|

Avrupalıların Filistin İkiyüzlülüğü
Prof. Dr. Tarık Ramazan / 06.05.2006/
Zaman
Avrupa
Birliği tarafından Filistin yönetimine yardımın belli şartlara bağlı
kılınması kararı ne bir sürpriz ne de politik bir değişimin habercisi.
Avrupa, ihtiyatlılık ve ikiyüzlülüğün hakim olduğu Ortadoğu
politikalarına korku ile yön verirken ABD'nin yasak duvarının gerisinde
kalmaya devam ediyor.
Son 60 yıldır, biri manüple ediyor, diğeri yalan söylüyor, bir diğeri
ise aldatıyor. Bugün, biri İsrail hükümetlerinin hiçbirinin alaya
almaktan, görmezden gelmekten ve ihlal etmekten öte gitmediği aynı
Birleşmiş Milletler kararları ya da uluslararası hukuk adına Filistin
Otoritesi üzerine üç şart koyuyor. Washington ya da Brüksel
koridorlarında herkes her şeyi biliyor, herkes sessiz.
Son zamanlarda vuku bulan bir olay Ariel Şaron hükümetinin "barış için
çalışıyormuş" taklidi yaptığı sözde iyi niyetlerine inanılmaması
gerektiğini kanıtladı. Onlar, "tarihi Gazze çekilişi" ve "barış" için
tek taraflı taahhütleriyle Şarm el Şeyh "anlaşmalarını" takip ettikleri
yönündeki yalanlarını bütünüyle kabul etti. Birileri buna inanıyormuş
gibi yaptı, oysa tek amaç zaman kazanmaktı. Tertip edilen zafer
şenliğinde ve kamera projektörleri önünde Gazze'nin özgürlüğe
kavuşturuluyormuş izlenimi yaratıldı. Halbuki İsrail kolonilerini sadece
başka yerlere yerleştirdi, hem de iki katı fazlasıyla ve daha fazla
oranda toprağa. Birileri yeni "ılımlı partisiyle" ve Filistin
topraklarının yaklaşık yüzde 19'u üzerinde insanlık dışı bir "tecrit
duvarı" inşa eden halefiyle Başbakan Ariel Şaron'un barışçıl niyetlerine
inanıyormuş gibi yaptı. Güzel barış, aslında! Washington ve Brüksel'in
koridorlarında herkes her şeyi biliyor, herkes susuyor.
Hiçbir şey değişmedi. Seçime dayalı şeffaflık tuzağı bir kez daha 60
yıldır muntazam bir şekilde aşırı olumsuzluğa hapsedilen bir halk ile ve
Avrupa politik sınıfının derin korkusu ile sonlandı. Çünkü burada "kötü
demokratik bir seçim" yapmış olan bir halk var ve bu halk seçilmiş
Filistin Otoritesi'nin Birleşmiş Milletler kararlarına ve uluslararası
hukuka uymasını sağlamak için insanî yardım almaktan men ediliyor.
İsrail duvarının aynı BM kararlarını hiçe sayarak inşa edilmesine ve
politik suikastler ve idamlar Tel Aviv hükümeti tarafından uygulanmasına
rağmen ve sayısı giderek artan yerleşim kolonilerinin aynı kararları
delmesine rağmen hiç sorun yok!
İsrail demokrasisi saygıya layık ve bütünüyle koşulların, sınırların
dışında hatta kendileri suikastçı olan kadın ve erkekler tarafından
yönetiliyor ya da direkt olarak yönetenlerin katliamlara karıştığı bir
tarzda (Şaron'un Sabra ve Şatilla katliamları örneğinde olduğu gibi).
İronik olan, İsrail'in Birleşmiş Milletlere ve Avrupa'ya şartlarını
kabul ettirmesi. Washington ve Brüksel'in koridorlarında herkes her şeyi
biliyor, herkes susuyor.
Hiçbir şey değişmedi. Dün Avrupa, İsrail-Filistin çatışmasının özüne
dair politikasını yansıtan bir karar aldı. "Avrupa dış politikasının"
yapmacıklığını ortaya koyan bir dosya bu, belki de. Ancak bu durum üzücü
ve endişe verici ve nihayetinde tiksindirici. Avrupa politikacılarının
İsrail ile karşı karşıya gelme korkusu ve Siyonist lobinin gücü onları
felce uğratıyor. Aşkın gücü ve kaybetme korkusu Filistinlilere karşı
yürütülen böylesi bir körlüğü yaratıyor ve insani vicdanı engelliyor.
Kimin böylesi sahte bir politik etiğe inancı olabilir ki? Ne tür bir
politik cesaret, üç yıl önce İsrail'in dünya barışını tehdit eden en
önemli unsur olduğunu açıklarken onları mazur gösterir ki?
(*) İsviçre'de Freiburg Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tarık
Ramazan, Hasan El Benna'nın torunu. Fransız Müslümanlarının kanaat
önderi olarak öne çıkan Tarık Ramazan'ın "İslam: Medeniyetlerin
Yüzleşmesi, Hangi Modernite İçin Hangi Proje " kitabı Türkçeye çevrildi.
(tariqramadan.com) |