|

Dar
Zamanda Taraf Olmak
Nuray Mert/08.08.2006/Radikal
Ortadoğu'da
patlak veren savaş kuşkusuz öncelikle insani duygularımızı harekete
geçiriyor, bu yönde tepki veriyoruz/vermeliyiz. Diğer taraftan, öyle
görünüyor ki, bu yüzyıl başladığı gibi sürecek, sadece Ortadoğu değil,
tüm dünya bu çatışma ortamından kolay kolay kurtulamayacak. O halde,
önümüzü görebilmemiz açısından neyle karşı karşıya kaldığımızı uzun uzun
düşünmek ve tartışmak zorundayız.
Sadece Türkiye değil tüm dünyada büyük bir kafa karışıklığı yaşanıyor.
Politik düşünce ve tartışma dünyasının tarihsel süreci değerlendirmek
konusunda geri veya yetersiz kaldığını itiraf etmek zorundayız. Son
çatışma ile iflasını ilan eden sadece uluslararası kurumlar, normlar,
dengeler değil, aynı zamanda değerler ve politik kavramlar, sistemler
dünyası. Soğuk Savaş'ın ardından gelen tek kutuplu dünya, öngörüldüğü
gibi, çatışmaların daha az olduğu, tarihin sonunun geldiği bir noktaya
varmadı (varamazdı), tam tersine patladı. Daha kötüsü, tek kutuplu
dünyanın ürettiği tek kutuplu ideolojik hegemonyanın, itirazcı-eleştirel
sol düşünceye indirdiği darbenin sonucunda, mevcut dünya düzenine itiraz
ekseninin kaybolması oldu.
Oysa, küresel kapitalizmin geldiği noktayı kavrayabilmek için,
kapitalizme en kapsamlı eleştiriyi üreten itiraz ekseni olan sol
düşünceye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
Karşı karşıya olduğumuz çatışmanın, azgın bir emperyalizm saldırısının
uzantısı olduğunu söylemekte bile tereddüde düşenlerin, dünya
düzeni içinde eriyip gitmekten başka şansları yok. Diğer taraftan, sol
düşünceden sığ bir pozitivizmden başka bir şey anlamadığı için,
Hizbullah denilince, fundamentalizm korkusuna mağlup düşenlerin, evvel
ahir, emperyalizmin gemisine binmekten başka seçenekleri olmayacak. Son
olarak, Hizbullah'ın direnişini, romantize edip, ona evrensel bir anlam
yükleyenlerin tüm insanlığa bir şeyler söyleme şansları olmadığı gibi,
Müslüman coğrafyaya bir ufuk açma imkânları yok.
Türkiye'ye gelince, Türkiye bu krize fazladan bir de, kendi iç
tartışmalarının darboğazında girdi, o nedenle kafa karışıklığı da, kafa
karıştırma imkânı da daha fazla. Türkiye'de siyasal tartışmanın iki ana
fay hattı, Ortadoğu krizinde devreye giriyor ve daha fazla girecek. Kürt
meselesi, 'İsrail gibi yapmak' hevesi bir yana, bizi İsrail'in (daha
doğrusu Ortadoğu'daki emperyal cephenin) yanında hizalamak üzere devreye
girdi/daha fazla girecek. İslamcılık meselesi de, yeri geldiğinde
hükümete karşı kullanılmaya müsait bir alan olacak. Yok, Türkiye'nin, bu
karmaşada hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam edebileceğini sanmıyorum.
Mesele o değil, her durumda bir oraya bir buraya savrulacağız, bari bunu
daha önümüzü görerek, daha az insani maliyet ödeyerek yapabilsek diyorum.
Kürt meselesini bir dış mesele haline getirmeden çözemeyen bir toplum
olmanın utancı bir yana, bu meseleyi bir dış politika konusu olarak
çözmenin anlamı artık çok farklı olacak. ABD'ye havale edilmiş bir Kürt
meselesi, emperyal cepheye verilmiş açık çek demektir, dahası bu tür
havaleler üzerinden toplumsal barış falan olmaz. Diğer taraftan, ABD
emperyal planlarına giderek daha fazla kafası yatanlarla, hak,özgürlük,
barış konuşmak bana giderek daha ikiyüzlü görünüyor.
Dünya çapında, bölge çapında, ülke çapında, bu kadar karmaşık bir tablo
içinde taraf olmak giderek zorlaşıyor, ama bu noktada düşünmeyi,
konuşmayı bırakamayız. Şu noktada, dünyaya Arap, Amerikalı, Türk, Kürt,
Sünni, Şii, Yahudi, vs. olarak değil emperyal saldırının yanında veya
karşısında olarak bakmanın çok zor olduğu ortada. Tarihin hiçbir
döneminde, taraf olmak kolay değildi, sonuna kadar sorgulamalı,
titizlenmeli ama mutlaka taraf olmalı. Yoksa bu kısırdöngü sonsuza kadar
böyle gidecek. İki gün önce Hiroşima'nın yıldönümü idi. Tarih irili
ufaklı insanlık ayıplarının tarihi, bunu değiştirmeye gücümüz
yetmeyecekse boş konuşup birbirimizi kandırmayalım. |