|

Laikliği Anladık, Demokrasiyi Kim Koruyacak?
Nabi Yağcı/ 04.10.2006/ Referans
Birkaç
gündür askerler, Cumhurbaşkanı ve yüksek yargı yani asker-sivil
bürokrasi aynı vurguyu yapıyor; "İrtica tehlikesi var ve laiklik
tehlikede" diyorlar.
Şurası tartışmasızdır: Demokrasi isteyenlerin laikliği herkesten fazla
isteyeceklerinden ve savunacaklarından kuşku duyulamaz. Zira laiklik
demokrasinin bir türevidir, demokrasi varsa laiklik de vardır. Tersi
doğru değildir yani demokrasinin olmadığı hiçbir yerde laiklikten söz
edilemez. Siz düşünce özgürlüğüne sahip değilseniz, vicdan özgürlüğüne
sahip olduğunuzu nasıl söyleyebilirsiniz? Bu kadar açık ve bilinen
şeyleri yinelemek zorunda kalmak doğrusu sıkıntı verici ama ne yapalım
ki, ülkemiz gerçeği bu.
Demokrasinin birinci ilkesi söz özgürlüğüdür, düşündüğünü söyleme ve
türlü araçlarla bunu ifade etme özgürlüğüdür. Bu özgürlük, az ya da çok,
demokrasinin olduğu bir ülkede insanın vazgeçilemez, devredilemez,
engellenemez hakları içinde olanı ve en başta gelenidir.
Üstelik de bir hukukçu olan Sayın Cumhurbaşkanı Sezer'in "Laiklik
tehlikede ise gerekirse hak ve özgürlükler kısıtlanabilir" sözünü
anlamak olanaksızdır. Demokrasi kısıtlanmadan özgürlüklerin kısıtlanması
düşünülemez, bunun tek bir örneği yoktur. Demokrasiyi kısıtlamadan
özgürlükleri nasıl kısıtlayabilirsiniz? Eğer bu olanaksız ise söylenen
şey pireye kızıp yorgan yakmaktır ki, bu ülkede en sık karşılaşılan şey
budur. Yanan şey sonuçta demokrasi oluyor.
İrticai eğilimler ülkemizde her zaman oldu, bugün bölgemizdeki
koşulların bu tehlikeyi artırdığını düşünmemek de olanaksız ama acaba bu
tehlike yakın bir tehlike midir ki, devletin en üst kademelerinden
vurgulu ve çok ağır açıklamalar yapılıyor? Böyle bir tehlike var da
acaba T.C. savcıları farkında mı değil? Mevcut yasalar mı yetersizdir?
Neden ortada bu yollu bir şeyler görmüyoruz? Eğer bu açıklamalar
vatandaşın tutum alması için ise o durumda yalnızca açıklamalar yetmez,
saydam bir yönetimde vatandaşın ikna edilmesi de gerekir. İkna yerine
vatandaşı irtica geliyor korkusu altında bırakmak haksız olduğu kadar
demokrasimiz için de sağlıksızdır. Demokrasi korkular üzerinde
gelişemez.
Eğer söylendiği gibi irtica tehlikesi varsa neden "demokrasimiz
tehlikede" denmiyor, neden vurgu demokrasiye yapılmıyor da tersine,
özgürlüklerin yani demokratik hakların bile kısıtlanabileceği vurgusu
yapılıyor? Oysa eğer yakın bir irtica tehdidi varsa tehlikede olan şey
demokrasidir. Demokratik bir irticai hareket gördünüz mü? Ya da
demokrasiyi kısarak demokrasinin korunabildiğini? Yoksa geçmişteki gibi
mi düşünülmekte, var olan demokrasinin bizim için lüks olduğu, bol
geldiği mi ima edilmekte.
Refleksler, çok sık yinelenen durumlar sonucu doğar. Eğer birisi meydana
çıkıp "tehlike var" diye bağırdığında üstümüze gelmekte olan freni
patlayan bir kamyon değil de yukarıda söylediklerimiz yani dün
demokrasimizin başına gelenler aklımıza geliyorsa sanırım bundan dolayı
kınanması gerekenler bizler değiliz. Bu ülke vatandaşlarının siyasi
refleksleri demokrasi tehlikesi algılıyor, başka şeyi değil.
Bu nedenle eğer vatandaşlara yeni tehlikeler gösterilmek isteniyorsa bu
ancak demokrasi kuralları içinde yapılmalıdır. Ancak o zaman,
kafalarımız karışmaz, "Acaba yine mi?" demeyiz ve bilmediğimiz yeni
tehlikeyi algılama şansımız olabilir. Somut olarak bugün irtica
tehlikesi var diyenler buna ikna olmamızı istiyorlarsa parlamenter
demokrasinin kurallarına bağlılıklarını göstermeleri, tersine kuşkular
yaratmamaları gerekir. Ama bu titizlik görülmüyor.
Demokrasi tehlikesi algılama reflekslerimizin çok gelişmiş olması kişiyi
rahatsız edici olsa da kötü değildir. Ama eksiktir. Tehlike algılama
reflekslerimiz çok gelişmiştir ama demokrasiyi koruma reflekslerimiz
aynı ölçüde gelişmemiştir. Baksanıza, Başbakanımız bile açıklamaları
yalnızca piyasalara yönelik bir tehlike olarak algılıyor. Daha sonra bir
açıklama yapacağını söylemiş olsa bile ilk bu sözü söylemesi, ilk aklına
gelenin piyasa olması hayli can sıkıcıdır. Parlamenter demokrasinin en
temel ilkelerinin değil de ekonomik piyasanın akla gelmesi demokrasiyi
koruma reflekslerimizin ne denli düşük olduğunu göstermekte.
Bir süreden beri "parlamento" kurumuna dikkat çekmeye çalışıyorum. Son
günlerdeki gelişmeler bu vurgularımın hiç de gereksiz olmadığını
gösteriyor. Demokratik reflekslerimizin gelişmesi soyut olmaz; demokrasi
kurum ve kurallarıyla bir bütündür. Daha önemlisi kurallar kurumlar
eliyle yaşam bulur. Kuralı savunacaksak kurumu da savunmalıyız. Bu
nedenle parlamento üstüne yazmayı sürdüreceğiz. Ama son açıklamaların
aklımıza düşürdüğü ve çok önemli gördüğümüz bir soruyu sormadan
edemedim.
Tuhaf bir soru soralım mı? Laikliğin koruyucuları var, ortada. Türklüğün
koruyucuları da var, onlar da ortada. Dinin de koruyucuları var.
Piyasanın da.
Peki ama demokrasimizi kimler koruyacak?
|