Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 330 | Haziran  2006

                   

 

 


Hangisi (daha) Amerikancı?

İbrahim Kiras/ 31.05.2006/ 8 Sütun

Danıştay saldırısı sonrasında siyasi arenada iki cephe kendini gösterdi.
Siyasi arena derken yalnızca siyasi partileri kastetmiyorum. Gazetelerin birinci sayfalarını ve köşe yazılarını veya televizyonların haber bültenlerini de aralarında paylaşan bir politik cepheleşmeden söz ediyorum.
Bunlar zaten öteden beri birbirleriyle son derecede sert bir mücadele içinde görünüyorlar. Kendilerini "demokrat" diye niteleyen taraf diğerini "derin devletin uzantısı" olmakla suçlarken kendilerine "ulusalcı" diyen karşı taraf da bu kesimi "Amerikancı" diye itham ediyor.
Esasen kendilerine Amerikancı denilenler bu ithamı reddediyor değiller.
Aynı şekilde öbürleri de "derin devletin uzantısı" suçlamasını pek suçlama olarak addetmiyorlar. Ama bu ikinci kesimin durumunda çarpıcı bir çelişki var. Çünkü bunlar kendilerini "ulusal güç" olarak takdim ediyorlar, ama ulusallıkları çok tartışmalı.
Hayır, bunların milliyetçilik anlayışlarının taşıdığı arızalardan söz etmeyeceğim. Bunları daha önce yeterince çok yazıp çizdik.
Söylemek istediğim şey şu:
Bugünkü "ulusalcı cephe"nin omurgasını teşkil eden "derin devletçi" yapılanmanın temelinde NATO çerçevesinde kurulmuş olan Seferberlik Tetkik Kurulu (Özel Harp Dairesi) marifetiyle oluşturulan "gönüllü teşekküller" var.
Dünyada -genellikle- Gladio adıyla bizde ise Kontrgerilla diye tanınan gizli kapaklı oluşum, esasen NATO üyesi ülkelerde muhtemel bir savaş durumunda veya ülkenin düşman işgaline düşmesi halinde "gayrinizamî" harp teknikleriyle mücadele vermesi için teşkil edilmiştir.
Seferberlik Tetkik Kurulu büyük ölçüde Amerikalılar tarafından finanse ediliyordu. Bir savaş veya işgal hali olmamasına rağmen "resmen" faaliyete geçmiş bulunan gizli örgütün NATO içindeki müttefikimizden operasyonel destek de gördüğünü düşünenler var.
NATO bağlantısı sebebiyle iki ülkenin kimi kurumları iç içe geçmişti.
Unutmayın ki 1950'li yıllarda MİT'in (o zamanki adıyla MAH'ın) bazı çalışanlarının maaşlarını ABD'nin verdiği ortaya çıkmıştı.
1960'ların sonunda Özel Harp Dairesi adını almış olan Seferberlik Tetkik Kurulu'nun varlığından ise başbakanların dahi haberdar olmadığını Ecevit'in açıklamalarından öğrendik.
Özellikle ülkede bir darbe ortamı oluşturmaya yönelik birçok şiddet eyleminin bu kuruluşun elemanları eliyle gerçekleştirildiği iddiaları ancak bugünlerde ifade edilebiliyor.
(Bugünkü Danıştay cinayetiyle ilgili olarak adı geçenlerden birinin babası olduğunu öğrendiğimiz ve gazeteci İlhami Soysal'ı kaçırıp öldüresiye döverek adını duyurmuş olan Albay Raci Tekin Seferberlik Tetkik Kurulu elemanıydı.)
Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından müttefik ülkelerin kurumları arasındaki ilişkilerin bıçakla kesilir gibi kesilmiş olduğunu düşünemeyiz elbette.
28 Şubat sürecinde "darbe ortamı oluşturma" amaçlı faaliyetlerle karşılaştığımızda bunu daha iyi idrak ettik.
Geçmişte NATO irtibatlı faaliyetlerde istihdam edilen unsurlar 28 Şubat sürecinde "ulusalcılık" etiketi altında yeniden su yüzüne çıktılar.
Bunların belki de asıl işlevi bu ülkedeki milliyetçilik anlayışını dejenere etmek. Dışlayıcı, içe kapanık, sağlıksız bir milletçilik anlayışını yaymaya ve milli tavırları bu anlayışın tekelinde tutmaya yönelik tehlikeli bir politikanın uygulayıcıları bunlar.
Ayrıca, görüyoruz ki operasyonel eylemlerde de istihdam edilenler bu çevrenin mensupları.
Amerikancılar Amerikancı olduklarını biliyorlar. Bu kesimin -en azından alt kademelerde yer alan- mensupları ise hangi güce hizmet ettiklerinin farkında değiller.
Tıpkı 1970'lerde sosyalizmi kurma hülyası içinde yaptıklarıyla Amerikancı cuntaların yönetimi ele geçirmesine hizmet eden sol eylemciler gibi.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...