|

Düşüncede
Devrim ve On Tez Üzerine
Yüksel İSMAİLOĞLU
Müslüman zihnin bugün
geldiği noktaya baktığımızda orijinal bir İslami dilin Müslümanlara
hakim olamadığını görüyoruz. Kaynağını Kur'an'dan alan, ona dayanarak
kavramlarını üreten, içlerini dolduran ‘orijinal İslami dil’, düşüncenin
ve hareketin temelini oluşturur. İslami düşüncenin inşasında bu dile
ihtiyaç vardır. Müslümanların düşünsel ve pratik alanda yetkinliğini
sağlaması için bu dile gerçekten sahip olması gerekir. Bu bağlamda
Kürşad Atalar'ın ilk yayınlanan "Düşüncede Devrim", ardından da "On Tez"
isimli eserleri, önemli adımlardır. Bu eserlerde, orijinal dilin
oluşumunda dolayısıyla Müslüman zihnin inşasında temel niteliği taşıyan
kavramlar birer tez olarak ele alınmakta ve "düşünceden eyleme" şeklinde
belirli bir sıra dahilinde işlenmektedir. Her başlık altında bir iddia
öne sürülmekte ve bunun ispatına çalışılmaktadır. İslami terminolojide
yer alan temel kavramlar bu tezlerde çeşitli yönleriyle anlatılmakta ve
İslam'a uygun olan şekli ortaya konulmaktadır.
Her iki kitap da kendi içerisinde 'teoriden pratiğe' çizgisini takip
etmektedir. Birincisinde "düşünsel alanın konuları olarak bilgi, hikmet,
irade, iman, tasavvuf gibi önemli kavramlar irdelenmekte ve daha sonra
pratik/somut alana ilişkin siyaset, sivil toplum, islami hareket gibi
kavramlar ele alınmaktadır"(1), ikincisinde ise önce "Kur'an ve Sünnet",
ardından "'teori ve pratiğin' temel kavramları olarak günah, musibet,
özgürlük, marifet ve adalet ele alınmış ve nihayet çağı anlamak ve
Müslümanların mevcut konumlarını değerlendirmek adına postmodernizmin ve
İslami Radikalizm'in tahlili yapılmıştır"(2).
Bu kavramlar yazarın da belirttiği gibi Müslüman zihin inşasında temel
köşetaşlarını oluşturmaktadır. Sağlam bir zeminde inşanın
sürdürülebilmesi için bu kavramların iyi bilinmesi, Kur'an'a uygun bakış
açısının belirginleşmesi ve harekete yön vermesi açısından önemlidir.
'Öze dönüş'ün sağlıklı olabilmesi bu kavramların doğru bilinmesi ve
içselleştirilmesiyle mümkün olabilir. Diğer bir deyişle, bozuk
anlayışlarla, batılı kavramlarla karışmış, safiyeti sağlayamamış bir
düşüncenin gerçek bir 'öze dönüş'ü sağlayamayacağı açıktır. Böyle bir
düşüncenin üzerine inşa edilecek yapı da elbette çürük olacaktır. Hayatı
değiştirme gayesi taşıyan Müslüman bilincin sahip olduğu veriler
Kur'an'a uygun, onun belirlediği tarzda ve gayet arı duru olmalıdır.
İlk kitaba ismini veren "düşüncede devrim" konusu Müslüman bilincin
evriminin yönünü açıklamaktadır. "... reel hayatta bir devrimin
gerçekleşmesi, her şeyden önce, düşünce alanında bir devrimin
gerçekleşmesine bağlıdır".(3) "Düşüncede Devrim" başlığı altında
"Bireysel ve toplumsal değişim, ancak düşünsel değişim yaşandığında
mümkün olur"(4) tezi işlenmektedir. "'Nefiste olanın' değişmesi
'düşüncede devrimin' gerçekleşmesine bağlıdır. Kişi önce inanır, sonra
amel eder. Amel imanın kaçınılmaz sonucudur. Eylem düşüncede meşruiyyet
kazanırsa vukubulur."(5) Pratiği belirleyen teorik altyapı bu şekilde
oluşur. Bu noktada 'akıl'ın, 'bilgi'nin ve 'hikmet'in çok önemli rolü
vardır. Birbiriyle içiçe geçmiş bu üç kavram İslami düşüncenin zemininde
yer alır. Hakkıyla bilinmesi ve kullanılması gerekir. Akıl, bilgiyi
hikmetle kullanmak zorundadır. Bu temelin oluşması pratiğin de
belirlenmesini sağlayacaktır.
Bu ilk kitap pratik sorunlarla ilgili olarak, özellikle müslümanların
gündemini oldukça işgal etmiş olan ‘Sivil Toplum Projesi'ni ele almakta
ve savunan tarafların iddialarını da ortaya koyarak onları
çürütmektedir. "Sivil toplum projesi, sistemin totaliter ve baskıcı
yapısına karşı çıkarken, sistemle mücadele etmek yerine, sistem-içi bir
değişimi öngörmektedir"(6). İlgili tezin sonuç kısmı oldukça çarpıcı ve
nettir. Sadece ana başlıklarıyla ifade edecek olursak: "1. Sivil toplum
projesi, rejim içinde müslümanlara da bir yer bulma arayışının bir
ifadesidir. 2. Proje, ütopiktir, hayatın gerçekleriyle bağdaşmaz. 3.
Proje, İslami ilkelerden taviz vermektedir."(7) Buna göre sivil toplum
projesi müslümanlar tarafından savunulamaz, ilkesel olarak yanlıştır.
"Doğru olan nedir?" sorusuna ise bir sonraki tez ile yanıt aranmaktadır:
"Siyaset nedir? İslami siyaset nasıl olmalıdır?"(8). Bu başlık altında,
öncelikle siyaset kavramının tanımı yapılarak, antik Yunan'dan bugüne
dek ortaya çıkmış değişik yaklaşımlar, iktidar kavramıyla birlikte
irdelenmekte ve ardından İslami siyasetin bunlar karşısında bulunduğu
konum değerlendirilmektedir. Her konuda olduğu gibi siyaset konusuna da
İslam, diğer ideolojilerden farklı yaklaşmaktadır. İslam, hayatı tümüyle
kavrama, adaletle hükmetme, hayra davet etme, iyiliği emredip,
kötülükten nehyetme amacında olduğundan, siyasetinin temelini de bunlar
oluşturur. Bu yüzden İslami siyaset tarzı diğerlerinden farklı, kendine
hastır. Tezin sonuç kısmında İslami siyasetin nasıl olması gerektiği
yönünde gayet açık çıkarımlar mevcuttur. Bu konuda yazarın ifadesiyle
"son söz olarak, siyasetin içeriğinin iyi anlaşılması ve İslami
ilkelerin yerli yerinde kullanılması sonucunda İslami bir siyasal
modelin önerilmesinin mümkün olduğunu söylemek istiyoruz."(9). İslami
hareket konulu tez ise, farklı İslami hareketleri değerlendirdikten
sonra tevhide dayalı bir hareketin nasıl olması gerektiğini, hangi
hareketin İslami olarak adlandırılabileceğini tartışmaktadır.
Düşüncede Devrim kitabının son tezi ise toplumsal meşruiyet konusuna
ayrılmış. Toplumsal değişimin temel dinamikleri incelendikten sonra yeni
bir medeniyetin meşruiyyet kazanmasını sağlayacak temel noktalar
üzerinde durulmaktadır. İslam ve Batı medeniyetlerinin, ilerlemelerini
sağlayan motor güçleri ile meşruiyyetlerinin sorgulanmasına kadar giden
süreç incelenmekte ve ardından bulunduğumuz durum değerlendirilerek "ne
yapmalı?" sorusuna yanıt aranmaktadır.
Müslüman zihnin bu konuları özümsemesi basiretli değerlendirmelerin
yapılabilmesi için elzemdir. Bir medeniyet inşasına giden yolda atılan
her adım sağlam atılmak zorundadır. Bunun için de doğru dil, doğru
yöntem kullanılmalı, doğru hedefler seçilmelidir.
Aynı düşünce sistematiği içerisinde olan ikinci kitap, On Tez, yine
düşüncenin temelini oluşturan konular üzerine oldukça önemli iki makale
ile başlıyor. Birincisinde Kur'an'ın 'el-ilm' olduğu hususu üzerinde
durularak ayetler çerçevesinde 'hakikatin' "bizatihi vahyin kendisi
olduğu"(10) ispatlanıyor. Bu durum Kur'an'a bakışımıza netlik
kazandırması açısından önem arzetmektedir. İkincisinde ise "Cibril
Hadisi" örnek alınarak, 'metin tenkidi' yöntemiyle, Kur'an ile
karşılaştırılıyor. Geleneksel olarak dışlanmış olan bu yöntemin önemi
vurgulanıyor ve özellikle sahih olduğu iddia edilen hadislerin bile bu
yöntemle incelenmesi öneriliyor. Çünkü sorgulamadan kabul gören hadisler
müslümanları itikadi yanlışlara düşürebilmektedir. Temiz bir zihin
inşasında şüpheye ve yanlışa yer vermemek esas olmalıdır.
Kitapta işlenen üçüncü tez, ilk tezle ilişkili olarak, "Kur'an'ı anlama
noktasında linguistik bir öneri"(11) getirmektedir. Burada amaçlanan
kelimelerin kök anlamlarını ortaya çıkararak verilmek istenen mesajın
daha iyi kavranmasına olanak sağlamaktır. Zikr, küfr, zulm, aleme, sanaa
ve ceale fiil kökleri ve bunlardan türetilmiş kelimeler incelenerek
bugüne kadar tefsirlerde yer almış bazı yaklaşımlar
değerlendirilmektedir.
Bundan sonraki bölümlerde teorik olduğu kadar pratik alanı da
ilgilendiren kavramlar inceleniyor. Günah kavramında, Kur'an'ın insan
tanımı irdeleniyor. İnsan iman ettiği halde günahlardan beri olmadığı,
konuyla ilgili bir çok ayet, 'mümin-günah' konusu çerçevesinde
açıklanıyor. Bir sonraki makalede Allah'ın iradesi ile insan iradesi
arasındaki ilişki, musibet kavramı etrafında araştırılıyor.
Günümüzde çok yıldızlı Batılı kavramların başında gelen 'özgürlük'
kelimesi bir diğer tez konusu. 'Özgürlük'ün kavramsal içeriği
belirlendikten sonra, 'İslam'da özgürlük var mı?' sorusuna yanıt
aranıyor. İslam'da yer alan 'ibadet'in, Batı'da yer alan 'özgürlük' ile
mukayesesi yapılıyor. Özellikle bugünlerde çok yaygın bir şekilde ve
dikkatsizce kullanıldığı göz önüne alınırsa konunun önemi ortaya
çıkmaktadır. Orijinal dilin sağlamlaştırılmasında özgürlük kavramına
yaklaşımın netleşmesi oldukça zaruri bir ihtiyaçtır.
Bir diğer makalede Tasavvuf'un temel kavramlarından olan 'marifet',
Kur'an'ın 'ilm' ve 'hikmet' kavramları ile karşılaştırılıyor. Aynı alana
hitap eden bu kavramlar kök itibariyle değerlendirilerek, hakikate
ilişkin hangi değerleri taşıdıkları tartışılıyor.
Bunun ardından gelen tez konusu, 'adalet'le ilgili. Pratik alanda önemli
bir konumda bulunan 'adalet' kavramının "özellikle düşüncenin 'pratize'
edilmesi noktasında işlevsel önemi vardır. Bu nedenle, adalet, hayata
dair bir önerisi olan her düşünce akımının açıklama ve yorumlama
ihtiyacı duyduğu bir kavramdır."(12). Bu makalede, adaletin mahiyeti,
Batı ve İslam düşün tarihinde bulunan farklı yaklaşımlar, 'ilahi adalet'
temelinde değerlendirilerek bir sonuca varılmaya çalışılmaktadır.
Dünyaya hakim olan felsefi akımların anlaşılması açısından
Post-modernizm tartışmasının yapıldığı makale, özellikle mistisizm
iddiası nedeniyle ilginç bir yaklaşım ortaya koyuyor. Modernite ve onun
yerini aldığı iddia edilen Post-modernizm karşılaştırılarak İslami
tecrübedeki tasavvuf ile benzeşen yönleri çıkarılıyor. Modernizme tepki
olarak gelişen post-modernizmin aslında yeni ve özgün hiçbir şey
getirmediği, bilakis modernitenin iflasının ilanı anlamına geldiği,
mistisizmin ortaya çıkışının da bu çöküşü hazırlayan sebeplerden biri
olduğu iddia ediliyor.
On Tez'in son konusu İslami Radikalizm'in doğası. Bu tez ile İslami
Radikalizm'in fundamentalizmden ayrılan yönleri belirlenirken, modernite
karşısında da durumu belirleniyor. İlkeleri, kullandığı yöntem, taşıdığı
özellikler ve potansiyeli vurgulanıyor. İslami uyanışın motor gücü
olarak ortaya çıkan İslami Radikalizm, "ideolojik ve pratik boyuttaki
temel iddialarıyla hem diğer gruplardan ayrılır hem de bu özellikleri,
onu, statüko için 'sahici' bir tehdit haline getirir"(13). Bu teze göre,
İslami Radikalizm "alternatif bir toplum modeli oluşturabilecek
potansiyeli haiz bir siyasal harekettir. Diğer gruplar ise, edilgen ve
reaksiyoner oldukları için, özde böylesi bir potansiyeli
taşımamaktadırlar. O halde, İslami Uyanış'ın sürmesi ve gelişmesi,
radikalizmin akıbetiyle doğrudan bağlantılıdır."(14).
Gerek On Tez gerekse Düşüncede Devrim kitaplarında incelenen konular
Müslümanlar tarafından doğru biçimde algılanıyor olması gereklidir.
İslami terminolojide yer alan kavramlar elbette ki buradakilerle sınırlı
değil, ancak burada işlenen kavramlar incelendiğinde, özellikle de
onların getirdiği yeni açılımlar değerlendirildiğinde Müslümanların
düşünce dinamizminin ivme kazanacağı açıktır. Yapılacak çalışmaların bu
yönlerde yoğunlaşması ve tartışmaların bu noktalar etrafında
genişlemesi, düşünsel hareketliliğin artırması açısından önemlidir. Ne
teoride ne de pratikte batılı kavramların İslami bilinç içerisinde yeri
olmamalıdır. Hangi kavramın hangi düşünce sistemi içerisinde değer
taşıdığının farkında olmak gerekir.
Kitaplar incelendiğinde konuların gayet özenli seçildiği ve gayet sağlam
İslami bir mantık çerçevesinde işlendiği görülmektedir. Ancak bu noktada
kitaplarla ilgili bir eleştirimiz olacak, her ne kadar konular tez
şeklinde incelenmişse de konular dar bir alanda sıkışmış görünüyor. Her
biri ayrı birer kitap olacak ağırlıkta olduğundan bu çalışmaların
genişletilmesi gerekiyor. Konuların hassasiyeti göz önüne alındığın da
bu kaçınılmaz bir ihtiyaç. Hele ki ele alınan kavramları tarihsel
geçmişleriyle, içinde doğdukları ve altını dolduran düşünce sistemiyle
birlikte ve karşıt görüşlerle birlikte tartışılıyorsa, bunu birkaç
sayfada yapmak mümkün olmaz. Yine de bu kitaplar orijinal dile
vukufiyeti arttırması açısından çok değerli birer kaynak. Ancak biz bu
konuların daha rahat tartışıldığı yeni kitapların gelmesini
sabırsızlıkla bekliyoruz. Zaten yazarın ilk kitabının önsözünde "Hikmet
ve Siyaset" konulu makalesi için verdiği kitaplaştırma sözü de var.
Bu ve bunun gibi daha bir çok yeni çalışma yapılacaktır Allah'ın
izniyle. Yapılacak her yeni çalışma çıtayı biraz daha yükseltecektir.
Düşünsel açıdan taşıdığımız zaafların giderilmesi ancak bu yolla mümkün
olacaktır. Sahip olduğumuz terminolojiyi iyi bilmek düşünsel
dinamizmimizi artıracaktır ve dolayısıyla somut sonuçlar üretmemizi
mümkün kılacaktır. Müslümanların halen edilgen durumda olduğu dünyada
etken konuma geçebilmesi için başka bir yol da gözükmüyor.
Dipnotlar:
1. M. Kürşat Atalar, Düşüncede Devrim, Ankara, 1996
2. M. Kürşat Atalar, On Tez, Ankara, 2006
3. M. Kürşat Atalar, Düşüncede Devrim, Ankara, 1996, s.1.
4. age, s.1.
5. age, s.2.
6. age, s.93.
7. age, s.121.
8. age, s.123
9. age, s.142
10. M. Kürşat Atalar, On Tez, Ankara, 2006, s.8.
11. age, s.III.
12. age, s.IV.
13. age, s.143.
14. age, s.153. |