|

Allah Gören
Olarak Yetmez(!)mi?
Aykut AKÇA
Eğer bir gün peygamber
evimize gelse ne yapardınız konulu (İbrahim Sadri'nin okuduğu) şiiri her
dinleyişimizde tüylerimizin diken diken oluşu ve sonrasındaki iç
hesaplaşma neticesindeki yenilmişlik duygusu birazdan sizlerle
paylaşacağım duygulara saldı beni.
Söz konusu şiirde anlatılmak istendiği üzere peygamberimizin bizim
yaşadığımız hayatı içinde bulunduğumuz haleti ruhiyeye şahit olmasını
düşünmek bile utancımızı, ikiyüzlülüğümüzü, yenilmişliğimizi nasıl
yüzümüze çarpıyor ve dehşete düşürüyor bizleri. Şiirde sadece bir
varsayımdan söz edilirken; Allah'ın bizi her an görüyor olması kesin bir
Kur'an gerçeği oysa.
Neden Allah yokmuşçasına yaşıyoruz. Hayatımıza Allah'ı karıştırmak
istemeyişimizden mi acaba bilinçaltımıza Allah'sız bir hayat şekli
yerleşmiş. Hep sıkıştığımız zamanlarda mı çaresiz kalmışken mi Allah'ı
hatırlayacağız. Rahatlık ve bollukta Allah'ın dahli yok mu bizce?
Eğer gerçekten samimi olduğumuzu düşünürsek o halde; yaptıklarımızı ve
yapamadıklarımızı veya yapmamız gerekirken/yapabilecekken
yapmadıklarımızı gören, bilen bize şah damarımızdan daha yakın olan
Allah'tan hakkıyla sakınmalıyız, Allah'tan korkmalıyız.
Günlük hayatımızı devam ettirirken, aile içi veya dışarıdaki
ilişkilerimizi ne kadar Allah'lı yaşıyoruz acaba. Allah'lı yaşamak demek
O'nun emir ve yasaklarına bağlı olarak yaşaak demek olduğuna göre; O'na
ne kadar bağlıyız, O'nun Peygamberine ne kadar tabiyiz. Mesela örtüye,
faize, yalana, zinaya ve daha nice önemsemediğimiz emir ve yasaklara ne
kadar dikkat ediyoruz. Hangi önemli meselemizi Allah'a ve Resulü'ne
götürebiliyoruz ve çıkan sonucu kalbimizde sıkıntı olmadan kabullenip
teslim olabiliyoruz.
Evimizde babamızdan veya evliysek eşimizden, okulda öğretmenimizden,
arkadaşlarımızdan, işyerimizde patronumuzdan/ustamızdan, gizlediğimiz,
öğrenmeleri halinde kızacakları veya üzülecekleri konuları onlardan
gizli tutmaya çalışırız çoğu kez. Böylece hem onları üzmemiş,
kızdırmamış oluruz hem de onların gözünde, günlünde hep olumlu bir
imajımız olur. Şimdi en can alıcı soruyu sorma zamanı geldi. Peki ya
Allah'ı üzmek veya kızdırmak, yani O'nun hoşnutsuzluğuna sebep olacak
şeyleri yapmak konusunda bu kadar cesur veya düşüncesiz olmayı nasıl
açıklayabileceğiz.
O ki her şeyi işiten, gören ve bilendir. O'nun ilmi dışında hiçbir şey
olmayan, her şey O'nun ol demesiyle olan değil midir. Bu ne cürettir ki
O'nsuz bir hayat kurgulayıp O'na rağmen, O'na muhalif bir hayat
yaşayabiliyoruz.
Evde babamız, okulda öğretmenimiz, işte patronumuz nasıl ki bir takım
kurallar koyup onlara uymamızı ister ve bizi izlerse; Allah da biz
kulları için olmazsa olmaz kurallar koymuş ve bu kurallara uymamızı
istiyor ve bizi izliyor ki ne kadar bağlıyız O'na, ne kadar arzuluyoruz
kurtuluşu, ne kadar kaçıyoruz şeytandan ve cehennemden belli olsun.
Ve son olarak bir teklif: Gelin bundan sonra hemen ilk hareketimizi ilk
diyaloğumuzu, ilk namazımızı, ilk alışverişimizi, ilk… ilk… ilk….mizi
Allah'ın bizi her an görüp her şeyi ama her şeyimizi bildiğinin şuurunda
olarak yapalım. Başımıza hayrın da şerrin de Allah'tan geldiğine iman
edip, hakkıyla teslim olalım. Kurtuluş için başka çaremiz yok. 'Biri
bizi gerçekten gözetliyor'! Bu süreci lehimize çevirmek elimizde yeter
ki madden ve manen O'na güzel görünmeye çabalayalım.
Ümit ve dua ile. |