|

LÜBNAN
VE HİZBULLAH'IN GELECEĞİ
İsrail
saldırılarının kesilmesinden ve BM kararının çıkmasından sonra,
Hizbullah'ın geleceği üzerine geçen sayımızda bazı değerlendirmeler
yapmış ve onurlu direnişin anısının baki kalacağını, ancak aktüel
politik arenada, Hizbullah'ı zor günlerin beklediğini söylemiştik.
Nitekim geçtiğimiz ay yaşanan gelişmeler bunu doğruluyor. Hizbullah'ın
bu noktadaki konumunun, bazı farklılıkları olmakla birlikte, PKK'nın
Kuzey Irak'taki konumuna benzediğini söyleyebiliriz. Çünkü gerçekten
ağır İsrail saldırılarının ardından çıkan BM kararıyla birlikte,
Hizbullah'ın önüne 'sisteme entegre olma' seçeneği daha net bir şekilde
konulmuştur. Öyle olacak ki, Nasrallah son konuşmasında, sert bir
üslupla: "Hizbullah'ın elinden silahlarını alacak dünyada tek bir ordu
bilmiyorum" demiştir. Aslında bu tarz bir üslubun benimsenmiş olması,
Hizbullah'ın üzerindeki baskının arttığına işarettir. Nitekim Nasrallah,
aynı konuşmanın sonunda: "tek bir şartla silahlarımızı bırakabiliriz: o
da silahlarımızın meşru Lübnan hükümetinin askerlerine verilmesi
kaydıyla!" demiştir. İşte, BM kararının amacı da zaten budur. Yoksa
Hizbullah'ın silahlarını ne İsrail ne de Amerika toplayacak değildir.
Silahların BM askerlerine değil de, Lübnan askerlerine teslim edilmesi
neyi değiştirir ki?! Maksat Hizbullah'ın silahsızlandırılmasıdır. Bunu,
İsrail gerçekleştiremez de, Lübnan askerleri gerçekleştirirse, sonuç
değişir mi? İşte bu noktada, Hizbullah'ı ciddi bir tuzak beklemektedir
ki, o da, silahların bırakılması karşılığında, Lübnan siyasi
dengelerinde pastadan 'fazladan' pay verilmesidir. Amerika, Hizbullah'ın
kabul etmesi durumunda, bunu çok istemektedir. Eğer Hizbullah, iyice
köşeye sıkışır da, silahları teslim etmeyi kabul ederse, bu payın
artacağına kuşku olmamalıdır. Bu olursa, Hizbullah Lübnan siyasi
denkleminde daha 'etkin' bir güç olur, ancak küresel siyasetin
çıkarlarına aykırı bir duruş sergileme noktasında önemli bir 'yara' da
almış olur. Bu noktada Hizbullah liderliğinin zor bir karar vereceğini
söylemek zor olmasa gerektir. Amerika'nın, 'terörle mücadele' adı
altında, 11 Eylül'den bu yana, bu tür silahlı örgütlerin yaşama
alanlarını iyice yok etmeye çalıştığı ve üstelik Hamas'ın da
'sistem-içi' mücadeleyi iyiden iyiye benimsemesi yönünde ciddi baskılar
altında olduğu bir vasatta, Hizbullah'ın ne kadar direneceğini zaman
gösterecektir. Aslında İsrail saldırılarına karşı gösterdiği direniş
yüzünden Lübnan halkının sempatisini kazanan örgütün, silahları
bırakmama kararı vermesi durumunda, kimi zorluklar yaşamasına rağmen,
prestijini ve varlığını koruma şansının var olduğu açıktır ama 'taviz'
vermesi yönündeki baskıların arttığına da hiç kuşku yoktur. İşte bu
noktada liderliğin basireti ve dirayeti önemli rol oynar. Hizbullah işte
asıl bundan sonra 'kendini kanıtlama' sınavından geçecektir. Bizim
arzumuz ve beklentimiz, bu sınavdan yüzünün akıyla çıkmasıdır. Ancak
şunu da biliyoruz ki, böylesi basiret örneklerini İslam dünyasında hala
çok nadir görebiliyoruz. Bunun nedeni de, düşünsel zaaflarımızdır. İslam
dünyasındaki bütün şahıs, grup, cemaat, parti ve oluşumların genel bir
özelliği olan bu sorunun çözülmemesi durumunda, istikrarlı basiret
örneklerini çok da fazla görebileceğimizi sanmıyoruz. Fakat yine biliyor
ve inanıyoruz ki, Rabbimiz, bu yönde atılmış adımlara, kat kat karşılık
verecek ve yollarında azimle yürüyenleri, nimetleriyle
bereketlendirecektir. |