Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 334 | Ekim  2006

                   

 

 


                            Küresel Sistemin Sefaleti

                                                                                                                 

Atasoy MÜFTÜOĞLU

 İslam ülkelerinin maruz bırakıldığı işgal ve istilalar, soykırım ve katliamlar, işkenceler ve toplama kampları; modern/post-modern özgürlüklerin, özgürlük söylemlerinin korkunç bir maske olduğunu, korkunç bir aldatmaca olduğunu gösterdi, Modern/post-modern insan hakları söyleminin de, çok sahte bir söylem olduğu anlaşıldı. Amerika, İngiltere ve İsrail; evrensel anlamda mahkum edilmesi gereken çok ağır insanlık suçları ve savaş suçları işledikleri, işlemeye devam ettikleri halde; özgürlük ve insan hakları söylemlerini yücelten ülkelerden hiç bir etkili ses yükselmiyor.
Modernlik adına, modern uygarlık adına, İslam kültür ve uygarlık değerleri imha ediliyor, kültürlerimiz köleleştiriliyor. Toplumlarımız daha çok askeri işgallerin neden olduğu ağır tahribatı ve dayanılmaz acıları konuşuyor, tartışıyor ve paylaşmaya çalışıyor. Ancak, bir diğer yanda, küreselleşme aracılığıyla, hayatın hemen her alanında, emperyalist kavramların, kurumların, modellerin, uygulamaların, ilişki biçimlerinin, kültürlerin, estetik anlayışın sanat ve edebiyat algısının, modaların, siyasal tercihlerin, tutum ve davranışların, işgali derinleşerek sürüyor.
Teknik dünya ile insanın deruni dünyası arasındaki uçurumlar her geçen gün daha çok derinleşiyor. Modern küresel sistem, maddi kazançtan başka yasası olmayan, çıkar mantığından başka mantık tanımayan, yalnızca akılcı hesaplar yapan, bankaların ve şirketlerin sistemidir. Modern küresel sistemin insan'la, insanlıkla hiç bir şekilde bir ilgisi yoktur. Bütün bunlara rağmen, modern küresel sistem karşısında başkaca bir seçeneğimiz olmadığı iddia edilebilmektedir. İnsanlık gerçeğin bilgisiyle değil, propagandanın bilgisiyle hayatını yaşıyor. Dar görüşlü ideolojik perspektifler insanlığı baskılıyor.
Modernlik adına pazarlanan bayağılaşmalar, ilkelleşmeler hayatımızı kuşatıyor.
Kendi hayatlarımızı yaşamıyoruz.
Başka hayatlar yaşamaya başlıyoruz.
Kendimizi, düşünce dünyamızı, siyasal tavrımızı, tercihimizi, kültürümüzü, kendimiz tanımlamıyoruz, maalesef her alanda dışardan tanımlanıyoruz. Bu durum karşısında, düşünsel/entelektüel açıdan çok güçlü, çok derinlikli, ilkeli ve ufuklu bir karşı çıkışı gerçekleştirmemiz, kamuoyunun ilgisini çekebilecek eleştirel bir düşünsel/entelektüel hareket geliştirmemiz/yükseltmemiz gerekirken; dünyanın her yerinde ve hayatın her alanında fiilen karşı karşıya bulunduğumuz çok yönlü saldırıları mistik duygusallıklarla püskürtebileceğimizi sanıyor ve hep aldanıyoruz.
Umutları da, umutsuzlukları da doğru anlamak gerekiyor. Kültürel seslerimizi yitirdiğimizi fark etmemiz gerekiyor.
Modern misyonerlik bugün Batılı pop kültürü aracılığıyla sürdürülüyor. Gençliğimiz, çocuklarımız bu misyonerliğin her türlü tahribatına açık hale gelmiştir. Nihilist bir gençlikle bir gelecek kurulamayacağını hatırlamak gerekir. Her konuda, konumumuzu kökten bir biçimde gözden geçirmeliyiz. İnsana, insanlığa sunulmak üzere yeni anlam çerçeveleri geliştirmeliyiz. Aktif bir sorgulama bilincine sahip olmayan toplumlar, cemaatler, bireyler; televizyonların, kitlesel iletişim araçlarının dünya ölçeğinde yaydığı düşünceleri, yorumları ve propaganda mesajlarını pasif kabuller halinde tüketiyor.
Medya kültürü, insanları, maalesef Müslümanları da, sahte ve gösterişli hayatlara yöneltiyor.
Dini hayatımız çok sahte ve aşırı duygusallıkların etkisi altına giriyor.
Hangi konuda olursa olsun, ödün vererek, konum kazanmaya çalışmak, laçkalaşmak demektir.
Günümüze egemen olan hayat anlayışı başarıyı ve tüketimi yüceltiyor. Hemen her kesimde, medya klişelerinden ibaret çok yüzeysel modernlikler yaşanıyor. Müslümanlar da maalesef bu yüzeysel modernliklere öykünüyor. Televizyon ve sinemaya maruz kaldığımız günden beridir kendi tarzımızı, tavrımızı, üslubumuzu koruyamıyoruz, sürdüremiyoruz.
Çok çalkantılı ve çok değişken bir dünyada yaşıyoruz.
Modern zamanların icadı olan uluslar ve etnik gruplar, her yerde çatışmalara ve ayrımcılıklara yol açıyor. Toprağı ve kanı kutsallaştıran ilkel saplantılar, bağnazlıklar toplumları etkileyebiliyor. Hangi ülkede olursa olsun, kültürel baskıya dönüşen çoğunluk kültürleri; azınlık grupları, hak eşitliği ya da iktidar eşitliği mücadelesine sevk ediyor. Şovenizm, farklıya düşmanlık ve ırk nefretine dönüşen milliyetçilikler, modern zamanlarda hayat buldu. İslam uygarlıkları/imparatorlukları döneminde, pek çok kültür, din, renk, etnik grup, birbirleriyle çatışmaksızın, aynı derecede meşruiyete sahip olarak birlikte yaşadılar, Bu tablo bir başka uygarlık dünyasında hiç bir zaman görülmedi. Modern zamanlarda, ulusların ve etnik grupların icat edilmesiyle birlikte; her ülkede, milliyetçi mitolojilere ve şovenist mitlerle oluşturulan resmi tarihlere ihtiyaç duyuldu. Belirtmek gerekir ki; bütün bu milliyetçi mitolojiler, şovenist mitler; her yerde karşıt mitlerin ortaya çıkmasını sağladı. Her milliyetçi tarihin ölçüsüzce abartılmış bir tarih olduğunu bilmek gerekir. Her milliyetçiliğin, her alanda yeni sınırlar ürettiğini, her yeni sınırın yeni bir ayrımcılık olduğunu hatırlamak gerekir.
Günümüzde, kimi İslami grupların, cemaatlerin, hareketlerin, partilerin/siyasetlerin, küresel anaakım içerisinde yer almaya çalışmaları, İslami geleceğe yönelik umutlarını ve özgüvenlerini yitirmiş olmaları yüzündendir. İslami direniş hareketlerinin, Amerika ve İsrail'le savaşılabileceğini, Amerika ve İsrail'in mağlup edilebileceğini kanıtlayarak umut ve özgüven ürettikleri bir dönemde bu durumu anlayabilmek mümkün değildir. Hangi ülke için olursa olsun, Amerika'ya ya da İsrail'e mecbur olmaktan daha büyük bir felaket olamaz. İsrail'in bir devlet değil, ırkçı bir çete olduğunu bilmek gerekir.
İslam'ı yalnızca bir siyasal mücadele ideolojisi olarak anlamamak, yorumlamamak gerekir. Hizbullah hareketi, hayatın bütün yönlerine ilişkin çerçeveler, yanıtlar, projeler, uygulamalar gerçekleştirdiği için, küresel tiranlık karşısında direnişi sürdürebiliyor. Ortadoğu'da hiç bir alanda egemenliğe sahip olmayan uyduruk devletler, emperyalist girişimlerin figüranlığını yaparlarken, Hizbullah, her türlü emperyalizmle savaşılabileceğini ispatlıyor.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...