|

Hangisi (daha) Amerikancı?
İbrahim Kiras/ 31.05.2006/ 8 Sütun
Danıştay saldırısı sonrasında siyasi
arenada iki cephe kendini gösterdi.
Siyasi arena derken yalnızca siyasi partileri kastetmiyorum. Gazetelerin
birinci sayfalarını ve köşe yazılarını veya televizyonların haber
bültenlerini de aralarında paylaşan bir politik cepheleşmeden söz
ediyorum.
Bunlar zaten öteden beri birbirleriyle son derecede sert bir mücadele
içinde görünüyorlar. Kendilerini "demokrat" diye niteleyen taraf
diğerini "derin devletin uzantısı" olmakla suçlarken kendilerine
"ulusalcı" diyen karşı taraf da bu kesimi "Amerikancı" diye itham
ediyor.
Esasen kendilerine Amerikancı denilenler bu ithamı reddediyor değiller.
Aynı şekilde öbürleri de "derin devletin uzantısı" suçlamasını pek
suçlama olarak addetmiyorlar. Ama bu ikinci kesimin durumunda çarpıcı
bir çelişki var. Çünkü bunlar kendilerini "ulusal güç" olarak takdim
ediyorlar, ama ulusallıkları çok tartışmalı.
Hayır, bunların milliyetçilik anlayışlarının taşıdığı arızalardan söz
etmeyeceğim. Bunları daha önce yeterince çok yazıp çizdik.
Söylemek istediğim şey şu:
Bugünkü "ulusalcı cephe"nin omurgasını teşkil eden "derin devletçi"
yapılanmanın temelinde NATO çerçevesinde kurulmuş olan Seferberlik
Tetkik Kurulu (Özel Harp Dairesi) marifetiyle oluşturulan "gönüllü
teşekküller" var.
Dünyada -genellikle- Gladio adıyla bizde ise Kontrgerilla diye tanınan
gizli kapaklı oluşum, esasen NATO üyesi ülkelerde muhtemel bir savaş
durumunda veya ülkenin düşman işgaline düşmesi halinde "gayrinizamî"
harp teknikleriyle mücadele vermesi için teşkil edilmiştir.
Seferberlik Tetkik Kurulu büyük ölçüde Amerikalılar tarafından finanse
ediliyordu. Bir savaş veya işgal hali olmamasına rağmen "resmen"
faaliyete geçmiş bulunan gizli örgütün NATO içindeki müttefikimizden
operasyonel destek de gördüğünü düşünenler var.
NATO bağlantısı sebebiyle iki ülkenin kimi kurumları iç içe geçmişti.
Unutmayın ki 1950'li yıllarda MİT'in (o zamanki adıyla MAH'ın) bazı
çalışanlarının maaşlarını ABD'nin verdiği ortaya çıkmıştı.
1960'ların sonunda Özel Harp Dairesi adını almış olan Seferberlik Tetkik
Kurulu'nun varlığından ise başbakanların dahi haberdar olmadığını
Ecevit'in açıklamalarından öğrendik.
Özellikle ülkede bir darbe ortamı oluşturmaya yönelik birçok şiddet
eyleminin bu kuruluşun elemanları eliyle gerçekleştirildiği iddiaları
ancak bugünlerde ifade edilebiliyor.
(Bugünkü Danıştay cinayetiyle ilgili olarak adı geçenlerden birinin
babası olduğunu öğrendiğimiz ve gazeteci İlhami Soysal'ı kaçırıp
öldüresiye döverek adını duyurmuş olan Albay Raci Tekin Seferberlik
Tetkik Kurulu elemanıydı.)
Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından müttefik ülkelerin kurumları
arasındaki ilişkilerin bıçakla kesilir gibi kesilmiş olduğunu
düşünemeyiz elbette.
28 Şubat sürecinde "darbe ortamı oluşturma" amaçlı faaliyetlerle
karşılaştığımızda bunu daha iyi idrak ettik.
Geçmişte NATO irtibatlı faaliyetlerde istihdam edilen unsurlar 28 Şubat
sürecinde "ulusalcılık" etiketi altında yeniden su yüzüne çıktılar.
Bunların belki de asıl işlevi bu ülkedeki milliyetçilik anlayışını
dejenere etmek. Dışlayıcı, içe kapanık, sağlıksız bir milletçilik
anlayışını yaymaya ve milli tavırları bu anlayışın tekelinde tutmaya
yönelik tehlikeli bir politikanın uygulayıcıları bunlar.
Ayrıca, görüyoruz ki operasyonel eylemlerde de istihdam edilenler bu
çevrenin mensupları.
Amerikancılar Amerikancı olduklarını biliyorlar. Bu kesimin -en azından
alt kademelerde yer alan- mensupları ise hangi güce hizmet ettiklerinin
farkında değiller.
Tıpkı 1970'lerde sosyalizmi kurma hülyası içinde yaptıklarıyla
Amerikancı cuntaların yönetimi ele geçirmesine hizmet eden sol
eylemciler gibi. |