Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 333 | Eylül  2006

                   

 

 


 

Düşüncede Devrim ve On Tez Üzerine

 

Yüksel İSMAİLOĞLU

Müslüman zihnin bugün geldiği noktaya baktığımızda orijinal bir İslami dilin Müslümanlara hakim olamadığını görüyoruz. Kaynağını Kur'an'dan alan, ona dayanarak kavramlarını üreten, içlerini dolduran ‘orijinal İslami dil’, düşüncenin ve hareketin temelini oluşturur. İslami düşüncenin inşasında bu dile ihtiyaç vardır. Müslümanların düşünsel ve pratik alanda yetkinliğini sağlaması için bu dile gerçekten sahip olması gerekir. Bu bağlamda Kürşad Atalar'ın ilk yayınlanan "Düşüncede Devrim", ardından da "On Tez" isimli eserleri, önemli adımlardır. Bu eserlerde, orijinal dilin oluşumunda dolayısıyla Müslüman zihnin inşasında temel niteliği taşıyan kavramlar birer tez olarak ele alınmakta ve "düşünceden eyleme" şeklinde belirli bir sıra dahilinde işlenmektedir. Her başlık altında bir iddia öne sürülmekte ve bunun ispatına çalışılmaktadır. İslami terminolojide yer alan temel kavramlar bu tezlerde çeşitli yönleriyle anlatılmakta ve İslam'a uygun olan şekli ortaya konulmaktadır.
Her iki kitap da kendi içerisinde 'teoriden pratiğe' çizgisini takip etmektedir. Birincisinde "düşünsel alanın konuları olarak bilgi, hikmet, irade, iman, tasavvuf gibi önemli kavramlar irdelenmekte ve daha sonra pratik/somut alana ilişkin siyaset, sivil toplum, islami hareket gibi kavramlar ele alınmaktadır"(1), ikincisinde ise önce "Kur'an ve Sünnet", ardından "'teori ve pratiğin' temel kavramları olarak günah, musibet, özgürlük, marifet ve adalet ele alınmış ve nihayet çağı anlamak ve Müslümanların mevcut konumlarını değerlendirmek adına postmodernizmin ve İslami Radikalizm'in tahlili yapılmıştır"(2).
Bu kavramlar yazarın da belirttiği gibi Müslüman zihin inşasında temel köşetaşlarını oluşturmaktadır. Sağlam bir zeminde inşanın sürdürülebilmesi için bu kavramların iyi bilinmesi, Kur'an'a uygun bakış açısının belirginleşmesi ve harekete yön vermesi açısından önemlidir. 'Öze dönüş'ün sağlıklı olabilmesi bu kavramların doğru bilinmesi ve içselleştirilmesiyle mümkün olabilir. Diğer bir deyişle, bozuk anlayışlarla, batılı kavramlarla karışmış, safiyeti sağlayamamış bir düşüncenin gerçek bir 'öze dönüş'ü sağlayamayacağı açıktır. Böyle bir düşüncenin üzerine inşa edilecek yapı da elbette çürük olacaktır. Hayatı değiştirme gayesi taşıyan Müslüman bilincin sahip olduğu veriler Kur'an'a uygun, onun belirlediği tarzda ve gayet arı duru olmalıdır.
İlk kitaba ismini veren "düşüncede devrim" konusu Müslüman bilincin evriminin yönünü açıklamaktadır. "... reel hayatta bir devrimin gerçekleşmesi, her şeyden önce, düşünce alanında bir devrimin gerçekleşmesine bağlıdır".(3) "Düşüncede Devrim" başlığı altında "Bireysel ve toplumsal değişim, ancak düşünsel değişim yaşandığında mümkün olur"(4) tezi işlenmektedir. "'Nefiste olanın' değişmesi 'düşüncede devrimin' gerçekleşmesine bağlıdır. Kişi önce inanır, sonra amel eder. Amel imanın kaçınılmaz sonucudur. Eylem düşüncede meşruiyyet kazanırsa vukubulur."(5) Pratiği belirleyen teorik altyapı bu şekilde oluşur. Bu noktada 'akıl'ın, 'bilgi'nin ve 'hikmet'in çok önemli rolü vardır. Birbiriyle içiçe geçmiş bu üç kavram İslami düşüncenin zemininde yer alır. Hakkıyla bilinmesi ve kullanılması gerekir. Akıl, bilgiyi hikmetle kullanmak zorundadır. Bu temelin oluşması pratiğin de belirlenmesini sağlayacaktır.
Bu ilk kitap pratik sorunlarla ilgili olarak, özellikle müslümanların gündemini oldukça işgal etmiş olan ‘Sivil Toplum Projesi'ni ele almakta ve savunan tarafların iddialarını da ortaya koyarak onları çürütmektedir. "Sivil toplum projesi, sistemin totaliter ve baskıcı yapısına karşı çıkarken, sistemle mücadele etmek yerine, sistem-içi bir değişimi öngörmektedir"(6). İlgili tezin sonuç kısmı oldukça çarpıcı ve nettir. Sadece ana başlıklarıyla ifade edecek olursak: "1. Sivil toplum projesi, rejim içinde müslümanlara da bir yer bulma arayışının bir ifadesidir. 2. Proje, ütopiktir, hayatın gerçekleriyle bağdaşmaz. 3. Proje, İslami ilkelerden taviz vermektedir."(7) Buna göre sivil toplum projesi müslümanlar tarafından savunulamaz, ilkesel olarak yanlıştır. "Doğru olan nedir?" sorusuna ise bir sonraki tez ile yanıt aranmaktadır: "Siyaset nedir? İslami siyaset nasıl olmalıdır?"(8). Bu başlık altında, öncelikle siyaset kavramının tanımı yapılarak, antik Yunan'dan bugüne dek ortaya çıkmış değişik yaklaşımlar, iktidar kavramıyla birlikte irdelenmekte ve ardından İslami siyasetin bunlar karşısında bulunduğu konum değerlendirilmektedir. Her konuda olduğu gibi siyaset konusuna da İslam, diğer ideolojilerden farklı yaklaşmaktadır. İslam, hayatı tümüyle kavrama, adaletle hükmetme, hayra davet etme, iyiliği emredip, kötülükten nehyetme amacında olduğundan, siyasetinin temelini de bunlar oluşturur. Bu yüzden İslami siyaset tarzı diğerlerinden farklı, kendine hastır. Tezin sonuç kısmında İslami siyasetin nasıl olması gerektiği yönünde gayet açık çıkarımlar mevcuttur. Bu konuda yazarın ifadesiyle "son söz olarak, siyasetin içeriğinin iyi anlaşılması ve İslami ilkelerin yerli yerinde kullanılması sonucunda İslami bir siyasal modelin önerilmesinin mümkün olduğunu söylemek istiyoruz."(9). İslami hareket konulu tez ise, farklı İslami hareketleri değerlendirdikten sonra tevhide dayalı bir hareketin nasıl olması gerektiğini, hangi hareketin İslami olarak adlandırılabileceğini tartışmaktadır.
Düşüncede Devrim kitabının son tezi ise toplumsal meşruiyet konusuna ayrılmış. Toplumsal değişimin temel dinamikleri incelendikten sonra yeni bir medeniyetin meşruiyyet kazanmasını sağlayacak temel noktalar üzerinde durulmaktadır. İslam ve Batı medeniyetlerinin, ilerlemelerini sağlayan motor güçleri ile meşruiyyetlerinin sorgulanmasına kadar giden süreç incelenmekte ve ardından bulunduğumuz durum değerlendirilerek "ne yapmalı?" sorusuna yanıt aranmaktadır.
Müslüman zihnin bu konuları özümsemesi basiretli değerlendirmelerin yapılabilmesi için elzemdir. Bir medeniyet inşasına giden yolda atılan her adım sağlam atılmak zorundadır. Bunun için de doğru dil, doğru yöntem kullanılmalı, doğru hedefler seçilmelidir.
Aynı düşünce sistematiği içerisinde olan ikinci kitap, On Tez, yine düşüncenin temelini oluşturan konular üzerine oldukça önemli iki makale ile başlıyor. Birincisinde Kur'an'ın 'el-ilm' olduğu hususu üzerinde durularak ayetler çerçevesinde 'hakikatin' "bizatihi vahyin kendisi olduğu"(10) ispatlanıyor. Bu durum Kur'an'a bakışımıza netlik kazandırması açısından önem arzetmektedir. İkincisinde ise "Cibril Hadisi" örnek alınarak, 'metin tenkidi' yöntemiyle, Kur'an ile karşılaştırılıyor. Geleneksel olarak dışlanmış olan bu yöntemin önemi vurgulanıyor ve özellikle sahih olduğu iddia edilen hadislerin bile bu yöntemle incelenmesi öneriliyor. Çünkü sorgulamadan kabul gören hadisler müslümanları itikadi yanlışlara düşürebilmektedir. Temiz bir zihin inşasında şüpheye ve yanlışa yer vermemek esas olmalıdır.
Kitapta işlenen üçüncü tez, ilk tezle ilişkili olarak, "Kur'an'ı anlama noktasında linguistik bir öneri"(11) getirmektedir. Burada amaçlanan kelimelerin kök anlamlarını ortaya çıkararak verilmek istenen mesajın daha iyi kavranmasına olanak sağlamaktır. Zikr, küfr, zulm, aleme, sanaa ve ceale fiil kökleri ve bunlardan türetilmiş kelimeler incelenerek bugüne kadar tefsirlerde yer almış bazı yaklaşımlar değerlendirilmektedir.
Bundan sonraki bölümlerde teorik olduğu kadar pratik alanı da ilgilendiren kavramlar inceleniyor. Günah kavramında, Kur'an'ın insan tanımı irdeleniyor. İnsan iman ettiği halde günahlardan beri olmadığı, konuyla ilgili bir çok ayet, 'mümin-günah' konusu çerçevesinde açıklanıyor. Bir sonraki makalede Allah'ın iradesi ile insan iradesi arasındaki ilişki, musibet kavramı etrafında araştırılıyor.
Günümüzde çok yıldızlı Batılı kavramların başında gelen 'özgürlük' kelimesi bir diğer tez konusu. 'Özgürlük'ün kavramsal içeriği belirlendikten sonra, 'İslam'da özgürlük var mı?' sorusuna yanıt aranıyor. İslam'da yer alan 'ibadet'in, Batı'da yer alan 'özgürlük' ile mukayesesi yapılıyor. Özellikle bugünlerde çok yaygın bir şekilde ve dikkatsizce kullanıldığı göz önüne alınırsa konunun önemi ortaya çıkmaktadır. Orijinal dilin sağlamlaştırılmasında özgürlük kavramına yaklaşımın netleşmesi oldukça zaruri bir ihtiyaçtır.
Bir diğer makalede Tasavvuf'un temel kavramlarından olan 'marifet', Kur'an'ın 'ilm' ve 'hikmet' kavramları ile karşılaştırılıyor. Aynı alana hitap eden bu kavramlar kök itibariyle değerlendirilerek, hakikate ilişkin hangi değerleri taşıdıkları tartışılıyor.
Bunun ardından gelen tez konusu, 'adalet'le ilgili. Pratik alanda önemli bir konumda bulunan 'adalet' kavramının "özellikle düşüncenin 'pratize' edilmesi noktasında işlevsel önemi vardır. Bu nedenle, adalet, hayata dair bir önerisi olan her düşünce akımının açıklama ve yorumlama ihtiyacı duyduğu bir kavramdır."(12). Bu makalede, adaletin mahiyeti, Batı ve İslam düşün tarihinde bulunan farklı yaklaşımlar, 'ilahi adalet' temelinde değerlendirilerek bir sonuca varılmaya çalışılmaktadır.
Dünyaya hakim olan felsefi akımların anlaşılması açısından Post-modernizm tartışmasının yapıldığı makale, özellikle mistisizm iddiası nedeniyle ilginç bir yaklaşım ortaya koyuyor. Modernite ve onun yerini aldığı iddia edilen Post-modernizm karşılaştırılarak İslami tecrübedeki tasavvuf ile benzeşen yönleri çıkarılıyor. Modernizme tepki olarak gelişen post-modernizmin aslında yeni ve özgün hiçbir şey getirmediği, bilakis modernitenin iflasının ilanı anlamına geldiği, mistisizmin ortaya çıkışının da bu çöküşü hazırlayan sebeplerden biri olduğu iddia ediliyor.
On Tez'in son konusu İslami Radikalizm'in doğası. Bu tez ile İslami Radikalizm'in fundamentalizmden ayrılan yönleri belirlenirken, modernite karşısında da durumu belirleniyor. İlkeleri, kullandığı yöntem, taşıdığı özellikler ve potansiyeli vurgulanıyor. İslami uyanışın motor gücü olarak ortaya çıkan İslami Radikalizm, "ideolojik ve pratik boyuttaki temel iddialarıyla hem diğer gruplardan ayrılır hem de bu özellikleri, onu, statüko için 'sahici' bir tehdit haline getirir"(13). Bu teze göre, İslami Radikalizm "alternatif bir toplum modeli oluşturabilecek potansiyeli haiz bir siyasal harekettir. Diğer gruplar ise, edilgen ve reaksiyoner oldukları için, özde böylesi bir potansiyeli taşımamaktadırlar. O halde, İslami Uyanış'ın sürmesi ve gelişmesi, radikalizmin akıbetiyle doğrudan bağlantılıdır."(14).
Gerek On Tez gerekse Düşüncede Devrim kitaplarında incelenen konular Müslümanlar tarafından doğru biçimde algılanıyor olması gereklidir. İslami terminolojide yer alan kavramlar elbette ki buradakilerle sınırlı değil, ancak burada işlenen kavramlar incelendiğinde, özellikle de onların getirdiği yeni açılımlar değerlendirildiğinde Müslümanların düşünce dinamizminin ivme kazanacağı açıktır. Yapılacak çalışmaların bu yönlerde yoğunlaşması ve tartışmaların bu noktalar etrafında genişlemesi, düşünsel hareketliliğin artırması açısından önemlidir. Ne teoride ne de pratikte batılı kavramların İslami bilinç içerisinde yeri olmamalıdır. Hangi kavramın hangi düşünce sistemi içerisinde değer taşıdığının farkında olmak gerekir.
Kitaplar incelendiğinde konuların gayet özenli seçildiği ve gayet sağlam İslami bir mantık çerçevesinde işlendiği görülmektedir. Ancak bu noktada kitaplarla ilgili bir eleştirimiz olacak, her ne kadar konular tez şeklinde incelenmişse de konular dar bir alanda sıkışmış görünüyor. Her biri ayrı birer kitap olacak ağırlıkta olduğundan bu çalışmaların genişletilmesi gerekiyor. Konuların hassasiyeti göz önüne alındığın da bu kaçınılmaz bir ihtiyaç. Hele ki ele alınan kavramları tarihsel geçmişleriyle, içinde doğdukları ve altını dolduran düşünce sistemiyle birlikte ve karşıt görüşlerle birlikte tartışılıyorsa, bunu birkaç sayfada yapmak mümkün olmaz. Yine de bu kitaplar orijinal dile vukufiyeti arttırması açısından çok değerli birer kaynak. Ancak biz bu konuların daha rahat tartışıldığı yeni kitapların gelmesini sabırsızlıkla bekliyoruz. Zaten yazarın ilk kitabının önsözünde "Hikmet ve Siyaset" konulu makalesi için verdiği kitaplaştırma sözü de var.
Bu ve bunun gibi daha bir çok yeni çalışma yapılacaktır Allah'ın izniyle. Yapılacak her yeni çalışma çıtayı biraz daha yükseltecektir. Düşünsel açıdan taşıdığımız zaafların giderilmesi ancak bu yolla mümkün olacaktır. Sahip olduğumuz terminolojiyi iyi bilmek düşünsel dinamizmimizi artıracaktır ve dolayısıyla somut sonuçlar üretmemizi mümkün kılacaktır. Müslümanların halen edilgen durumda olduğu dünyada etken konuma geçebilmesi için başka bir yol da gözükmüyor.

Dipnotlar:
1. M. Kürşat Atalar, Düşüncede Devrim, Ankara, 1996
2. M. Kürşat Atalar, On Tez, Ankara, 2006
3. M. Kürşat Atalar, Düşüncede Devrim, Ankara, 1996, s.1.
4. age, s.1.
5. age, s.2.
6. age, s.93.
7. age, s.121.
8. age, s.123
9. age, s.142
10. M. Kürşat Atalar, On Tez, Ankara, 2006, s.8.
11. age, s.III.
12. age, s.IV.
13. age, s.143.
14. age, s.153.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...