|

Yoksa
Siz İslamo-faşist misiniz?
Ruşen Çakır/ 28.09.2006/ Vatan
11 Eylül 2001 terörist saldırıların
hemen ardından, 15 Eylül günü, Hürriyet Gazetesi'nde "Global 28 Şubat
süreci başladı" diye yazdım. "Bundan böyle ABD'nin İslam politikasının
dümenine, en azından bir süre için, şahinler geçeceğe benziyor.
Demokrasiye aykırı tüm uygulamalar, 'terörle mücadele' uğruna
hoşgörülecek" diye öngörüde bulundum.
Hemen ertesi gün Zaman Gazetesi'nde Mustafa Ünal, "Eğer Çakır haklı
olsaydı Washington'daki Ulusal Katedral'de düzenlenen törende İmam
Sıddıki dua edemezdi! Amerikan Başkanı Bush, İslam'a yönelik sağduyulu
mesajlar yerine 28 Şubat ağzı kullanır, 'topyekün savaş'tan filan söz
ederdi" diye bana cevap yetiştirdi. Fethullah Gülen cemaatinin bir başka
yayını olan Aksiyon Dergisi'nde de benzer eleştiriler çıktı.
Bizdeki 28 Şubat'ın önde gelen mağdurlarından Cengiz Çandar ise 25
Eylül'de Yeni Şafak'taki köşesinde "Global 28 Şubat safsatası" başlığını
attı. " 'Terörizm' kavramı ile 'İslam' sözcüğünü, 'terörist' sıfatı ile
'Müslüman' kimliğini birbirinden ayırmak çabasını Amerikalılar kadar, ne
Türkiye'nin İslam düşmanları, ne de Türkiye'nin Müslümanları
göstermediler" diye yazdı.
Mahçup özeleştiriler
Aradan beş yıl geçti. Zaman Gazetesi, Batı'daki, ama özellikle ABD'deki
İslam korkusu üzerine peşpeşe dosyalar yayınlıyor. Aksiyon Dergisi "Son
batıl din:11 Eylülizm" başlığıyla kapak hazırladı. Bunları adı konmamış
özeleştiriler olarak kabul edebiliriz.
Çandar'dan ise bir ses seda yok. Halbuki son beş yılın nerdeyse her günü
onu yalanladı.
Her şeyi bir kenara koyup sadece ABD Başkanı George W. Bush'un pek
sevdiği bir kavrama bakalım: İslamo-faşizm.
Bush'un, El Kaide hakkında yaptığı birçok konuşmada İslam dinini
faşizmle birlikte anması Çandar'ın öngörüsünün (dolayısıyla sınırsız
Amerika övgüsünün) ne kadar isabetsiz çıktığını gösteriyor.
Müslümanları haklı olarak rahatsız eden bu kavram üstelik hiçbir işe de
yaramadı. Örneğin, 400 kişinin katkıda bulunduğu, iki yıl süren "Ulusal
Güvenlik İçin Princeton Projesi" dün açıklandı. Yapılan altı temel
önermenin ikincisinde "İslamo-faşizm konusuna yoğunlaşma Amerika'nın
düşmanlarını güçlendiren stratejik bir hatadır" denildi.
Yeni bir 28 Şubat mı?
Bütün bunları niye yazdım? Çünkü Türkiye bir Ramazan ayına daha "irtica"
ve buna bağlı olarak rejim tartışmalarıyla girdi. "İslamo-faşizm"
kavramı yakında bizde de kullanılırsa hiç şaşmayalım.
Şimdi hep birlikte şu soruların cevabını arıyoruz:
Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ'un konuşması neyin
işaretçisiydi?
Neden günler öncesinden, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in 1 Ekim'de
TBMM'nin açılışında, Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın 2
Ekim'de, yani Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ABD Başkanı George W. Bush
ile görüşeceği günde Harp Akademileri'nde yapacakları konuşmaları
beklememiz tembihleniyor?
Yeni bir 28 Şubat sürecine mi giriyoruz?
Veya 28 Şubat süreci hiç bitmemişti de, belli bir duraklamadan sonra
yeniden ivme mi kazanıyor?
Yoksa bütün bunlarla, sadece Erdoğan Cumhurbaşkanı olma niyetinden
vazgeçirilmek mi isteniyor?
Cevaplar ne olursa olsun ülkeyi parlak günler beklemiyor.
İçine girmekte olduğumuz süreçten en az zararla çıkabilmek için, herkes
"28 Şubat Türkiye'ye ne getirdi, Türkiye'den ne götürdü?" diye sormalı.
Ama "global 28 Şubat'ın tüm insanlığa hayrı ve zararı ne oldu?" sorusunu
da mutlaka eklemeli. |