Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 334 | Ekim  2006

                   

 

 


 

Allah Gören Olarak Yetmez(!)mi?

 

Aykut AKÇA

Eğer bir gün peygamber evimize gelse ne yapardınız konulu (İbrahim Sadri'nin okuduğu) şiiri her dinleyişimizde tüylerimizin diken diken oluşu ve sonrasındaki iç hesaplaşma neticesindeki yenilmişlik duygusu birazdan sizlerle paylaşacağım duygulara saldı beni.
Söz konusu şiirde anlatılmak istendiği üzere peygamberimizin bizim yaşadığımız hayatı içinde bulunduğumuz haleti ruhiyeye şahit olmasını düşünmek bile utancımızı, ikiyüzlülüğümüzü, yenilmişliğimizi nasıl yüzümüze çarpıyor ve dehşete düşürüyor bizleri. Şiirde sadece bir varsayımdan söz edilirken; Allah'ın bizi her an görüyor olması kesin bir Kur'an gerçeği oysa.
Neden Allah yokmuşçasına yaşıyoruz. Hayatımıza Allah'ı karıştırmak istemeyişimizden mi acaba bilinçaltımıza Allah'sız bir hayat şekli yerleşmiş. Hep sıkıştığımız zamanlarda mı çaresiz kalmışken mi Allah'ı hatırlayacağız. Rahatlık ve bollukta Allah'ın dahli yok mu bizce?
Eğer gerçekten samimi olduğumuzu düşünürsek o halde; yaptıklarımızı ve yapamadıklarımızı veya yapmamız gerekirken/yapabilecekken yapmadıklarımızı gören, bilen bize şah damarımızdan daha yakın olan Allah'tan hakkıyla sakınmalıyız, Allah'tan korkmalıyız.
Günlük hayatımızı devam ettirirken, aile içi veya dışarıdaki ilişkilerimizi ne kadar Allah'lı yaşıyoruz acaba. Allah'lı yaşamak demek O'nun emir ve yasaklarına bağlı olarak yaşaak demek olduğuna göre; O'na ne kadar bağlıyız, O'nun Peygamberine ne kadar tabiyiz. Mesela örtüye, faize, yalana, zinaya ve daha nice önemsemediğimiz emir ve yasaklara ne kadar dikkat ediyoruz. Hangi önemli meselemizi Allah'a ve Resulü'ne götürebiliyoruz ve çıkan sonucu kalbimizde sıkıntı olmadan kabullenip teslim olabiliyoruz.
Evimizde babamızdan veya evliysek eşimizden, okulda öğretmenimizden, arkadaşlarımızdan, işyerimizde patronumuzdan/ustamızdan, gizlediğimiz, öğrenmeleri halinde kızacakları veya üzülecekleri konuları onlardan gizli tutmaya çalışırız çoğu kez. Böylece hem onları üzmemiş, kızdırmamış oluruz hem de onların gözünde, günlünde hep olumlu bir imajımız olur. Şimdi en can alıcı soruyu sorma zamanı geldi. Peki ya Allah'ı üzmek veya kızdırmak, yani O'nun hoşnutsuzluğuna sebep olacak şeyleri yapmak konusunda bu kadar cesur veya düşüncesiz olmayı nasıl açıklayabileceğiz.
O ki her şeyi işiten, gören ve bilendir. O'nun ilmi dışında hiçbir şey olmayan, her şey O'nun ol demesiyle olan değil midir. Bu ne cürettir ki O'nsuz bir hayat kurgulayıp O'na rağmen, O'na muhalif bir hayat yaşayabiliyoruz.
Evde babamız, okulda öğretmenimiz, işte patronumuz nasıl ki bir takım kurallar koyup onlara uymamızı ister ve bizi izlerse; Allah da biz kulları için olmazsa olmaz kurallar koymuş ve bu kurallara uymamızı istiyor ve bizi izliyor ki ne kadar bağlıyız O'na, ne kadar arzuluyoruz kurtuluşu, ne kadar kaçıyoruz şeytandan ve cehennemden belli olsun.
Ve son olarak bir teklif: Gelin bundan sonra hemen ilk hareketimizi ilk diyaloğumuzu, ilk namazımızı, ilk alışverişimizi, ilk… ilk… ilk….mizi Allah'ın bizi her an görüp her şeyi ama her şeyimizi bildiğinin şuurunda olarak yapalım. Başımıza hayrın da şerrin de Allah'tan geldiğine iman edip, hakkıyla teslim olalım. Kurtuluş için başka çaremiz yok. 'Biri bizi gerçekten gözetliyor'! Bu süreci lehimize çevirmek elimizde yeter ki madden ve manen O'na güzel görünmeye çabalayalım.
Ümit ve dua ile.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...