' konulu
bir konuşma yapmış, bu konuşmasında İslam'a olan 'ilgi'sini, İslam,
Kur'an ve Peygamberimiz Muhammed (sav)e ilişkin kanaatlerini sansürsüz
bir biçimde deşifre etmiştir. Papa'nın mezkur konuşması, genelde bu tür
çıkışlara biçilen kılıf gibi, bir gaf ya da kaza eseri değildi; bu
düpedüz bir meydan okumaydı. Roma Papalık Oryantal Enstitüsü İslami
ilişkiler uzmanı Robert Taft bakın ne diyor: "Papa'nın mesajı çok açık.
İnanç adına şiddete başvurmak hiçbir dinde asla kabul edilemez. Ve Papa
görevinin bu konuda İslamiyet dahil her şeye meydan okumak olduğunu
düşünüyor."(1)
Papa konuşmasına, (14. yüzyılda yaşamış) Bizans İmparatoru II. Manuel
Paleologos ile, bilgin bir Fârisî [Bir genç araştırmacı, bu 'Farisi'nin
Hacı bayram Veli olduğunu ileri sürmektedir.(2)] arasında 1391 yılında
Ankara yakınlarında geçtiği öne sürülen Hıristiyanlık ve İslam konulu
diyalogdan alıntılar yapıyor. İmparatorun sözlerini, sadece
'aktarıyorum' demiş olması, Papa'nın başvurduğu basit bir kurnazlıktan
öte bir şey değildir.
Papa, Bizans imparatorundan alıntı yaparak oluşturduğu cümlesinde, İslam
hakkında şunları söylüyor: "Bana Muhammed'in yeni diye getirdiği nedir,
sadece onu gösterin. Burada sadece şer ve insanlık dışı şeyler
bulursunuz. Tıpkı kendi inancını kılıçla yayma yönetiminde olduğu
gibi."(3) Papa'nın cümlesinde 'şer' ve 'kötü' olarak tercüme edilen
kelime 'şeytanî' diye de çevrilmektedir.(4) 'İmparator&Papa', inancı
şiddet yoluyla yaymanın neden mantıksız bir şey olduğunu ayrıntılı bir
şekilde anlatıyor ve "şiddet Tanrı'nın doğası ve ruhun doğası ile
bağdaşmaz" diyor.(5) Sonra şöyle devam ediyor: "İslam'daki cihat
fikrinin içerdiği şiddet, mantığa ve Tanrının planına aykırıdır."(6)
Papa diyor ki, İslamiyet şiddeti haklı çıkarır. İslamiyet'te inanılan
Allah kendi sözünü dahi tutmak, bizlere doğruyu vahyetmek zorunda
değildir! İslamiyet'te inanılan Allah 'gayri makul' hareket edebilir.
Hıristiyanlık'taki Tanrı ise, insan aklına göre sadece 'makul' hareket
eder. İmparator (Paleologos), Kur'an'daki 2. surenin 256. ayetinde, "Din
konusunda zorlama yoktur" denildiğinden elbetteki haberdardı. Uzmanlar,
bunun başlangıç dönemindeki surelerden biri olduğunu söylüyorlar. O
dönemde Muhammed, güçsüzdü ve de tehdit altındaydı"(7)
Burada öncelikle Papa'nın Bakara suresi 256. ayetle ilgili yargılarına
değinelim. Belli ki Papa İslam'ın cahilidir, fakat uzmanları ondan da
cahildir. Çünkü Bakara suresinin Mekke'nin hem de ilk yıllarında
indiğini söylemekteler. Papa'nın sözünün açılımı şudur: İslam
takiyyeci/faydacı bir dindir. Zayıfken "dinde zorlama yoktur" der,
güçlüyken zorlamayı kural olarak benimser! Papa cenapları üzülecekler
ama, Bakara suresi ve 256. ayet Medine'de, bilakis Rasulullah'ın oldukça
güçlü olduğu bir dönemde inmiştir. İslam, Papa'nın aşina olduğu gibi,
takiyyeci bir din değildir. Muhammed (sav), en 'güçsüz' olduğu dönemde,
"ey kafirler! Sizin dininiz size, benim dinim banadır!" demişti. Hem
Papa bilmeliydi ki, Muhammed'e inzal edilen "lâ ikrahe fiddîn" hükmü
İsa'nın dininde de, Musâ'nın dininde de bir biçimde mutlaka yer
almıştır. Çünkü Allah'ın sünnetinde bir değişiklik yoktur ve Dini'nin
kabulü için hiç kimseye zor kullanılmasını murad etmemiştir.
Papa'nın Özrü
Papa 16. Benediktus'un, 12 Eylül 2006 günü yaptığı konuşma hızla
bütün dünyada yankı buldu. Dünyanın her bölgesinden çok farklı Müslüman
çevrelerden hemencecik "Papa özür dilemeli" sesleri yükselmeye başladı.
Papa hiç oralı değildi ve özür dilemedi. Çünkü Papa hata yapmazdı,(8)
onun özür dilemesi hem hata yaptığını kabullenmesi anlamına gelecek, hem
de meydan okumada geri adım atmış olacaktı.
İki gün sonra, Vatikan'dan Papalık sözcüsü Federico Lombardi tarafından
yapılan açıklamada, "Papa, diğer dinler ve kültürlere saygı
duyulmasından yanadır. Bu, İslam için de geçerlidir. Ancak şiddeti,
dinsel gerekçelere dayandırmaya açık ve köklü biçimde karşı çıkmak da
Papa'nın son derece önem verdiği bir konudur."(9) deniyordu. Sözcü, 16.
Benedict'in İslam'ı şiddet dini olarak göstermek istemediğini, İslam
içinde hem şiddet karşıtı, hem de şiddet yanlısı grupların bulunduğunu,
Papa'nın, İslam'ı şiddet yanlısı olarak göstermek istemediğini iddia
ediyordu.(10) (anlamak zor değil, Vatikan'a kadar gidip, selefinin elini
öpen diyalogçular, İslam'ın 'şiddet karşıtı' cenahını temsil
ediyorlar…).
Bu 'özürümsü' beyan, kabahatten kuşkusuz daha büyüktü. Çünkü bu sözleri
sarfeden dilin altında, "sizin de, terör üreten bir dininiz olmasaydı!"
türünden bir 'bakla' yatmaktaydı.
Vatikan'ın Ankara Büyükelçisi Antonio Lucibello, Papa'nın sözleri
konusunda başta Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'ndan olmak üzere,
kamuoyundan gelen eleştirilerin "konuşmanın tamamı okunmadan
yapıldığını" belirterek, "Papa yanlış anlaşıldı. Konuşmasında İslam'a
karşı bir unsur yoktur. Sadece dinde şiddete karşıdır" değerlendirmesini
yaptı.(11) Acaba kutsal büyükelçi, Papa'nın da, alıntı yaptığı yazar
Adel Theodore Khoury'nin kitabının tamamını okumadığı iddiasına(12) ne
buyuracaktır? Hasılı Vatikan, İslam'ın şiddet içerdiği, yani İslam'ın
terörü beslediği fikr-i sabitinden geri adım atmıyor ve bunu eleştirmeyi
de Papa'nın en büyük hakkı olarak görüyordu.
Aradan bir gün daha geçtikten sonra Papa konuyla ilgili bir beyanat daha
verdi ve sadece, "Müslümanları incittiği için son derece üzgün olduğunu"
belirtmekle yetindi.(13) Zaman gazetesinin "tansiyonu düşürmeye yönelik
açıklama" olarak nitelediği bu beyanatında Papa, konuşmasında tepki
çeken bölümlerin alıntı olduğunu ve şahsî düşüncelerini yansıtmadığını
söylemişti.(14) Papa üzgündü! Yani? Kutsal Papa İslam'la ilgili
gerçekleri söylemişti, dost acı söylerdi ve haliyle biraz üzerdi
gerçekleri söylemek…
20 Eylül gününde Roma'da Aziz Petrus meydanında konuşan Papa, ortaçağda
yapılmış bir konuşmadan yaptığı alıntının kendi kanaatleri olmadığını,
kendisinin Müslümanlar tarafından yanlış anlaşıldığını, oysa İslam ve
diğer dinlerin bağlılarına derin saygı duyduğunu söyleme 'nezaketinde'
bulundu! 'Özür dileyememe' özrü ile malul Papa hazretlerinin bu kadarcık
beyanı, özür dilemişliğine sayıldı…(15)
Papanın özür dileme sayılan sözlerinde, önemli bir ayrıntı var. Eğer
basın, Papanın sözlerini gerçeğine uygun aktarmışsa, Papa, İslam'a
değil, İslam'ın 'bağlılarına' saygı duyduğunu söylemektedir. Burası çok
önemlidir, çünkü Papa II. John Paul, 1978 yılında yayınladığı Redemptor
Hominis adlı genelgesinde, Müslümanlara saygı ve hürmet duyulması
gerektiğini, ancak bu saygı ve hürmetin onların dinlerine değil de,
sahip oldukları insanî vasıflara olduğunu belirtmektedir.(16) Bir
Hristiyan yazarın (J. Garrido), "Müslümanları seviniz, zira onların
kurtarılması gereken ruhları vardır. Ama onların gerçek dinî
[Hristiyanlığı] tanımalarına mani olan İslam'ı reddediniz" sözleri,(17)
bu Hristiyan 'saygı'sının özüne ilişkin bir fikir vermektedir.
Papa 16. Benediktus'un da, selefinin genelgesine sadık kalarak, İslam'ı
din olarak kabul etmeyip, İslam'ın bağlılarına hem de 'derin' saygı
duyduğunu beyan etmesi, Vatikan-İslam ilişkileri bağlamında yeni hiçbir
şey olmadığını ortaya koymaktadır. Papa, İslam'ın zavallı bağlılarına
saygı duymuş, hiç değilse dinlerarası diyalog sürecinin yara almamasını
ve iş ortakları 'müslüman' diyalogcuların zor durumda kalmamalarını
temin etmiştir.
Papa Özür Dilese miydi?
Papa'nın konuşmasının ardından herkes, Papa'nın İslam'a saldırısını,
özür dilemekle gideriliverecek bir sorunmuş gibi ele almaktadır. Bu, son
derece sığ bir yaklaşımdır. Diyelim ki Papa özür diledi; "tamam, kastım
o değildi, özür diliyorum" dedi. Papa'nın sözleri, böyle bir özür beyanı
ile affedilecek kadar önemsizse, bu kadar tepki niye? Yok o sözler bu
denli tepki göstermeyi hak ediyorsa, bu özür dilemeye hemencecik nasıl
fit olunmaktadır?
Papa'lara Müslümanlardan daha fazla sevgi besleyenler, Vatikan'ın Haçlı
seferlerinden dolayı özür dilediğine atıfta bulunuyorlar. Haçlıların bu
tür girişimleri, 'summün-bukmün-umyün' diyalogçuları kandırmak için
ellerine tutuşturdukları bir elma şekerinden ibarettir. Bunu, yorumda
aşırılık olarak değerlendirecek olanlar, şöyle bir geriye dönüp
baksınlar: Hristiyanlar, Allah'a İsa'yı ve kutsal ruhu ortak ettikleri,
Allah üçün üçüncüsüdür dedikleri halde Allah'dan özür mü dilediler?
Allah'ın hak peygamberi olan Îsâ (a.s)dan, yaptıkları kafirlikten dolayı
özür mü dilediler? 610 Yılından 2006 yılına gelinceye kadar akıl almaz
küfürleri yaptıkları, başka hiç kimseye yakıştırmadıkları en aşağılık
sıfatları utanmadan yapıştırdıkları Muhammed (sav)den özür mü dilediler?
Bütün bu özür borçlarını yerine getirmeyen, getirmeyi de asla düşünmeyen
Hristiyan dünyası, 16. Benediktus hazretlerinin "özür dilerim, yanlış
anlaşıldım" demesiyle ak-pak mı olacak?
Burada bütün mesele, İslam'ın, Allah tarafından Kur'an vahyi ile vaz
ettiği bir hak Din olarak kabul edilip edilmediği, Muhammed Mustafa'nın
Allah'ın hak peygamberi sayılıp sayılmadığı meselesidir. Üstelik 16.
Benediktus'un söyledikleri, bütün Hristiyan dünyasının hiç değişmeyen en
belirgin politikasıdır. Eğer Muhammed (sav)e yapılan hakaret, ilk kez
bir 'densiz' Papa'nın ağzından kaçırdığı 'talihsiz' sözler olsaydı, özür
dilemek belki bir çözüm olabilirdi…
"Papa'nın özür dilemesi neyi değiştirecek? Batılı insanların genlerine
işlemiş Haçlı nefreti mi azalacak? Papa, İslam hakkındaki
düşüncelerinden pişman mı olacak? Hayır, ne Papa'nın asli kanaatleri
değişecek, ne de Haçlı çizgisi... Papa'ya geri adım attırmanın lezzetine
mi talibiz, yoksa aldanmaya mı? 16. Benedikt'in 'İslam'ı şiddet dini
görüp göstermek isteyenlere destek vererek Haçlılık yaptım' demesiyle
avunacak mıyız? İçimizdeki Müslüman kökenli veya görünümlü medya
Haçlıları ne olacak? Atatürkçülük maskesi ve kökten Batıcılık dürtüsüyle
milletin ensesinde boza pişiren ve değerlerini tahrip etmek için dizi
dizi kepazelik yayınlatan -beyazlıkları kendilerinden menkul- Beyaz
Türkler, İslam hakkında acaba Papa'dan çok farklı mı
düşünmektedirler?"(18)
Sadece 'beyaz Türkler' değil, nurlu-nursuz birçok 'gri' Türk de öyle
düşünüyor.
Papa Ne Yapmak İstedi?
Papa 16. Benediktus, tam olarak ne yapmaya çalıştı? İslam'a saldırısının
nasıl tepki doğuracağını bile bile, o sözleri neden söyledi? Şimdi bu
sorunun cevabını bulmaya çalışalım.
Türkiye, AB ve Papa
Papa'nın İslam'a ta'n edişinin altında yatan sebeplerden biri,
Türkiye'nin AB'nde yeri olmadığını hatırlatmaya bir kere daha gerek
duymuş olmasıdır. Kendisinin, Türkiye'nin AB'ne girmesine karşı olduğu,
henüz papa seçilmemişken (2004 yılında) bu kanaatini açıkça ifade
ettiğinden beri bilinmektedir. Kardinal Ratzinger, Müslüman bir ülke
olan Türkiye'nin, Avrupa ile daimi bir karşıtlık içinde olduğunu ileri
sürmüştü.(19) Alman başbakanı Angela Merkel de Türkiye'nin AB'ne
girmesini istememektedir. Aytunç Altındal'ın iddiasına göre Papa, bir
hafta önce Merkel'le görüşmüş ve bu görüşmeden sonra, "Avrupa Birliği'ne
giriş Hristiyanlıktan geçer" anlamında bir tavır belirlemişler.(20)
Angela Merkel'in, Papa'nın sözlerine destek vermesi, aralarındaki görüş
birliğini teyid etmektedir.
AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Franco Frattini, 16. Benedict'in
sözlerinin, "Avrupa değerleriyle uyum içinde" olduğunu söyleyerek,
Papa'ya destek vermiştir.(21) Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en
güçlü adayı Nicolas Sarkozy'nin New York'ta Yahudi toplumunun ileri
gelenlerine, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği durumunda Avrupa'nın
İslamlaşması ihtimalini, Türkiye'nin muhtemel AB üyeliğine 'hayır'
denmesi için yeterli delil olarak zikrettiği bildirilmektedir.(22)
Başbakan Tayip Erdoğan'ın "Papa özür dilemeli" yollu beyanatına tepki
gösteren İtalya Hıristiyan Demokratlar ve Merkez Demokratlar Birliği
Partisi'nin Meclis Grup Başkanı Luca Volonte, yazılı cevap vererek,
"Erdoğan'ın ülkesinde insan hakları da din özgürlüğü de yok. Papa'nın
tarih, akıl ve dine çağrısını da tatsız buluyor. AB, Türkiye'nin üyelik
sürecini dondurmalı."(23) şeklinde tepki vermiştir.
Buna benzer AB'nin değişik kademelerinden gelen ve gelecek olan
tepkilere bakılırsa, AB hayali ile yaşayan Türkiye, arada bir bu
şekilde, daldığı tatlı hayallerden uyandırılmak istenmektedir. Katolik
dünyasının en büyük Ruhani lideri kanalıyla, Türkiye'nin yerinin AB
olamayacağı bir kere daha ve bu sefer İslam'ın en önemli değerleri
üzerinden 'hatırlatılmıştır.' Papa, sözlerinin doğuracağı aksülameli
bilmiyordu denemez. Dolayısıyla, dünyanın değişik bölgelerinde,
Trabzon'da bir rahibin öldürülmesi türünden 'istenmeyen' olayları
tetikleyip, Avrupa devletlerine "işte gördünüz mü, Müslümanlar hoşgörülü
ve özgürlükçü değildir, AB'de yerleri olamaz" mesajını verdirmeyi
aklından geçirmiş olması da pekala mümkündür.
Siyasal İslam
Fakat bilinmelidir ki, yerinin AB olmadığı uyarısında, bir bahane
olarak öne sürülen Türkiye'nin dinî kimliği, 'siyasal İslam'dan kinaye
olarak kullanılmaktadır. Papa'nın tepkisi de, başkalarının tepkisi de,
'fundamentalizm' yaftasıyla kastettikleri, siyasal İslam'a yöneliktir.
Kabul edilmeyen, siyasal İslam'dır, medeniyet kurmaya, toplum hayatını
A'dan Z'ye şekillendirmeye, kısacası devlet kurmaya talip olan nebevî
İslam'dır. Yoksa, Ilımlılaştırılmış, AB değerleriyle uyumlu hale
getirilmiş, muasır putperestliklerin hiçbiriyle bir alıp veremediği
olmayan bir 'İslam'dan, yani bu tür 'islamî temsil'den kim, neden
rahatsız olsun? Gün geçmiyor ki, cihadcı/radikal İslamcılara karşı,
ılımlıları desteklemenin gereğine ve aksinin stratejik hata olacağına
dair bir yazı basında yer almasın.(24)
Dikkat edilirse Papa, konuşmasında İslam'ı 'şiddet' bağlamında ele
almaktadır ve Muhammed'in [İslam'ın] şiddet yanlısı olduğunu ileri
sürmektedir. Papa'nın tepkisi, İslam'ın siyasi boyutunadır. Düşünelim:
Hristiyan batı medeniyeti, en yüksek dini mercilerini de kullanarak,
1400 senedir bir türlü ılımlılaştıramadıkları, kendilerine
benzetemedikleri Muhammed (sav) üzerinden, 'cihadcı/radikal İslam',
'siyasal islam', 'fundamentalist akımlar' gibi isimlerle andıkları
İslami dirilişe meydan okumaktadırlar. Meydan okumanın dozu ve tonu,
dirilişin gelişim seyrine orantılı olarak artmaktadır.
Diyalog Çağrısı
16. Benediktus'un 'talihsiz'(!) konuşmasının diyalog sürecini
baltalama tehlikesinden yakınanlar, denebilir ki aslında diyalog
gerçeğini anlamamışlardır. Papa o sözleriyle diyalog sürecini
baltalamayı değil, bilakis bir çeki düzen vermeyi istemektedir.
Papa'nın, Kilisenin Hristiyanlığı yayma misyonunun misyonerik bir
parçası olan diyalog sürecini akamete uğratmayı isteyecek kadar
'izansız' olduğu düşünülemez.
Alman Başbakanı Angela Merkel, Papa'nın sözlerinin amacının
anlaşılmadığını, konuşmasının dinlere yönelik bir diyalog çağrısı
olduğunu, Papa'nın, kendisinin de çok önemli ve gerekli gördüğü diyalog
için çok çaba harcadığını belirtmektedir.(25) Batılı aydınlar gibi, Papa
16. Benediktus da, İslam'ın batının çağdaş felsefesine adapte
edilemeyeceğinin pekala farkındadır. 1997 Yılında kendisiyle yapılan bir
röportajda, "İslam'ın çoğulcu toplumların özgür ortamına dahil
edilemeyeceğini anlamalıyız." demiştir.(26) Normal prosedür içinde
İslam'ı batının putperest medeniyetiyle bütünleştiremeyeceğini iyi bilen
papalık, diyalog yoluyla islamı ılımlılaştırmanın çıkar yol olduğunun
farkındadır.
Diyalog, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında, siyasi bir faaliyettir.
Papa'nın, Vatikan'da kendisi için hazırlattığı 'Türkiye Raporu'nda,
'fundamentalist İslamcılar'ın AKP modelini benimsemediklerinin, Türk
modelini en tehlikeli düşman saydıklarının altı çizildikten sonra,
'Erdoğan Modeli' denilen 'politik İslam' denemesinin desteklenmesi ve
Batı'nın bu hareketle diyalog kurması tavsiye edilmekte ve Erdoğan'ın
partisi ile, Araplar tarafından nefret edilen 'Hıristiyan' Batı'nın
diyalog kurabileceği, Batının, AKP ile politikanın büyük temaları
üzerine ortak bir alan oluşturabileceği ileri sürülmektedir.(27)
16. Benediktus'un liderliğindeki Vatikan'ın temel politikasını, ılımlı
islamcılara, "Radikalleri birlikte etkisizleştirelim!" diye
özetlenebilecek bir diyalog çağrısı olarak yorumlayanlar var:
"Benediktus yönetiminde Roma Katolik Kilisesi, İslamî köktendinciliğe
karşı daha eleştirel bir duruşa doğru kayıyor. Bu ya İslam'ı reforma
itecek ya da bir 'medeniyetler çatışması'nı harekete geçirecek. Belki
ikisi birden olur. … Benediktus'un şahsen Müslümanlara iyi yaklaştığı
biliniyor."(28) Gerçekten de Papa, 25 Eylül 2006 günü, 22 'müslüman'
ülkenin büyükelçisini Roma yakınlarındaki yazlık sarayına davet ederek,
bir görüşme yaptı. "Oruçludurlar" varsayımıyla hiçbir şey ikram etmediği
konuklarına, 8.5 dakika boyunca hiç söz hakkı vermeyen Papa, kendi
söyleyeceklerini söyledikten sonra kapıyı gösterdi. Ama Papa'nın,
"geleceğimiz diyaloğa bağlı" demesi ve diyaloğun samimi ve saygılı
olması gerektiğinin altını çizmesi dikkat çekiciydi.(29)
İşte bu anlamda Papa'nın çağrısıyla, mesela Fethullah Gülen'in ılımlı
İslam vurgusu ve cihadcı/radikal İslam'a olan tepkisi arasında büyük bir
benzerlik söz konusudur. Her ikisi de radikal İslam önünde dalgakıran
misyonunu icra etmektedir.
Peki, Vatikan, diyaloğu böyle görürken, Türkiye'deki en 'ciddi' diyalog
ustaları nasıl görüyor? Onlar, maskeli baloda, şirin görünümlü maskeleri
yorumlamaya; haçı hilal, istavroz çıkartmayı fatiha okumak olarak
algılamaya devam ediyorlar. Onlar "[Diyalog] Kur'an'ın dediği gibi
'gayr-i müslimlerle iyilik ve adalet çerçevesinde ilişki kurmaktır."
diyorlar.(30)
Diyaloğu 'oyun ve oynaşı' olarak algılayanlar, iyi Papa-kötü Papa
ayrımına giderek, önceki Papa John Paul'ü, "hakikaten mutedil bir insan"
olarak anmakta;(31) Vatikan'ın başında İslamiyet hakkında bu düşünceleri
açıklayan bir Papa'nın bulunmasının talihsizlik olduğunu, bu sözlerle
İslam dünyasını üzen 16. Benedict'in aynı zamanda Papa 23. John'un
kemiklerini sızlattığına ve Papa 23. John tarafından başlatılan dinler
arası diyalog çalışmalarının boşa çıkmak üzere olduğuna (Dinler
Tarihçisi Prof. Dr. Mehmet Aydın) dikkat çekmekte;(32) John Paul'ün
"hikmet sahibi ve olgun" biri;(33) Irak Savaşı'na karşı tutumu ile de
"İslâm'a sevgide yakınlığı"nı ve özü ile sözünün birliğini gösterdiğini,
'Yüce Sevgili'ye dost olan Habeş Meliki gibi, Müslümanların aklı başında
olanlarının da O'nu sevdiğini ve rahmet dilediğini ileri sürmekte;(34)
ölen Papa'nın diyalog yanlısı olduğunu, şimdikinin soğuk baktığını iddia
etmektedirler...(35) Doğrusu, Papa John Paul'ün elini öpenleri şimdi
daha iyi anladığımı itiraf etmek isterim. Demek ki eli öpülesi bir
Papa'ymış… Ama Kur'an'ın şu ayetini de şimdi çok daha iyi anladığımı
belirtmek isterim: "Allah, aklını kullanmayan kavim üzerine rics
indirir." (10/Yunus, 100).
İslama bakışlarında önceki Papa ile yenisi arasında hiçbir fark
olmadığını görmek için, yeterince doküman bulunmaktadır. Bütün mesele,
şu meş'um şahinlik ve güvercinlik rollerini iyi anlamakla alakalıdır.
Müslümanlar'ın Terbiye Edilmesi
Papa'nın yaptığı konuşmanın önemli bir sebebi de, 'barbar
müslümanların eğitilmesi' politikasıdır. "Müslüman din adamları
eleştirilmeyi öğrenmeli" diyen yazarın(36) mesajı buna işaret
etmektedir. Özellikle 11 Eylül 2001 tarihinden beri, hem ABD ve hem de
Avrupa devletleri, cihadcı İslam'ın barbarlık, köktendinci Müslümanların
da barbar olduğunu, tam bir beyin yıkama yöntemiyle işlemektedirler.
Buna elbette Vatikan gibi önemli bir dinî örgüt de eşlik edecektir.
Siyasisi, aydını, din adamı ile hemen hemen bütün batılıların doğuya
tepeden bakıcı, kendini öğretmen olarak gören tutumu, her söz ve
fiillerinde belirgindir.
Aslında Batılının bu tepeden bakıcı tutumu, aynı zamanda onun korkusunu
yansıtıyor. Müslümanlığın yayılması, Hıristiyanlığın gerilemesinden
endişe ediyorlar. İslama ilişkin toplum mühendisliği projeleri
yapıyorlar ama, İslam'ın bir türlü istenilen düzeyde zayıflamaması,
diyalog yanlısı Devlet bakanı Mehmet Said Aydın'ın deyimiyle,
"ezberlerini bozuyor." İslam'ın, diğer dinlerin geçtiği süreçten
geçmemesi onları sıkıntıya sokuyor.(37)
Müslümanları kendi dinlerinden kuşkuya düşürme hususunda kullandıkları
'araç'lardan biri olan, Hasan el-Benna'nın torunu Tarık Ramazan, Papa'ya
tepki göstermek yerine, söylediklerinin doğru olup olmadığına bakmamızı,
bu işe de "cihadın 'kutsal savaş' biçiminde tercüme edilmesini kabul
etmeyerek" başlamayı önermektedir.(38) Müstemleke vaizi gibi konuşan
Ramazan, şiddetin İslam'da istisnadan ziyade genel kural olduğunu ve
Papa'ya gösterilen kitlesel protestoların da bunu kanıtladığını iddia
ediyor.(39) Tarık Ramazan'a göre, Papa resmi özür talep edilmesi gereken
bir hakaret yapmış değildir ve Papa'nın Bizans hükümdarından yaptığı
alıntıyı, onun İslam'a saldırısı olarak algılamak akılcı ve adil
değildir. Tarık Ramazan'ın, Kur'an'ın Allah yolunda malımızla ve
canımızla cihad etmeyi emreden hükümlerini 'şiddet' olarak yorumlaması
ve cihadın kutsal savaş olmadığını iddia etmesinde herhalde, "yarın
danışmanlık yaptığım Tony amcama ne derim?" kaygısı etkili olmuştur.
Papaya Tepkiler
Benzer olaylarda hep yaşandığı gibi, 16. Benedikt'in İslam'a
saldırısına, çoğu, hiç kimsenin ciddiye almayacağı anlık tepkiler
verildi. Bunlara bazı örnekler vermek istiyorum.
Mesela, Milli Gazete'nin birinci sayfadan, "AHLAKSIZLIĞIN ZİRVESİNDEKİ
PAPA'NIN HEZEYANLARI İTTİFAK VE DİYALOGCULARA İBRET OLSUN" başlığı
altında kaydettiği, "Hıristiyanlarla 'diyalog' isteyen Batı
hayranlarının, Papa'nın açıklamaları karşısında nasıl bir tepki vereceği
merak ediliyor."(40) sözleri, bu niteliksiz tepkilerin tipik bir
örneğidir. Çünkü, Papa 16. Benediktus'un Türkiye versiyonu gibi, diyalog
adı altında, batı ve onun bütün putperest değerleriyle ittifak
faaliyetlerini yıllardır yürüten çevrelere, ciddi anlamda hiçbir
eleştiri yöneltmeyip, herkesin saldırdığı 'abalıya' [Papa] bugün vurmak
kolaydır. Ya diğer, 'aba'sız Papalar ne olacak?
Bu cümleden olarak, mesela Hindistan polisinin, Keşmir bölgesinde,
Müslümanlar ayaklanır korkusuyla Papa'nın konuşmasını manşet yapan
gazeteleri toplatması ile, 'Fransa İslam Konseyi Başkanı'nın,
"Vatikan'ın en kısa zamanda, bir vahiy dini olan İslam ile siyasal bir
ideoloji olan İslamcılık arasındaki hattı vurgulayan bir açıklama
yapmasını umuyoruz"(41) çıkışı arasında özde bir paralellik
görülmektedir. Adı geçen konsey başkanı, Papa'nın aslında, "bir vahiy
dini olan İslam'ın" siyasallaşmış biçimine -ki başka biçimi de yoktur
İslam'ın- şerh koyduğunu, bu İslam'ın Muhammed (a.s)ın getirdiği İslam
olduğunu belli ki bilmiyor.
Yusuf el Kardavi'nin, "sonuna kadar açık ellerimiz"in barış, tolerans ve
sevgi için dua ettiğini", savaş, kin ve fanatiklik için etmediğini
söylemesi,(42) Papa'yı protesto sadedinde, ama aslında onu daha da
haklılaştırıcı bir yaklaşımdır. Muhammed Hüseyin Fadlallah'ın, Vatikan
kanalı ile değil de, Papa'nın bizzat kendisinin özür dilemesini talep
etmesi(43) ise, Papa'nın işinin sanıldığı gibi zor olmadığını
göstermektedir.
AKP milletvekili Salih Kapusuz'un Papa'yı Hitler'e benzetmesi, ilk
etapta 'okkalı' bir şamar gibi gelebilirse de, temelinde, Yahudiler'in
masumiyeti teorisine kadar yol açan bir benzetme olduğu için, -her türlü
siyasi riskine rağmen- çok fazla kabule şayan değildir.
Papa'ya görece olarak en ses getirici eleştirinin Diyanet İşleri başkanı
Ali Bardakoğlu tarafından yöneltildiği söylenebilir. Başkan'ın sözleri
anında batı basınında yankı buldu ve eleştiriden bir biçimde rahatsızlık
duyanlar Bardakoğlu'nun, Papa'nın sözlerini okumadan, dolayısıyla ne
dediğini anlamadan eleştirdiğini ileri sürdüler.(44)
Ali Bardakoğlu'nun eleştirisinde şu gibi cümleler yer aldı: "Fevkalade
talihsiz, kışkırtıcı ve saldırgan bir açıklama." "Kilise,
Hıristiyanlık'ta tahribat yapıyor. Ama bunu 'akıl' sayıyor.
Papa'nın sözleri tam bir yobazlık örneği. İçinde önleyemediği
düşmanlığı, kini ve nefreti dışa vuruyor;" "Papa'nın açıklamaları
sağduyuyla ve evrensel ahlak ilkeleriyle bağdaşmıyor. Dini ne olursa
olsun veya dinsiz olsun bütün insanların kutsalına saygı
göstermelisiniz;" "Papa, din üzerinden, kavgadan medet umuyor. Kilisenin
uğradığı teolojik zafiyeti gerilimle örtbas edip insanları etrafında
toplamaya çalışıyor. Kilise geçmişte de yalan yanlış yaygaralarla
İslam'a karşı Haçlı Seferleri'ni düzenlemiş, İstanbul'u da işgal ederek
binlerce insanı katletmişti. Katolik kilisesinin aynı zulmü
Ortodokslara, Protestanlara, Yahudilere ve Müslümanlara da reva
gördüğünü unutmamalı. Hıristiyan teologlar Hıristiyanlar dışındaki
insanlarla savaşmayı kutsal bir görev olarak gördüler. Onun için Batılı
kilise adamlarının beyin arkalarında hep Haçlı zihniyeti ve kutsal savaş
anlayışı var. Papa'nın sözleri de aynı düşüncenin ürünü."(45)
Diyanet Başkanı'nın, konumu itibariyle, oldukça 'ileri' sayılabilecek
eleştirileri de çok fazla büyütülmemelidir. Çünkü Diyanet, bu tür
'ileri' tenkidleri bir şekilde dengelemek zorundadır. Zaten Bardakoğlu
da, dinlerarası diyalog ve hoşgörüye en çok ihtiyaç duyduğumuz bu
dönemde Papa'nın çatışmayı körüklediğini, bunun, barış çabalarına ciddi
bir darbe olduğunu, diyalog çağrılarının göstermelik olduğunu
gösterdiğini belirterek, karikatür krizinde olduğu gibi yeni bir
çatışmaya meydan vermemek için, Papa'nın özür dilemesi gerektiğini salık
veriyor(46) ki, bunlar, tansiyonu yatıştırıcı ifadelerdir. Papa 'özür
dilerim' dediğinde bu sözlerin sahibinin yapacağı ikinci bir atak
görünmemektedir.
Avrupa Birliği'ne, Diyanet'in laiklik ve demokrasi açısından
('Müslüman') Türkiye'de ne kadar önemli olduğunu bir kitapla
anlatmaya(47) çalışan Diyanet Başkanı'nın, Papa'yı eleştirisinin etkisi
sınırlı olmak durumundadır.
"Şu Ettiğini Beğendin mi?"
Papa'nın sözlerini eleştiren kimileri de, Papanın konuşmasını
stratejik olarak doğru bulmakla beraber, taktik olarak yanlış buldular.
Bunların tutumu genel olarak, "kaş yapayım derken göz çıkartmayasın!"
şeklinde özetlenebilir. Mesela bir iletişim Profesörü şöyle diyor:
"Haçlı seferlerinin devam ettiğini söyleyenlere, Batı'nın Müslümanlara
tepeden baktığını öne sürenlere, El Kaidecilere ve cihatçılara malzeme
veriyor. O meşum çatışmanın taraflarının arasını daha da açıyor."(48) Bu
demektir ki sorun, Papa'nın sözlerinin, eleştiri konusu olan Müslümanlar
arasında ne gibi sonuçlar üreteceğini iyi hesap edip edememektir.
Bir başka gazeteci de, Papa'nın sözlerinin 'Siyasal İslam' denilen akımı
güçlendireceği endişesini taşımaktadır. Çünkü bu 'radikal' yazara göre,
"Siyasal İslam, bütün diğer Müslüman ülkelere olduğu kadar Türkiye'ye de
önemli bir tehdit"tir ve bu hiç göz ardı edilmemelidir.(49)
Diyaloğa Devam Vatikan'a Selam
Siyasal İslam'ın Türkiye için önemli bir tehdit olduğunu göz ardı
etmeyenlerden biri de Fethullah Gülen'dir ve Gülen'in olayla ilgili
açıklaması da, özet olarak, "şu diyalog çuvalını berbat etme!"
kabilindendi.
Diyalog süreci basitçe bir karşılıklı görüşme olmayıp, Hristiyan batı
dünyasının İslam'ı değiştirme, dönüştürme, kendine benzetme,
Müslümanları kendi dinlerinden soğutma, kısacası bir zihin karmaşası
oluşturma ve giderek kendi köklerinden nefret ettirme projesidir. Bu,
gerçek bir fitne projesidir. Bu süreçte İslam ve İslam'a ait her şey,
ağdalı bir dille hesaba çekilirken, Allah'ın mütemadiyen takbih ettiği
ehli kitabın muharref dini yüceltilmekte, hristiyanlığa ait olan her şey
ta'ziz edilmektedir.
Türkiye'de diyalog deyince hemen akla gelen isim olan Fethullah Gülen
bir beyanat yayınlayarak, 16. Benediktus'un çıkışına ilişkin
kanaatlerini açıkladı. Gülen'in açıklaması, diyalog süreci kurşunlandı
korkusuna kapılanların yüreklerine su serpmiş olmalıdır. Çünkü, genel
kamuoyunun kanaatinin aksine Gülen, 16. Benediktus'un sözlerinin diyalog
sürecinin ne kadar iyi yolda olduğu ve devam etmesinin kaçınılmazlığını
anlatmaya çalışmaktadır.
Fethullah Gülen beyanatında diyor ki, "Semavî din mensupları arasındaki
ayrılıklar, ihtilaflar ve bunlardan kaynaklanan kavga ve muharebelere
gelince, bunlar dinden, diyanetten değil, İlâhî mesajın aslına sadık
kalamamış kinin, nefretin, menfaat ve çıkarın çocukları olan mübtedî din
müntesiplerinin ortaya attıkları yanlış yorumlardan, inhiraflardan, hevâ
ve hevesten kaynaklanmıştır / kaynaklanmaktadır."(50) Diyalog projesi
işte böyle, insanları Kur'an'la karşı karşıya getirir. Dahası, kelime-i
şehadetin ikinci yarısından da rahatsızlık duyurur. Kur'an, ayrılıkların
dinden kaynaklandığını açıkça belirtmektedir. Ehli Kitapla aramızdaki
ihtilaf akidevîdir, Müslümanların kininden, nefretinden
kaynaklanmamaktadır. Hristiyan ve Yahudilerin Müslüman öfkesi de
kesinlikle, dinleriyle dinimizin farklı oluşuyla alakalıdır.
Hristiyanlarla Müslümanlar arasındaki ihtilaf, 'mübtedi
Müslümanların'(?) ortaya attığı yanlış yorumlardan ise, Allah üçün
üçüncüsüdür akidelerinden dolayı Hristiyanları kafir sayan görüş, hangi
'mübtedî'ye aittir? Daha Fatiha suresinde, "mağdubi aleyhim" ve "dâllîn"
tanımlamalarıyla yollarından Müslümanların yolları tamamen ayrıştırılan
zümreler kimlerdir? İsa'yı Allah'ın dışında rab edinen, İsa'yı ve annesi
Meryem'i Allah'ın dışında ilahlar edinen ve bu yüzden de kafir olarak
anılanlar, 'mübtedi müslüman'ların gadrine mi uğramaktadırlar?
Fethullah Gülen, tahrifatına devam ediyor: "Çünkü, İslâm'ın girip
yerleştiği bir kalbde Yaratan'dan ötürü ve yaratılanların hatırına
sadece ve sadece sevgi vardır, alâka vardır, hoşgörü vardır." Peki,
Tevbe suresinin 23 ve 24. ayetlerini; Yahudileri ve Hristiyanları dost
(velî) edinmeyi yasaklayan ayetleri (5/Maide, 51 v.b.); Ehli Kitabın
Müslümanlara düşman olmasının sebebinin onların Allah'a, Kur'an'a ve
önceki vahiylere iman etmek olduğunu bildiren ayetleri (5/Maide, 59);
Peygamber (a.s)la Peygamberliği hususunda çekiştikleri için onları
mübahaleye davet eden ayetleri (3/Al-i İmran, 61) acaba bir diyalogcu
hoca neshederek, hükmünü ortadan mı kaldırmıştır?
İslam'ın girip yerleştiği kalbte, kafir olarak öldükleri açıkça belli
olan kimselere mağfiret dilemek hastalığını Kur'an gidermiştir.
(9/Tevbe, 113). Mü'minlerin kalbinde Allah'a, Peygamber/ler/ine,
mü'minlere sevgi dopdoludur, onları veli edinirler. Kafirlere ise,
kıyamete kadar devam edecek olan bir öfke ve din ayrılığı şuuru vardır.
Allah'ın, mü'minlerde olmasını istediği bu şuur, diyalog adına
mankurtluğa dönüştürülemez.
Fethullah Gülen devam ediyor, diyor ki: "Papa 16'ncı Benedict'in
konuşması da göstermiştir ki, insanlık ailesinin diyaloğa her
zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır. Önemli olan, küreselleşen
dünyada aynı yerküreyi paylaşan, paylaşmak zorunda olan insanlar olarak
bizlerin dini, siyasi, kültürel, ideolojik farklılıklarımızdan doğan
mesafeleri aşacak performanslar ortaya koyarak, Allah Rasulü
(aleyhissalatü vesselam)'nün ve İslam'ın, insanların fıtratla uyum
içinde yaşayabilmeleri hususunda getirdiği müstesna prensipleri herkese
gösterebilmemizdir." Müslümanlara teklif edilen iş ne büyük cürümdür!
Dinî, kültürel ve ideolojik farklılıklarımızdan doğan mesafeleri aşmak
da ne demek? Peki başka hangi mesafe kalıyor ki? Aslında geriye kalan
mesafe bellidir: Hristiyanların dinine tabi olmak! Aksi taktirde onlar
Müslümanlardan asla razı olmayacaklardır. (2/Bakara, 120). Fıtratla uyum
içinde yaşamak, tamamen İslam'a teslim olmakla mümkündür. Fıtrat dini
İslam'dır. Allah'ı üçleyen Hristiyanlık fıtrata yabancıdır.
Allah'ın arzı geniştir ve mü'min kafir; Hristiyan, Müslüman; namuslu
namussuz; ahlaklı ahlaksız herkese vatan olmaya elverişlidir. Lakin
önemli olan, Allah'a şirk koşmamaktır. Allah da biliyordu ki, biz
mü'minlerle kafirler aynı yerküreyi paylaşacağız; O'nun sanatını O'na mı
öğreteceğiz? Ama O'nun iradesi, değil 'küredaş'ımız, öz be öz babamız,
anamız, kardeşimiz de olsa kafirlere ve müşriklere sevgi
beslemememizdir. İman etmedikçe onlarla aramızda bir bağ
bulunmamaktadır. Diyalogçuluk ise bu bağı oluşturmaktadır.
İslam'ın diyalog anlayışını ve temel şartlarını Ali İmran suresinin 64.
ayeti, efradını cami, ağyarını mani biçimde açıklamıştır. Bu ölçülerin
dışında diyalog aramak, Hristiyanların ve Yahudilerin işbirlikçisi
olmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır.
F. Gülen'e göre, Vatikan geçmiş yıllarda Haçlı seferlerinden özür dileme
gereği duymuştur. 16. Benediktus'un açıklamaları ise, Vatikan'ı temsil
etmeyen, şahsına özgü bir durummuş. Evet şimdi sıra anlaşılan
Müslümanlarda: Müslüman olduğumuz için, haçlı seferlerinde
öldürüldüğümüz için, haçlılar tarafından barbar sayıldığımız için özür
dilememiz isteniyor! Kandil günlerinde ve ramazan ayında içki satmayan
tekel bayileri misali, Haçlı seferlerinden dolayı özür dileyen Vatikan,
Irak, Afganistan ve Filistin üzerinden yürütülen yeni haçlı
seferlerinden dolayı, acaba sekiz yüz sene sonra mı özür dileyecektir
Gülen'in "Katolik dünyasının liderliğini yapan en müessir ağızdan çıkan
bu tür cümleler ve bu cümlelere dayelik eden düşüncelerin tabanda kabulü
yeryüzünü Haçlı Seferleri döneminde olduğu gibi kana bulamak isteyen
radikal gruplara cesaret verici mahiyettedir" cümlesi, tabi 16.
Benediktus gibi "üzgünüm sözlerim yanlış anlaşıldı" demezse, Haçlı
seferlerine karşı duran Müslümanları 'radikal' unsurlar görerek, bugünkü
radikalleri de onlara benzetme anlamı içermektedir. Zaten Gülen'in
radikallerden, cihadcı İslam'dan rahatsızlığı bilinen bir gerçektir.
Müslümanların Tepkisi Nasıl Olmalı?
Müslümanların Papa'ya tepki olsun diye, sokaklara dökülmelerine
gerek olmadığını düşünüyorum. Hele de, İran'ın Kum kentinde, tüm
medreselerin kapatılıp sokağa çıkılmasını anlayabilmiş değilim.
Müslümanların belki de ilk ve en önemli tepkisi, İslamî siyasi düşünceyi
oluşturmak olmalıdır. Bunun için de kuşkusuz, akîdemizi tamamen
islamîleştirmemiz gerekir. Bunun içinse, bilgi ön şarttır. Müslümanlara
ilişkin asırlık projeler geliştiren yeni-haçlılara, sokak
protestolarıyla hiçbir cevap verilemez. Müslümanların cevabı, İslamî
siyasî düşüncenin kıvamı ile doğru orantılıdır.
İkinci olarak, biz Müslümanlar, kimliğimizi yeniden kazanmak,
değerlerimize sahip çıkmak, değerlerimizden komplekse kapılma
hastalığından kurtulmak zorundayız. Allah'ı kişileştiren, kişileri
Allahlaştıran kafir bir medeniyetin sahipleri, bu sapkın inançlarına ve
kültürlerine cansiperane sahip çıkarken, temelinde hiçbir hurafe
barındırmayan, Allah'ın yegane sahih dini İslam'ın şeref ve kıymetini
takdir edememek, Müslümanlar için büyük bir züldür.
Müslümanlar olarak, 'edilgen islamcılık' politikasından tamamen
kurtulmalıyız. Sırf Papa'ya laf yetiştireceğiz diye, oturup, İslam'ın ne
kadar akılcı bir din olduğunu, İslam'ın şiddet içermediğini v.b. izaha
kalkışmak, gıyabımızda kurulan oyunun bir parçasıdır. Bu oyuna
gelmemeliyiz. Dinimize ta'n edenin Müslüman olmadığını bilmeliyiz.
Üçüncü safhada Müslümanlar olarak, sadece bugün için değil, bugün ve her
gün, yaşadığımız müddetçe, kafirlerin izzet, sertlik, ve metanet,
mü'minlerin ise şefkat, merhamet ve dostluk bulacakları bir duruşun
sahibi olmalıyız. Nasıl ki Katolikliğin İslam'a olan kin ve nefreti,
anlık değil, süregelen kemikleşmiş bir politika ise, Müslümanların
tepkisi de, bilinçli, amaçlı ve kalıcı olmalıdır. Papa'nın İslam'a olan
nefreti, Hristiyan batı dünyasına güvenmemizin mümkün olmadığını bize
göstermelidir.
Biz Müslümanlar, dinlerarası diyalog fitnesinin farkına varmak, bunun
gibi çağdaş mescid-i dırarların şerrinden korunmak zorundayız. Sırf
hatır gönül kaygısıyla, diyalog ve hoşgörü adıyla düşürülmek
istendiğimiz fitne hareketlerine ses çıkartmayan Müslümanların, papa
cenaplarını tel'in edişi ne kadar önemsenebilir? Diyalog sürecinde,
Müslümanlardan çok putperest Hristiyanlığın avukatlığını yapan, ehli
kitapla amentüde ittifakımız olduğunu ileri süren, sözde Müslüman bir
Papa-severler zümresi teşekkül etmiştir. Bu ve benzeri zümrelerin
maskesini çekip almadan, İslam'a hakaret eden düşman odaklarla
hesaplaşmak mümkün olmayacaktır.
Sonuç olarak diyebilirim ki, Peygamber'e hakaret dışarıdan, Vatikan'dan,
Papa'dan gelmemektedir. Gerçek hakaret, Muhammed'in dinine müntesip
olduğunu ikrar etmesine rağmen ruhuyla, beyniyle, aklıyla, kalemiyle ve
diliyle Vatikan'a ve Papa'ya hizmet üretenlerden gelmektedir.
Dipnotlar
1-Ceyda Karan, 16. Benediktus, Manuel II Paleologos'u Niye Andı?
Radikal, 18.09.2006.
2-Erhan Afyoncu, Bizans İmparatoru Uydurdu, 16. Benedikt de İnandı,
Bugün, 17.09.2006.
3-Bu Alıntı Çok Tartışılacak, Radikal, 14.09.2006
4-Papanın Hezeyanları, Milli Gazete, 15.09.2006.
5-İmparatoru Kalkan Yaptı, Milliyet, 14.09.2006
6-Papa Radikal İslam'a Çattı, Hürriyet, 14.09.2006.
7-Papanın Konuşmasının Tam Metni, Zaman, 16.09.2006.
8-Papa'nın yanılmazlığı 'Pastor Aeternus' yasası ile, I. Vatikan konsili
(1869-1870)nde kabul edilmiştir. Bkz. Prof. Mehmet Aydın, Hristiyan
Genel Konsilleri ve II. Vatikan Konsili, Konya-1991, s.52-55.
9-Selçuk Gültaşlı, Vatikan'dan Özür Yok, Zaman, 15.09.2006.
10-Süleyman Kurt-Timofey Neşitov, Papadan Tehlikeli Yorum, Zaman,
14.09.2006
11-'Sözlerini Okumadan Tepki Veriyorlar', Milliyet, 16.09.2006.
12-Papa'nın Alıntı Yaptığı Kitabın Yazarı Konuştu, Zaman, 27.09.2006.
13-Yeni Şafak, Manşet, 16.09.2006
14-Zaman, 18.09.2006.
15-Papa Aslında Özür Diledi, Yeni Şafak, 21.09.2006.
16-Mahmut Aydın, Monologdan Diyaloğa, Ank-2001, s. 143.
17-Suat Yıldırım, Kiliseyi İslam ile Diyalog İstemeye Sevk Eden
Sebepler, 'Asrımızda Hristiyan-Müslüman Münasebetleri, İst-1993' içinde,
s. 26.
18-Ömer Lütfi Mete, Yerli Haçlılık Nasıl Dengelenir?, Tercüman,
18.09.2006.
19-Şinasi Gündüz, Vatikan'ın Tarihsel Açmazı, Zaman, 24.08.2004; 16.
Benediktus samimi Biçimde Özür Dilemeli (NYT, başyazı), Radikal,
17.09.2006.
20-Altıhdal: Papanın Saldırısı Planlı, Milli Gazete, 15.09.2006.
21-Merkel: Yanlış Anlaşıldı, Zaman, 17.09.2006.
22-Selçuk Gültaşlı, Papa'nın Bütün Adamları, Zaman, 18.09.2006.
23-Erdoğan: Papa Benedikt'in sözleri Çirkin ve Talihsiz, Zaman,
17.09.2006.
24-Mesela bkz. Joseph S. Nye, Yumuşak Güce Daha Fazla Başvurmalıyız,
(The Daily Star), Radikal, 16.09.2006.
25-'Sözlerini Okumadan Tepki Veriyorlar', Milliyet, 16.09.2006.
26-John L. Allen (ABD/National Catholic Reporter gazetesinin Vatikan
muhabiri), Papa'nın İstediği Karşılıklı Hoşgörü, Radikal, 22.09.2006.
27-Yasemin Taşkın, Vatikan'ın Türkiye Raporu, Sabah, 17.09.2006.
28-John L. Allen, Papa'nın İstediği Karşılıklı Hoşgörü, Radikal,
22.09.2006.
29-Görüşmeye Çağırdı Ama Konuşturmadı, Yeni Şafak, 26.09.2006.
30-Hayreddin Karaman, Papaya Rağmen Diyalog, Yeni Şafak, 17.09.2006.
31-A. Turan Aklan, İrtica Vatikan'da, Zaman, 16.09.2006.
32-İKÖ Papanın İftiralarına İlmî Cevap Verecek, Zaman, 16.09.2006.
33 -Mustafa Özcan, Papa Çekilmelidir, Yeni Asya, 18.09.2006.
34 -Hüseyin Hatemi, Katolik Kilisesine Dostça Uyarı, Yeni Şafak,
20.09.2006.
35 -Hayreddin Karaman, Papaya Rağmen Diyalog, Yeni Şafak, 17.09.2006.
36 -Müslüman Din Adamları Eleştirilmeyi Öğrenmeli, Radikal, 21.09.2006.
37 -Mehmet Said Aydın, İslam'ın Yükselişi Ezberlerini Bozuyor, Yeni
Şafak, 25.09.2006.
38 -Tarık Ramazan, Akılcılık Yoksa Diyalog da Yoktur, (İ. Herald
Tribune), Radikal, 24.09.2006.
39 -Tarık Ramazan, Akılcılık Yoksa Diyalog da Yoktur, (İ. Herald
Tribune), Radikal, 24.09.2006.
40 -Papanın Hezeyanları, Milli Gazete, 15.09.2006.
41 -Papaya Sert Tepki, Hürriyet, 15.09.2006
42 -Papaya Dünyadan Tepkiler Yağıyor, Zaman, 16.09.2006.
43 -Papaya Dünyadan Tepkiler Yağıyor, Zaman, 16.09.2006.
44 -Murat Belge, Papa Olayı, Radikal, 17.09.2006; İsmet Berkan, Niye
Özür Dilemedi?, Radikal, 17.09.2006
45 -Bardakoğlu Kızgın, Radikal, 15.09.2006; Papa İçindeki Kini Yansıttı,
Yeni Şafak, 15.09.2006.
46 -Bardakoğlu Kızgın, Radikal, 15.09.2006; Papa İçindeki Kini Yansıttı,
Yeni Şafak, 15.09.2006.
47 -Bardakoğlu AB'ne İslam ve Diyaneti Anlattı, Zaman, 29.08.2006.
48 -Haluk Şahin, Papa Özür Dilemeli, Radikal, 16.09.2006.
49 -İsmet Berkan, Akıl ve Vahiy, Radikal, 18.09.2006.
50 -Fethullah Gülen'in Açıklaması: 'Açıklama Esef Verici', Zaman,
17.09.2006. |