|

Türk
İslam’ından Sonra Bir de Avrupa İslamı
Namık
Doruklu/17.08.2006/IV.kuvvetmedya.com
Birkaç gün önce, Avrupa Komisyonu'nun içişlerinden sorumlu üyesi Franco
Frattini, gazetecilere yaptığı açıklamada, "Avrupa İslamı" istediklerini
açıkladı. Frattini, dinin devlete karışamadığı ama devletin dine
karıştığı Türkiye'den ders almış görünüyor, Avrupa İslamı'nın
oluşturulması için en büyük görevi imamlara vermiş.
Frattini aynen şöyle diyor: "Avrupaî bir İslam istiyoruz. Bu, imamların
Avrupa ölçeğinde eğitilmesini gerektiriyor." Frattini'nin düşünüş tarzı,
Türkiye gibi laik bir ülkede yaşamanın bütün getirilerinden eksiksiz
yararlanma bahtiyarlığına erişen bizler için yabancı değil: "Avrupa,
diğer dinlere saygı göstermek isterken, dinlerin de ulusal yasalar, AB
kuralları ve temel haklara, her şeyden önce de hayat hakkına saygılı
olmasını istiyor." Böyle buyurmuş Frattini Efendi.
Avrupalılar'ın bu yöndeki talep ve çalışmaları yeni değil. Beş yıl önce,
Aydınlık adlı haftalık gazetenin 20 Aralık 2001 tarihli sayısında,
Hürriyet'in eski Dış Yayınlar Müdürü'nün şu sözleri yer almıştı: "Alman
yönetimi, Türkiye'de basın her istediğini yazsın istiyor. Ayrılıkçı,
şeriatçı propaganda serbest bırakılsın diye baskı yapıyorlar. Halbuki
kendi ülkeleri için asla böyle düşünmüyorlar. Alman devletinin çıkarına
göre, kendi basınının yanında Türk basınının da hizaya girmesini
istiyorlar. Diyorlar ki, Türkler buraya uyum sağlasın. Niyetleri,
Türkleri asimile etmek. Ulusal bilinci yok etmek, Atatürk
milliyetçiliğini tasfiye etmek.... Din unsuru kullanılıyor. 'Siz Türk
değil Müslümansınız' diyorlar. İstedikleri İslam da Anadolu İslamı değil,
Alman İslamı. Bu, vicdan özgürlüğüne tamamen aykırı. Ana babalarından
izin almadan, çocuklara Alman İslamını dayatıyorlar. Bunun eğitimini de,
Milli Görüş adı altında örgütlenen şeriatçılara veriyorlar."
Alman İslamı'na karşı savunulan, Kur'an ve Sünnet İslamı değil, Anadolu
İslamı... Şayet Allah ve Rasulü'nün İslamı'nı esas alırsanız, bunun
karşısında Alman İslamı'nın bir hükmü kalmaz, ama Anadolu Müslümanlığı
ile Alman Müslümanlığı'nı yenmeye çalışırsanız, çelişkiler içinde
kıvranmaktan kurtulamazsınız. Almanlar'ın, Türkiye'yi mesela Anadolu
İslam'ını insanlara dayatmakla, vicdan özgürlüğünü çiğnemekle
suçlamayacak kadar saf ya da bön olduklarını düşünerek kendimizi
aldatmayalım. Bir Anadolu Müslümanlığı'ndan söz ederseniz, Balkan
Müslümanlığı, Avrupa Müslümanlığı yahut Kafkasya Müslümanlığı tezleriyle
bunun karşısına çıkanlara diyebileceğiniz bir şey olamaz. Bir başka
ifadeyle, Anadolu ya da Türk Müslümanlığı'ndan söz ettiğiniz zaman,
bunun karşısında birilerinin de Alman ya da Avrupa İslamı icat
etmelerinin yolunu açmış, onların bu tutumlarını meşrulaştırmış
olursunuz.
Fakat, bizim dini öğrenmeye gerek duymadan din hakkında ahkâm kesen
yetkililerimiz, Türk Müslümanlığı 'uyanıklığı' ile istedikleri sonucu
alacaklarını düşünürken, evdeki hesabın çarşıya uymayabileceğini
akıllarına getirmiyorlardı. Avrupa ülkelerine gönderilen
vatandaşlarımızın dinî vecibelerini yerine getirmeleri için hiçbir
tedbir almaya gerek görmeyen bu sorumlular, vatandaşlarımız kendi sivil
inisiyatifleriyle harekete geçip camiler açınca, aniden sorumluluklarını
idrak etmişler ve 'cami cemaati'ni Diyanet kanalıyla denetim altında
tutulan Türk imamlarına emanet etmeyi gerekli görmüşlerdi.
Doğal olarak, bir Avrupa ya da Alman İslamı olamaz. Fakat, bunu söyleme
hakkınızın doğması için, Anadolu ya da Türk Müslümanlığı olamayacağını
da baştan kabul etmeniz icap eder. Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular
veya Osmanlılar, Türk Müslümanlığı'ndan ya da Anadolu Müslümanlığı'ndan
hiç söz ettiler mi?!.. Tabiî ki etmediler.. Anadolu Selçukluları'ndan
önce Anadolu, Bizans'ın elinde olduğuna göre, o zamanki 'makbul'
İslam'ın adı neydi?! Bir başka deyişle, Anadolu müslüman değilken, yani
ortada bir Anadolu Müslümanlığı yokken, hangi İslam makbuldü?.. Benzer
şekilde, Türkler müslüman değilken Türk Müslümanlığı da mevcut
olmadığına göre, onların müslüman olmalarından önce, benimsenebilecek
bir İslam yok muydu?!.. Faraza bizim Türk Müslümanlığı ya da Anadolu
Müslümanlığı tutkunları, Türkler'in henüz müslümanlaşmadığı ve
Anadolu'nun İslam diyarı haline gelmediği ilk devirlerde yaşamış
olsalardı, o günkü İslam'ı ret mi edeceklerdi?!..
Bunları, Türk Müslümanlığı veya Anadolu Müslümanlığı gibi lafların
aslında birer saçmalık ve mantıksızlık abidesi olduklarını dile getirmek
için yazıyorum.
Alman İslamı, Türk Müslümanlığı ya da Avrupa İslamı'na benzer bir 'devlet
İslamı/resmî İslam' oluşturma yönündeki ilk çabalar Abbasiler'e kadar
uzanır: "... Halife el-Memun (813-833) ve halefleri devletin resmi
doktrini olarak Mutezile olarak tanınan dini ekolün doktrinini
benimsetmeye çalıştılar ve diğer öğretilerin taraftarlarına zulmettiler.
Bu girişim başarısız oldu ve el-Mütevekkil (847-861) başkaldıran Türk
askerlerine karşı popüler destek aradığı zaman Mutezile'den vazgeçti ve
hatta onu bastırarak genel Sünni görüşü benimsemeye başladı. Sünnilik ve
Sünni ulema, adaletli Sünni bir halife olduğu zaman dahi, doktrin
konusunda hükümdarın, kendilerine istediğini kabul ettirme çabasına
direnecek ve bunun üstesinden gelecek kadar güçlüydü. Devletçi İslam
çabası başarısız kaldı ve bir daha tekrarlanmadı. El-Mütevekkil'den
sonra Abbasiler en azından resmen en koyu dindarlığı kabul ettiler ve
bir daha hiçbir hanedan açıkça İslam dini kurumuna doktrin dikte
ettirmeye kalkışmadı." (Bernard Lewis, Ortadoğu, çev. Mehmet Harmancı,
İstanbul 1996, s. 62.)
Demek ki, Sünnîlik ve Sünnî ulema, bir İslam devletinde ve Sünnî bir
halife iş başındayken bile, doktrin konusunda hükümdarın, yani siyasal
iktidarın taleplerine boyun eğmemiştir. Abbasiler gibi bir 'İslam
devleti'nde bile, 'Devletçi İslam/Resmî İslam' çabası başarısız
kalmıştır.
Türk Müslümanlığı değil fakat Türkler'in Müslümanlığı, B. Lewis'e göre
bir zamanlar şöyleydi: "... Türkler, Arap ve İranlılar'ın hiç
yapmadıkları bir şeyi yaparak milli kimliklerini İslamiyet'e gömdüler.
Araplar'ın putperest Arabistan'ın kahramanlık günleri anılarının ya da
İranlılar'ın eski İran'ın geçmiş zaferlerinden gurur duymalarının
Türkler'de bir benzeri yoktur. Birkaç folk şiiri dışında İslamiyet
öncesi Türk geçmişinin uygarlıkları, devletleri, dinleri ve edebiyatı
silinmiş ve unutulmuştu. Batılılar için olduğu kadar Türkler için de
Türk adı Müslüman'la eşdeğer olmuştu. Türkler'in İslamiyet'e
sadakatlerinin gerçekliği ve ciddiliği başka hiçbir halkta görülmez." (A.g.e.,
s. 70.)
Tabiî bu tespit, Osmanlı ve daha öncesi için geçerli. Zaten Lewis bu
ifadeleri eski Türk devletleri için kullanıyor. Bugün İslamiyet'e
sadakatten söz etmek ancak bir vicdan meselesidir, bunu Lewis'in işaret
ettiği şekilde iç ve dış politika açısından ileri sürmek, laikliğin
ayaklar altına alınıp çiğnenmesi olarak yorumlanabilir. Lewis'i izlemeye
devam edelim: "... Bütün bunları mümkün kılan Türkler'in askeri güçleri,
politik tutarlılıkları ve dini ciddiyetleri İslam dünyasına kafirle
karşılaşıp onu yenecek gücü, Anadolu'yu İslamiyet için fetih gücünü,
Batı Hıristiyan dünyasının saldırılarını püskürtecek gücü vermiştir." (A.g.e.,
s. 74.)
İslamiyet için Anadolu'yu fetih gücünü ve Batı Hıristiyan dünyasının
saldırılarını püskürtecek gücü bize veren "politik tutarlılığımız" ve "dinî
ciddiyetimiz"den acaba geriye ne kalmıştır?!
Kalan sadece, Alman İslamı'na karşı Türk Müslümanlığı saçmalığını
savunmak, başka birşey değil.
|