Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 330 | Haziran  2006

                   

 

 


Server Baş / BURSA

SORU -1 : Kur'an meallerini okuyoruz, ancak birtakım problemlerle de karşılaşıyoruz. Özellikle 4/24, 23/6, 33/50-52. ayetlerin meallerinde yanlış anlaşılmaya götürecek bir durum söz konusu. Çeşitli meallere bakarak sorunu halletmeye çalışsak da olmuyor. "Ma meleket eymanüküm" ifadesi her mealde değişik çevriliyor. Bu çevirilere bina edilerek de inançlar oluşturuluyor. Bu ifadenin Kur'an'ın bütünlüğü içerisinde değerlendirilerek cevaplandırılmasını istiyoruz. İşin aslı nedir?

CEVAP -1 : Bu ifadenin doğru anlaşılması için öncelikle bulunduğu ortamı yerinde görerek değerlendirmemiz gerekir.
1-"(savaş yoluyla) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı. Bunlar, Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunların dışındakileri, zinadan kaçınarak iffetli yaşamak üzere, mallarınızla istemeniz size helal kılınmıştır. Onların hangisinden faydalanırsanız (elinizin sahip olduğu veya hür olan mümin kadınlardan) kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Bununla birlikte, mehrin belirlenmesinden sonra karşılıklı olarak razı olacağınız bir hususta (anlaşmanızda) size bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir."
"Sizden kimin hür mümin kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse ellerinizin sahip olduğu mümin cariyelerden alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. O halde zinadan kaçınmaları, iffetli olmaları ve gizli dost tutmamaları şartıyla velilerinin izniyle onlarla evlenin ve örfe uygun bir şekilde mehirlerini verin. Evlendiklerinde zina edecek olurlarsa, onlara, hür kadınlara verilen cezanın yarısı verilir. (cariye ile evlenmedeki) bu izin içinizden günaha girme korkusu olanlar içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir." (4/24-25)
Bu ayetlerin öncesine baktığımızda (4/23) evlenilmesi haram olan kadınlar sayılmaktadır. Bunlardan sonra da evli olan kadınlarla da evlenilmesi haramdır, ancak savaş yoluyla elde ettiğiniz yani elinizin sahip olduğu evli kadınlar bunun dışındadır. Onların esir olmaları nedeniyle nikahları düştüğünden onlarla evlenebilirsiniz, buyurulmaktadır. Ayrıca hür kadınlarla evlenmeye güçleri yetmeyen müminleri de bunlarla evlenmeye teşvik vardır. Her iki ayette geçen ibarede "MA MELEKET EYMANÜKÜM"dür…! Bu ayetteki bu ibareye "meşru şekilde nikah yoluyla sahip olduğunuz" anlamını vermek uygun düşmemektedir. Çünkü burada kimlerle evlenilip kimlerle evlenilemeyeceğinden bahsediliyor. Konu gayet açık ve anlaşılır bir durumdadır. Özellikle tarihi arka plan bilindiği zaman.
2-"Gerçekten müminler kurtuluşa ermiş kimselerdir. Onlar namazlarında huşu içindedirler. Boş şeylerden yüz çevirirler. Onlar zekatlarını verirler. Namuslarını korurlar; ancak eşleriyle, yahut ellerinin sahip olduklarıyla olan ilgilerinden dolayı kınanmazlar.(23/1-6) bunun sonrasında da yine müminlerin özellikleri sayılmaya devam etmektedir. Yine burada geçen ifade de "MA MELEKET EYMANÜHÜM"dür…! Müslümanlar kınanmayacak olan meşru evliliklerini iki yoldan yapmaktalar: Birincisi normal hür ve müslüman hanımlarla, ikincisi de ellerinin sahip olduklarından. Bunların her ikisiyle de ilişkileri Allah'ın meşru kıldığı yoldan olduğu için kimse onları bu konuda kınayamaz, demektir.
3-"Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak ihsan buyurduklarından elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzelerinin seninle beraber göç eden kızlarını sana helal kıldık. Bir de kendisini peygambere hibe eden ve peygamberin de kendisini almak istediği inanmış kadını diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere helal kıldık. Biz eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere ne farz ettiğimizi bildirdik ki sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir."
"Eşlerinden dilediğini geriye bırakır, dilediğini yanına alırsın. Sırasını geri bıraktığın kadınlardan dilediğini yanına almanda sana bir günah yoktur. Onların mutlu olmalarına, üzülmemelerine ve hepsinin, senin verdiklerine razı olmalarına en uygun olan budur. Allah kalplerinizdekini bilir. Allah her şeyi bilendir, halimdir."
"Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen, elinin altında bulunan cariyeler hariç, güzellikleri hoşuna gitse bile, bunları başka hanımlarla değiştirmen sana helal değildir. Allah her şeyi gözetleyicidir."(33/50-52) yine 50. ve 52. ayetlerde geçen ifade "MA MELEKET EYMANÜHÜM, MA MELEKET EYMANÜKÜM"dür…! Ayetin ifadesine dikkat edilirse elinin altında olan cariyelerden de peygamberin (a.s) nikah yoluyla istifade edebileceği, dilerse onları nikahlayabileceği ifade edilmektedir. "BU SAYILANLARDAN BAŞKASINI NİKAHLAYAMAZSIN AMA CARİYELERİN MÜSTESNA, YANİ DİLEDİĞİNDE ONLARI ALABİLSİN" demektir.
Kur'an, "müminler" ifadesini hem kadın hem de erkek için kullanır. "Ezvac" (zevceler, eşler) ifadesi de hem kadın hem de erkek içindir. "Ma meleket eymanuhum" (sağ ellerinin sahip olduğu kimseler) ifadesi de hem kadın hem de erkek köleleri ifade eder. Burada hitap mümin erkekler olduğuna göre evlenilecek olan da sağ ellerinin sahip olduklarından olan kadın köleler, yani cariyelerdir. Bu ifadeler, 33/50,52'de peygamberimize hitaben kullanılmış olduğu gibi, 4/24,25. ayetlerde de mümin erkeklere hitaben kullanılmıştır. Bu cariyelerle evlenmenin şartları ise cariyenin iman etmiş olması; evlenecek kimsenin de hür kadınlarla evlenmeye güç yetirememesi ve zinaya düşme korkusudur. Böyle bir durum yoksa Allah sabretmenin daha hayırlı olacağını (4/25) bildirmektedir. Zani ve müşrik olan bir kimseyle evlenmek 24/3 ve 2/221. ayetleriyle müminlere yasaklanmıştır.
Esas sorun sağ ellerinin sahip olduğu bu kadınların bir müslümanın hayatındaki yeri ile alakalıdır. İster parayla satın alarak sahibi olsun, isterse savaş ganimeti olarak payına düşmüş bulunsun müslüman bu insanların sahibidir. Bunların gücünden ve hizmetinden istifade eder. Fakat aç ve açık bırakma, gücünün üstünde yük yükleme, insanlık onuruna yakışmayacak muamelede bulunma hakkına sahip değildir. Onları metres edinme hakkına da sahip değildir. İslam'da cinsel istifadenin yolu, mehirlerini vererek meşru bir yolla nikahlamaktan geçmektedir. Yukarıda meallerini verdiğimiz (4/24-25, 33/50-52) ayetler bunun delilidir.
Bir müslüman sahibi bulunduğu mümin bir cariyenin nefsinden istifade etmesi için onun sahibi olması yeterli bir sebep değildir. Bunun için uygun bir mehirle meşru şekilde nikahlaması gerekir. İslam, karşı cinsten istifade etmeyi ancak nikahla mümkün kılmıştır. Ahzab 50. ayetini dikkatle okuduğunuzda Allah: "elinin altında bulunan cariyeleri, halanın, teyzenin, amcanın ve dayının seninle birlikte göç eden kızlarını; bir de kendini sana hibe eden mümin kadınları, sen evlenmek istediğin takdirde sana helal kıldık" buyuruyor. Peygamberimiz bunlara mehirlerini vererek nikahlamak suretiyle ulaşıyor. Müslümanlar için de durum farklı değildir. İster hür ister cariye olsun, nikahsız ilişki, İslam'ın reddettiği bir anlayıştır. Bu arada, cariyelere İslam'ın verdiği değeri sergileyen diğer ayetlere de bakmanın yararlı olacağını ifade ediyoruz.

CARİYELERLE EVLİLİK  HAKKINDAKİ AYETLER

(4)NİSA 3: "Eğer yetim kızların haklarını gözetemeyeceğinizden korkarsanız, hoşunuza giden kadınlardan iki, üç veya dört kadınla evlenin. Bunlar arasında adalet yapamayacağınızdan korkarsanız, sadece biriyle evlenin veya sahip olduğunuz cariyelerle evlenin. Doğru yoldan sapmamanız için en uygun olanı budur."
Burada "ev ma meleket eymanuküm" ifadesiyle kastedilen "sağ elinizin sahip olduğu kimseler" de yukarıda geçen "nikahlama" fiiline atfedilmektedir. Bu nedenle burada kastedilen, onları da nikahlayarak evlenebilirsiniz, demektir. İslam'ın cinsel ilişkiye ancak nikahla izin vermiş olduğu unutulmamalıdır.

(4)NİSA 129: "Adaletli davranmaya aşırı derecede düşkünlük gösterseniz dahi, kadınlar arasında adaletle muameleye gücünüz yetmez, bari bir tarafa kalben tamamen meyletmeyin ki diğerini askıdaymış gibi bırakmış olmayasınız. Eğer kendinizi düzeltir ve haksızlıktan sakınırsanız bilin ki Allah şüphesiz çok bağışlayan ve merhamet edendir."
Burada gücünüzün yetmeyeceği şey Allah'u alem, kadınların aralarındaki rekabetten dolayı ne yapsanız da sizin kalbinizin içini bilemediklerinden; diğerine yapılanı kıskanmaları nedeniyle memnun edilmelerinin zorluğudur. Bu nedenle ayetin son kısmında "kendinizi düzeltir, haksızlıktan sakınırsanız Allah bağışlar ve merhamet eder" buyurulmaktadır.

EVLENİLMESİ HARAM OLAN KADINLAR:

(4)NİSA 22: "Babalarınızın evlendikleri kadınlarla evlenmeyin. Ancak geçen geçmiştir. Şüphesiz bu çirkin ve iğrenç bir şeydir, ne kötü yoldur!"

(4)NİSA 23: "Sizlere analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, teyzeleriniz, kardeş kızları, sizi emziren süt anneleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle cinsel ilişkide bulunduğunuz kadınlarınızdan olup yanınızda kalan üvey kızlarınız- onlarla cinsel ilişkide bulunmamışsanız (kendileriyle boşandıktan sonra kızlarıyla evlenmenizde) size bir engel yoktur- öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir arada almak suretiyle evlenmek haram kılındı. Ancak geçmişte olanlar artık geçmiştir. Şüphe yok ki Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir."

(4)NİSA 24: "(savaş yoluyla) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı. Bunlar Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunların dışındakileri, zinadan kaçınarak iffetli yaşamak üzere mallarınızla istemeniz size helal kılınmıştır. Onların hangilerinden faydalanırsanız, kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Bununla birlikte mehrin belirlenmesinden sonra, karşılıklı olarak razı olacağınız bir hususta (anlaşmanızda) size bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir."
Yukarda evlenilmesi haram olanların dışında kalan kimseler demektir ki bunlardan savaş yoluyla sahip olduklarımızla da meşru nikahla ve mehirle evlilik yapılabilmektedir. Bunların önceki evlilikleri esaretle bitmiş olduğu için, bunlarla da mehirleri verilerek evlenilebileceği belirtilmiştir. Yalnız zani ve müşrik olmayanlarıyla. Unutulmamalı ki bunların daha öne Müslümanlara haram kılındığı bildirilmişti. 24/2, 2/221 )

CARİYELERLE EVLENMENİN İMKANI

(4)NİSA 25: "Sizden kim, hür mümin kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse, ellerinizdeki mümin cariyelerden alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. O halde zinadan kaçınmaları, iffetli olmaları ve gizli dost tutmamaları şartıyla velilerinin izniyle onlarla evlenin ve örfe uygun bir şekilde mehirlerini verin. Evlendiklerinde zina edecek olurlarsa, onlara, hür kadınlara verilen cezanın yarısı verilir. (Cariye ile evlenmedeki) bu izin, içinizden, günaha girme korkusu olanlar içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir."
Burada çok önemli bir husus ortaya çıkmaktadır. Cariyelerin nefsinden istifade etmek için satın alınmak yeterli olsa idi; "velilerinin izniyle mehirlerini vererek evlenin…" yerine "mümin cariyelerden satın alıp istifade edin" buyurulurdu. Satın almakla, sahibi olmakla bu iş olmuyor; nikah ve mehir şart koşuluyor.
(4)NİSA 26: "Allah (bilmediklerinizi) size açıklamak ve sizden öncekilerin yollarını size göstermek ve tevbenizi kabul etmek istiyor. Allah bilendir, hikmet sahibidir."
(23)MÜ'MİNUN 5-6: "Onlar (müminler) iffetlerini korurlar. Eşleriyle, yani sağ ellerinin sahip olduğu kimselerle olan ilgilerinden dolayı kınanmazlar."
Burada eşlerin yanında "ma meleket eymanüküm"ün zikredilmesi -doğrusunu Allah bilir kaydıyla - eşlerin ya hür mümin kadınlardan, ya da sağ elin sahip olduğu kimselerden olması nedeniyledir. Çünkü bir müminin yaptığı işten dolayı kınanmaması için onu meşru yoldan yapmış olması gerekir. Bu konudaki meşruiyette nikahtan geçmektedir. Ayetin anlamı açıldığı zaman şöyle olmaktadır:
"Sağ elinin meşru şekilde sahip olduklarıyla, yani eşleriyle olan ilişkilerinden dolayı kınanmazlar" demektir.
(24)NUR 32: "İçinizdeki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfu ile zenginleştirir. Allah lütfu bol olandır, her şeyi bilendir."
(24)NUR 33: "Evlenemeyenler, Allah kendilerini lütfu ile zenginleştirinceye kadar iffetli kalmaya çalışsınlar! Kölelerinizden hür olmak için mükatebe anlaşması yapmak isteyenlerle onlarda bir hayır (güvenirlilik, kabiliyet) görürseniz hemen mükatebe yapın! Onlara Allah'ın size verdiği maldan verin. İffetli kalmak isteyen cariyelerinizi ("Feteyati küm", bakire kadın köleler için kullanılan bir ifadedir) dünya hayatının geçici menfaatini elde edeceksiniz diye onları isyana zorlamayın. (fuhşa değil, çünkü fuhşa zorlayan da bir mümin olacağından, Müminin böyle bir şeye tevessül etmesi bile abesle iştigal olur. "Biga" kelimesinin "isyan" anlamında alınması daha uygundur, diyoruz). Kim onları buna zorlarsa bilsin ki Allah, onlar buna zorlandıktan sonra (onları) çok bağışlar ve onlara çok merhamet eder."
(24)NUR 34: "Andolsun ki, size gerekeni açık açık bildiren ayetler, sizden önce geçenlerden bir misal ve muttakiler için öğüt indirdik" buyurmaktadır. Bu nedenle Müslümanlar, kendilerine gönderilen öğüdün sınırları içinde kaldıkları sürece, nikahsız ilişkinin mümkün olmadığını göreceklerdir. Allah bunun yolunu ve kimlerle mümkün olacağını açık açık göstermiştir. İslam insanların şahsiyetini rencide etmeden kurtuluşun yolunu göstererek; savaş esirlerinin bile müslüman olmaları durumunda Müslümanlara eş olabileceklerinin imkanını sağlamıştır. Çünkü "hepiniz aynı anne ve babadansınız" buyurarak insanlığı bir aile olarak tanımlamıştır. "Hepiniz bir birinizdensiniz Allah sizin imanınızı bilmektedir"(4/25) ifadeleriyle onurlandırmıştır. İnsanlığın yüzünü kararttığı bu zümreyi de merhametiyle kurtarmıştır.
Kendilerinde bir hayır görürseniz onlarla anlaşarak hürriyetlerine kavuşturun(24/33) buyurmuştur.
Bekarlarını evlendirerek Müslümanlara eş olma şerefi vermiştir. (24/32)
Yapılan yeminlerini bozanlara ve günaha girenlere de öncelikle bir köle azadını önererek (58/3-4 ,5/89) her fırsatı onların lehine çevirip henüz yedinci asırda bu insanlık ayıbından Müslümanları kurtarmıştır. İslam'ın bu erdemini görmeyen Batı, yakın tarihe kadar bu insanlara yapmadığı kötülüğü bırakmamıştır. 21. yüzyıl da bile A.B.D'nin siyahlara karşı ortaya koyduğu tavır, tüm dünyaca malumdur.
Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, hiç kimse kullarına Allah kadar merhametli değildir. Bu nedenle İslam gibi bir din, Kur'an gibi bir kitap, en son elçi olarak da Hz.Muhammed ile insanlığı merhametiyle muhatap etmiştir. "…O halde dileyen, Rabbine gidecek bir yol edinsin." (78/39)
 

Yusuf Ziya Oymak / ANKARA
"Derginizin Haziran 2005 tarih ve 318. sayısının İktibas'tan/a Mektuplar köşesinin 46. sayfasında, bir okuyucunun "Rasulullah'ın (s.a.v) bizzat adam öldürüp-öldürmediği"ne ilişkin sorusu üzerine, cevaben, önce "Bu açıdan peygamberin hiçbir savaşta bizzat adam öldürmemiş olması kimseye kıymadı anlamına gelmez" ifadesi geçmektedir. Böylelikle peygamberin (s.a.v) hayatı boyunca savaşta bizzat insan öldürmemiş olduğu açıkça beyan edilmiş olmaktadır.
Bir paragraf sonra da "Peygamberin (s.a.v.) kaç adam öldürdüğünün tarih kitapları tarafından kaydedilmemiş olması peygambere özgü bir durum değildir." şeklinde bir ifade yer alarak, sanki bir veya birden fazla bir adam öldürme olayının olduğu, ancak bunların kesin sayısı hakkında bir kayıt olmadığı şeklinde birinci ifade ile çelişkili ikinci bir ifade yer almaktadır.
Öncelikle bu duruma dikkatlerinizi çekmek isterim. Rasulullah'ın (s.a.v.) bizzat Ubey bin Halef adlı bir insanı öldürdüğünün, kaynakların ve bu olayı aktaranların güvenilirliği konusunda her hangi bir yoruma girmeden, Muhammed bin İshak'ın Siyer adlı eserinin 385. sayfasında, İbni Kesir'in Büyük İslam Tarihi c.3, s.253,377 ve c.4 s.44,59,60 ve Taberi tarihi c.3 ve s.180'de bulunduğu bilgisine dikkatlerinizi çekiyorum" diyorsunuz.
Öncelikle gösterdiğiniz hassasiyetten dolayı teşekkür ediyoruz. Sizin gibi dikkatli okuyucularımızın varlığı bizleri sevindirir.
Bir yazıda söylenmek istenenin doğru anlaşılması için yazının tamamına bakılarak değerlendirme yapmak daha doğru bir kanata varmamızı temin eder. Cümlenin öncesi ve sonrasıyla alakasını kesip alındığında, o cümleye istediğiniz kastı yükleyebilirsiniz.
Bizim konuya bakışımız, soruyu soranın anlayışı noktasındandır. O anlayışta rivayetlerin takdim ettiği karıncayı incitmeyen, kimseye bir şey yapmayan, kimsenin kendinden rahatsız olmadığı bir Peygamber anlayışı var. Biz bu anlayışın, Kur'an'ın takdim ettiği peygamber anlayışı ile bağdaşmadığını, bu konudaki ayetlere bakarak savaşmakla emrolunan ve savaşmayı emreden bir Peygamber olduğunu ve de savaşlarda öldürülen insanların hepsinde onun dahlinin ve ecrinin bulunduğunu anlatmaya çalıştık. Allah yolunda savaşmak, ölmek ve öldürmenin, namaz gibi, hacc gibi bir ibadet olduğunu söylemeye çalıştık. Gayemiz tarih kitaplarında Peygamberin kaç adam öldürdüğünü bulup varlığını ispat etmek olmadığından bu konuya girme gereğini duymadık. Cihad ve kıtal için bunca ayetin varlığının, konuyu yeterince açıklayıcı olduğunu düşünüyoruz. Bu konunun ispata gerek olmayacak kadar açık ve açıklayıcı olduğunu düşünüyoruz.
Soru ve cevabı kısa olması nedeniyle okuyucumuzun dikkatine sunarak takdiri siz okuyucularımıza bırakıyoruz.
SORU: Peygamber efendimiz bir çok savaşa katılmış fakat hiçbir kimseyi öldürmemiştir. Kaynaklarda Rasulullah'ın kimseyi öldürdüğüne dair rivayet yok. Varsa hangi savaşta kimi öldürmüş, neden tarih kitaplarında bu konuya hiç değinilmemiştir?
CEVAP: Sorunuzda açıkça ifade etmeseniz de "Peygamber adam öldürmez; Peygamber çok merhametlidir; savaşta bile adam öldürmemiştir" gibi bir anlayış görünmektedir. Bu anlayış doğru bir anlayış değildir. Allah yolunda cihad ve kıtal/savaş Allah'ın hem peygambere hem de müminlere verilmiş bir emridir. 2/216, 2/190-194, 3/146-148, 3/200, 4/71, 4/76, 4/84. Kur'an'da yer alan bu ve benzeri yüzlerce ayette Allah'ın müminlere ve peygamberine kafirlerle savaşmayı emrettiği bir vakıadır. Bunların içinde özellikle sizin merakınızı giderecek şu ayet üzerinde durmak istiyoruz.
"(Resulüm) Allah yolunda savaş; sen sadece kendinden sorumlusun. Müminleri de (savaşmaya) teşvik et; umulur ki Allah kafirlerin gücünü kırar. Allah daha güçlüdür, ibret alınacak cezası da daha şiddetlidir."(4/48)
Bu ayette yer alan ve bizzat peygamberin şahsını kastederek "Allah yolunda savaş, sen sadece kendinden sorumlusun" buyruğu, peygamberden savaşmayı istemektedir. Bununla da kalmayıp müminlerin de savaşmaya teşvik edilmesi istenmektedir. Olaya bu açıdan bakarsanız bizzat sizin savaşmanızla sizin teşvik ettiğiniz insanların savaşması arasında fark yoktur. Yapılan suç ise suçu işleyen bir ceza alırken, teşvik eden suç işleyenlerin sayısı kadar ceza alır. Yapılan övgüye layıksa, yapanlar bir övgü alırsa onları teşvik eden, organize edip, sevk ve idare eden onların sayısınca övgü alır.
Bu açıdan peygamberin hiçbir savaşta bizzat adam öldürmemiş olması kimseye kıymadı anlamına gelmez. Her savaşta öldürülenlerin onun emir ve teşvikiyle olduğu Allah ve kullarınca malumdur.
Ancak bu konulara bu açıdan bakılmaz. İyi ve kötüyü belirleyen Allah'tır. Günah ve sevabı da o belirliyor. Allah yolunda savaşmanın kutsallığını bildiren, savaştan kaçmanın en ağır suç olduğunu belirten de Allah'tır. Bu nedenle onun emrine uymak imanın gereğidir. Bu açıdan savaşmak, savaşta adam öldürmek de, en azından namaz gibi, hacc gibi, oruç gibi bir ibadettir. Bunları yaparken nasıl başımız dik, yüzümüz Allah'a karşı ak ise, Allah yolunda savaşıp yüzlerce kafir öldüren mücahidin de başı dik yüzü aktır. Bu, peygamber için de herhangi bir Müslüman için de aynıdır. Ancak müminler, işlerinde aşırı gitmeyen; vasat ümmet olma vasıflarını hem savaşta, hem barışta hem de ibadetlerinde koruyan insanlardır. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmediğini bildiriyor.
Peygamberin kaç adam öldürdüğünü tarih kitaplarının kaydetmemiş olması peygambere özgü bir durum değildir. Bulunduğu mevki itibariyle yapılan icraatın tümünden hareketin lideri sorumludur. Emri verenler bir kişiyi bile şahsen öldürmeseler de ölenlerin hepsi onun emriyle öldürülmüş olduğundan birinci derecede sorumludur. Fakat peygamber için Allah'ın emrine uygunluk ön planda olduğundan inanmayanların ne düşündüğü önemli değildir. Burada peygamber Allah'ın elçisidir. Esas sebep Allah'tır. Allah inkar edenlerden intikamını inananların eliyle almaktadır. Allah'a itaat için savaşan Elçi ve Müminleri övgüyle yad ederek şehit ve gazilik ile şereflendirmektedir. "Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin; bilakis onlar diridir fakat siz anlayamazsınız."

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...