Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 330 | Haziran  2006

                   

 

 


Bir Varmış Bir Yokmuş

 

Hatice Liman*

Sahaflar arasında dolaşırken, duvarları birbirinden güzel hat levhalarıyla kaplı bir dükkan dikkatimi çekti. Kaçamak bakışlarla içeriyi süzdüğüm esnada dükkan sahibi beni fark etti. Sevimlilikle aksiliği yüzünde birleştirmiş bu yaşlı amca gözlüklerinin üstünden bana bakarken sanki: "Buyurun meraklı küçük hanım, içeri buyurun" diyordu. Ben de usulca içeri girdim, başladım etrafa bakınmaya. Hat levhalarını incelemeye masasının üstündekilerden başladım. Ortadaki levhada bir dörtlük, sağında ve solundaki levhalarda da birer beyit yazıyordu. Herhalde sevdiği şairlerdendir diyerek okumaya çalıştım. Üç levhayı da okuduğumda amca güldüğümü fark etmiş olacak ki: "Esnafız biz küçük hanım" dedi. Levhalarda ne mi yazıyordu? “Kulak sağır, eziyet haram / Pazarlık yok, edilmez kelam” “Almaya niyetli isen sorma / Fiyatlar üstündedir, vesselam" "Ahmak oldur malın verir viresiye / Kafesteki kuşu salıverir gelesiye" "Ahz u îtâlara müsaade yoktur / Bugün peşin yarın viresiye
"Eski yazıları seviyor musun?" diye sordu bana, "evet" dedim. "Eski yazıları seven eskiyi de sever, eskiyi seven bizi de sever. Otur bakalım bir çayımızı iç" diyerek eski bir tabureyi bana uzattı. Çayından bir yudum aldıktan sonra başladı eskilerden anlatmaya, meğer bu amcanın babası zamanının meşhur hattatlarındanmış. "Madem ki eskimez yazıyı seviyorsun" diyerek babasından dinlediği hattatların hatıralarını bana anlatmaya başladı. "Hattatların ömrü niçin uzun olur?" diye sordu." Bilmem" dedim. "Siz gençler de hiçbir şeyi bilmiyorsunuz" diyerek kaşlarını çattı. Güya hattatlar yazı yazarken harflerin düzgün çıkması için nefeslerini tutarlarmış. Allah da herkese nefesleri sayılı bir ömür verdiği için nefeslerini tutan hattatların ömrü de daha uzun olurmuş.
Sevimliliğini huysuzluğuyla gizlemeye çalışan, dedem yaşındaki bu amcanın sohbeti epey hoşuma gitmişti. Çayını yudumladıkça keyfi iyice yerine gelmiş, çatık kaşlarının ekşittiği yüzünü tatlı bir tebessüm kaplamıştı.
Eski zamanların birinde işgüzar bir belediye memuru sahaf amcaların yan komşularının evinin üstündeki levhayı elindeki metreyle ölçmeye başlamış. Bunu gören komşu memura neden o levhayı ölçtüğünü sormuş. Memur "Belediye kanununun falanca maddesine göre her türlü levha vergiye tabidir. Ben de vergisini hesaplamak için levhayı ölçüyorum" demiş. Memur levhanın vergisini isteyince ev sahibi "Onu sigorta şirketi taktı, git vergisini onlardan iste" deyince memur ev sahibine hak vererek yola koyulmuş. Tam o sırada olan biteni pencereden izleyen sahaf amcanın babası memura seslenerek: "Benim evimin üstünde de 'Ya Hafız' levhası var o da vergiye tabi mi?" diye sorunca memur "Elbette" demiş. Hattat amca da "İyi o zaman gidin bunun vergisini de Allah'tan isteyin. Çünkü ben evimi O'na sigorta ettirdim" demiş.
Sahaf amca anlattıkça anlatıyor, bu arada içtiğimiz çayların sayısını ikimiz de bilmiyorduk. Dostlarını bu dünyadan birer birer uğurlamış bu amca sanki yıllardır görmediği eski bir dostunu görmüşçesine, heyecanla bana eski İstanbul'dan bahsediyordu. 'Bir gün Şirket-i Hayriyye müdürü Boğaz'da çalışan bir vapur kaptanına sık sık gecikmesinin sebebini sormuş. O da: "Efendim, Çengelköy'ün zerzevatı, Kuzguncuk'un haşeratı, Beylerbeyi'nin teşrifatı bir türlü bitmiyor ki vaktinde gelebilelim. Vapur Beylerbeyi'nde iskeleye uğrayınca herkes birbirine
- Efendim, rica ederim, buyurun.
- Estağfirullah zât-ı âliniz buyurunuz.
- Hâk-pâyinize fazla iltifat ediyorsunuz... diyor. Hal böyle olunca vapur tabi ki gecikir.
Bir zât çocuğunun sahaf amcanın babasından hat dersi almasını istiyormuş. Konuyu hattat amcaya açmış, "Ama önce başkasına göndereyim de eli kırılsın." demiş." Aman", demiş hattat amca, "Eli kırılmadan gönder, kırıldıktan sonra tedavi kabul etmez."
Kaç saat o sahafta oturdum bilmiyorum. Ecdadımızın ne kadar zarif olduğunu ispatlayan bu hatıraları dinlerken saatleri de, yılları da, yüzyılları da karıştırmışım. Gözlerimi açtığımda bir de ne göreyim; elimde İsmet Gülnihal'in 'Hokka Gibi' isimli kitabı, uyuyakalmışım.

• kaynak: ayvakti, mayıs 2006, sa:24.
 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...