Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 333 | Eylül  2006

                   

 

 


Dar Zamanda Taraf Olmak

Nuray Mert/08.08.2006/Radikal

Ortadoğu'da patlak veren savaş kuşkusuz öncelikle insani duygularımızı harekete geçiriyor, bu yönde tepki veriyoruz/vermeliyiz. Diğer taraftan, öyle görünüyor ki, bu yüzyıl başladığı gibi sürecek, sadece Ortadoğu değil, tüm dünya bu çatışma ortamından kolay kolay kurtulamayacak. O halde, önümüzü görebilmemiz açısından neyle karşı karşıya kaldığımızı uzun uzun düşünmek ve tartışmak zorundayız.
Sadece Türkiye değil tüm dünyada büyük bir kafa karışıklığı yaşanıyor. Politik düşünce ve tartışma dünyasının tarihsel süreci değerlendirmek konusunda geri veya yetersiz kaldığını itiraf etmek zorundayız. Son çatışma ile iflasını ilan eden sadece uluslararası kurumlar, normlar, dengeler değil, aynı zamanda değerler ve politik kavramlar, sistemler dünyası. Soğuk Savaş'ın ardından gelen tek kutuplu dünya, öngörüldüğü gibi, çatışmaların daha az olduğu, tarihin sonunun geldiği bir noktaya varmadı (varamazdı), tam tersine patladı. Daha kötüsü, tek kutuplu dünyanın ürettiği tek kutuplu ideolojik hegemonyanın, itirazcı-eleştirel sol düşünceye indirdiği darbenin sonucunda, mevcut dünya düzenine itiraz ekseninin kaybolması oldu.
Oysa, küresel kapitalizmin geldiği noktayı kavrayabilmek için, kapitalizme en kapsamlı eleştiriyi üreten itiraz ekseni olan sol düşünceye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
Karşı karşıya olduğumuz çatışmanın, azgın bir emperyalizm saldırısının uzantısı olduğunu söylemekte bile tereddüde düşenlerin, dünya
düzeni içinde eriyip gitmekten başka şansları yok. Diğer taraftan, sol düşünceden sığ bir pozitivizmden başka bir şey anlamadığı için, Hizbullah denilince, fundamentalizm korkusuna mağlup düşenlerin, evvel ahir, emperyalizmin gemisine binmekten başka seçenekleri olmayacak. Son olarak, Hizbullah'ın direnişini, romantize edip, ona evrensel bir anlam yükleyenlerin tüm insanlığa bir şeyler söyleme şansları olmadığı gibi, Müslüman coğrafyaya bir ufuk açma imkânları yok.
Türkiye'ye gelince, Türkiye bu krize fazladan bir de, kendi iç tartışmalarının darboğazında girdi, o nedenle kafa karışıklığı da, kafa karıştırma imkânı da daha fazla. Türkiye'de siyasal tartışmanın iki ana fay hattı, Ortadoğu krizinde devreye giriyor ve daha fazla girecek. Kürt meselesi, 'İsrail gibi yapmak' hevesi bir yana, bizi İsrail'in (daha doğrusu Ortadoğu'daki emperyal cephenin) yanında hizalamak üzere devreye girdi/daha fazla girecek. İslamcılık meselesi de, yeri geldiğinde hükümete karşı kullanılmaya müsait bir alan olacak. Yok, Türkiye'nin, bu karmaşada hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam edebileceğini sanmıyorum. Mesele o değil, her durumda bir oraya bir buraya savrulacağız, bari bunu daha önümüzü görerek, daha az insani maliyet ödeyerek yapabilsek diyorum.
Kürt meselesini bir dış mesele haline getirmeden çözemeyen bir toplum olmanın utancı bir yana, bu meseleyi bir dış politika konusu olarak çözmenin anlamı artık çok farklı olacak. ABD'ye havale edilmiş bir Kürt meselesi, emperyal cepheye verilmiş açık çek demektir, dahası bu tür havaleler üzerinden toplumsal barış falan olmaz. Diğer taraftan, ABD emperyal planlarına giderek daha fazla kafası yatanlarla, hak,özgürlük, barış konuşmak bana giderek daha ikiyüzlü görünüyor.
Dünya çapında, bölge çapında, ülke çapında, bu kadar karmaşık bir tablo içinde taraf olmak giderek zorlaşıyor, ama bu noktada düşünmeyi, konuşmayı bırakamayız. Şu noktada, dünyaya Arap, Amerikalı, Türk, Kürt, Sünni, Şii, Yahudi, vs. olarak değil emperyal saldırının yanında veya karşısında olarak bakmanın çok zor olduğu ortada. Tarihin hiçbir döneminde, taraf olmak kolay değildi, sonuna kadar sorgulamalı, titizlenmeli ama mutlaka taraf olmalı. Yoksa bu kısırdöngü sonsuza kadar böyle gidecek. İki gün önce Hiroşima'nın yıldönümü idi. Tarih irili ufaklı insanlık ayıplarının tarihi, bunu değiştirmeye gücümüz yetmeyecekse boş konuşup birbirimizi kandırmayalım.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...