Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 333 | Eylül  2006

                   

 

 


Amerikan İmparatorluğunun Çöküşü

 

Çev.: Kamil Cengiz

www.counterpunch.org, 17.12.2005

Yarım asırdan beri ABD, bütçe planlaması ve emperyalist emellerinde belirlemek zorunda oldukları önceliklerini, hiçbir zaman pratikte uyguladığı politikaların ölçüsü yapmaması ikilemiyle yaşamaktadır.
Onlar hep - tavsiye edilebileceği gibi- Avrupanın daha doğrusu Avrupa üzerindeki kontrolün dünyanın geleceğindeki iktidar paylaşımında belirleyici olacağından hareket ettiler. Fakat buna rağmen Kore’de, Vietnam’da ve şimdi Irak’ta, yani iktidar politikası açısından çok daha az önemin bulunduğu "Üçüncü Dünyada" savaştılar.
Öncelikli olarak ABD’liler münferit devletlere konsantre oldular, fakat aynı zamanda -gerçekten de çok büyük olan- bütün dünyayı kontrol etme görevini kendilerine yüklediler.
Her seferinde bu işin Amerikan kaynaklarını aştığı ve emperyal güçlerinin bunun için yeterli olmadığı kanıtlandı. ABD gücünü büyük çapta direk olarak kullandığı çoğu Üçüncü Dünya ülkelerinde kaybetti. Askeri güçlerinin tesirsizliği ortaya çıktı. Bölgelerdeki güvenip dayandıkları temsilcileri çoğu ülkelerde rüşvetçi çıktı. Hem finans açısından hem de bunun sonucu olarak Amerikan kamuoyunun yabancılaşması açısından çok büyük bir bedel ödediler.
Pentagon stratejik hava gücü inşa etmiş ve atom silahları geliştirmişti, Sovyetler burada asıl hedef olmuştu. Bunun dışında Doğu Avrupa’da geniş çaplı bir kara savaşına hazırlık yaptı. Bu pahalı çıkış, silah üreticileri için çok avantajlıydı ve onlar halen Amerikan dış ve bütçe politikasının belirlenmesinde önemli bir güç oluşturuyorlar.
Fakat Sovyet düşmanı artık yok. Şimdi ABD’nin ikilemi -ve bu belirleyici bir çelişkidir- pahalı askeri gücünün dış politikanın bir aracı olarak geniş ölçüde faydasız hale gelmesidir. Vietnam’daki savaşı kaybettiler ve Brezilya, Şili ve Latin Amerika’nın diğer yerlerindeki halk hükümetlerini devirmeyi başarmalarına rağmen askeri güçleri daha büyük sosyal ve siyasi sorunların sebep verdiği sonuçlar konusunda işe yaramıyor. Latin Amerika, Ortadoğu ve Doğu Asya bugün ABD’nin yönlendirmesine daha az bağımlılar.
Stratejik olarak ABD Ortadoğu’dan daha kötü durumda, çünkü akla gelebilecek her türlü hatayı yaptılar. Komünizme ve seküler milliyetçiliğe karşı İslami fundamentalizmi desteklediler. Seksenli yıllarda Irak’ı İran’a karşı desteklediler ve şimdi sadece Irak’taki savaşı askeri olarak kaybetmenin eşiğinde olmaları bir tarafa, fakat bölgedeki eski dostlarının çoğundan da yabancılaşıyorlar. Ve İran, orada belirleyici güç haline gelme yolunda.
Bugünkü dünyanın temel problemi ABD'nin tek hakimlik çabasından kaynaklanmaktadır. Bu çaba, dev askeri güçlerinin istedikleri her yerde siyasi ve sosyal gelişmelerin istikametini belirlemeye müsade ettiği illüzyonuna dayanmaktadır. Sovyetlerin olduğu dönemlerde bunda biraz engellendiler, çünkü Sovyet askeri gücü Amerikan gücünü nötralize ediyordu ve Avrupa’da bir kısmi denge -korkunçluğun dengesi- mevcuttu. Bunun dışında SSCB dost ve kendisine yakın olan uluslara ABD’yi tahrik etmemeleri için temkini tavsiye ediyordu. Bu engel artık bugün yok.
Varşova Paktı’nın bugün olmaması gibi, diğer taraftan NATO’da çöküş süreci yaşıyor ve SEATO, CENTO vd. gittiği yoldan gidebilir. 1999'da Sırbistan’daki savaş onun yaşamını bitirmesini daha muhtemel kıldı. ABD tarafından yönetilen ittifakta Irak savaşı konusunda derin ihtilaflar vardı ve o muhtemelen de facto belki formel olarak da feshedilecek. Bush yönetimi, ittifakta bir kriz ortaya çıkardı ve Osmanlı’nın yıkılışından sonra İngilizlerin oluşturduğu hep suni bir devlet olmuş olan Irak’ı çok istikrarlı bir ülke haline getirdi.
Sekiz tane devletin şu an atom silahları var, BM bunların dışında 30 tane ülkenin atom gücü olabilmek için gerekli olan bilgi ve araçlara sahip olduğundan yola çıkıyor. Dünya ABD'nin kontrolünden kayıyor, fakat aynı zamanda Sovyetlerin olduğu dönemlerde devletlerin atom silahı üretmek için fakir oldukları zamanlardaki kontrol formlarından da çıkıyor. Dünyanın daha çok tehlikeli hale gelmiş olmasının asıl sebebi, ABD’nin kendi gücünün sınırını görmek istememesi ve 50 yıl önceki ihtirasları beslemesidir. Bütün silah türlerinin ABD’nin silah ihracatları tarafından hadsiz hesapsız yaygınlaştırılması ile bir‚ öz dinamik' oluştu.
Bush yönetimi 2001de iktidara geldiğinde Irak öncelik sırasında en üstte yer almıyordu. Fakat Bush Rumsfeld’in sözleriyle ifade edecek olursak "öne dönük" bir dış politikaya kendini adamıştı ve daha büyük askeri eylem eğilimi içerisindeydi. 11 Eylül olmasaydı, Bush yönetimi atom silahlarına sahip ve eşit rakip olarak görülen Çin ile muhtemelen bir çatışma arayışı içerisine girerdi. Irak, Amerikan hükümeti için askeri ve jeopolitik olarak toplu bir yıkım olarak ortaya çıkmasına rağmen bu halen olabilir. Amerikan kamuoyunu Irak ile geniş ölçüde kendisinden yabancılaştırdı, belki Vietnam savaşında olduğundan çok daha hızlı bir şekilde.
ABD’nin silahlı kuvvetleri zeval aşamasındalar, silahlarının tesirsiz olduğu ortaya çıktı. Siyasi düzeyde Irak’ın birkaç bölgesel hakimiyet sahalarına bölünmesi muhtemel (Afganistan’da olduğu gibi), belki bir iç savaş olacak, kimbilir. Iraklılar için savaş bir felaketti, fakat Amerika’nın Kore, Vietnam ve diğer yerlerdeki mağlubiyeti de tekerrür etmiş oldu.
Irak direnişinin parça parça olması ABD'yi bir mağlubiyetten kurtarmayacaktır. Irak’ın büyük bir travmadan kurtulacağına inanan çok az insan kaldı. Hakikat olan, savaş öncesi birçok Amerikalı fonksiyonerin bunu tahmin etmiş olmaları ve kendilerine kulak verilmemiş olmalarıdır - tıpkı altmışlı yıllarda Vietnam’daki yıkımı öngörenlerin dinlenmediği gibi.
Trajik olan, bugünkü dünyada savaşın barıştan daha çok şerefli addedilmesidir. Silah üreticileri savaştan kazandıkları ve barıştan kazanmadıkları için, lobileri silah kültünün eski hikmetlerini tebliğ ediyorlar.
ABD her ne kadar Irak’taki zorlu durumdan kurtulmaya çalışsa da sadece İran onlara bu konuda yardımcı olabilir. İronik olarak Saddam Hüseyin’in mağlubiyetinden jeopolitik olarak İran daha fazla karlı çıktı ve Bush yönetimini hem Irak’ta hem de gelecekteki Amerikan seçimlerinde karşı karşıya olduğu mağlubiyetlerden kurtarmak için bir sebebi bulunmamaktadır.
Dünya Amerika’nın kontrolünden çıkıyor, aynı zamanda siyasi hareketler ve devletler Sovyet ihtiyatı tarafından engellenmiyorlar. ABD’nin karşıtları eskiye nazaran daha ademi merkeziyetçi ve ABD onları eskiden olduğundan çok daha az kontrol edebiliyor.
Dünyadaki dengenin realist bir değerlendirmesi temeline dayanarak bu durum belli bir optimizme sebep teşkil ediyor. Biz iyimserlik ile kötümserliği karşı karşıya getirmekten sakınmalıyız ve bunun yerine realist olmalıyız. Her ne kadar Amerikalılar birçok şeyi imha etselerde, savaşları da kaybediyorlar ve kendilerini ekonomik ve siyasi olarak harap ediyorlar.
Fakat dünya bir asırdan beri savaşlar yaptı. ABD 1946 yılından beri lider askeri güç ve budalalığı kendi tekellerine almadılar. Burada belirleyici olan ABD’nin politikasının bir asırdan fazla dünyada onca devlet adamını körleten militarizmin ve irrasyonelliğin yansıması olmasıdır.
Asıl görev ABD'nin mutsuzluklar tarafından takip edilen dünyada şu an Irak’ta olduğu gibi daha fazla zarar vermesini önlemek değildir. Bunun yerine uzun zamandan beri var olan ve bu saldırganlığa yol açmış bulunan global illüzyonları kökünden söküp atmaktır.

• Gabriel Kolko bir tarihçi olarak modern savaş yönetimi ile ilgili bilgi alanında öncüdür. "Savaşlar Asrı" ve "Another Century of War?" kitaplarının yazarıdır. Bunun dışında Vietnam savaşının en iyi tarihini yazdı "Anatomy of a War: Vietnam, the US and the Modern Historical Experience". En yeni kitabı "The Age of War". Ona kolko@counterpunch.org adresinden ulaşmak mümkün.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...