|

Sistem
Böyle İşlemektedir
Çev.: Kamil Cengiz
junge Welt, 31 Mart 2006
Amerikan İmparatorluğu 15 yıl sonra yıkılacakmış. Barış
araştırmacısı Johan Galtung* ile bir söyleşi.
Doğu Bloku’nun yıkılışından sonra siz bir öngörüde bulundunuz: Ya
Yeşiller ya da İslam Batının yeni düşmanı olacak. İslamla alakalı haklı
olduğunuz anlaşılıyor.
Önce 1980’de, 1990'dan önce Berlin Duvarı’nın yıkılışı ve akabinde de
Sovyet İmparatorluğu’nun yıkılışını haber verdim. Bu tahmin ters
değildi. İslam düşmanlığı tablosuyla da isabet ettiğimi düşünüyorum.
Sovyetlerin yıkılışı bir yönüyle şu öngörünün bir parçasıydı: Eğer bir
düşman giderse, yenisine sahip olunmalı - en azından Amerikalılar gibi
iki kutuplu ve apokaliptik düşünüldüğünde böyle.
Bu şekilde sadece ABD de mi düşünülüyor ?
Evet Amerikalılar, diğerleri iyi NATO üyeleri olduklarından ve
Amerikalıların dediklerinin aynısını söylemek zorunda olduklarından
papağan gibi tekrarlıyorlar. Sistem böyle işliyor. Hakim olan gücün
analizi bir nevi hakim olan analizdir.
Eğer ABD dış politika yapıyorsa -ki bunu hep yapmaktadırlar- iki şeyi
görmek lazım: Uzun vadeli hedef belirlenimi ve pratikteki hareketleri
için aktüel bahaneler. Bu nedenle, ABD'nin aslında neyi arzu ettiğiyle
neyin bahane olduğunu ayrıştırmak gerekiyor. Ben onların İslam’ın düşman
oluşuna gerçekten inandıkları konusunda tam emin değilim, fakat bu
düşman resmi yararlıdır.
Hedef belirlenimi konusu oldum olası çok açık ve netti. Sürekli iki tane
hedef mevcuttu. Birincisi pazarlar ve hammaddeler ve ikincisi bunları
kontrol edebilmek için askeri üsler. Şu halde bir ekonomik bir de askeri
hedeflerinin bulunduğunu söyleyebiliriz. Bu konuyla ilgili John
Perkins'in çok harika bir kitabı var: "Bir Economic Hit Man'in
İtirafları". Bu tür şeylerin nasıl işlediğini orada okumak mümkün.
Sayın Galtung, bir başka öngörünüz var mı ?
Evet. Bu Amerikan İmparatorluğu’nun yıkılışıyla ilgili. Bunu ben 2000
yılında 2020 ila 2025 yılları arasında tahmin ediyordum. Fakat daha
sonra Bay Bush jr. Başkan oldu, ve bu süreyi beş yıl kısalttım, çünkü
Bush'un süratlendirici bir etkisi sözkonusu. Bu yüzden şimdi diyorum ki:
2020 yılından önce.
Fakat bu, ABD’nin öleceği anlamına gelmiyor. Bu daha çok ABD'nin
kurtuluşu olacak. Bu imparatorluktan kurtulduktan sonra çiçek gibi
açacaklar.
Marksist teori Komünist Manifestosunda bile burjuva üretim şartlarının
rahmet ve acıma tanımadıklarını söylüyor. Diğer taraftan dünya pazarı
genel kurtuluş için bir şarttır: Onu sadece ortadan kaldırmak lazım.
Marx’ın genel tezi, proletaryanın sefaletinin bir kurtuluş atağının
müsebbibi olacağıdır. Eğer kapitalist sistemi bir dünya sistemi olarak
görürsek, birçok sefalet teşhis etmek mümkün, özellikle güney
ülkelerinde. Fakat Marx çok ekonomik düşündü ve askeriye üzerinde
düşünmedi. Mesela İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ABD 70 kere müdahelede
bulundu. Çoğu zaman sistemi savunmak için. Ve bu Marx’ın tasvir ettiği
güçlerin dışında başka karşıt güçler yarattı. Örnek olarak İslami
ülkeler, buralara çok fazla müdahele edildi. Bugün Irak’ta müdahale
ediliyor ve belki ileride İran’da da. Bunlar Marx’ın tasvir
ettiklerinden başka güçler oluşturuyor. Bu nedenle ABD İmparatorluğu
Marxçı anlamda bir proleter devriminden daha çok artık kendilerine
müdahele edilmesini istemeyenler tarafından tehdit altındadır. Ve
bunlardan çok fazla var. Amerikan İmparatorluğu’nun 1945’ten sonra
yaklaşık olarak 12 ila 16 milyon insan öldürdüğünden bahsedilmektedir.
Ve çoğu zaman ekonomik gücü elinde tutabilmek için.
Bu güç ise kapitalist bir güçtür ve Almanya ile diğer devletlerde de
bulunmaktadır. Batılı kapitalist devletler bir blok oluşturmaktadır. Her
ne kadar kendi aralarında rekabet etselerde, Almanya, İspanya ya da
Norveç gibi ülkeler bir taraftan kendi kapitallerinin ABD’nin askeri
şemsiye tarafından korunması ile ilgili ve diğer taraftan kendi
menfaatleri ile ilgili belli bir müzakere marjı kullanıyorlar. Bu
müzakere marjının büyüklüğü ekonomik güce göre ölçülmektedir.
Kapitalizmde rekabet var, ve hatta işbirliği de var. (gülüyor) Fakat
askeri yönden diğerlerinden daha fazla aktif olanlar da var. Ve bunlar
birinci olarak ABD ve ikinci sırada Britanya. Ekonomik ve askeri
güçlerin ve elbette siyasetin işte bu müşterek hareketi sözkonusu. Biz
burada bir imparatorluktan bahsediyoruz. Yani sadece bir ekonomiden
değil, fakat gücün kullanımında bir koordinasyondan.
Ben buna kültürü de eklemek isterim. Yani ABD'nin kültürünü bir dünya
kültürü olarak kavrama fikrini. Rekabet ve işbirliğinin de bulunduğu bir
kültür. Elbette bu kültürün çok tatlı çizgileri de vardır, fakat
Amerikalıların insanlık için mutlak hakikati tanıdıkları kanaati hiçte
tatlı değildir. Bu aynı zamanda Sovyetlerin de problemi değil miydi ? Ve
bu İslamın da problemi.
Böyle bir iddia pek bilimsel değil.
Siz Batı biliminin tek bilim olmadığını düşünmeniz lazım. Bin ila beşyüz
sene önce İslami ülkeler yeryüzündeki medeniyetin yarısını teşkil
etmekteydiler. Fakat bu daha çok sanat, edebiyat, matematikti. Onlar
mesela ilk sosyoloğa da sahiptiler: İbn Haldun, 15. yüzyıldan bir
müslüman ve Tunuslu diplomat. Ben, gerçekte iyi bilimin ne olduğu
konusunun pek açık olmadığını söylemek istiyorum. Hakikat çok güzel
görünebilir, demokrasi gibi. Fakat Iraka demokrasiyi bombalar ve
öldürmelerle götüremezsiniz. Hiç bir zaman insan haklarını, insan
haklarını ihlal etmek suretiyle hakim kılmak mümkün olmayacaktır.
İslami Bilim çoğu zaman sosyal tarafa yönelikti, Batı bilimi ise çoğu
zaman fene yönelik oldu. Aradaki fark bu. Modern bilimin gerçekten
hikmetli olup olmadığı o kadar açık değil. O hem atom bombasını ortaya
çıkardı hem de tıpta ilerlemeler kaydetti. Hayat sanatına gelince ben
ona bu konuda inanmıyorum.
Bir konsern tarafından sömürülmek derebeyi veya bir diktatör tarafından
sömürülmekten daha iyi değil midir ?
Öyle olduğuna inanmıyorum.
• Johan Galtung 40 yıldan beri barış ve çatışma araştırmacısı olarak
çalışmaktadır. Norveçli siyaset bilimcisi dünya çapında 45 tane büyük
çatışmada aracı rolünü üstlendi, örnek olarak Ekvador, Afganistan ve Sri
Lankada. "Yapısal şiddet" ve "Pozitif barış" kavramları ona
dayanmaktadır. "Sosyal savunma" konseptinde de etkisi oldu ve BM'nin
demokratikleştirilmesi ve bir Dünya Meclisi için de çabaları oldu. 1987
yılında alternatif Nobel ödülünü aldı. |