Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 333 | Eylül  2006

                   

 

 


Türk İslam’ından Sonra Bir de Avrupa İslamı

Namık Doruklu/17.08.2006/IV.kuvvetmedya.com

Birkaç gün önce, Avrupa Komisyonu'nun içişlerinden sorumlu üyesi Franco Frattini, gazetecilere yaptığı açıklamada, "Avrupa İslamı" istediklerini açıkladı. Frattini, dinin devlete karışamadığı ama devletin dine karıştığı Türkiye'den ders almış görünüyor, Avrupa İslamı'nın oluşturulması için en büyük görevi imamlara vermiş.
Frattini aynen şöyle diyor: "Avrupaî bir İslam istiyoruz. Bu, imamların Avrupa ölçeğinde eğitilmesini gerektiriyor." Frattini'nin düşünüş tarzı, Türkiye gibi laik bir ülkede yaşamanın bütün getirilerinden eksiksiz yararlanma bahtiyarlığına erişen bizler için yabancı değil: "Avrupa, diğer dinlere saygı göstermek isterken, dinlerin de ulusal yasalar, AB kuralları ve temel haklara, her şeyden önce de hayat hakkına saygılı olmasını istiyor." Böyle buyurmuş Frattini Efendi.
Avrupalılar'ın bu yöndeki talep ve çalışmaları yeni değil. Beş yıl önce, Aydınlık adlı haftalık gazetenin 20 Aralık 2001 tarihli sayısında, Hürriyet'in eski Dış Yayınlar Müdürü'nün şu sözleri yer almıştı: "Alman yönetimi, Türkiye'de basın her istediğini yazsın istiyor. Ayrılıkçı, şeriatçı propaganda serbest bırakılsın diye baskı yapıyorlar. Halbuki kendi ülkeleri için asla böyle düşünmüyorlar. Alman devletinin çıkarına göre, kendi basınının yanında Türk basınının da hizaya girmesini istiyorlar. Diyorlar ki, Türkler buraya uyum sağlasın. Niyetleri, Türkleri asimile etmek. Ulusal bilinci yok etmek, Atatürk milliyetçiliğini tasfiye etmek.... Din unsuru kullanılıyor. 'Siz Türk değil Müslümansınız' diyorlar. İstedikleri İslam da Anadolu İslamı değil, Alman İslamı. Bu, vicdan özgürlüğüne tamamen aykırı. Ana babalarından izin almadan, çocuklara Alman İslamını dayatıyorlar. Bunun eğitimini de, Milli Görüş adı altında örgütlenen şeriatçılara veriyorlar."
Alman İslamı'na karşı savunulan, Kur'an ve Sünnet İslamı değil, Anadolu İslamı... Şayet Allah ve Rasulü'nün İslamı'nı esas alırsanız, bunun karşısında Alman İslamı'nın bir hükmü kalmaz, ama Anadolu Müslümanlığı ile Alman Müslümanlığı'nı yenmeye çalışırsanız, çelişkiler içinde kıvranmaktan kurtulamazsınız. Almanlar'ın, Türkiye'yi mesela Anadolu İslam'ını insanlara dayatmakla, vicdan özgürlüğünü çiğnemekle suçlamayacak kadar saf ya da bön olduklarını düşünerek kendimizi aldatmayalım. Bir Anadolu Müslümanlığı'ndan söz ederseniz, Balkan Müslümanlığı, Avrupa Müslümanlığı yahut Kafkasya Müslümanlığı tezleriyle bunun karşısına çıkanlara diyebileceğiniz bir şey olamaz. Bir başka ifadeyle, Anadolu ya da Türk Müslümanlığı'ndan söz ettiğiniz zaman, bunun karşısında birilerinin de Alman ya da Avrupa İslamı icat etmelerinin yolunu açmış, onların bu tutumlarını meşrulaştırmış olursunuz.
Fakat, bizim dini öğrenmeye gerek duymadan din hakkında ahkâm kesen yetkililerimiz, Türk Müslümanlığı 'uyanıklığı' ile istedikleri sonucu alacaklarını düşünürken, evdeki hesabın çarşıya uymayabileceğini akıllarına getirmiyorlardı. Avrupa ülkelerine gönderilen vatandaşlarımızın dinî vecibelerini yerine getirmeleri için hiçbir tedbir almaya gerek görmeyen bu sorumlular, vatandaşlarımız kendi sivil inisiyatifleriyle harekete geçip camiler açınca, aniden sorumluluklarını idrak etmişler ve 'cami cemaati'ni Diyanet kanalıyla denetim altında tutulan Türk imamlarına emanet etmeyi gerekli görmüşlerdi.
Doğal olarak, bir Avrupa ya da Alman İslamı olamaz. Fakat, bunu söyleme hakkınızın doğması için, Anadolu ya da Türk Müslümanlığı olamayacağını da baştan kabul etmeniz icap eder. Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular veya Osmanlılar, Türk Müslümanlığı'ndan ya da Anadolu Müslümanlığı'ndan hiç söz ettiler mi?!.. Tabiî ki etmediler.. Anadolu Selçukluları'ndan önce Anadolu, Bizans'ın elinde olduğuna göre, o zamanki 'makbul' İslam'ın adı neydi?! Bir başka deyişle, Anadolu müslüman değilken, yani ortada bir Anadolu Müslümanlığı yokken, hangi İslam makbuldü?.. Benzer şekilde, Türkler müslüman değilken Türk Müslümanlığı da mevcut olmadığına göre, onların müslüman olmalarından önce, benimsenebilecek bir İslam yok muydu?!.. Faraza bizim Türk Müslümanlığı ya da Anadolu Müslümanlığı tutkunları, Türkler'in henüz müslümanlaşmadığı ve Anadolu'nun İslam diyarı haline gelmediği ilk devirlerde yaşamış olsalardı, o günkü İslam'ı ret mi edeceklerdi?!..
Bunları, Türk Müslümanlığı veya Anadolu Müslümanlığı gibi lafların aslında birer saçmalık ve mantıksızlık abidesi olduklarını dile getirmek için yazıyorum.
Alman İslamı, Türk Müslümanlığı ya da Avrupa İslamı'na benzer bir 'devlet İslamı/resmî İslam' oluşturma yönündeki ilk çabalar Abbasiler'e kadar uzanır: "... Halife el-Memun (813-833) ve halefleri devletin resmi doktrini olarak Mutezile olarak tanınan dini ekolün doktrinini benimsetmeye çalıştılar ve diğer öğretilerin taraftarlarına zulmettiler. Bu girişim başarısız oldu ve el-Mütevekkil (847-861) başkaldıran Türk askerlerine karşı popüler destek aradığı zaman Mutezile'den vazgeçti ve hatta onu bastırarak genel Sünni görüşü benimsemeye başladı. Sünnilik ve Sünni ulema, adaletli Sünni bir halife olduğu zaman dahi, doktrin konusunda hükümdarın, kendilerine istediğini kabul ettirme çabasına direnecek ve bunun üstesinden gelecek kadar güçlüydü. Devletçi İslam çabası başarısız kaldı ve bir daha tekrarlanmadı. El-Mütevekkil'den sonra Abbasiler en azından resmen en koyu dindarlığı kabul ettiler ve bir daha hiçbir hanedan açıkça İslam dini kurumuna doktrin dikte ettirmeye kalkışmadı." (Bernard Lewis, Ortadoğu, çev. Mehmet Harmancı, İstanbul 1996, s. 62.)
Demek ki, Sünnîlik ve Sünnî ulema, bir İslam devletinde ve Sünnî bir halife iş başındayken bile, doktrin konusunda hükümdarın, yani siyasal iktidarın taleplerine boyun eğmemiştir. Abbasiler gibi bir 'İslam devleti'nde bile, 'Devletçi İslam/Resmî İslam' çabası başarısız kalmıştır.
Türk Müslümanlığı değil fakat Türkler'in Müslümanlığı, B. Lewis'e göre bir zamanlar şöyleydi: "... Türkler, Arap ve İranlılar'ın hiç yapmadıkları bir şeyi yaparak milli kimliklerini İslamiyet'e gömdüler. Araplar'ın putperest Arabistan'ın kahramanlık günleri anılarının ya da İranlılar'ın eski İran'ın geçmiş zaferlerinden gurur duymalarının Türkler'de bir benzeri yoktur. Birkaç folk şiiri dışında İslamiyet öncesi Türk geçmişinin uygarlıkları, devletleri, dinleri ve edebiyatı silinmiş ve unutulmuştu. Batılılar için olduğu kadar Türkler için de Türk adı Müslüman'la eşdeğer olmuştu. Türkler'in İslamiyet'e sadakatlerinin gerçekliği ve ciddiliği başka hiçbir halkta görülmez." (A.g.e., s. 70.)
Tabiî bu tespit, Osmanlı ve daha öncesi için geçerli. Zaten Lewis bu ifadeleri eski Türk devletleri için kullanıyor. Bugün İslamiyet'e sadakatten söz etmek ancak bir vicdan meselesidir, bunu Lewis'in işaret ettiği şekilde iç ve dış politika açısından ileri sürmek, laikliğin ayaklar altına alınıp çiğnenmesi olarak yorumlanabilir. Lewis'i izlemeye devam edelim: "... Bütün bunları mümkün kılan Türkler'in askeri güçleri, politik tutarlılıkları ve dini ciddiyetleri İslam dünyasına kafirle karşılaşıp onu yenecek gücü, Anadolu'yu İslamiyet için fetih gücünü, Batı Hıristiyan dünyasının saldırılarını püskürtecek gücü vermiştir." (A.g.e., s. 74.)
İslamiyet için Anadolu'yu fetih gücünü ve Batı Hıristiyan dünyasının saldırılarını püskürtecek gücü bize veren "politik tutarlılığımız" ve "dinî ciddiyetimiz"den acaba geriye ne kalmıştır?!
Kalan sadece, Alman İslamı'na karşı Türk Müslümanlığı saçmalığını savunmak, başka birşey değil.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...