|

Londra
Komplosu mu Yoksa?
İsmet Berkan/13.08.2006/Radikal
İngiliz
istihbarat servisleri ve polisi, bundan 22 yıl önce tamamen tesadüfen
ortaya çıkan bir terör saldırısı tehdidinin neredeyse karbon kopyası bir
saldırı planını bu kez uzun süren araştırmalardan sonra son dakikada
ortaya çıkardı.
Daha ilk dakikadan itibaren bazı çevrelerde bu saldırının bir 'komplo'
olduğuna dair neredeyse kesin bir inanç oluştu. Zamanında 11 Eylül
saldırılarında da, saldırıları Amerika'nın kendi kendine yaptığı veya
saldırıların yapılmasına göz yumduğu çok yazıldı çizildi, ne büyük
teoriler ortaya atıldı. Eminim o teorilere hâlâ inanan birileri de var.
Peki Londra'da ortaya çıkarılan saldırı planları da komplo mu? Yani
İngiliz ve Amerikan hükümetlerinin dünyanın dikkatini İsrail'in
Lübnan'daki saldırılarından uzak tutmak için uydurduğu bir plan mı bu?
İsterseniz önce biraz geçmişe dönelim, Remzi Ahmet Yusuf adlı bir
teröristi hatırlayalım...
Remzi Ahmet Yusuf, 1993'teki New York World Trade Center saldırısının
planlayıcısı ve yapıcısı. Aslında iki kişi olarak Amerika'ya geliyorlar
aynı uçakla. Ama arkadaşı sınırda yakalanıyor, çantasında bomba yapım
kitapları falan bulunuyor.
Muhaceret Bürosu yetkilileri Remzi Ahmet Yusuf'u da durduruyor sınırda.
Ama Yusuf, elinde taşıdığı ve vizesiz olan Irak pasaportunu görevliye
veriyor, ailesinin Saddam Hüseyin tarafından öldürüldüğünü, kendisinin
ise Kuveyt'e kaçtığını, bir dostu yardımıyla ve iltica amacıyla
Pakistan'dan bu uçağa vizesiz bindiğini söylüyor, Amerika'ya siyasi
sığınma başvurusunda bulunuyor.
Başvurusu geçici olarak kabul ediliyor Yusuf'un ve ona bir mahkeme
tarihi verilip serbest bırakılıyor, yani giriyor Amerika'ya. Hemen New
Jersey eyaletindeki Jersey City'ye gidiyor ve planına yardımcılar arıyor.
Neyse, bir süre sonra da daha sonra 11 Eylül'de yıkılacak olan WTC
binasının otoparkında patlayıcı yüklü bir minibüsü patlatıyor, ardından
da Amerika'dan Filipinler'in başkenti Manila'ya kaçıyor.
Ve hemen yeni planı için çalışmaya başlıyor. Bu kez plan, Amerika'ya
doğru giden 12 ucağı eşzamanlı olarak havada infilak ettirmek.
Yusuf'un patlayıcılar konusunda uzman olduğu biliniyor. Yepyeni ve
havaalanı güvenliği tarafından yakalanamayacak bir tür üzerinde
çalışıyor. Şimdi 'likit bomba' denen şey yani. Bu amaçla iki test de
yapıyor. İlkinde Manila'da bir sinema salonunda bomba patlatıyor ve
başarılı oluyor. İkinci seferinde Manila'dan Filipinler'de bir başka
durağa da uğrayıp Japonya'ya giden Japon Havayolu uçağını hedef alıyor.
Bizzat kendisi uçağa biniyor, bir koltuğun altına bombayı
yerleştirdikten sonra ilk aktarma noktasında uçaktan iniyor. Uçak
Japonya'ya yaklaşmışken bomba patlıyor, bir yolcu ölüyor birkaç kişi
yaralanıyor ama pilot uçağı indirmeyi başarıyor.
Yusuf hemen büyük planı için çalışmaya başlıyor. Ama bir gün Manila'da
bomba imalathanesi olarak kullandığı daireden dumanlar çıkıyor. Apartman
güvenliği şüpheleniyor, itfaiyeyi ve polisi çağırıyor. Yusuf oradan
uzaklaşıyor ama polis dairede bomba yapımında kullanılacak kimyasallar
ve daha önemlisi Yusuf'un bilgisayarını buluyor. Yusuf tehdit mektubunu
ve üstlenme bildirisini bile hazırlamış. Bilgisayarda uçak saatleri,
bomba yapım teknikleri vs. ile ilgili ayrıntılı belgeler bulunuyor.
Bu arada yeniden Pakistan'a kaçmış olan Yusuf iki yıl sonra bir ihbar
sonucu yakalanıyor ve Amerika'ya gönderiliyor, yargılanıp ömür boyu
hapse mahkûm oluyor ve bu arada her şeyi de itiraf ediyor, yani
doğruluyor. Remzi Ahmet Yusuf hâlâ Amerika'da hapiste.
Ama onun 22 yıl önce neredeyse gerçekleştirmek üzere olduğu planı henüz
ölmemiş anlaşılan. İşte İngiltere'de yaşanan bu. 22 yıl önceyle arada
ufak farklar var. Bu kez Pasifik değil Atlantik'i geçen uçaklar
kullanılacak ve bir de Remzi Ahmet Yusuf işin içinde değil ama ruhu
orada.
***
Bu bir komplo mu? Yani gerçekte böyle bir saldırı planı ve hazırlığı yok
ama İngiliz hükümeti mi uyduruyor bütün bunları?
İngiliz polisinin geçmiş başarısızlıkları ve söylediği yalanlar dikkate
alınınca şüphe duymamak elde değil ama öte yandan eğer yalansa bu çok
ama çok büyük bir yalan. Üstelik bu yalana, yani diyelim Tony Blair ve
ekibinin hazırladığı yalana çok ama çok fazla kişinin karışması anlamına
gelir.
Bu da yalanı imkânsızlaştıran, komplo teorilerini boşa çıkartan bir şey.
***
Açıkçası beni endişelendiren şey, Türkiye'de bu çeşit komplolara
inanmaya olan yatkınlık, daha doğrusu kafamızın doğrudan böyle çalışması
ve ilk tepkimizin olayların büyük güçlerin işi olduğunu düşünmek
şeklinde olması.
Geçenlerde de yazdım, ne Amerika ne İngiltere ne İsrail ne de başka
herhangi bir ülke, komplo teorisyenlerinin inandırmak istediği kadar
güçlü ve kadiri mutlak. İşte Irak savaşını görüyorsunuz, buradaki büyük
başarısızlığın ardında basit kompleksler yatıyor. Ve bu başarısızlık,
Amerika'da Cumhuriyetçi Parti ile Başkan Bush'a çok şey kaybettirdi,
kaybettirmeye devam ediyor.
İsrail'de daha dün iktidara gelen Ehud Olmert de savaştan kendi
tanımladığı anlamda başarıyla çıkamıyor ve o da çok şey kaybediyor İşçi
Partisi ile birlikte.
Ama biz, ve bütün İslam toplumları, dersimizi çalışıp kendi başımızı dik
tutmak yerine bir çeşit 'kurban kültürü' ile kendimizi ezik olduğumuza
inandırmaya devam ediyoruz. |