Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 330 | Haziran  2006

                   

 

 


AHMEDİNECAD'IN BUSH'A MEKTUBU!

İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad, ABD Başkanı Bush'a, özetle, Batı'nın değerlerinin iflas ettiğine ve Amerika'nın İslam'a yönelmesi gerektiğine vurguda bulunan bir mektup yazdı. Tabii ki, mektupta başka hususlar da vardı ama medyanın en çok ilgisini çeken bölüm, bu ifadelerin yer aldığı kısımlar oldu. Doğal olarak, mektup, bir zamanlar Humeyni'nin Gorbaçov'a gönderdiği mektupla karşılaştırıldı. Bu karşılaştırma ne kadar doğruydu, o ayrı bir tartışma konusu ama, Ahmedinecad'ın mektubunda bu ifadeleri kullanmasının bilinçli bir siyasal tavrın ürünü olduğu açıktır. Cumhurbaşkanı seçildiği ilk günlerde de Ahmedinecad'ın Humeyni tarzı bir siyaset güdeceğine dair yorumlar yapılmıştı ve bunlar doğruydu. Çünkü İran'da rejim, Amerika'nın açık bir şekilde üzerine geldiğini görmüştü ve tedbir olarak, halkı birbirine kenetleyecek bir politika güdülmesi gerektiğine karar vermişti. Ahmedinecad'ın seçilmesi ve ardından nükleer santraller konusunda direnileceğine dair yapılan açıklamalar, hep bu politikanın sonucuydu. İşte Ahmedinecad'ın son mektubu da, bu politikanın devam edeceğine dair bir işaret olarak alınmalıdır. Ahmedinecad, aslında bu mektupla, tıpkı Humeyni'nin yaptığı gibi, İran'ın direneceğini, bu direnmenin altında da güçlü ideolojik saikler olduğunu söylemektedir. Bush'un mektuba cevap vermeyeceğini açıklaması ise, bu güç 'gösterisi'ni ciddiye almadığı şeklinde yorumlanmalıdır. Tabii ki burada Bush'un tavrından ziyade, İran'ın tavrı önemsenmelidir. Ahmedinecad da bilmektedir ki, Bush, "İslam'a dönün" çağrısına olumlu cevap vermeyecektir. Ancak Ahmedinecad bu mektupla, sadece Amerika'ya değil, dünyaya da şu mesajı vermek istemektedir: "İran, Amerika'ya karşı direnecektir ve bu direncin altında İslam'a olan inancı yatmaktadır. Bu inanç, beşeri dinlerin hepsinden üstündür." Böylece Ahmedinecad, kendi ideolojik duruşunu da dünyaya karşı göstermiş olmaktadır. Bu nedenle, gönderilen mektubu, öncelikle siyasal duruşun bir ifadesi olarak görmek, ardından da, ideolojisinin üstünlüğüne olan inancını deklare etmek için, ortaya çıkmış olan bir 'fırsat'tan istifade etmek şeklinde değerlendirmek gerekir. Elbette ki Ahmedinecad'ın mektubu, Humeyni'nin Gorbaçov'a gönderdiği mektup kadar etki yapmamıştır. Çünkü ne Ahmedinecad Humeyni'dir, ne de zaman, Humeyni'nin dönemindeki gibidir. Fakat belki bu mektubun vermek istediği ana mesajı şu şekilde özetlemek mümkündür: İran, Amerika'ya karşı direnecek, geri adım atmayacaktır.
Ancak İran'ın Amerika'ya karşı 'diklendiği' ölçüde, gücü var mıdır? İşte bu soruya farklı açılardan cevap verilebilir. İran, elbette Irak gibi kolay bir lokma değildir. Fakat şunun da bilinmesi gerekir ki, İran, şu dönemde, Humeyni döneminde olduğu gibi, kenetlenmiş bir vaziyette de değildir. Bu hem ideolojik açıdan hem de siyasal açıdan böyledir. Zaten Amerika da bunu bildiği için, öteden beri istediği şeyi yapmak için ortamı müsait görmektedir. O şey, İran'a "iyi bir ders vermek"tir. Amerika, dünyada kendini tek süper güç olarak gördüğü bir dönemde İran'ın üzerine gitmeyi ve İran üzerinden dünyaya mesaj vermeyi istemektedir. O mesaj ise şudur: "bana kafa tutan, er veya geç, cezasını bulur!" Böylece ABD, küresel hegemonyasını devam ettirme yönünde ciddi bir başarı elde edeceğinin hesabını yapmaktadır. Gerçekten de İran'ı dize getirmesi durumunda bu mesajı verebilir. O yüzden, İran'ın direnmesi, bütün dünya siyaseti açısından önemli sonuçlar doğuracaktır. Dünyanın mazlum milletlerinin gözü, bu açıdan İran üzerindedir. Bu nedenle, İran'ın, bu direncini sürdürmesi durumunda, hiç beklenmedik yerlerden destek görmesi de kuvvetle muhtemeldir.
Amerika'ya gelince, yaptığı stratejik hesaplar sonucunda, İran'a ders vermenin 'en uygun' zamanı olduğunu düşünmekle birlikte, kendi zaafları konusunda da yeterince ciddi hesaplar yapamamaktadır. Bu, aslında tarihte 'tek süper güç' olan bütün devletlerin bir biçimde sahip olduğu bir 'psikoloji'dir ve sahibine genellikle zarar vermiştir. Hatırlanacağı gibi, Osmanlı da, dünyayı titrettiği dönemde, Avrupa'daki yeni gelişmeleri görememişti. Nihayet o gelişme trendi devam etti ve Osmanlı'nın yıkımının da belirleyici etmenlerinden biri oldu. Şimdi Amerika, SSCB'nin dağılmasından sonra, tek süper güç olarak, dünya hakimiyetini pekiştirmeye çalışmaktadır. Ancak ekonomik analistlerin de sık sık ifade ettiği gibi, Amerika, görece olarak güç kaybetmektedir ve bu trendin değişeceğine dair güçlü işaretler de pek görünmemektedir. Küresel ekonominin birbirine olan bağımlılığı da dikkate alındığında, Amerika'nın dünyanın herhangi bir bölgesinde ciddi bir darbe yemesi durumunda, 'domino etkisi'yle önemli kayıplar yaşayabileceği söylenebilir. İran'la yaşanan kriz, böylesi bir etkiyi yapacak özellikleri haiz midir, değil midir, bunu elbette zaman gösterecektir. Fakat İran örneğinin önemli olan yanı, verilen mücadelenin meşruiyet temelinin, Batı üstünlüğüne potansiyel olarak tehdit oluşturacak tek alternatif güç olan İslam olarak algılanmasıdır. İran'ın mücadelesinin ne ölçüde İslami olduğu hususu ayrı bir tartışma konusudur ancak, referanslarının İslam olduğuna kuşku yoktur. Bu yüzden, bütün dünya da, bu mücadeleyi, bir biçimde İslam ile Batı'nın mücadelesi gibi görecektir. İşte bu nedenle, bu krizin sonucu bütün dünyayı etkileyecektir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...

www.iktibas.info www.iktibas.info