|

Üniformalı Gazetecilik
Ekrem Dumanlı/ 29.09.2006/ Zaman
Son dönemde yazılan bazı yazılara,
yapılan bazı haberlere bakınca insanın "Bazı gazeteciler
gardıroplarındaki üniformaları çıkardı galiba" diyesi geliyor. Günlerdir
devam eden mesaj bombardımanı, 28 Şubat döneminde büyük hatalar yapan;
ancak yaptığı hatayı itiraf etme erdemi gösteren bir zamanların ünlü
medya patronu Dinç Bilgin'in şu cümlelerini hatırlatıyor:
"Öyle dönemlerde önce Ankara büroları devşiriliyor. Onlar merkezi,
mutfağı etkilemeye başlıyor." Bugün kıpırtısı görünen o haşin
gazetecilik üslubunun böyle bir boyutu var. Bazı meslektaşlarımız
maalesef asker adına yazılar kaleme almaya, beklentiler oluşturmaya,
hükümetle orduyu karşı karşıya getirecek hamleler yapmaya başladı
yeniden. "Bekleyin görün, ne mesajlar verilecek, yer yerinden oynayacak"
üslubuyla sunulan haber ve yorumların Türkiye'ye hiç ama hiç faydası
yok. Köşk hesaplarının derinden derine yapılması normal; hep böyle olmuş
çünkü. Sancısız bir cumhurbaşkanlığı seçimi yaşayamadı Türk siyaseti.
Yine sancılı, sıkıntılı, problemli geçecektir süreç. Ancak bunu
asker-sivil gerginliğine dönüştürmek, tarihî bir sorumluluğun altına
girmek demektir.
Sabah yazarı Ergun Babahan, açık yüreklilik ve samimiyetle endişesini
dile getiriyor. Geçenlerde kendi gazetesinde çıkan bir haber hakkında,
"Ve ne yazık ki, dili itibarıyla 28 Şubat'ı andırıyordu. Haber, ismini
vermeyen veya veremeyen bir askerî yetkiliye dayandırılmıştı." dedikten
sonra 28 Şubat'ta büyük bir gazetenin yayın mutfağını en iyi bilen biri
sıfatıyla, "28 Şubat'ta bunu çok yapmıştık. Adını vermeyen bir 4
yıldızlı general, bir korgeneral konuşur ve bu şekilde gazetelere manşet
olurdu." tespitinde bulundu. Fatih Altaylı da bir olgunluk örneği
göstererek bir gün önceki asker kaynaklı manşeti eleştiren bu yazıyı
Sabah okuruyla paylaştı. Babahan'ın yaptığı önemli bir uyarıydı çünkü.
Tecrübeye dayanıyordu ve bu tecrübe aslında bütün yazar ve yöneticileri
düşünmeye davet ediyordu. Zira, zaman zaman esen sert rüzgarlar,
gazetelerin hafızasını da alıp götürebiliyor...
Dün Cüneyt Ülsever, benzer bir uyarıda bulunuyordu. Harp Akademileri'nin
2 Ekim'deki açılış töreninde Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın
yapacağı konuşmanın kendi gazetesindeki haberleştirilme biçimini tenkit
ediyordu Ülsever. "'Gazete haberine göre önemli konuşma için
televizyonlara 'canlı yayın izni' verilmiş. İzni veren kurum açıkça
yazılmamış olsa da Genelkurmay Başkanlığı veya Harp Akademileri olması
gerek. İşte ben haberin en çok bu bölümünü yadırgadım ve şık bulmadım.
Bu davet, 'Başkanımız çok hassas ve önemli bir konuşma yapacak, gelin bu
konuşmayı anında kamuoyuna nakledin' diye ima eden bir davet. Zira,
alışılagelmiş bir davet değil." diyerek şaşkınlığını ifade ediyordu.
Hadiseye birçok açıdan bakan Ülsever, "Kısacası ülke 2 Ekim günü oldukça
gerilecek." tahmininde bulunuyor.
Son günlerde bazı meslektaşlarımız için moda bu. Özellikle Cumhurbaşkanı
Sezer'in her demeci günler öncesinden yazılıyor, çiziliyor; psikolojik
hava oluşturuluyor. Bu işlerde Ankara menşeli gazetecilerin rolü daha
büyük. "Genelkurmay'ın şifrelerini çözmek" gibi bir misyon(!) üstlenen
arkadaşlarımız da var. Bu kadim hatayı neden tekrar tekrar yaparlar
bilinmez. Bilinen çok net bir şey var: Gazetecinin sırtına geçirdiği
üniforma, -o mesleğe devam ettiği sürece- kendisine yakışmıyor; çünkü o
ancak askerin üzerinde durduğunda güzeldir.
Türk medyasının asker-sivil ilişkilerindeki sabıkası bir hayli kabarık.
Umarım oradan ders alınır ve istikrarı bozacak yanlış bir mecraya
sürüklenmez ülke; sürüklenmemesi gerekiyor. İş dünyası başta olmak üzere
herkesin istikrar istediği bir dönemde davulla, zurnayla herkesi peşrev
havasına sokmak ayıptır. Bazı meslektaşlarımız ille de askerden mesaj
iletmek istiyorsa benim önerim Yavuz Donat'a konuşan Kenan Evren
Paşa'nın tecrübeye dayalı şu cümleleridir: "Yazılanlar, söylenenler
orduyu etkilemez. Yaşar Paşa'yı pohpohlayanlar, sertleştirmeye
çalışanlar var. Ama o, böyle şeylerden etkilenmeyecek kadar deneyim
sahibi." |