Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 333 | Eylül  2006

                   

 

 


Sistem Böyle İşlemektedir

 

Çev.: Kamil Cengiz

junge Welt, 31 Mart 2006

Amerikan İmparatorluğu 15 yıl sonra yıkılacakmış. Barış araştırmacısı Johan Galtung* ile bir söyleşi.
Doğu Bloku’nun yıkılışından sonra siz bir öngörüde bulundunuz: Ya Yeşiller ya da İslam Batının yeni düşmanı olacak. İslamla alakalı haklı olduğunuz anlaşılıyor.
Önce 1980’de, 1990'dan önce Berlin Duvarı’nın yıkılışı ve akabinde de Sovyet İmparatorluğu’nun yıkılışını haber verdim. Bu tahmin ters değildi. İslam düşmanlığı tablosuyla da isabet ettiğimi düşünüyorum. Sovyetlerin yıkılışı bir yönüyle şu öngörünün bir parçasıydı: Eğer bir düşman giderse, yenisine sahip olunmalı - en azından Amerikalılar gibi iki kutuplu ve apokaliptik düşünüldüğünde böyle.
Bu şekilde sadece ABD de mi düşünülüyor ?
Evet Amerikalılar, diğerleri iyi NATO üyeleri olduklarından ve Amerikalıların dediklerinin aynısını söylemek zorunda olduklarından papağan gibi tekrarlıyorlar. Sistem böyle işliyor. Hakim olan gücün analizi bir nevi hakim olan analizdir.
Eğer ABD dış politika yapıyorsa -ki bunu hep yapmaktadırlar- iki şeyi görmek lazım: Uzun vadeli hedef belirlenimi ve pratikteki hareketleri için aktüel bahaneler. Bu nedenle, ABD'nin aslında neyi arzu ettiğiyle neyin bahane olduğunu ayrıştırmak gerekiyor. Ben onların İslam’ın düşman oluşuna gerçekten inandıkları konusunda tam emin değilim, fakat bu düşman resmi yararlıdır.
Hedef belirlenimi konusu oldum olası çok açık ve netti. Sürekli iki tane hedef mevcuttu. Birincisi pazarlar ve hammaddeler ve ikincisi bunları kontrol edebilmek için askeri üsler. Şu halde bir ekonomik bir de askeri hedeflerinin bulunduğunu söyleyebiliriz. Bu konuyla ilgili John Perkins'in çok harika bir kitabı var: "Bir Economic Hit Man'in İtirafları". Bu tür şeylerin nasıl işlediğini orada okumak mümkün.
Sayın Galtung, bir başka öngörünüz var mı ?
Evet. Bu Amerikan İmparatorluğu’nun yıkılışıyla ilgili. Bunu ben 2000 yılında 2020 ila 2025 yılları arasında tahmin ediyordum. Fakat daha sonra Bay Bush jr. Başkan oldu, ve bu süreyi beş yıl kısalttım, çünkü Bush'un süratlendirici bir etkisi sözkonusu. Bu yüzden şimdi diyorum ki: 2020 yılından önce.
Fakat bu, ABD’nin öleceği anlamına gelmiyor. Bu daha çok ABD'nin kurtuluşu olacak. Bu imparatorluktan kurtulduktan sonra çiçek gibi açacaklar.
Marksist teori Komünist Manifestosunda bile burjuva üretim şartlarının rahmet ve acıma tanımadıklarını söylüyor. Diğer taraftan dünya pazarı genel kurtuluş için bir şarttır: Onu sadece ortadan kaldırmak lazım.
Marx’ın genel tezi, proletaryanın sefaletinin bir kurtuluş atağının müsebbibi olacağıdır. Eğer kapitalist sistemi bir dünya sistemi olarak görürsek, birçok sefalet teşhis etmek mümkün, özellikle güney ülkelerinde. Fakat Marx çok ekonomik düşündü ve askeriye üzerinde düşünmedi. Mesela İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ABD 70 kere müdahelede bulundu. Çoğu zaman sistemi savunmak için. Ve bu Marx’ın tasvir ettiği güçlerin dışında başka karşıt güçler yarattı. Örnek olarak İslami ülkeler, buralara çok fazla müdahele edildi. Bugün Irak’ta müdahale ediliyor ve belki ileride İran’da da. Bunlar Marx’ın tasvir ettiklerinden başka güçler oluşturuyor. Bu nedenle ABD İmparatorluğu Marxçı anlamda bir proleter devriminden daha çok artık kendilerine müdahele edilmesini istemeyenler tarafından tehdit altındadır. Ve bunlardan çok fazla var. Amerikan İmparatorluğu’nun 1945’ten sonra yaklaşık olarak 12 ila 16 milyon insan öldürdüğünden bahsedilmektedir. Ve çoğu zaman ekonomik gücü elinde tutabilmek için.
Bu güç ise kapitalist bir güçtür ve Almanya ile diğer devletlerde de bulunmaktadır. Batılı kapitalist devletler bir blok oluşturmaktadır. Her ne kadar kendi aralarında rekabet etselerde, Almanya, İspanya ya da Norveç gibi ülkeler bir taraftan kendi kapitallerinin ABD’nin askeri şemsiye tarafından korunması ile ilgili ve diğer taraftan kendi menfaatleri ile ilgili belli bir müzakere marjı kullanıyorlar. Bu müzakere marjının büyüklüğü ekonomik güce göre ölçülmektedir.
Kapitalizmde rekabet var, ve hatta işbirliği de var. (gülüyor) Fakat askeri yönden diğerlerinden daha fazla aktif olanlar da var. Ve bunlar birinci olarak ABD ve ikinci sırada Britanya. Ekonomik ve askeri güçlerin ve elbette siyasetin işte bu müşterek hareketi sözkonusu. Biz burada bir imparatorluktan bahsediyoruz. Yani sadece bir ekonomiden değil, fakat gücün kullanımında bir koordinasyondan.
Ben buna kültürü de eklemek isterim. Yani ABD'nin kültürünü bir dünya kültürü olarak kavrama fikrini. Rekabet ve işbirliğinin de bulunduğu bir kültür. Elbette bu kültürün çok tatlı çizgileri de vardır, fakat Amerikalıların insanlık için mutlak hakikati tanıdıkları kanaati hiçte tatlı değildir. Bu aynı zamanda Sovyetlerin de problemi değil miydi ? Ve bu İslamın da problemi.
Böyle bir iddia pek bilimsel değil.
Siz Batı biliminin tek bilim olmadığını düşünmeniz lazım. Bin ila beşyüz sene önce İslami ülkeler yeryüzündeki medeniyetin yarısını teşkil etmekteydiler. Fakat bu daha çok sanat, edebiyat, matematikti. Onlar mesela ilk sosyoloğa da sahiptiler: İbn Haldun, 15. yüzyıldan bir müslüman ve Tunuslu diplomat. Ben, gerçekte iyi bilimin ne olduğu konusunun pek açık olmadığını söylemek istiyorum. Hakikat çok güzel görünebilir, demokrasi gibi. Fakat Iraka demokrasiyi bombalar ve öldürmelerle götüremezsiniz. Hiç bir zaman insan haklarını, insan haklarını ihlal etmek suretiyle hakim kılmak mümkün olmayacaktır.
İslami Bilim çoğu zaman sosyal tarafa yönelikti, Batı bilimi ise çoğu zaman fene yönelik oldu. Aradaki fark bu. Modern bilimin gerçekten hikmetli olup olmadığı o kadar açık değil. O hem atom bombasını ortaya çıkardı hem de tıpta ilerlemeler kaydetti. Hayat sanatına gelince ben ona bu konuda inanmıyorum.
Bir konsern tarafından sömürülmek derebeyi veya bir diktatör tarafından sömürülmekten daha iyi değil midir ?
Öyle olduğuna inanmıyorum.

• Johan Galtung 40 yıldan beri barış ve çatışma araştırmacısı olarak çalışmaktadır. Norveçli siyaset bilimcisi dünya çapında 45 tane büyük çatışmada aracı rolünü üstlendi, örnek olarak Ekvador, Afganistan ve Sri Lankada. "Yapısal şiddet" ve "Pozitif barış" kavramları ona dayanmaktadır. "Sosyal savunma" konseptinde de etkisi oldu ve BM'nin demokratikleştirilmesi ve bir Dünya Meclisi için de çabaları oldu. 1987 yılında alternatif Nobel ödülünü aldı.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...