Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 335 | Kasım  2006

                   

 

 


Çin’in Küresel Bir Güç Olma Çabası, Dünya Barışını Tehtid Ediyor mu?

 

Kaynak: www.unikassel.de/fb5/frieden/rat/2005/peters.html

21. yüzyılın akışında uluslararası güç ilişkileri derinden değişecek gibi gözüküyor. Görünen o ki, gelişmeler, şimdiye kadar ekonomik globalleşmeyi belirleyen neo-emperyalist güçlerin aleyhine seyrediyor. Bu bağlamda manidar bir tarihsel karşılaştırma yapılabilir: 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında kapitalizmde gerçekleşen ikinci Sanayi Devrimi ve bununla paralel yürüyen sömürgeciliğin yeni yapısı sayesinde, kapitalist dünyanın uçlarında bulunan Çin, Hindistan ve Güney Doğu Asya'daki ülkeler gibi güçler bir daha geri dönülemez şekilde uluslararası ekonomi ve siyasetin içine itildiler.
Bugün, bilimsel-teknik devrim sürecinde gelişmekte olan ülkeler arasında-her ne şekilde olursa olsun- dünyaya kendi eşit katılımları için mevcut ekonomik ve siyasi uluslararası düzeni sorgulayan bazı güçler şekillenmektedir. Bugün Latin Amerika'daki Amerikan politikalarına karşı yürütülen mücadeleler gibi hadiseler çeşitli yüzleriyle nihai olarak durdurulamayacak tarihi bir akımın geliştiğini göstermektedir. Bu akım diğer bütün gelişmekte olan ülkelerden daha çok Çin Halk Cumhuriyeti tarafından belirlenmektedir.
Bu ülkenin birinci dereceden bir dünya gücü olma konusunda yol aldığı hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Buna göre, Çin dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 20'sini oluşturmaktadır. Tek başına bu veri bile, modern bir Çin'in yükselişinin dünyadaki ekonomik ve ekolojik durumu hangi ölçüde etkileyeceğini ve bugünkü kapitalizm tarafından şekillenmiş üretim ve hayat şeklini temelden değiştirme konusundaki baskıyı güçlendireceğini gözler önüne sermektedir.
Tabii ki burada soru şu: Çin'in bu beklenen gelişimi uluslararası barış sorununa hangi etkiyi yapacak? Dünya sonuçta daha emniyetli ve adil mi olacak ya da mevcut uluslararası güç ilişkisine sadece yeni bir dünya gücünün aktör olarak girmesi mi gerçekleşecek? Bu soruların cevaplanmasından uluslararası barış hareketinin Çin'e ve onun gelişimine karşı tutumu ortaya çıkmalıdır.
Bu, barış hareketinin Çin sorunuyla ilgili kendi pozisyonunu takınmasını ve karşıt değerlendirmelere objektif-eleştirel yaklaşmasını gerektiriyor. Bu mesela herkesten önce Pentagon tarafından ısrarlı bir şekilde yaygınlaştırılmaya çalışılan bir anlayışla ilgilidir. Buna göre Çin'in yürüttüğü askeri modernleşme Asya'daki diğer ülkeleri gitgide daha fazla tehdit etmektedir.(1) Donald Rumsfeld son zamanlarda bu tezi yaymak için her fırsatı değerlendirmektedir. Örnek olarak Güney Kore ziyareti esnasında ve ondan önce Şubat 2005'de Japon meslektaşı ile birlikte yaptığı açıklamada olduğu gibi. Japonya daha önce 12 Aralık 2004'te "Ulusal Savunma Direktiflerik"ni (terörizm ve Kuzey Kore'nin yanısıra) doğrudan Çin silahlı kuvvetlerinin modernleştirilmesi ve Pekin'in deniz aktivitelerinin genişletilmesiyle gerekçelendirmişti.(2) Sorun, Asya'da gerçekten kimin kimi tehdit ettiğidir.
"Sosyalist Modernleşme" Sürecinde Çin
Tarihi açıdan Çin yarım asırdan fazla bir zamandan beri Komünist Parti (KP)'nin yönetimindedir ve tarihi süreç itibariyle, kapitalist toplum aşamasını atlayarak, Ortaçağ tarım toplumundan doğrudan modern sosyalist topluma geçişte bulunmaktadır.
Modern kavramı KP'nin bugünkü anlayışında ülkenin sanayileşmesi, bilimsel-teknik devrimin sonuçlarını geniş çaplı kullanması ve Fransız Devriminden itibaren insanlık medeniyetinin ilerlemelerini kendine adapte etmesidir ("telafi edici gelişim"). İlk iki stratejik çıkışın kesintiye uğraması ya da başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra ülke 1970'li yılların sonundan beri bu geçiş dönemi için üçüncü stratejik çıkışın uygulanması içerisindedir, ki bu politika, genel olarak reformların ve ülkenin dışarıya açılması olarak bilinmektedir.
Geride kalan çeyrek asır içinde Çin, modernleşmesinde en önemli ilerlemeleri kaydetmiş durumdadır. Ekonominin her yıl ortalama % 9'un üstünde büyümesiyle birlikte, Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) dörde katlandı; özellikle Doğu Çin'de modern bir altyapı oluştu, yeni ekonomik ve sosyal yapılar gelişti, genel hayat seviyesi oldukça iyileşti ve ülke dünya ekonomisi için bir lokomotif haline geldi.(3)
Bugün Çin dünyadaki Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH)'daki ve uluslararası ticaretteki payı açısından dünyanın ilk altı lider ülkelerinden birisi olmuştur. Bu sonuçlar daha çok ülkenin uluslararası büyük sermayeye geniş çaplı açılımı, piyasa ekonomisine geçiş, yerel kapitalizmin geliştirilmesi ve Çin ekonomisinin dünya ekonomisi ile çok yakından bağlantılandırılması sayesinde oluşmuştur. Buradan benim birinci tezim çıkıyor: Ülkenin modernleşmesinin dünya ekonomisine güçlü bağımlılığı objektif olarak barışçıl bir çevreyi emniyete alma ve güçlendirmeyi gerektiriyor. Bu uluslararası kaynaklara barışçıl bir şekilde ulaşılması ve işletilmesini gerektiriyor.
Ülke için barışık bir çevre oluşturma vazifesi uzun vadeli bir tabiata sahip. Çin Bilimler Akademisi'nin değerlendirmelerine göre Çin, modernizasyonun karmaşık derecesine göre 2002 yılında 108 ülkenin arasında 68. sırayı aldı. Çin ancak bu yüzyılın sonunda dünya ekonomisinin ileri düzeyini yakalayabilirmiş ve ilk on ülkenin arasında yer alabilirmiş.(4)
Son 25 yıl içinde elde edilen sonuçlar için ödenen bedel yüksekti, daha doğrusu çok yüksekti. Çin toplumsal krizin eşiğine gelmişti. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın hızlı bir şekilde geliştirilmesine yönelik tek taraflı odaklanma Çin toplumunda ağır tenasüpsüzlüklere yol açmıştı. Bundan en çok etkilenen kesim halk ekonomisinin en geri sektörü olan tarımdı (yani nüfusun çoğunluğunu oluşturan çiftçilerdi). Şehir ve köylerin gelişimi konusundaki farklılıklar aşırı ölçülere ulaşmıştı. Doğu Çin gelişirken, ülkenin diğer bölgeleri git gide geride kaldılar.
Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın itici bir gücü olarak tüketimcilik zayıflamış, ülkenin dış ekonomiye bağımlılığı % 70'in üzerine çıkarak düşündürücü noktalara kavuşmuştu. Yabancı sermayenin kullanımıyla en ileri bilim ve tekniği koruma ümidi gerçekleşmemişti.(5)
Kamusal sosyal kurumların geri kalması veya onların piyasa ekonomisine eklemlenmemesi halkın büyük bir çoğunluğu için ciddi sorunlara yol açmıştı, özellikle eğitim ve sağlık hizmetlerinden istifade noktasında. Sosyal adalet prensibinin ihmali ve zengin ve fakir arasındaki aşırı sosyal kutuplaşma reform için gerekli olan itici güçlerin gelişmesinin temelini daraltıyor ve sosyal gerilimleri keskinleştiriyordu. Çok şiddetli yürütülen şümullü ekonomik büyüme merkezi hükümetin ekolojik politikasını ayaklar altına alıp daha önce hiç görülmemiş çevre kirliliklerine yol açmıştı.(6) Devletin Çevre Koruma Dairesi'nin müdür yardımcısı Zhang Lijun'un değerlendirmelerine göre çevre kirliliği Çin'de gelecek 15 yıl içinde nüfusun artması ve Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın dörde katlanmasının hedeflenmesiyle yeniden dört-beş kat artacaktır.(7)
Buna göre Çin bu alanda kişi başına hesaplandığında ABD'ye 2020 yılında yetişmiş ve mutlak çap açısından oldukça geride bırakmış olacaktır! Dünyadaki hayatın korunması bizden, Çin ile işbirliği yaparak bu ülkenin dev nüfusuyla dünyanın bir numaralı çevre kirleticisi haline gelmesini engellemeyi gerektiriyor.
2002/03 yılında Hu Jintao ve Wen Jiabao etrafında görev başına gelen yeni Çin yönetimi selefleri gibi ülkenin sömürgeci baskı dönemi tarihinden ders çıkardıklarını gizlemiyorlar. Onlar açısından Çin ulusal bağımsızlığını ve hürriyetini sadece sosyalist, güçlü, refahlı ve dünyaya açık haliyle koruyabilir. Hükümet ülkenin krizli gelişimi dolayısıyla stratejisini ve politikasını değiştirdi (Hu-Wen-politikası). Bir önceki "GSYİH için GSYİH'in geliştirilmesi" politikasından farklı olarak parti bugün "Gelişme hakkında bilimsel anlayış"ı uygulamaya çalışıyor. O, insanı menfaatleri ve her yönüyle gelişme zorunluluğu ile politikanın merkezine yerleştiriyor; tarihi yasalarla uyumlu hareket etmeyi talep ediyor ve insan ve doğa arasındaki ilişkiyi olduğu gibi ülkenin iç ve dış gelişimi arasındaki ilişkiyi de içine alan toplumun çok yönlü, koordineli ve istikrarlı bir gelişimine yöneliyor.
Bu politikanın somut uygulaması için veciz bir örnek KP'nin ülkenin önümüzdeki beş sene içerisindeki (2006-2010) toplumsal gelişimi ile ilgili en yeni teklifleridir. Yoğun bir şekilde genişletilmiş bir üretim ve yeniden üretime (ağırlık: kalitenin ve etkililiğin artırılması) ve piyasanın gerçekten de kaynakları paylaştırdığı bir piyasa ekonomisine geçiş hızlandırılacak. Böylece "tasarruflu bir şekilde kaynakları tüketen ve doğayı kirletmeyen bir toplum" oluşması (birim başına GSYİH'in yaklaşık yüzde 20 azaltılması, 'yeşil GSYİH') amaçlanıyor.
Planda halk ekonomisinin bilim ve eğitim temelinde ve kendine özgü bilimsel-teknik başarılara dayanarak % 8,5 büyümesi, hızlı kentleşmenin devam ettirilmesi, çevreyi korumanın konumunun büyük oranda yükseltilmesi(8), geri kalmış köyün geliştirilmesine konsantre olma ve yeni işyerlerinin oluşturulması, düşük ve orta gelirlerin belirgin bir şekilde yükseltilmesi, kamusal sosyal kurumların genişletilmesi (özellikle eğitim, sağlık ve kültür(9)) ve bunların halkın çoğunluğu tarafından kullanılması, GSYİH'den tüketimin oldukça yükseltilmesi, halkın çıkarları için kanunlara karşı sorumlu "demokratik bir politika"nın geliştirilmesi ve şu anki hükümetin piyasa ekonomisine uygun yapıda olan "hizmet tipinde bir hükümete" doğru reforme edilmesi var.
Gelecek yılın Mart ayında Ulusal Halk Kongresi bu konuda karar verecek. Çok zorlu beş sene olacak ve yeni bir gelişim modeline geçişin gerçekten başarılı olup olmayacağını bilemiyoruz; zira bu önce ekonomik büyüme tarzı modelinin temelden değiştirilmesini gerektiriyor ve ikinci olarak çeşitli sınıfların, sosyal dilimlerin ve gurupların çıkarlarını dengeleyerek toplumsal çelişkileri asgariye indirmeye bağlı. ("harmonik sosyalist toplum"(10)).
Bütün veriler, mevcut ekonomik ve sosyal çelişkilerin Çin toplumunda yıllar boyunca devam edeceğine ve hatta daha da sivrileşeceğine işaret etmektedir. Vilayet düzeyindeki lider kadroların yerel ve şahsi menfaatlerinin, hedeflenen vilayetlerin dışında ülke ekonomisine bölgesel entegrasyonunun sağlanması konusunda başarılı olunup olunamayacağı da ayrı bir konu. Fakat bütün bunlar yeni "Hu-Wen-Politikasına" bakışı engelleyemez. Bu nedenle benim ikinci tezim şu: Hu Jintao ve Wen Jiabao etrafındaki yeni toplumsal strateji ve politikası dünya güçlerinin birinci sırasına Çin'in yükselebilmesi için en önemli temel olarak ülkenin modernleşmesine konsantre olmaya devam etmektedir. O halde bu özü itibariyle bir barış politikasıdır.
(Devam edecek…)

Dipnotlar
1() Karşılaştır: Pentagonun Çinin silahlanması ile ilgili Temmuz 2005 yılındaki Beyaz Kitabı
(2) Japonya, Foreign Press Center'in mektubu (FPC) Nr. 0458, 13.12.2004
(3) Çin piyasasında 400den fazla multi-aktif. Bu dev piyasadaki ürünler sadece 2004 yılında 2 milyar dolar tutarındaydı.
(4) Çin Bilimler Akademisi: "2005 yılında Çinin modernleşmesi ile ilgili rapor", 18. Şubat 2005'de yayınlandı.
(5) 2004 yılında Çin ithalatının modern teçhizattaki payı cam teli üretiminde neredeyse % 100 idi, bilgisayar çiplerinin üretimi % 85, petro kimya sanayii için % 80, sayısal olarak yönetilen alet makinalarında % 70 ve tıbbi araçlarda % 95.
(6) Çin verilerine göre doğaya verilen zararlar sonucu oluşan ekonomik kayıplar yıllık Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH)nın % 14ünü teşkil ediyor.
(7) Jinghua Shibao,17.09.05. Zhang'a göre Çin topraklarının % 30'u yağış azlığının tehdidi altında ve kent nüfusunun beşte biri çok fazla hava kirliliğine maruz kalıyor, büyük şehirler bu oran daha fazla. 600 şehirden 300'ünde su eksik, 160'dan fazlasında ciddi bir su eksikliği sorunu var. İçecek (yüzeydeki su) az olmayan belirli bölgelerde kirlenmiş.
(8) Buna su gücü, güneş enerjisi ve rüzgar gücü gibi yenilenebilen enerjilere güçlü bir yöneliş de dahildir.
(9) Bu alanların büyük oranda tekrar piyasa ekonomisinden çekilip gelişimi daha çok hükümetin görevleri arasına verildiği gözlemleniyor.
(10) Çin toplumunun ekonomik ve sosyal yapısını ben sosyalist bir yapı olarak görmüyorum. Bu yüzden Çin Komünist Partisinin sosyalist bir toplum kurmaya yönelmesini objektif olarak daha çok genel sosyal adaletli bir topluma kavuşma çabası olarak yorumluyorum.

* Prof. Dr. Helmut Peters, Berlin, Çin Bilimcisi. 3 Aralık 2005'te 12. Friedenspolitische Ratschlag toplantısında yaptığı konuşma.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...