Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 333 | Eylül  2006

                   

 

 


                            Yalanlar Çağı

                                                                                                                 

Atasoy MÜFTÜOĞLU

 Günümüzde bilgi ve düşünce, ideolojik bir mahiyet kazanıyor; yanıltıcı ve yönlendirici bir içerikle, halkla ilişkiler endüstrisi tarafından pazarlanıyor. Bilgi, ideolojik, politik ve ırkçı amaçlarla manipüle ediliyor. Gerektiğinde halkların ilgileri çok farklı bir alana kaydırılabiliyor. Dünya kamuoyu yalanlarla meşgul edilebiliyor. Dünyaya hükmeden kavramlarla insanlığa resmi masallar anlatılıyor. Resmi masallarla gerçek dünya arasında korkunç uyuşmazlıklar olduğu görülemiyor. Resmi masallar, genellikle ideolojik sözcüklerle/yaklaşımlarla kurgulanıyor, ideolojik her yaklaşım, gerçekliği tahrif ve tahrip ederek yola koyuluyor.
İsrail ve Amerikan çıkarları söz konusu olduğunda, bütün yargılar tersine çevrilebiliyor; sorumluluk mağdur ve mazlumlara yüklenebiliyor. İnsanlık karşıtı ağır suçlar işleyen, sınırsız kötülüğün simgesi olan Siyonist ırkçılık karşısında, olağanüstü cesaret ve şecaatle bir direniş kültürü oluşturmak, bu doğrultuda kamusal etkinlikleri çoğaltmak gerekir. Irkçı Siyonist rejimin tarihin en vahşi katiller rejimi olduğunu unutmamalıyız. Modern kavram ve kurumların toplumlarımıza özgürlük sağlamak şöyle dursun, toplumlarımızı terörist savaşlarla sömürge haline getirdiğini hep aklımızda tutmalıyız.
İçerisinde yaşadığımız çağ, her tür kötülüğün, yalanın, aldatmacanın olağanlaştığı bir çağ'dır. Bu çağda, bir ırka, bir etnik kökene, bir ideolojik hizbe bağlı olmak, insan olmaktan çok daha önemli sayılabilmektedir. Bu durum nerede ortaya çıkarsa çıksın, orada, karşıtlıklar, gerilimler ve düşmanlıklar ortaya çıkmaktadır.
Küresel faşizm, "bizim için her şey meşrudur, her şey bizim içindir" mantığıyla hareket ettiği için, ötekileştirilenler için hiç bir şey mümkün ve meşru sayılmıyor. Küresel totalitercilik, insanların zihinlerini ele geçirmeye çalışıyor. Toplumlarımız çoğu zaman gerçeğe uzak yaşıyor, ya da gerçekleri iş işten geçtikten sonra öğreniyor. Küresel totalitercilik, kendi acılarına karşı duyarlı, başkalarının acılarına karşı duyarsızdır. Küresel totalitercilik gerçekliği istediği yönde tahrif edebilmektedir, zayıflara söz hakkı tanımamaktadır. Küresel faşist yönetim nörotik bir yönetimdir. Yalana dayalı çağdaş söylem, asıl suçluları masum gibi göstermeye çalışıyor.
Medya dilinde, İslam ve Müslümanlarla ilgili olarak kullanılan tanımlar, özgül ve özgün anlamlarından çok farklı olarak kullanılıyor, bu tanımlara çarpıtılmış içerikler yükleniyor. Küresel totalitercilik ve bu totaliter zihniyetin İslam dünyası toplumlarında yaşayan köleleştirilmiş temsilcileri, İslamın temel kavramlarını, cihad/mücahid gibi vazgeçilemez kavramları müstehcen kavramlarmış gibi, söylemlerinden ve sözlüklerinden çıkarmışlardır. Hegemonik merkezler, Müslüman halkları, küresel sistemden başka alternatifleri olmadığına savaşlar yoluyla kabul ettirmeye çalışıyor.
İçerisinden geçtiğimiz tarih ve karşı karşıya bulunduğumuz olaylar, ütopyacı düşler ve acele umutlar içerisinde yaşadığımızı gösterdi. Bakış açılarımızda acil bir değişime ihtiyacımız var. Geçmişle, bir antika yaklaşımı içerisinde ilgilenmeye devam edemeyiz. Tarih'ten, bugün de yararlanabileceğimiz şeyler öğrenmenin yollarını bulmalıyız. Bizler, yaşanan zamanı anlamlı, işlevli ve eylemli kılmak zorundayız. Bu sorumluluğu bir yana bırakarak tarihsel zamanlar üzerinde ve sadece duygusal bağlamda yoğunlaşıyoruz. Geçmişe özgü algılama biçimleriyle, bugünün gerçekliğini çözümleyemeyiz.
Eşsiz yalanlar dünyasında ve çağında, hakikati aramak, anlamak ve anlatmak için, ayrıntılara ilişkin sorunlar üzerinde değil, temellere ilişkin sorunlar üzerinde çaba harcamalıyız
Bütün ırkçılıklar ve ideolojik yapılar ahlaki körlüklere ve algı kirlenmelerine neden oluyor.
Bütün ırkçılıklar vahşet duygularını kışkırtıyor.
Irkçılıklar vicdani hesaplaşma duygularına yer vermiyor. İslama ve Müslümanlara karşı dünya çapında sürdürülmekte bulunan propoganda savaşları, özellikle direniş düşüncesini, direniş fikrini ve bilincini kırmak, yok etmek istiyor. Direniş hareketlerini teslimiyete zorluyorlar. Her direniş mücadelesi, gelecekteki mücadeleler için büyük bir umut ve özgüven kaynağı olmaya devam ediyor.
İdeolojik propaganda savaşlarının, direniş hareketleriyle ilgili olarak zihinlerimizi bulandırmalarına fırsat vermemeliyiz, içerisinde yaşadığımız dönemde, kuramsal yorumlardan daha çok eylemlerle ilgilenmeliyiz.
Gerçek anlamda varolmak, ahlaki eyleyenler olarak varolmaktır, gerçek tercihler yaparak varolmaktır.
Popüler çevrelerin yönelişleri konusunda dikkatli olmamız gerekir.
Hangi alanda olursa olsun, kısa ömürlü modalar karşısında da müteyakkız olmalıyız.
Bütün İslami cemaatler/yapılar sistem karşısındaki konumlarını bir kez daha gözden geçirebilmelidir.
Özellikle yalanlarla yönlendirilen günümüz dünyasında ve toplumlarında, mutlaka eleştirel bir seçiciliğe sahip olmamız gerekir.
Hem bireysel anlamda, hem de toplumsal anlamda, geleneksel alışkanlıklar, kalıplarla, sınırlandırılan ve sıradanlaşan hayatlar, zekalarını, potansiyellerini ve yeteneklerini gereği gibi kullanamazlar.
Yeni bir Îslami ufuk için, yeni bir siyasal ufuk için, hem geleneksel baskıları/kısıtlamaları, hem de küresel baskıları ve kısıtlamaları aşabilecek özgür bir iradeye sahip olmamız gerekir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...