|

Sadizm ve
Cinsel Taciz Politikası: Seymour Hersh'in
Emir Komuta
Zinciri'nden Alıntılar
Barry Gerry*
Araştırmacı gazeteci
Seymour Hersh bu ay başlarında yayınlanan (HarperCollins Yayınevi)
değerli kitabı, Emir Komuta Zinciri'nde, Bağdat'taki Abu Ghraib
hapishanesinde ortaya çıkan ABD zulmünün hapishanede görev yapan
Amerikan askeri polisi içindeki bir avuç "çürük elmanın" işi olduğuna
dair resmi masalı çürütüyor. [Hersh'in kitabı Türkiye'de kısa bir süre
önce Agora Kitaplığı tarafından yayınlandı: Emir Komuta Zinciri, çev.:
Mehmet Harmancı. www.agorakitaplıgı.com/index.php?kitap= 58] Hersh,
gözaltında tutulan Iraklılara uygulanan işkence ve cinsel aşağılamanın
Amerikan ordusunun ve sivil yönetiminin en üst düzeylerinde
kararlaştırılan politikaların bir sonucu olduğunu reddedilemez bir
biçimde ortaya koyuyor.
Hersh -Afganistan'daki ABD hapishanelerinde ve Guantanamo toplama
kampında olduğu kadar -Abu Ghraib'te işlenen savaş suçlarının izlerini
takip ederek Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'e ve Beyaz Saray'a ulaşıyor.
"Terör şüphelileri"ne -ki binlercesi gelişigüzel bir biçimde yakalanıp
götürülmüş insanlardan oluşuyor- uygulanan sadistçe ve kanlı muameleyle
ilgili örnekler sunuyor ve bir bütün olarak Bush yönetimi ve ABD egemen
seçkini içinde insanlığa karşı bu suçların işlenmesine yol açan kimi
siyasi ve ideolojik düşünceleri inceliyor.
Kitap, Irak halkının neredeyse bütün kesimlerinin -hem Şiilerin hem de
Sünnilerin- Amerikan işgaline karşı hale gelmelerine yol açan
politikaların ve yöntemlerin iç yüzünü gösteriyor.
Örneğin kitabın 35. sayfasında [bu makalede belirtilen sayfa numaraları
kitabın İngilizce orijinaline gönderme yapmaktadır -ç.n.] Hersh, CBS
News Abu Ghraib'teki işkence öyküsünü vermeden kısa bir süre önce eline
geçmiş olan, bu hapishanede çekilmiş fotoğrafları tarif ediyor:
"Bir başka resimde bu adam, Iraklı bir mahkum, çıplak halde görülüyor.
Bir iki adım ötesinde köpekler havlarken, elleri ensesinden
kelepçelenmiş ve hücrenin kapısına dayanırken korkudan iki büklüm olmuş.
Diğer fotoğraflar köpeklerin tasmalarını zorlayarak tutuklulara
hırladıklarını gösteriyor. Birkaç dakika sonra çekilmiş olan bir başka
fotoğrafta belden aşağısı çıplak olan Iraklı tutuklu yerde, acı içinde
kıvranarak yatmaktayken, arkasında oturan bir asker diziyle sırtına
abanıyor. Mahkumun bacağından kan fışkırıyor. Bir başka fotoğrafta yine
belden aşağısı çıplak, yerde yatan bir mahkumun yakından çekilmiş
görüntüsü yer alıyor. Mahkumun sağ baldırında derin bir ısırık izi var.
Sağ bacağında ısırık izi ya da derin bir çizik gibi bir şey var. Sol
bacağında kanla kaplı daha büyük bir yara var."
Kitabın 42. ve 43. sayfalarında Hersh şöyle yazıyor:
"Özel Operasyonlar ekibiyle yakın bağları olan bir askeri danışman, 2004
yılının yazında bana Irak'ta görev yapan kimi subayların, fotoğraflar
açığa çıkmadan önce, cezaevindeki ihlaller konusunda yazılı şikayette
bulunduklarını öğrendiğini anlatmıştı. Bu subaylara dilekçelerinin
General Sanchez'e [o sırada Irak'taki en üst rütbeli ABD komutanı]
iletileceği söylendi. Askeri danışman, savaş suçları işlendiğini ve buna
engel olmak için hiçbir şey yapılmadığını öfke içinde dile getirdi.
'İnsanlar öldüresiye dövüldüler. İşkence görmüşlerse ve öleceklerse ve
askerler bunu biliyorsa, fakat yaralarını iyileştirmek için hiçbir şey
yapmıyorlarsa buna ne ad verirsin?' Kendi sorusunu kendisi yanıtladı:
“İdam.”
Bu canavarlıkların tasarlanmış oluşuyla ilgili ve bunların Pentagon'daki
ve Beyaz Saray'daki politikaları belirleyen üst düzey yöneticilerin
ırkçı ve sömürgeci düşünceleri ile olan bağlantıları konusunda Hersh
kitabın 38. ve 39. sayfalarında şöyle yazıyor:
"Cinsel aşağılamanın Arapların özellikle en zayıf noktaları olduğu
düşüncesi, Irak'ın 2003 yılının Mart ayında işgal edilmesinden önceki
aylarda savaş yanlısı Washington muhafazakarları arasında etraflıca
konuşulmuştu. Sık sık bir kitaptan, bir kültür antropolojisti, Columbia
ve Princeton başta olmak üzere çeşitli üniversitelerde ders vermiş ve
1996 yılında ölmüş olan Raphael Patai tarafından kaleme alınmış, ilk
baskısı 1973 yılında yapılmış, Arap kültürü ve psikolojisini inceleyen
‘The Arab Mind'dan söz ediliyordu. Kitapta, Araplar ve seks konusunu
işleyen yirmi beş sayfalık bölümde, seksin utanç ve baskı ile karşılanan
bir tabu olduğu anlatılıyordu…
"Bir akademisyen bana Patai'nin kitabının 'yeni-muhafazakarların
Arapların davranış tarzı konusundaki incilleri' haline geldiğini
söyledi. Söylediğine göre yeni-muhafazakarların tartışmaları sırasında
iki tema öne çıkmıştı -'bir Araplar sadece güçten anlarlar ve iki
Arapların en büyük zayıflığı utanç ve aşağılanmadır.'"
*kaynak:http://www.wsws.org/tr/2005/mar2005/hers-m02.shtml |