Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 334 | Ekim  2006

                   

 

 


LÜBNAN VE HİZBULLAH'IN GELECEĞİ

İsrail saldırılarının kesilmesinden ve BM kararının çıkmasından sonra, Hizbullah'ın geleceği üzerine geçen sayımızda bazı değerlendirmeler yapmış ve onurlu direnişin anısının baki kalacağını, ancak aktüel politik arenada, Hizbullah'ı zor günlerin beklediğini söylemiştik. Nitekim geçtiğimiz ay yaşanan gelişmeler bunu doğruluyor. Hizbullah'ın bu noktadaki konumunun, bazı farklılıkları olmakla birlikte, PKK'nın Kuzey Irak'taki konumuna benzediğini söyleyebiliriz. Çünkü gerçekten ağır İsrail saldırılarının ardından çıkan BM kararıyla birlikte, Hizbullah'ın önüne 'sisteme entegre olma' seçeneği daha net bir şekilde konulmuştur. Öyle olacak ki, Nasrallah son konuşmasında, sert bir üslupla: "Hizbullah'ın elinden silahlarını alacak dünyada tek bir ordu bilmiyorum" demiştir. Aslında bu tarz bir üslubun benimsenmiş olması, Hizbullah'ın üzerindeki baskının arttığına işarettir. Nitekim Nasrallah, aynı konuşmanın sonunda: "tek bir şartla silahlarımızı bırakabiliriz: o da silahlarımızın meşru Lübnan hükümetinin askerlerine verilmesi kaydıyla!" demiştir. İşte, BM kararının amacı da zaten budur. Yoksa Hizbullah'ın silahlarını ne İsrail ne de Amerika toplayacak değildir. Silahların BM askerlerine değil de, Lübnan askerlerine teslim edilmesi neyi değiştirir ki?! Maksat Hizbullah'ın silahsızlandırılmasıdır. Bunu, İsrail gerçekleştiremez de, Lübnan askerleri gerçekleştirirse, sonuç değişir mi? İşte bu noktada, Hizbullah'ı ciddi bir tuzak beklemektedir ki, o da, silahların bırakılması karşılığında, Lübnan siyasi dengelerinde pastadan 'fazladan' pay verilmesidir. Amerika, Hizbullah'ın kabul etmesi durumunda, bunu çok istemektedir. Eğer Hizbullah, iyice köşeye sıkışır da, silahları teslim etmeyi kabul ederse, bu payın artacağına kuşku olmamalıdır. Bu olursa, Hizbullah Lübnan siyasi denkleminde daha 'etkin' bir güç olur, ancak küresel siyasetin çıkarlarına aykırı bir duruş sergileme noktasında önemli bir 'yara' da almış olur. Bu noktada Hizbullah liderliğinin zor bir karar vereceğini söylemek zor olmasa gerektir. Amerika'nın, 'terörle mücadele' adı altında, 11 Eylül'den bu yana, bu tür silahlı örgütlerin yaşama alanlarını iyice yok etmeye çalıştığı ve üstelik Hamas'ın da 'sistem-içi' mücadeleyi iyiden iyiye benimsemesi yönünde ciddi baskılar altında olduğu bir vasatta, Hizbullah'ın ne kadar direneceğini zaman gösterecektir. Aslında İsrail saldırılarına karşı gösterdiği direniş yüzünden Lübnan halkının sempatisini kazanan örgütün, silahları bırakmama kararı vermesi durumunda, kimi zorluklar yaşamasına rağmen, prestijini ve varlığını koruma şansının var olduğu açıktır ama 'taviz' vermesi yönündeki baskıların arttığına da hiç kuşku yoktur. İşte bu noktada liderliğin basireti ve dirayeti önemli rol oynar. Hizbullah işte asıl bundan sonra 'kendini kanıtlama' sınavından geçecektir. Bizim arzumuz ve beklentimiz, bu sınavdan yüzünün akıyla çıkmasıdır. Ancak şunu da biliyoruz ki, böylesi basiret örneklerini İslam dünyasında hala çok nadir görebiliyoruz. Bunun nedeni de, düşünsel zaaflarımızdır. İslam dünyasındaki bütün şahıs, grup, cemaat, parti ve oluşumların genel bir özelliği olan bu sorunun çözülmemesi durumunda, istikrarlı basiret örneklerini çok da fazla görebileceğimizi sanmıyoruz. Fakat yine biliyor ve inanıyoruz ki, Rabbimiz, bu yönde atılmış adımlara, kat kat karşılık verecek ve yollarında azimle yürüyenleri, nimetleriyle bereketlendirecektir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...

www.iktibas.info www.iktibas.info