|

Çin’in
Küresel Bir Güç Olma Çabası, Dünya Barışını Tehtid Ediyor mu?
Kaynak: www.unikassel.de/fb5/frieden/rat/2005/peters.html
21. yüzyılın akışında
uluslararası güç ilişkileri derinden değişecek gibi gözüküyor. Görünen o
ki, gelişmeler, şimdiye kadar ekonomik globalleşmeyi belirleyen
neo-emperyalist güçlerin aleyhine seyrediyor. Bu bağlamda manidar bir
tarihsel karşılaştırma yapılabilir: 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın
başında kapitalizmde gerçekleşen ikinci Sanayi Devrimi ve bununla
paralel yürüyen sömürgeciliğin yeni yapısı sayesinde, kapitalist
dünyanın uçlarında bulunan Çin, Hindistan ve Güney Doğu Asya'daki
ülkeler gibi güçler bir daha geri dönülemez şekilde uluslararası ekonomi
ve siyasetin içine itildiler.
Bugün, bilimsel-teknik devrim sürecinde gelişmekte olan ülkeler
arasında-her ne şekilde olursa olsun- dünyaya kendi eşit katılımları
için mevcut ekonomik ve siyasi uluslararası düzeni sorgulayan bazı
güçler şekillenmektedir. Bugün Latin Amerika'daki Amerikan
politikalarına karşı yürütülen mücadeleler gibi hadiseler çeşitli
yüzleriyle nihai olarak durdurulamayacak tarihi bir akımın geliştiğini
göstermektedir. Bu akım diğer bütün gelişmekte olan ülkelerden daha çok
Çin Halk Cumhuriyeti tarafından belirlenmektedir.
Bu ülkenin birinci dereceden bir dünya gücü olma konusunda yol aldığı
hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Buna göre, Çin dünya nüfusunun
yaklaşık yüzde 20'sini oluşturmaktadır. Tek başına bu veri bile, modern
bir Çin'in yükselişinin dünyadaki ekonomik ve ekolojik durumu hangi
ölçüde etkileyeceğini ve bugünkü kapitalizm tarafından şekillenmiş
üretim ve hayat şeklini temelden değiştirme konusundaki baskıyı
güçlendireceğini gözler önüne sermektedir.
Tabii ki burada soru şu: Çin'in bu beklenen gelişimi uluslararası barış
sorununa hangi etkiyi yapacak? Dünya sonuçta daha emniyetli ve adil mi
olacak ya da mevcut uluslararası güç ilişkisine sadece yeni bir dünya
gücünün aktör olarak girmesi mi gerçekleşecek? Bu soruların
cevaplanmasından uluslararası barış hareketinin Çin'e ve onun gelişimine
karşı tutumu ortaya çıkmalıdır.
Bu, barış hareketinin Çin sorunuyla ilgili kendi pozisyonunu takınmasını
ve karşıt değerlendirmelere objektif-eleştirel yaklaşmasını
gerektiriyor. Bu mesela herkesten önce Pentagon tarafından ısrarlı bir
şekilde yaygınlaştırılmaya çalışılan bir anlayışla ilgilidir. Buna göre
Çin'in yürüttüğü askeri modernleşme Asya'daki diğer ülkeleri gitgide
daha fazla tehdit etmektedir.(1) Donald Rumsfeld son zamanlarda bu tezi
yaymak için her fırsatı değerlendirmektedir. Örnek olarak Güney Kore
ziyareti esnasında ve ondan önce Şubat 2005'de Japon meslektaşı ile
birlikte yaptığı açıklamada olduğu gibi. Japonya daha önce 12 Aralık
2004'te "Ulusal Savunma Direktiflerik"ni (terörizm ve Kuzey Kore'nin
yanısıra) doğrudan Çin silahlı kuvvetlerinin modernleştirilmesi ve
Pekin'in deniz aktivitelerinin genişletilmesiyle gerekçelendirmişti.(2)
Sorun, Asya'da gerçekten kimin kimi tehdit ettiğidir.
"Sosyalist Modernleşme" Sürecinde Çin
Tarihi açıdan Çin yarım asırdan fazla bir zamandan beri Komünist Parti
(KP)'nin yönetimindedir ve tarihi süreç itibariyle, kapitalist toplum
aşamasını atlayarak, Ortaçağ tarım toplumundan doğrudan modern sosyalist
topluma geçişte bulunmaktadır.
Modern kavramı KP'nin bugünkü anlayışında ülkenin sanayileşmesi,
bilimsel-teknik devrimin sonuçlarını geniş çaplı kullanması ve Fransız
Devriminden itibaren insanlık medeniyetinin ilerlemelerini kendine
adapte etmesidir ("telafi edici gelişim"). İlk iki stratejik çıkışın
kesintiye uğraması ya da başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra ülke
1970'li yılların sonundan beri bu geçiş dönemi için üçüncü stratejik
çıkışın uygulanması içerisindedir, ki bu politika, genel olarak
reformların ve ülkenin dışarıya açılması olarak bilinmektedir.
Geride kalan çeyrek asır içinde Çin, modernleşmesinde en önemli
ilerlemeleri kaydetmiş durumdadır. Ekonominin her yıl ortalama % 9'un
üstünde büyümesiyle birlikte, Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) dörde
katlandı; özellikle Doğu Çin'de modern bir altyapı oluştu, yeni ekonomik
ve sosyal yapılar gelişti, genel hayat seviyesi oldukça iyileşti ve ülke
dünya ekonomisi için bir lokomotif haline geldi.(3)
Bugün Çin dünyadaki Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH)'daki ve
uluslararası ticaretteki payı açısından dünyanın ilk altı lider
ülkelerinden birisi olmuştur. Bu sonuçlar daha çok ülkenin uluslararası
büyük sermayeye geniş çaplı açılımı, piyasa ekonomisine geçiş, yerel
kapitalizmin geliştirilmesi ve Çin ekonomisinin dünya ekonomisi ile çok
yakından bağlantılandırılması sayesinde oluşmuştur. Buradan benim
birinci tezim çıkıyor: Ülkenin modernleşmesinin dünya ekonomisine güçlü
bağımlılığı objektif olarak barışçıl bir çevreyi emniyete alma ve
güçlendirmeyi gerektiriyor. Bu uluslararası kaynaklara barışçıl bir
şekilde ulaşılması ve işletilmesini gerektiriyor.
Ülke için barışık bir çevre oluşturma vazifesi uzun vadeli bir tabiata
sahip. Çin Bilimler Akademisi'nin değerlendirmelerine göre Çin,
modernizasyonun karmaşık derecesine göre 2002 yılında 108 ülkenin
arasında 68. sırayı aldı. Çin ancak bu yüzyılın sonunda dünya
ekonomisinin ileri düzeyini yakalayabilirmiş ve ilk on ülkenin arasında
yer alabilirmiş.(4)
Son 25 yıl içinde elde edilen sonuçlar için ödenen bedel yüksekti, daha
doğrusu çok yüksekti. Çin toplumsal krizin eşiğine gelmişti. Gayri Safi
Yurtiçi Hasıla'nın hızlı bir şekilde geliştirilmesine yönelik tek
taraflı odaklanma Çin toplumunda ağır tenasüpsüzlüklere yol açmıştı.
Bundan en çok etkilenen kesim halk ekonomisinin en geri sektörü olan
tarımdı (yani nüfusun çoğunluğunu oluşturan çiftçilerdi). Şehir ve
köylerin gelişimi konusundaki farklılıklar aşırı ölçülere ulaşmıştı.
Doğu Çin gelişirken, ülkenin diğer bölgeleri git gide geride kaldılar.
Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın itici bir gücü olarak tüketimcilik
zayıflamış, ülkenin dış ekonomiye bağımlılığı % 70'in üzerine çıkarak
düşündürücü noktalara kavuşmuştu. Yabancı sermayenin kullanımıyla en
ileri bilim ve tekniği koruma ümidi gerçekleşmemişti.(5)
Kamusal sosyal kurumların geri kalması veya onların piyasa ekonomisine
eklemlenmemesi halkın büyük bir çoğunluğu için ciddi sorunlara yol
açmıştı, özellikle eğitim ve sağlık hizmetlerinden istifade noktasında.
Sosyal adalet prensibinin ihmali ve zengin ve fakir arasındaki aşırı
sosyal kutuplaşma reform için gerekli olan itici güçlerin gelişmesinin
temelini daraltıyor ve sosyal gerilimleri keskinleştiriyordu. Çok
şiddetli yürütülen şümullü ekonomik büyüme merkezi hükümetin ekolojik
politikasını ayaklar altına alıp daha önce hiç görülmemiş çevre
kirliliklerine yol açmıştı.(6) Devletin Çevre Koruma Dairesi'nin müdür
yardımcısı Zhang Lijun'un değerlendirmelerine göre çevre kirliliği
Çin'de gelecek 15 yıl içinde nüfusun artması ve Gayri Safi Yurtiçi
Hasıla'nın dörde katlanmasının hedeflenmesiyle yeniden dört-beş kat
artacaktır.(7)
Buna göre Çin bu alanda kişi başına hesaplandığında ABD'ye 2020 yılında
yetişmiş ve mutlak çap açısından oldukça geride bırakmış olacaktır!
Dünyadaki hayatın korunması bizden, Çin ile işbirliği yaparak bu ülkenin
dev nüfusuyla dünyanın bir numaralı çevre kirleticisi haline gelmesini
engellemeyi gerektiriyor.
2002/03 yılında Hu Jintao ve Wen Jiabao etrafında görev başına gelen
yeni Çin yönetimi selefleri gibi ülkenin sömürgeci baskı dönemi
tarihinden ders çıkardıklarını gizlemiyorlar. Onlar açısından Çin ulusal
bağımsızlığını ve hürriyetini sadece sosyalist, güçlü, refahlı ve
dünyaya açık haliyle koruyabilir. Hükümet ülkenin krizli gelişimi
dolayısıyla stratejisini ve politikasını değiştirdi (Hu-Wen-politikası).
Bir önceki "GSYİH için GSYİH'in geliştirilmesi" politikasından farklı
olarak parti bugün "Gelişme hakkında bilimsel anlayış"ı uygulamaya
çalışıyor. O, insanı menfaatleri ve her yönüyle gelişme zorunluluğu ile
politikanın merkezine yerleştiriyor; tarihi yasalarla uyumlu hareket
etmeyi talep ediyor ve insan ve doğa arasındaki ilişkiyi olduğu gibi
ülkenin iç ve dış gelişimi arasındaki ilişkiyi de içine alan toplumun
çok yönlü, koordineli ve istikrarlı bir gelişimine yöneliyor.
Bu politikanın somut uygulaması için veciz bir örnek KP'nin ülkenin
önümüzdeki beş sene içerisindeki (2006-2010) toplumsal gelişimi ile
ilgili en yeni teklifleridir. Yoğun bir şekilde genişletilmiş bir üretim
ve yeniden üretime (ağırlık: kalitenin ve etkililiğin artırılması) ve
piyasanın gerçekten de kaynakları paylaştırdığı bir piyasa ekonomisine
geçiş hızlandırılacak. Böylece "tasarruflu bir şekilde kaynakları
tüketen ve doğayı kirletmeyen bir toplum" oluşması (birim başına
GSYİH'in yaklaşık yüzde 20 azaltılması, 'yeşil GSYİH') amaçlanıyor.
Planda halk ekonomisinin bilim ve eğitim temelinde ve kendine özgü
bilimsel-teknik başarılara dayanarak % 8,5 büyümesi, hızlı kentleşmenin
devam ettirilmesi, çevreyi korumanın konumunun büyük oranda
yükseltilmesi(8), geri kalmış köyün geliştirilmesine konsantre olma ve
yeni işyerlerinin oluşturulması, düşük ve orta gelirlerin belirgin bir
şekilde yükseltilmesi, kamusal sosyal kurumların genişletilmesi
(özellikle eğitim, sağlık ve kültür(9)) ve bunların halkın çoğunluğu
tarafından kullanılması, GSYİH'den tüketimin oldukça yükseltilmesi,
halkın çıkarları için kanunlara karşı sorumlu "demokratik bir
politika"nın geliştirilmesi ve şu anki hükümetin piyasa ekonomisine
uygun yapıda olan "hizmet tipinde bir hükümete" doğru reforme edilmesi
var.
Gelecek yılın Mart ayında Ulusal Halk Kongresi bu konuda karar verecek.
Çok zorlu beş sene olacak ve yeni bir gelişim modeline geçişin gerçekten
başarılı olup olmayacağını bilemiyoruz; zira bu önce ekonomik büyüme
tarzı modelinin temelden değiştirilmesini gerektiriyor ve ikinci olarak
çeşitli sınıfların, sosyal dilimlerin ve gurupların çıkarlarını
dengeleyerek toplumsal çelişkileri asgariye indirmeye bağlı. ("harmonik
sosyalist toplum"(10)).
Bütün veriler, mevcut ekonomik ve sosyal çelişkilerin Çin toplumunda
yıllar boyunca devam edeceğine ve hatta daha da sivrileşeceğine işaret
etmektedir. Vilayet düzeyindeki lider kadroların yerel ve şahsi
menfaatlerinin, hedeflenen vilayetlerin dışında ülke ekonomisine
bölgesel entegrasyonunun sağlanması konusunda başarılı olunup
olunamayacağı da ayrı bir konu. Fakat bütün bunlar yeni
"Hu-Wen-Politikasına" bakışı engelleyemez. Bu nedenle benim ikinci tezim
şu: Hu Jintao ve Wen Jiabao etrafındaki yeni toplumsal strateji ve
politikası dünya güçlerinin birinci sırasına Çin'in yükselebilmesi için
en önemli temel olarak ülkenin modernleşmesine konsantre olmaya devam
etmektedir. O halde bu özü itibariyle bir barış politikasıdır.
(Devam edecek…)
Dipnotlar
1() Karşılaştır: Pentagonun Çinin silahlanması ile ilgili Temmuz 2005
yılındaki Beyaz Kitabı
(2) Japonya, Foreign Press Center'in mektubu (FPC) Nr. 0458, 13.12.2004
(3) Çin piyasasında 400den fazla multi-aktif. Bu dev piyasadaki ürünler
sadece 2004 yılında 2 milyar dolar tutarındaydı.
(4) Çin Bilimler Akademisi: "2005 yılında Çinin modernleşmesi ile ilgili
rapor", 18. Şubat 2005'de yayınlandı.
(5) 2004 yılında Çin ithalatının modern teçhizattaki payı cam teli
üretiminde neredeyse % 100 idi, bilgisayar çiplerinin üretimi % 85,
petro kimya sanayii için % 80, sayısal olarak yönetilen alet
makinalarında % 70 ve tıbbi araçlarda % 95.
(6) Çin verilerine göre doğaya verilen zararlar sonucu oluşan ekonomik
kayıplar yıllık Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH)nın % 14ünü teşkil ediyor.
(7) Jinghua Shibao,17.09.05. Zhang'a göre Çin topraklarının % 30'u yağış
azlığının tehdidi altında ve kent nüfusunun beşte biri çok fazla hava
kirliliğine maruz kalıyor, büyük şehirler bu oran daha fazla. 600
şehirden 300'ünde su eksik, 160'dan fazlasında ciddi bir su eksikliği
sorunu var. İçecek (yüzeydeki su) az olmayan belirli bölgelerde
kirlenmiş.
(8) Buna su gücü, güneş enerjisi ve rüzgar gücü gibi yenilenebilen
enerjilere güçlü bir yöneliş de dahildir.
(9) Bu alanların büyük oranda tekrar piyasa ekonomisinden çekilip
gelişimi daha çok hükümetin görevleri arasına verildiği gözlemleniyor.
(10) Çin toplumunun ekonomik ve sosyal yapısını ben sosyalist bir yapı
olarak görmüyorum. Bu yüzden Çin Komünist Partisinin sosyalist bir
toplum kurmaya yönelmesini objektif olarak daha çok genel sosyal
adaletli bir topluma kavuşma çabası olarak yorumluyorum.
* Prof. Dr. Helmut Peters, Berlin, Çin Bilimcisi. 3 Aralık 2005'te 12.
Friedenspolitische Ratschlag toplantısında yaptığı konuşma. |