|

Server Baş / BURSA
SORU -1 : Kur'an meallerini okuyoruz, ancak birtakım problemlerle de
karşılaşıyoruz. Özellikle 4/24, 23/6, 33/50-52. ayetlerin meallerinde
yanlış anlaşılmaya götürecek bir durum söz konusu. Çeşitli meallere
bakarak sorunu halletmeye çalışsak da olmuyor. "Ma meleket eymanüküm"
ifadesi her mealde değişik çevriliyor. Bu çevirilere bina edilerek de
inançlar oluşturuluyor. Bu ifadenin Kur'an'ın bütünlüğü içerisinde
değerlendirilerek cevaplandırılmasını istiyoruz. İşin aslı nedir?
CEVAP -1 : Bu ifadenin doğru anlaşılması için öncelikle bulunduğu ortamı
yerinde görerek değerlendirmemiz gerekir.
1-"(savaş yoluyla) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlarla
evlenmeniz de haram kılındı. Bunlar, Allah'ın üzerinize farz kıldığı
hükümlerdir. Bunların dışındakileri, zinadan kaçınarak iffetli yaşamak
üzere, mallarınızla istemeniz size helal kılınmıştır. Onların
hangisinden faydalanırsanız (elinizin sahip olduğu veya hür olan mümin
kadınlardan) kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Bununla birlikte,
mehrin belirlenmesinden sonra karşılıklı olarak razı olacağınız bir
hususta (anlaşmanızda) size bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah her
şeyi bilendir, hikmet sahibidir."
"Sizden kimin hür mümin kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse ellerinizin
sahip olduğu mümin cariyelerden alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi
bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. O halde zinadan kaçınmaları, iffetli
olmaları ve gizli dost tutmamaları şartıyla velilerinin izniyle onlarla
evlenin ve örfe uygun bir şekilde mehirlerini verin. Evlendiklerinde
zina edecek olurlarsa, onlara, hür kadınlara verilen cezanın yarısı
verilir. (cariye ile evlenmedeki) bu izin içinizden günaha girme korkusu
olanlar içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok
bağışlayan, çok merhamet edendir." (4/24-25)
Bu ayetlerin öncesine baktığımızda (4/23) evlenilmesi haram olan
kadınlar sayılmaktadır. Bunlardan sonra da evli olan kadınlarla da
evlenilmesi haramdır, ancak savaş yoluyla elde ettiğiniz yani elinizin
sahip olduğu evli kadınlar bunun dışındadır. Onların esir olmaları
nedeniyle nikahları düştüğünden onlarla evlenebilirsiniz,
buyurulmaktadır. Ayrıca hür kadınlarla evlenmeye güçleri yetmeyen
müminleri de bunlarla evlenmeye teşvik vardır. Her iki ayette geçen
ibarede "MA MELEKET EYMANÜKÜM"dür…! Bu ayetteki bu ibareye "meşru
şekilde nikah yoluyla sahip olduğunuz" anlamını vermek uygun
düşmemektedir. Çünkü burada kimlerle evlenilip kimlerle
evlenilemeyeceğinden bahsediliyor. Konu gayet açık ve anlaşılır bir
durumdadır. Özellikle tarihi arka plan bilindiği zaman.
2-"Gerçekten müminler kurtuluşa ermiş kimselerdir. Onlar namazlarında
huşu içindedirler. Boş şeylerden yüz çevirirler. Onlar zekatlarını
verirler. Namuslarını korurlar; ancak eşleriyle, yahut ellerinin sahip
olduklarıyla olan ilgilerinden dolayı kınanmazlar.(23/1-6) bunun
sonrasında da yine müminlerin özellikleri sayılmaya devam etmektedir.
Yine burada geçen ifade de "MA MELEKET EYMANÜHÜM"dür…! Müslümanlar
kınanmayacak olan meşru evliliklerini iki yoldan yapmaktalar: Birincisi
normal hür ve müslüman hanımlarla, ikincisi de ellerinin sahip
olduklarından. Bunların her ikisiyle de ilişkileri Allah'ın meşru
kıldığı yoldan olduğu için kimse onları bu konuda kınayamaz, demektir.
3-"Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana
ganimet olarak ihsan buyurduklarından elinin altında bulunan cariyeleri,
amcanın, halanın, dayının ve teyzelerinin seninle beraber göç eden
kızlarını sana helal kıldık. Bir de kendisini peygambere hibe eden ve
peygamberin de kendisini almak istediği inanmış kadını diğer müminlere
değil, sırf sana mahsus olmak üzere helal kıldık. Biz eşleri ve
ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere ne farz
ettiğimizi bildirdik ki sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır,
merhamet edendir."
"Eşlerinden dilediğini geriye bırakır, dilediğini yanına alırsın.
Sırasını geri bıraktığın kadınlardan dilediğini yanına almanda sana bir
günah yoktur. Onların mutlu olmalarına, üzülmemelerine ve hepsinin,
senin verdiklerine razı olmalarına en uygun olan budur. Allah
kalplerinizdekini bilir. Allah her şeyi bilendir, halimdir."
"Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen, elinin altında bulunan
cariyeler hariç, güzellikleri hoşuna gitse bile, bunları başka
hanımlarla değiştirmen sana helal değildir. Allah her şeyi
gözetleyicidir."(33/50-52) yine 50. ve 52. ayetlerde geçen ifade "MA
MELEKET EYMANÜHÜM, MA MELEKET EYMANÜKÜM"dür…! Ayetin ifadesine dikkat
edilirse elinin altında olan cariyelerden de peygamberin (a.s) nikah
yoluyla istifade edebileceği, dilerse onları nikahlayabileceği ifade
edilmektedir. "BU SAYILANLARDAN BAŞKASINI NİKAHLAYAMAZSIN AMA
CARİYELERİN MÜSTESNA, YANİ DİLEDİĞİNDE ONLARI ALABİLSİN" demektir.
Kur'an, "müminler" ifadesini hem kadın hem de erkek için kullanır.
"Ezvac" (zevceler, eşler) ifadesi de hem kadın hem de erkek içindir. "Ma
meleket eymanuhum" (sağ ellerinin sahip olduğu kimseler) ifadesi de hem
kadın hem de erkek köleleri ifade eder. Burada hitap mümin erkekler
olduğuna göre evlenilecek olan da sağ ellerinin sahip olduklarından olan
kadın köleler, yani cariyelerdir. Bu ifadeler, 33/50,52'de
peygamberimize hitaben kullanılmış olduğu gibi, 4/24,25. ayetlerde de
mümin erkeklere hitaben kullanılmıştır. Bu cariyelerle evlenmenin
şartları ise cariyenin iman etmiş olması; evlenecek kimsenin de hür
kadınlarla evlenmeye güç yetirememesi ve zinaya düşme korkusudur. Böyle
bir durum yoksa Allah sabretmenin daha hayırlı olacağını (4/25)
bildirmektedir. Zani ve müşrik olan bir kimseyle evlenmek 24/3 ve 2/221.
ayetleriyle müminlere yasaklanmıştır.
Esas sorun sağ ellerinin sahip olduğu bu kadınların bir müslümanın
hayatındaki yeri ile alakalıdır. İster parayla satın alarak sahibi
olsun, isterse savaş ganimeti olarak payına düşmüş bulunsun müslüman bu
insanların sahibidir. Bunların gücünden ve hizmetinden istifade eder.
Fakat aç ve açık bırakma, gücünün üstünde yük yükleme, insanlık onuruna
yakışmayacak muamelede bulunma hakkına sahip değildir. Onları metres
edinme hakkına da sahip değildir. İslam'da cinsel istifadenin yolu,
mehirlerini vererek meşru bir yolla nikahlamaktan geçmektedir. Yukarıda
meallerini verdiğimiz (4/24-25, 33/50-52) ayetler bunun delilidir.
Bir müslüman sahibi bulunduğu mümin bir cariyenin nefsinden istifade
etmesi için onun sahibi olması yeterli bir sebep değildir. Bunun için
uygun bir mehirle meşru şekilde nikahlaması gerekir. İslam, karşı
cinsten istifade etmeyi ancak nikahla mümkün kılmıştır. Ahzab 50.
ayetini dikkatle okuduğunuzda Allah: "elinin altında bulunan cariyeleri,
halanın, teyzenin, amcanın ve dayının seninle birlikte göç eden
kızlarını; bir de kendini sana hibe eden mümin kadınları, sen evlenmek
istediğin takdirde sana helal kıldık" buyuruyor. Peygamberimiz bunlara
mehirlerini vererek nikahlamak suretiyle ulaşıyor. Müslümanlar için de
durum farklı değildir. İster hür ister cariye olsun, nikahsız ilişki,
İslam'ın reddettiği bir anlayıştır. Bu arada, cariyelere İslam'ın
verdiği değeri sergileyen diğer ayetlere de bakmanın yararlı olacağını
ifade ediyoruz.
CARİYELERLE EVLİLİK HAKKINDAKİ AYETLER
(4)NİSA 3: "Eğer yetim kızların haklarını gözetemeyeceğinizden
korkarsanız, hoşunuza giden kadınlardan iki, üç veya dört kadınla
evlenin. Bunlar arasında adalet yapamayacağınızdan korkarsanız, sadece
biriyle evlenin veya sahip olduğunuz cariyelerle evlenin. Doğru yoldan
sapmamanız için en uygun olanı budur."
Burada "ev ma meleket eymanuküm" ifadesiyle kastedilen "sağ elinizin
sahip olduğu kimseler" de yukarıda geçen "nikahlama" fiiline
atfedilmektedir. Bu nedenle burada kastedilen, onları da nikahlayarak
evlenebilirsiniz, demektir. İslam'ın cinsel ilişkiye ancak nikahla izin
vermiş olduğu unutulmamalıdır.
(4)NİSA 129: "Adaletli davranmaya aşırı derecede düşkünlük gösterseniz
dahi, kadınlar arasında adaletle muameleye gücünüz yetmez, bari bir
tarafa kalben tamamen meyletmeyin ki diğerini askıdaymış gibi bırakmış
olmayasınız. Eğer kendinizi düzeltir ve haksızlıktan sakınırsanız bilin
ki Allah şüphesiz çok bağışlayan ve merhamet edendir."
Burada gücünüzün yetmeyeceği şey Allah'u alem, kadınların aralarındaki
rekabetten dolayı ne yapsanız da sizin kalbinizin içini
bilemediklerinden; diğerine yapılanı kıskanmaları nedeniyle memnun
edilmelerinin zorluğudur. Bu nedenle ayetin son kısmında "kendinizi
düzeltir, haksızlıktan sakınırsanız Allah bağışlar ve merhamet eder"
buyurulmaktadır.
EVLENİLMESİ HARAM OLAN KADINLAR:
(4)NİSA 22: "Babalarınızın evlendikleri kadınlarla evlenmeyin. Ancak
geçen geçmiştir. Şüphesiz bu çirkin ve iğrenç bir şeydir, ne kötü
yoldur!"
(4)NİSA 23: "Sizlere analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz,
teyzeleriniz, kardeş kızları, sizi emziren süt anneleriniz,
karılarınızın anneleri, kendileriyle cinsel ilişkide bulunduğunuz
kadınlarınızdan olup yanınızda kalan üvey kızlarınız- onlarla cinsel
ilişkide bulunmamışsanız (kendileriyle boşandıktan sonra kızlarıyla
evlenmenizde) size bir engel yoktur- öz oğullarınızın eşleri ve iki kız
kardeşi bir arada almak suretiyle evlenmek haram kılındı. Ancak geçmişte
olanlar artık geçmiştir. Şüphe yok ki Allah çok bağışlayan ve merhamet
edendir."
(4)NİSA 24: "(savaş yoluyla) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli
kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı. Bunlar Allah'ın üzerinize farz
kıldığı hükümlerdir. Bunların dışındakileri, zinadan kaçınarak iffetli
yaşamak üzere mallarınızla istemeniz size helal kılınmıştır. Onların
hangilerinden faydalanırsanız, kararlaştırılmış olan mehirlerini verin.
Bununla birlikte mehrin belirlenmesinden sonra, karşılıklı olarak razı
olacağınız bir hususta (anlaşmanızda) size bir sorumluluk yoktur.
Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir."
Yukarda evlenilmesi haram olanların dışında kalan kimseler demektir ki
bunlardan savaş yoluyla sahip olduklarımızla da meşru nikahla ve mehirle
evlilik yapılabilmektedir. Bunların önceki evlilikleri esaretle bitmiş
olduğu için, bunlarla da mehirleri verilerek evlenilebileceği
belirtilmiştir. Yalnız zani ve müşrik olmayanlarıyla. Unutulmamalı ki
bunların daha öne Müslümanlara haram kılındığı bildirilmişti. 24/2,
2/221 )
CARİYELERLE EVLENMENİN İMKANI
(4)NİSA 25: "Sizden kim, hür mümin kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse,
ellerinizdeki mümin cariyelerden alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi
bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. O halde zinadan kaçınmaları, iffetli
olmaları ve gizli dost tutmamaları şartıyla velilerinin izniyle onlarla
evlenin ve örfe uygun bir şekilde mehirlerini verin. Evlendiklerinde
zina edecek olurlarsa, onlara, hür kadınlara verilen cezanın yarısı
verilir. (Cariye ile evlenmedeki) bu izin, içinizden, günaha girme
korkusu olanlar içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah
çok bağışlayan, çok merhamet edendir."
Burada çok önemli bir husus ortaya çıkmaktadır. Cariyelerin nefsinden
istifade etmek için satın alınmak yeterli olsa idi; "velilerinin izniyle
mehirlerini vererek evlenin…" yerine "mümin cariyelerden satın alıp
istifade edin" buyurulurdu. Satın almakla, sahibi olmakla bu iş olmuyor;
nikah ve mehir şart koşuluyor.
(4)NİSA 26: "Allah (bilmediklerinizi) size açıklamak ve sizden
öncekilerin yollarını size göstermek ve tevbenizi kabul etmek istiyor.
Allah bilendir, hikmet sahibidir."
(23)MÜ'MİNUN 5-6: "Onlar (müminler) iffetlerini korurlar. Eşleriyle,
yani sağ ellerinin sahip olduğu kimselerle olan ilgilerinden dolayı
kınanmazlar."
Burada eşlerin yanında "ma meleket eymanüküm"ün zikredilmesi -doğrusunu
Allah bilir kaydıyla - eşlerin ya hür mümin kadınlardan, ya da sağ elin
sahip olduğu kimselerden olması nedeniyledir. Çünkü bir müminin yaptığı
işten dolayı kınanmaması için onu meşru yoldan yapmış olması gerekir. Bu
konudaki meşruiyette nikahtan geçmektedir. Ayetin anlamı açıldığı zaman
şöyle olmaktadır:
"Sağ elinin meşru şekilde sahip olduklarıyla, yani eşleriyle olan
ilişkilerinden dolayı kınanmazlar" demektir.
(24)NUR 32: "İçinizdeki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden
elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları
lütfu ile zenginleştirir. Allah lütfu bol olandır, her şeyi bilendir."
(24)NUR 33: "Evlenemeyenler, Allah kendilerini lütfu ile
zenginleştirinceye kadar iffetli kalmaya çalışsınlar! Kölelerinizden hür
olmak için mükatebe anlaşması yapmak isteyenlerle onlarda bir hayır
(güvenirlilik, kabiliyet) görürseniz hemen mükatebe yapın! Onlara
Allah'ın size verdiği maldan verin. İffetli kalmak isteyen
cariyelerinizi ("Feteyati küm", bakire kadın köleler için kullanılan bir
ifadedir) dünya hayatının geçici menfaatini elde edeceksiniz diye onları
isyana zorlamayın. (fuhşa değil, çünkü fuhşa zorlayan da bir mümin
olacağından, Müminin böyle bir şeye tevessül etmesi bile abesle iştigal
olur. "Biga" kelimesinin "isyan" anlamında alınması daha uygundur,
diyoruz). Kim onları buna zorlarsa bilsin ki Allah, onlar buna
zorlandıktan sonra (onları) çok bağışlar ve onlara çok merhamet eder."
(24)NUR 34: "Andolsun ki, size gerekeni açık açık bildiren ayetler,
sizden önce geçenlerden bir misal ve muttakiler için öğüt indirdik"
buyurmaktadır. Bu nedenle Müslümanlar, kendilerine gönderilen öğüdün
sınırları içinde kaldıkları sürece, nikahsız ilişkinin mümkün olmadığını
göreceklerdir. Allah bunun yolunu ve kimlerle mümkün olacağını açık açık
göstermiştir. İslam insanların şahsiyetini rencide etmeden kurtuluşun
yolunu göstererek; savaş esirlerinin bile müslüman olmaları durumunda
Müslümanlara eş olabileceklerinin imkanını sağlamıştır. Çünkü "hepiniz
aynı anne ve babadansınız" buyurarak insanlığı bir aile olarak
tanımlamıştır. "Hepiniz bir birinizdensiniz Allah sizin imanınızı
bilmektedir"(4/25) ifadeleriyle onurlandırmıştır. İnsanlığın yüzünü
kararttığı bu zümreyi de merhametiyle kurtarmıştır.
Kendilerinde bir hayır görürseniz onlarla anlaşarak hürriyetlerine
kavuşturun(24/33) buyurmuştur.
Bekarlarını evlendirerek Müslümanlara eş olma şerefi vermiştir. (24/32)
Yapılan yeminlerini bozanlara ve günaha girenlere de öncelikle bir köle
azadını önererek (58/3-4 ,5/89) her fırsatı onların lehine çevirip henüz
yedinci asırda bu insanlık ayıbından Müslümanları kurtarmıştır. İslam'ın
bu erdemini görmeyen Batı, yakın tarihe kadar bu insanlara yapmadığı
kötülüğü bırakmamıştır. 21. yüzyıl da bile A.B.D'nin siyahlara karşı
ortaya koyduğu tavır, tüm dünyaca malumdur.
Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, hiç kimse kullarına Allah kadar
merhametli değildir. Bu nedenle İslam gibi bir din, Kur'an gibi bir
kitap, en son elçi olarak da Hz.Muhammed ile insanlığı merhametiyle
muhatap etmiştir. "…O halde dileyen, Rabbine gidecek bir yol edinsin."
(78/39)
Yusuf Ziya Oymak / ANKARA
"Derginizin Haziran 2005 tarih ve 318. sayısının İktibas'tan/a
Mektuplar köşesinin 46. sayfasında, bir okuyucunun "Rasulullah'ın
(s.a.v) bizzat adam öldürüp-öldürmediği"ne ilişkin sorusu üzerine,
cevaben, önce "Bu açıdan peygamberin hiçbir savaşta bizzat adam
öldürmemiş olması kimseye kıymadı anlamına gelmez" ifadesi geçmektedir.
Böylelikle peygamberin (s.a.v) hayatı boyunca savaşta bizzat insan
öldürmemiş olduğu açıkça beyan edilmiş olmaktadır.
Bir paragraf sonra da "Peygamberin (s.a.v.) kaç adam öldürdüğünün tarih
kitapları tarafından kaydedilmemiş olması peygambere özgü bir durum
değildir." şeklinde bir ifade yer alarak, sanki bir veya birden fazla
bir adam öldürme olayının olduğu, ancak bunların kesin sayısı hakkında
bir kayıt olmadığı şeklinde birinci ifade ile çelişkili ikinci bir ifade
yer almaktadır.
Öncelikle bu duruma dikkatlerinizi çekmek isterim. Rasulullah'ın
(s.a.v.) bizzat Ubey bin Halef adlı bir insanı öldürdüğünün, kaynakların
ve bu olayı aktaranların güvenilirliği konusunda her hangi bir yoruma
girmeden, Muhammed bin İshak'ın Siyer adlı eserinin 385. sayfasında,
İbni Kesir'in Büyük İslam Tarihi c.3, s.253,377 ve c.4 s.44,59,60 ve
Taberi tarihi c.3 ve s.180'de bulunduğu bilgisine dikkatlerinizi
çekiyorum" diyorsunuz.
Öncelikle gösterdiğiniz hassasiyetten dolayı teşekkür ediyoruz. Sizin
gibi dikkatli okuyucularımızın varlığı bizleri sevindirir.
Bir yazıda söylenmek istenenin doğru anlaşılması için yazının tamamına
bakılarak değerlendirme yapmak daha doğru bir kanata varmamızı temin
eder. Cümlenin öncesi ve sonrasıyla alakasını kesip alındığında, o
cümleye istediğiniz kastı yükleyebilirsiniz.
Bizim konuya bakışımız, soruyu soranın anlayışı noktasındandır. O
anlayışta rivayetlerin takdim ettiği karıncayı incitmeyen, kimseye bir
şey yapmayan, kimsenin kendinden rahatsız olmadığı bir Peygamber
anlayışı var. Biz bu anlayışın, Kur'an'ın takdim ettiği peygamber
anlayışı ile bağdaşmadığını, bu konudaki ayetlere bakarak savaşmakla
emrolunan ve savaşmayı emreden bir Peygamber olduğunu ve de savaşlarda
öldürülen insanların hepsinde onun dahlinin ve ecrinin bulunduğunu
anlatmaya çalıştık. Allah yolunda savaşmak, ölmek ve öldürmenin, namaz
gibi, hacc gibi bir ibadet olduğunu söylemeye çalıştık. Gayemiz tarih
kitaplarında Peygamberin kaç adam öldürdüğünü bulup varlığını ispat
etmek olmadığından bu konuya girme gereğini duymadık. Cihad ve kıtal
için bunca ayetin varlığının, konuyu yeterince açıklayıcı olduğunu
düşünüyoruz. Bu konunun ispata gerek olmayacak kadar açık ve açıklayıcı
olduğunu düşünüyoruz.
Soru ve cevabı kısa olması nedeniyle okuyucumuzun dikkatine sunarak
takdiri siz okuyucularımıza bırakıyoruz.
SORU: Peygamber efendimiz bir çok savaşa katılmış fakat hiçbir kimseyi
öldürmemiştir. Kaynaklarda Rasulullah'ın kimseyi öldürdüğüne dair
rivayet yok. Varsa hangi savaşta kimi öldürmüş, neden tarih kitaplarında
bu konuya hiç değinilmemiştir?
CEVAP: Sorunuzda açıkça ifade etmeseniz de "Peygamber adam öldürmez;
Peygamber çok merhametlidir; savaşta bile adam öldürmemiştir" gibi bir
anlayış görünmektedir. Bu anlayış doğru bir anlayış değildir. Allah
yolunda cihad ve kıtal/savaş Allah'ın hem peygambere hem de müminlere
verilmiş bir emridir. 2/216, 2/190-194, 3/146-148, 3/200, 4/71, 4/76,
4/84. Kur'an'da yer alan bu ve benzeri yüzlerce ayette Allah'ın
müminlere ve peygamberine kafirlerle savaşmayı emrettiği bir vakıadır.
Bunların içinde özellikle sizin merakınızı giderecek şu ayet üzerinde
durmak istiyoruz.
"(Resulüm) Allah yolunda savaş; sen sadece kendinden sorumlusun.
Müminleri de (savaşmaya) teşvik et; umulur ki Allah kafirlerin gücünü
kırar. Allah daha güçlüdür, ibret alınacak cezası da daha
şiddetlidir."(4/48)
Bu ayette yer alan ve bizzat peygamberin şahsını kastederek "Allah
yolunda savaş, sen sadece kendinden sorumlusun" buyruğu, peygamberden
savaşmayı istemektedir. Bununla da kalmayıp müminlerin de savaşmaya
teşvik edilmesi istenmektedir. Olaya bu açıdan bakarsanız bizzat sizin
savaşmanızla sizin teşvik ettiğiniz insanların savaşması arasında fark
yoktur. Yapılan suç ise suçu işleyen bir ceza alırken, teşvik eden suç
işleyenlerin sayısı kadar ceza alır. Yapılan övgüye layıksa, yapanlar
bir övgü alırsa onları teşvik eden, organize edip, sevk ve idare eden
onların sayısınca övgü alır.
Bu açıdan peygamberin hiçbir savaşta bizzat adam öldürmemiş olması
kimseye kıymadı anlamına gelmez. Her savaşta öldürülenlerin onun emir ve
teşvikiyle olduğu Allah ve kullarınca malumdur.
Ancak bu konulara bu açıdan bakılmaz. İyi ve kötüyü belirleyen
Allah'tır. Günah ve sevabı da o belirliyor. Allah yolunda savaşmanın
kutsallığını bildiren, savaştan kaçmanın en ağır suç olduğunu belirten
de Allah'tır. Bu nedenle onun emrine uymak imanın gereğidir. Bu açıdan
savaşmak, savaşta adam öldürmek de, en azından namaz gibi, hacc gibi,
oruç gibi bir ibadettir. Bunları yaparken nasıl başımız dik, yüzümüz
Allah'a karşı ak ise, Allah yolunda savaşıp yüzlerce kafir öldüren
mücahidin de başı dik yüzü aktır. Bu, peygamber için de herhangi bir
Müslüman için de aynıdır. Ancak müminler, işlerinde aşırı gitmeyen;
vasat ümmet olma vasıflarını hem savaşta, hem barışta hem de
ibadetlerinde koruyan insanlardır. Çünkü Allah aşırı gidenleri
sevmediğini bildiriyor.
Peygamberin kaç adam öldürdüğünü tarih kitaplarının kaydetmemiş olması
peygambere özgü bir durum değildir. Bulunduğu mevki itibariyle yapılan
icraatın tümünden hareketin lideri sorumludur. Emri verenler bir kişiyi
bile şahsen öldürmeseler de ölenlerin hepsi onun emriyle öldürülmüş
olduğundan birinci derecede sorumludur. Fakat peygamber için Allah'ın
emrine uygunluk ön planda olduğundan inanmayanların ne düşündüğü önemli
değildir. Burada peygamber Allah'ın elçisidir. Esas sebep Allah'tır.
Allah inkar edenlerden intikamını inananların eliyle almaktadır. Allah'a
itaat için savaşan Elçi ve Müminleri övgüyle yad ederek şehit ve gazilik
ile şereflendirmektedir. "Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin;
bilakis onlar diridir fakat siz anlayamazsınız." |