|

Yalanlar Çağı
Atasoy MÜFTÜOĞLU

Günümüzde
bilgi ve düşünce, ideolojik bir mahiyet kazanıyor; yanıltıcı ve
yönlendirici bir içerikle, halkla ilişkiler endüstrisi tarafından
pazarlanıyor. Bilgi, ideolojik, politik ve ırkçı amaçlarla manipüle
ediliyor. Gerektiğinde halkların ilgileri çok farklı bir alana
kaydırılabiliyor. Dünya kamuoyu yalanlarla meşgul edilebiliyor. Dünyaya
hükmeden kavramlarla insanlığa resmi masallar anlatılıyor. Resmi
masallarla gerçek dünya arasında korkunç uyuşmazlıklar olduğu
görülemiyor. Resmi masallar, genellikle ideolojik
sözcüklerle/yaklaşımlarla kurgulanıyor, ideolojik her yaklaşım,
gerçekliği tahrif ve tahrip ederek yola koyuluyor.
İsrail ve Amerikan çıkarları söz konusu olduğunda, bütün yargılar
tersine çevrilebiliyor; sorumluluk mağdur ve mazlumlara yüklenebiliyor.
İnsanlık karşıtı ağır suçlar işleyen, sınırsız kötülüğün simgesi olan
Siyonist ırkçılık karşısında, olağanüstü cesaret ve şecaatle bir direniş
kültürü oluşturmak, bu doğrultuda kamusal etkinlikleri çoğaltmak
gerekir. Irkçı Siyonist rejimin tarihin en vahşi katiller rejimi
olduğunu unutmamalıyız. Modern kavram ve kurumların toplumlarımıza
özgürlük sağlamak şöyle dursun, toplumlarımızı terörist savaşlarla
sömürge haline getirdiğini hep aklımızda tutmalıyız.
İçerisinde yaşadığımız çağ, her tür kötülüğün, yalanın, aldatmacanın
olağanlaştığı bir çağ'dır. Bu çağda, bir ırka, bir etnik kökene, bir
ideolojik hizbe bağlı olmak, insan olmaktan çok daha önemli
sayılabilmektedir. Bu durum nerede ortaya çıkarsa çıksın, orada,
karşıtlıklar, gerilimler ve düşmanlıklar ortaya çıkmaktadır.
Küresel faşizm, "bizim için her şey meşrudur, her şey bizim içindir"
mantığıyla hareket ettiği için, ötekileştirilenler için hiç bir şey
mümkün ve meşru sayılmıyor. Küresel totalitercilik, insanların
zihinlerini ele geçirmeye çalışıyor. Toplumlarımız çoğu zaman gerçeğe
uzak yaşıyor, ya da gerçekleri iş işten geçtikten sonra öğreniyor.
Küresel totalitercilik, kendi acılarına karşı duyarlı, başkalarının
acılarına karşı duyarsızdır. Küresel totalitercilik gerçekliği istediği
yönde tahrif edebilmektedir, zayıflara söz hakkı tanımamaktadır. Küresel
faşist yönetim nörotik bir yönetimdir. Yalana dayalı çağdaş söylem, asıl
suçluları masum gibi göstermeye çalışıyor.
Medya dilinde, İslam ve Müslümanlarla ilgili olarak kullanılan tanımlar,
özgül ve özgün anlamlarından çok farklı olarak kullanılıyor, bu
tanımlara çarpıtılmış içerikler yükleniyor. Küresel totalitercilik ve bu
totaliter zihniyetin İslam dünyası toplumlarında yaşayan köleleştirilmiş
temsilcileri, İslamın temel kavramlarını, cihad/mücahid gibi
vazgeçilemez kavramları müstehcen kavramlarmış gibi, söylemlerinden ve
sözlüklerinden çıkarmışlardır. Hegemonik merkezler, Müslüman halkları,
küresel sistemden başka alternatifleri olmadığına savaşlar yoluyla kabul
ettirmeye çalışıyor.
İçerisinden geçtiğimiz tarih ve karşı karşıya bulunduğumuz olaylar,
ütopyacı düşler ve acele umutlar içerisinde yaşadığımızı gösterdi. Bakış
açılarımızda acil bir değişime ihtiyacımız var. Geçmişle, bir antika
yaklaşımı içerisinde ilgilenmeye devam edemeyiz. Tarih'ten, bugün de
yararlanabileceğimiz şeyler öğrenmenin yollarını bulmalıyız. Bizler,
yaşanan zamanı anlamlı, işlevli ve eylemli kılmak zorundayız. Bu
sorumluluğu bir yana bırakarak tarihsel zamanlar üzerinde ve sadece
duygusal bağlamda yoğunlaşıyoruz. Geçmişe özgü algılama biçimleriyle,
bugünün gerçekliğini çözümleyemeyiz.
Eşsiz yalanlar dünyasında ve çağında, hakikati aramak, anlamak ve
anlatmak için, ayrıntılara ilişkin sorunlar üzerinde değil, temellere
ilişkin sorunlar üzerinde çaba harcamalıyız
Bütün ırkçılıklar ve ideolojik yapılar ahlaki körlüklere ve algı
kirlenmelerine neden oluyor.
Bütün ırkçılıklar vahşet duygularını kışkırtıyor.
Irkçılıklar vicdani hesaplaşma duygularına yer vermiyor. İslama ve
Müslümanlara karşı dünya çapında sürdürülmekte bulunan propoganda
savaşları, özellikle direniş düşüncesini, direniş fikrini ve bilincini
kırmak, yok etmek istiyor. Direniş hareketlerini teslimiyete
zorluyorlar. Her direniş mücadelesi, gelecekteki mücadeleler için büyük
bir umut ve özgüven kaynağı olmaya devam ediyor.
İdeolojik propaganda savaşlarının, direniş hareketleriyle ilgili olarak
zihinlerimizi bulandırmalarına fırsat vermemeliyiz, içerisinde
yaşadığımız dönemde, kuramsal yorumlardan daha çok eylemlerle
ilgilenmeliyiz.
Gerçek anlamda varolmak, ahlaki eyleyenler olarak varolmaktır, gerçek
tercihler yaparak varolmaktır.
Popüler çevrelerin yönelişleri konusunda dikkatli olmamız gerekir.
Hangi alanda olursa olsun, kısa ömürlü modalar karşısında da müteyakkız
olmalıyız.
Bütün İslami cemaatler/yapılar sistem karşısındaki konumlarını bir kez
daha gözden geçirebilmelidir.
Özellikle yalanlarla yönlendirilen günümüz dünyasında ve toplumlarında,
mutlaka eleştirel bir seçiciliğe sahip olmamız gerekir.
Hem bireysel anlamda, hem de toplumsal anlamda, geleneksel
alışkanlıklar, kalıplarla, sınırlandırılan ve sıradanlaşan hayatlar,
zekalarını, potansiyellerini ve yeteneklerini gereği gibi kullanamazlar.
Yeni bir Îslami ufuk için, yeni bir siyasal ufuk için, hem geleneksel
baskıları/kısıtlamaları, hem de küresel baskıları ve kısıtlamaları
aşabilecek özgür bir iradeye sahip olmamız gerekir. |