|

ABD
Vahşete Zaman Tanıyor
Yeni Şafak/07.08.2006/Röportaj
Dış politika
uzmanı Soli Özel, Ortadoğu'da ölen sivillerin kimsenin umurunda
olmadığını, ortada çok büyük bir siyasi ve stratejik mücadele olduğu
görüşünde. Özel'e göre ABD de, tüm vahşet görüntülerine rağmen İsrail'e
ihtiyacı olan süreyi tanımakta kararlı.
Ortadoğu'da yanan ateşin alevi yüklere yükseliyor.
Ölüm harabe kentlerde kol geziyor.
Ekranlara ise acısı alınmış ölülerin görüntüleri yansıyor bir hayal gibi.
Ölenler ve öldürenler ne kadar da içiçe bugün.
Ölüm ne işe yarar diye soruyorum kendime.
Ölümün insanı terbiye ettiği gerçeği dile geliyor bende.
Öldürene duyarsız kalanı ve ölülerin gazete ve ekranlardan zumlanmış
geçişlerine timsah gözyaşı dökenleri diriltmiyor ölüm.
Ölüm, vicdanı nasır tutmuş olanları evinde, ekranlarının başında
öldürüyor sessizce.
Ölüm, dini, dili, ırkı ne olursa olsun 'merhameti' 'insandan'
esirgemeyenleri diriltiyor.
İnsanın uğradığı haksızlığa yüreğinden gelen sevgiyle başkaldıranları,
zulme isyan ederleri, cephede değil de evlerinde, ofislerinde olsalar da
diriltiyor ölüm.
Ortadoğu'da ölümle dirilmek yada ölümle ölmek gibi bir büyük sınavın
eşiğinde insanlık.
İstemesek de insanlar ölecektir, evet bu bir felakettir.
Bundan daha büyük felaket ise, insanlığın ölümlere göz yumarak ölmesidir.
Diri kalmak isteyen kişi, iyi bir ölümü hak etmek için ölümleri ciddiye
almalı, isyanını vicdanından gelen ateşle tutuşturmalı.
Bilgi üniversitesi uluslararası ilişkiler bölümü öğretim üyesi, TUSİAD
dış politika danışmanı Soli Özel'le Ortadoğu'da oynana oyunları ve
insanlığı bekleyen tehlikeli süreci konuştuk.
Ortadoğu'da yaşanılanları ölenler ve öldürenler açısından nasıl
tanımlıyorsunuz.
İnsani, siyasal, stratejik gibi çeşitli düzeylerde tanımlamak mümkün.
Mezhepler arası ilişkiler, ABD'nin emperyal projesi, İran'ın hegemonya
arayışları, Suriye'nin kendisine yar olmayacak bir Lübnan'a asla
tahammül edememesi, İsrail'in İran'ı dengeleme arzusu, arkasını ABD'ye
dayayarak bölgesel siyasetin çerçevesini belirleme hedefi gibi
faktörlere de bakmak mümkün. Meseleye siyasi hedefler açısından bakınca
taraflar Hizbullah ve İsrail'den ibaret değiller...
ÖLÇÜSÜZ ŞİDDET YANLIŞ
Orada azdırıcı güç olarak bir de şiddetin şehvetine mi tanık oluyor
dünya?
Üç haftayı aşkın süredir devam eden bu savaşta tarafların kendilerini
şiddetin şehvetine kaptırdıklarına inanıyorum. Şiddet bir noktadan sonra
kendisini besliyor. Kendi şiddetlerinin etkinliği karşısında efsunlanmış
iki güç bunun şehvetine kapılarak sonunu iyi hesaplayamadıkları birer
hamle yaptılar. Hizbullah, BM tarafından çizilmiş sınırı geçip sekiz
asker öldürerek iki asker kaçırdığında muhtemelen bundan öncekilere
benzer sınırlı bir mukabele bekliyordu. İşin sonunda da rehinelere karşı
İsrail hapishanelerindeki kendi adamlarını takas edecekti. Hesap tutmadı
ve İsrail Hizbullah'ı yok etmek için ağır bir saldırı başlattı. Ancak,
sorunu silah gücünün, ölçüsüz şiddetin çözebileceğine inanmasının yanlış
olduğu da ortaya çıktı. Şu ana kadar üçte ikisi çocuk 450 Lübnanlı ve 37
sivil ve asker İsrailli öldü. Lübnan'da hemen tümü Şii 800 bin insan
perişan, ülkelerinde mülteci haline geldiler. Güney Beyrut tahrip edildi,
Güney Lübnan özellikle Tyre kenti mahvoldu. Ortada, utanç verici ve
vicdanları isyan ettiren bir insani felaket ve siyasi açıdan hayli
riskli bir durum var.
Hizbullah ve İsrail'den ibaret değil dediniz?
Bu savaşta İsrail ordusu ve onun saldırdığı Hızbullah'ın dışında
İran, Suriye, ABD ve büyük Arap devletleri de bir şekilde mevcut. Ölen
siviller hiçbirinin umurunda da değil. Zira ortada çok büyük bir siyasi
mücadele, stratejik rekabet ve çekişme de var.
ABD-İSRAİL İLİŞKİSİ
Bir yazınızda "Uluslararası sistemin anarşik hali nedeniyle genelde
bir düzenleyici güce de ihtiyaç duyulur" diyorsunuz.
ABD her şeye rağmen düzenleyici güçtür. Yaşadığımız dönemin trajedisi;
ABD'nin dinci ve ideolojik saplantıları güçlü, hatta takıntı halindeki
bir yönetimle ve öncelikle askeri gücüne güvenerek düzen kurmaya
çalışmasındadır. Demokrasi hedefi doğru ve saygıdeğer bir hedef olmakla
birlikte yerel dinamikleri hiçe sayarak, bombalarla bunu gerçekleştirmek
mümkün değil. Kaldı ki doğru dürüst işleyen bir devlet bulunmayan
yerlerde demokrasi filan olmaz. "Yerlileri" silahla yola getirip onları
kendi siyasi projenize uymaya zorlamak mümkün değil.
Düzenleyici güç ABD ise İsrail nedir?
İsrail bugünkü savaşta çıkarını Hızbullah'ı zayıflatmakta görüyor.
Ancak bunun ötesinde İran'ın bölgesel manivelalarından birisini
zayıflatarak o ülkenin büyük nükleer silahlanma hesaplaşmasında Batı'ya
ve bölgedeki Arap ülkelerine karşı kullanacağı önemli bir caydırıcı kozu
bertaraf etmeyi de hedefliyor. Ki bu ABD'nin de arzusudur. Bu nedenle de
ABD yönetimi ya da daha doğrusu yönetim içindeki en doktriner grup
ekranlara yansıyan tüm vahşet görüntülerine rağmen İsrail'e ihtiyacı
olduğunu söylediği süreyi tanımaya kararlı gözüküyor.
ABD'yi "gücün sarhoşluğu" açısından mı analiz ediyorsunuz?
ABD mutlak olarak çok büyük bir güce sahip olmasaydı Irak'a girmez,
Ortadoğu ve dünyayı şekillendirmeye kalkışmazdı. Kurumları ve
uluslararası hukuku çiğnemezdi. Ancak şunu da eklemek gerekir: Bu
savaşın yapılışındaki küstahlığı ve sakilliği, ardından ortaya çıkan
hukuksuzluk, işkence rezaletlerini bugünkü yönetimin nitelikleri
doğrudan belirledi. Başka bir yönetim belki Irak savaşını yapmazdı.
Ortadoğu'da yaşanan drama dünyanın ve BM'nin sessiz kalması
uluslararası sistem çöktü diye yorumlanabilir mi?
Olaya insani açıdan bakınca haklı olabilirsiniz, ama uluslararası
ilişkiler alanı bu boyutun devletler arasında çok da gözetildiği bir
alan değil. Devlet dışı bir aktörün yani Hizbullah'ın (tıpkı El Kaide
gibi) devletlere kafa tutuyor olması ve İran'ın yerleşik sistemi tümüyle
sarsacak kadar güç biriktirmesi, Arap ülkeleri, İsrail ve ABD'de olduğu
gibi başka devletlerde de rahatsızlık yaratıyor. Rahatsızlar ama ABD
gücünü kötüye kullanıp kurumları zayıflattığından sistem içindeki diğer
devletler kendisine yardımcı olmuyorlar. İş çığırından çıktı ve biraz
vicdan sahibi herkesi isyan ettirecek seviyede bir sivil katliamı var.
BM ise ABD ve biraz da Britanya nedeniyle karar veremiyor. Burada çöken,
uluslararası sistemden çok onun kurumsallaşmış halidir.
İSRAİL HİZBULLAH'I BİTİREMEDİ
ABD tavır değiştirip gücünü uluslararası hukukun işlemesi için
kullanabilir mi?
Eninde sonunda ABD de o kurumlara ve hukuka ihtiyacı olduğunu
anlayacak. Ancak bu yönetimde anlama ihtimali yazık ki zayıf.
İsrail'in Lübnan'a girmesinde ABD'nin gizli-açık rolü nedir?
İsrail'in, ABD'ye ne yapacağını sorduğunu sanmıyorum. İran'a karşı
bir hamle de yapmış oluyordu. Kendi stratejik bakışı içinde -ki bana
göre yalnızca insani açıdan feci değil, aynı zamanda stratejik olarak da
ciddi hatalarla dolu- ABD bunu destekledi.
İsrail'in ürettiği savaş stratejisi ne kadar geçerlilik taşır?
İsrail'in kendisine yapılan bir saldırıya karşılık öncelikle hukuku
denemek yerine şiddet üstünlüğüne güvenmesi bu ülkeyi en istemediği
sonuçlarla karşı karşıya bıraktı. Bana ve pek çok yorumcuya göre oransız
bir şiddetle Hizbullah'ın saldırganlığına ceza verdi. Kollektif ceza
uygulamasına geçti. Üç haftanın sonunda onca askeri gücüne rağmen
Hizbullah'ı çökertemedi.. Diyelim ki İsrail işi sonuna dek götürdü ve
istediğine ulaştı. Karşısında diz çöktüreceği bir devlet yok ki.
Hizbullah birkaç ay içinde yeniden toparlanır ve ölümü yaşamdan çok
seven öfkeli gençleri intihar saldırılarına yöneltir, dünyanın her
yerinde.
Bu savaşta Hizbullah siyaseten kazanıyor mu?
ABD'de bir takım uzmanlar savaşın tozu dumanı yatıştığında Lübnan
halkının Hizbullah'a karşı öfkeleneceğini, hatta Şiilerin bile örgüte
karşı döneceğini savunuyorlar. Bilemiyorum, göreceğiz.
Türkiye'nin bir rolü var ama başrol değil
Amerika'da kamuoyu yapıcıları bölge hakkında neler konuşuyorlar?
Burada en önemli mesele galiba şu: Bush yönetimi Ortadoğu'nun temel
meselesi olan Filistin-İsrail meselesini iş başına geçtiğinden beri
boşladı. İran ile konuşmuyor, Suriye ile küs. ABD'nin kapsamlı bir
planla Filistin meselesine girmesini talep edenler var. Giderek tüm
stratejik meselelerin ABD ile İran arasında halledilmesini düşünenler
artıyor.
ABD'nin Türkiye'yi, "güçsüzleştirilmiş, her an bölünme tehdidiyle karşı
karşıya bırakmak" istediğinden, Lübnan'dan sonra sıranın Türkiye'ye
geleceğine kadar uzanan senaryolar üretiliyor...
Eğer zırva demeyeceksek, fazla çalışan muhayyilelerin ürünü diyelim.
Zira bunların analitik gerekçelerini görmüş değilim. Elbette Türkiye'den
hazzetmeyenler vardır. Ancak ben, hem bugün ABD'nin Türkiye'yi
istikrarsızlaştırmakta çıkarı olduğunu görmüyorum, hem de her ülkenin
sabah-akşam Türkiye'yi nasıl ezeriz diye düşündüğü kanısında değilim.
HEYECANA GEREK YOK
Türkiye bölgede barış ve istikrar için gerçek ve kalıcı bir rol
üstlenebilir mi? Dünya liderlerinin Başbakan Erdoğan'ı araması siyaset
mi, beklenti mi? Türkiye yardımcı aktör mü?
Türkiye'nin bölgede oynayabileceği bir rol tabii var. Ama bu başrol
oyunculuğu değil. Her devletin ne tür oyunlar oynayacağını iyi tayin
etmek, onların oyununa -kendinizi önemli hissetmek heyecanıyla- gelmemek
gerekiyor. Daha önemlisi Türkiye'nin temel bazı kararları alması
gerekecek. Mesela İran konusunda, parçalanma ihtimali giderek artan
Irak'taki yeni gerçekliklere...
Türkiye ABD'nin bölgedeki politikalarından en fazla etkilenen ülke.
Yeni Ortadoğu süreci Türkiye'yi nasıl etkiler?
ABD'nin politikaları hiç kuşkusuz Türkiye'nin dengesini bozuyor. İki
şekilde. Kamuoyu ister İslam hassasiyeti, ister Sünni dayanışması, ister
toprak bütünlüğü kaygıları veya anti emperyalist dürtüler nedeniyle sert
tepki veriyor Irak'ta yaşananlara. Bunun ötesinde Türkiye hayli
muhafazakar dış politika yaklaşımları olan bir ülke. Bu nedenle
bölgedeki statükonun ABD'nin hamleleriyle bozulmasından rahatsızlık
duydu. Ancak Türk diplomasisi bunlara uyum sağlıyor. Irak politikasını
gerçekçi ve başarılı buluyorum. Burada ülkenin tek parça halinde tutulup
tutulamayacağı ve Kürtlerin siyasi geleceği Türkiye'yi rahatsız
edecektir. Kanımca hükümet geleceği nasıl görüyorsa kamuoyunu da
siyaseten o yönde hazırlamaya başlamalıdır. Son tahlilde Irak
Kürtlerinin bölgedeki en güvenilir ortağı Türkiye olabilir.
İKÖ BARIŞ GÜCÜ...
Lübnan'daki durmun bölgesel bir savaşa dönüşme ihtimali nedir?
İsrail'in istediği süre uzar ve bu arada Hızbullah Tel Aviv'e de
füze gönderirse savaşın yayılma ihtimali artar.
İKÖ bu sürecin tetiklemesiyle kendi içinde bir "Barış Gücü" kurabilir
mi?
Hayır; nasıl kuracak ki? Suriye dışındaki Arap ülkeleri İran'ın
artan gücünden rahatsız. Hangi ortak paydada buluşacaklar? Ümmete ait
bir siyaset üretilmesi, ortada devlet çıkarları çatışması varsa mümkün
değil.
Türkiye'de hükümetin ve Askerin İsrail ile ilişkilerinde farklılık
olur mu bu süreçte?
Sanmıyorum. Ancak Filistinlilere yönelik baskı ve şiddet daha da
artarsa hükümet kamuoyu baskısı nedeniyle rahatsızlığını daha sık dile
getirecektir İsrail'e karşı.
HAMAS'a şans verilmeliydi
Kamuoyunda İsrail Amerika'dır kanaati ağır basıyor. İsrail
Amerika'nın nesi? Maşası mı, beyni mi?
İsrail ABD'nin maşası değil, beyni olduğu kanısında da değilim.
Ancak İsrail'in ABD yönetimlerini, kendi çıkarlarıyla ABD çıkarlarının
örtüştüğü konusunda ikna etmeyi başardığını, lobisinin bu yönde harekete
geçtiğini düşünüyorum. Bugünkü ABD yönetiminin başlıca destekçilerinden
köktenci Hıristiyanlar da İsrail'e arka çıkılmasından yana. Aslında ABD
yönetiminin parçalanmış olduğunu, ateşkes isteyeceklerin, savaşı
sürdürmek isteyenler karşısında gerilediğini de görmek gerekir.
ABD mevcut politikalarıyla yeni bir Ortadoğu kurabilir mi?
Hayır. En azından istediği gibisini kuramaz. Irak'a bakmanız yeterli
İsrail'in 'vur deyince öldürmesi' ABD'nin planlarını nasıl etkiliyor?
Meşruiyetini eritiyor. Tarafsız ya da adil bir hakem olabileceğine
dair inancı öldürüyor. Bunu özellikle Filistin konusunda görüyorsunuz.
İsrail'e koşulsuz destek verdi ve işler tamamen çığırından çıktı. Tek
taraflı barış olmaz. Benzer şekilde, şiddete müptela bir Hamas ile de
siyasi diyalog sürdürülemez. Ancak onu hiçe sayarak da bir yere
varılması mümkün değil. Siyasetin yollarını açmak, Hamas içindeki
gerçekçi ve siyaset üretmek isteyen kanada bir şans tanımak gerekirdi.
Lübnan örneğinde ahlaki ve insani olarak yerlerde sürünüyor. İsrail
güvenlik sorunlarını sonunda komşularıyla halledecek. Bu bölgenin bir
parçası olmayı içine sindirmesi, yaptıklarının bölgesel siyasi
sonuçlarını kaale alması gerekir. Cinnet hali buna uygun değil.
Başbakan Erdoğan, "İsrail terör yapıyor" dedi. Size göre İsrail ne
yapıyor?
İşgalciliği sürdürüyor. Bu nedenle de hem kendisi teröre maruz
kalıyor hem de yalnızca sivil öldürerek değil günlük baskılarla,
yarattığı şartlarla hatta duvarla, aileleri ayırarak Filistin halkına,
şimdi Lübnan Şiilerine terör uyguluyor, kıyıyor.
İsrail içinde savaş karşıtlarının temel argümanları nedir, siyasal
elit, güvenlik eliti şeklinde bariz bir ayrım var mı, 'biz nereye
gidiyoruz' diye sorguluyorlar mı?
Bu savaş, İsrail'de siyasi otoriteden çok askerin savaşı oldu
sanıyorum. Siyasi elit, güvenlik eliti ayrımı var. Savaşın mantığını,
savaş sırasında yaşananların ahlaki boyutunu sorgulayanlar seslerini
yükseltmeye başladılar, ama anlaşıldığı kadarıyla şu anda savaşa destek
daha yüksek.
Kana ve benzeri saldırılarda çoğu çocuk sivillerin katledilmeleri
karşısında Musevi asıllı olan Soli Özel ne hissetti?
Sivilleri katleden her olayda olduğu gibi derin bir acı, teessür ve
öfke. Ancak bunun benim Musevi olmamla ya da olmamamla alakası yok. Ben
hayata laik gözlüklerle ve insan olarak bakarım. Kabile, mezhep, din
bağlantısıyla değil. Mesleğim gereği de siyasi olayları siyaset bilimi
araçlarıyla bilgi ve değerlerimin ışığında anlamaya çalışırım. Benim
bildiğim kadarıyla Musevi inancında insan hayatı kutsaldır. Asırlar
boyunca geliştirilmiş din felsefesi insan hayatını inancın merkezine
koyar. İsrail devletinin davranışı, bir dine inananları töhmet altına
sokamaz. Yoksa İslam adına gerçekleştirilen terör eylemlerinden yola
çıkarak İslam savaş dinidir tüm Müslümanlar da potansiyel teröristtir
diyenlerle yani ırkçı tanımlamalar yapanlarla aynı çizgiye gelinir.
İsrail'in bombalarıyla sivillerin, çocukların ölmesi kamuoyunda
Museviliğe bakışı nasıl etkiliyor?
Olumsuz etkilediğini sanıyorum. Antisemitlere de bayram edecekleri
bir ortam yaratıyor.
Beyrut'un bir hayalet kente dönüşmesi size de hüzün veriyor mu?
Tahmin edemeyeceğiniz kadar. Hem çok sevdiğim bir kenttir Beyrut hem
de orada yaşayan her din ve mezhepten çok arkadaşım var.
Türkiye Musevileri tedirginler mi? Savaşı 'nereden' izliyorlar?
Gazeteniz yazarları arasında da hayli rağbet gören antisemit
düşünceler ve bunların ifade ediliş tarzı, giderek de yaygınlaşması
nedeniyle herhalde tedirgindirler. Ben onlar adına konuşmaya mezun
değilim. Hangi değerler prizmasından savaşı izledikleri konusunda
sanırım eski cemaat başkanı Bensiyon Pinto'nun Ahmet Hakan'a telefonda
söylediklerini paylaşanlar kahir ekseriyeti teşkil eder. Pinto ölen her
çocuğun kendisi açısından bir trajedi olduğunu vurgulamıştı. |