|


Fütursuz
Azgınlıklar
Atasoy Müftüoğlu
Modern
söylemin sloganlar ve yalanlar üzerine kurulu bir söylem olduğunu,
modern sistemin de, yalnızca çıkarlar üzerine kurulu bir sistem olduğunu
insanlık, modernlik adına gerçekleştirilen çok yönlü dayatmalar
vesilesiyle nihayet öğreniyor. Modernlik adına sürdürülen ihtiraslar,
bugün bütün dünyada istikrarsızlıkları çoğaltıyor. Dünyevi zevklerin,
hırsların ve şehvetlerin belirleyici olduğu bir dünyada yaşıyoruz.
Günümüzde bireysel tutkuların sınırları olmadığı gibi, bu tutkuları
denetleyebilecek değerler ve kurumlar da yok. Bugünün özgürlüğü,
sorumsuzluk özgürlüğü, ahlaksızlık özgürlüğü olarak yayılıyor. Bugünün
dünyası, iyi ile kötü'yü idrak edemeyen bir dünya durumuna gelmiştir.
İktidar ve kâr hırsları, her tür iyi'yi ezerek ilerliyor. Sekülerleşme
insanları yalnızlaştırıyor, ruhsuzlaştırıyor. Seküler birey yalnız
başına yaşıyor, kendi kurallarını kendisi tayin ediyor. Modern/çağdaş
birey, çıkar-merkezli tercihler yapıyor, çıkar-merkezli düşünceler ve
ilişkiler geliştiriyor, çıkar-merkezli konumlar kazanmaya çalışıyor.
İnsanlık, çok bulanık bir dünya ortamında, bütün değerleri tehdit eden
süreçlerle kuşatılmış bulunuyor. Dünya büyük bir boşluk içerisinde. Bu
boşluk sebebiyle dünya çapında gerilimler yaşıyoruz. Küresel faşizm
insanlıkdışılaştırıcı etkiler doğuruyor. Her toplum, sistemin
mantığına/çıkarlarına entegrasyona zorlanıyor. Türkiye örneğinde de
açıkça izlenebileceği üzere, toplumlarımız her alanda istiskal edilerek
denetliyor. İşgal altında tutulan Irak'ta, Afganistan'da, Filistin'de
emperyalist güçler korkunç bir vandalizm uyguluyor. Emperyalistler
hayatın her alanında sınırsız yıkımlar gerçekleştiriyor. Bütün bunlar
karşısında olayları seyreden bir dünya var, duygusuz ve kayıtsız bir
dünya var. Toplumlarımız edilgin bir nesne muamelesi görüyor. Kültürümüz
kimliksizleşiyor, tarihsizleşiyor. Varoluşlarımız, hafızamız işgal
ediliyor, kısıtlanıyor. Fütursuz azgınlıklar karşısında bulunuyoruz.
Bütün bunlar olurken bizler kısa dönemli ufuklarla avunuyoruz, bilinçli
bir sorgulama gerçekleştiremiyoruz, popülist sapmalara seyirci
kalıyoruz. Özgürlüğe ihtiyaç duymayacak kadar nesneleştirilen,
belirlenen, bireylerin ve toplumların varoluşu fiziksel bir varoluşa
dönüşüyor.
Küresel ve çağdaş totaliterizm bütün boyutlarıyla, bütün imkanlarıyla
algılarımızı kirletiyor. Hepimiz, ideolojik/politik amaçlarla kullanılan
kavramların zulmüne maruz kalıyoruz. Toplumlarımızın neyi, nasıl
düşünmesi ve yapması gerektiğine çağdaş totaliterizmler ya da ideolojik
bürokrasiler karar veriyor. İdeolojik saplantılar, korku, vehim ve
çatışma üretiyor.
İdeolojik kısır döngüler toplumların ufkunu kapatıyor.
Modern uygarlığın ve modern düşüncenin evrenselliğinden asla söz
edilemez, çünkü, bu düşünce ve bu uygarlık, ayrımcıdır, dışlayıcıdır,
ötekileştiricidir ve ırkçıdır.
Sessizliğimiz, tepkisizliğimiz büyüdükçe, üzerimizdeki baskılar,
faşizan/militer kontroller de büyüyor. Hangi toplumda olursa olsun, her
zaman şiddet, ötekileştirmekle, dışlamakla, aşağılamakla, sömürmekle,
baskılamakla başlıyor. Gerçek şiddet'in, ötekileştirenlerin, aşağılayan,
baskılayan ve etiketleyenlerin şiddeti olduğunu bilmek gerekiyor.
Müslümanlar olarak, hangi konumda bulunduğumuzu kavrayamaz isek, bu
durumdan kurtulabilmek için, bir irade oluşturamayız. Ahlaki anlamda
yaşayarak, sorumluluk alarak, cesaret ederek, paylaşarak, danışarak,
üreterek, eyleyerek, daha çok, daha etkili var oluruz. Hayatımıza
amansızca müdahale eden her türlü faşizm karşısında teslimiyetçiliği
seçmemeli, hayatımızı kendimiz yönetmeliyiz.
Dünyevi ilgiler, ihtiraslar hepimizi güçsüzleştiriyor, hezimete
uğratıyor.
Anlam ve amaç bilinci zayıflayınca, içsel/ruhsal hayatlarımızda
zenginliğini yitiriyor.
Aldatıcı bir hayat tarzı, geçici hassasiyetler, duygularımızı sentetik
duygulara, mekanik duygulara dönüştürüyor.
Geçmişe özgü duygusallıklarla, düşünsel, kültürel ve ahlaki direnişi
başaramıyoruz.
Ahlaki yanımız her geçen gün biraz daha eksiliyor.
Sistemin mantığa uygun tercihler yapmaya, söylemler düşünceler
geliştirmeye çalışıyoruz. Bu yöneliş, çok aldatıcı ve sahte kişiliklerin
ortaya çıkması sonucunu doğuruyor. Bugünün gerçekliğini, gereği gibi
çözümleyemediğimiz için, bu gerçekliğin nesneleri haline geliyoruz. Her
konuda belirleniyor olmak, ne yazık ki, bizleri rahatsız etmiyor.
Belirleyenlerle uyum içinde olmamız isteniyor. Belirleyicilerin
ilkelerini temsil etmemiz isteniyor. Belirlenmeyi bir kader olarak kabul
edenler, muhalefete ihtiyaç duymuyor, bir özgürlük mücadelesine ihtiyaç
duymuyor.
Güçlü bir yeniden inşa mücadelesi için, hepimiz, sorumlu özneler halinde
var olmayı seçmeliyiz.
Yalınlık ve ölçülülük şiarımız olmalı.
Her türlü sansasyonelliğin dışında kalmalıyız.
Umutlu olabilmek için, direnmek gerekiyor.
Teslim olmak, boyun eğmek, hiçliği seçmek anlamına gelir.
Bir anlam ve amaç için yaşamayan insan da hiçlik içerisindedir.
Kendi dünyamızda kendi hayatlarımızı yaşayamıyoruz.
Bu konuda etraflıca düşünmeli, yeni bir ruh kazanmanın yollarını
bulmalıyız.
İslam'a ve İslami olana teslimiyet, edilgin olmak, hareketsiz ve
iradesiz olmak demek değildir.
Kendi hayatımıza özen göstermeli, kendi kimliğimizi önemsemeliyiz.
Hayatın her safhasında özgün ve erdemli bir yerimiz olmalı.
Her ne pahasına olursa olsun bir onur ahlakına sahip olmalıyız.
Hegemonik dilin/tarzın ve yapıların nasıl aşılabileceği konusunda kafa
yormalı ve bir türlü iktidar olamayan kalabalıkların seline
kapılmamalıyız. |