Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 335 | Kasım  2006

                   

 

 


Laikliği Anladık, Demokrasiyi Kim Koruyacak?

Nabi Yağcı/ 04.10.2006/ Referans

Birkaç gündür askerler, Cumhurbaşkanı ve yüksek yargı yani asker-sivil bürokrasi aynı vurguyu yapıyor; "İrtica tehlikesi var ve laiklik tehlikede" diyorlar.
Şurası tartışmasızdır: Demokrasi isteyenlerin laikliği herkesten fazla isteyeceklerinden ve savunacaklarından kuşku duyulamaz. Zira laiklik demokrasinin bir türevidir, demokrasi varsa laiklik de vardır. Tersi doğru değildir yani demokrasinin olmadığı hiçbir yerde laiklikten söz edilemez. Siz düşünce özgürlüğüne sahip değilseniz, vicdan özgürlüğüne sahip olduğunuzu nasıl söyleyebilirsiniz? Bu kadar açık ve bilinen şeyleri yinelemek zorunda kalmak doğrusu sıkıntı verici ama ne yapalım ki, ülkemiz gerçeği bu.
Demokrasinin birinci ilkesi söz özgürlüğüdür, düşündüğünü söyleme ve türlü araçlarla bunu ifade etme özgürlüğüdür. Bu özgürlük, az ya da çok, demokrasinin olduğu bir ülkede insanın vazgeçilemez, devredilemez, engellenemez hakları içinde olanı ve en başta gelenidir.
Üstelik de bir hukukçu olan Sayın Cumhurbaşkanı Sezer'in "Laiklik tehlikede ise gerekirse hak ve özgürlükler kısıtlanabilir" sözünü anlamak olanaksızdır. Demokrasi kısıtlanmadan özgürlüklerin kısıtlanması düşünülemez, bunun tek bir örneği yoktur. Demokrasiyi kısıtlamadan özgürlükleri nasıl kısıtlayabilirsiniz? Eğer bu olanaksız ise söylenen şey pireye kızıp yorgan yakmaktır ki, bu ülkede en sık karşılaşılan şey budur. Yanan şey sonuçta demokrasi oluyor.
İrticai eğilimler ülkemizde her zaman oldu, bugün bölgemizdeki koşulların bu tehlikeyi artırdığını düşünmemek de olanaksız ama acaba bu tehlike yakın bir tehlike midir ki, devletin en üst kademelerinden vurgulu ve çok ağır açıklamalar yapılıyor? Böyle bir tehlike var da acaba T.C. savcıları farkında mı değil? Mevcut yasalar mı yetersizdir? Neden ortada bu yollu bir şeyler görmüyoruz? Eğer bu açıklamalar vatandaşın tutum alması için ise o durumda yalnızca açıklamalar yetmez, saydam bir yönetimde vatandaşın ikna edilmesi de gerekir. İkna yerine vatandaşı irtica geliyor korkusu altında bırakmak haksız olduğu kadar demokrasimiz için de sağlıksızdır. Demokrasi korkular üzerinde gelişemez.
Eğer söylendiği gibi irtica tehlikesi varsa neden "demokrasimiz tehlikede" denmiyor, neden vurgu demokrasiye yapılmıyor da tersine, özgürlüklerin yani demokratik hakların bile kısıtlanabileceği vurgusu yapılıyor? Oysa eğer yakın bir irtica tehdidi varsa tehlikede olan şey demokrasidir. Demokratik bir irticai hareket gördünüz mü? Ya da demokrasiyi kısarak demokrasinin korunabildiğini? Yoksa geçmişteki gibi mi düşünülmekte, var olan demokrasinin bizim için lüks olduğu, bol geldiği mi ima edilmekte.
Refleksler, çok sık yinelenen durumlar sonucu doğar. Eğer birisi meydana çıkıp "tehlike var" diye bağırdığında üstümüze gelmekte olan freni patlayan bir kamyon değil de yukarıda söylediklerimiz yani dün demokrasimizin başına gelenler aklımıza geliyorsa sanırım bundan dolayı kınanması gerekenler bizler değiliz. Bu ülke vatandaşlarının siyasi refleksleri demokrasi tehlikesi algılıyor, başka şeyi değil.
Bu nedenle eğer vatandaşlara yeni tehlikeler gösterilmek isteniyorsa bu ancak demokrasi kuralları içinde yapılmalıdır. Ancak o zaman, kafalarımız karışmaz, "Acaba yine mi?" demeyiz ve bilmediğimiz yeni tehlikeyi algılama şansımız olabilir. Somut olarak bugün irtica tehlikesi var diyenler buna ikna olmamızı istiyorlarsa parlamenter demokrasinin kurallarına bağlılıklarını göstermeleri, tersine kuşkular yaratmamaları gerekir. Ama bu titizlik görülmüyor.
Demokrasi tehlikesi algılama reflekslerimizin çok gelişmiş olması kişiyi rahatsız edici olsa da kötü değildir. Ama eksiktir. Tehlike algılama reflekslerimiz çok gelişmiştir ama demokrasiyi koruma reflekslerimiz aynı ölçüde gelişmemiştir. Baksanıza, Başbakanımız bile açıklamaları yalnızca piyasalara yönelik bir tehlike olarak algılıyor. Daha sonra bir açıklama yapacağını söylemiş olsa bile ilk bu sözü söylemesi, ilk aklına gelenin piyasa olması hayli can sıkıcıdır. Parlamenter demokrasinin en temel ilkelerinin değil de ekonomik piyasanın akla gelmesi demokrasiyi koruma reflekslerimizin ne denli düşük olduğunu göstermekte.
Bir süreden beri "parlamento" kurumuna dikkat çekmeye çalışıyorum. Son günlerdeki gelişmeler bu vurgularımın hiç de gereksiz olmadığını gösteriyor. Demokratik reflekslerimizin gelişmesi soyut olmaz; demokrasi kurum ve kurallarıyla bir bütündür. Daha önemlisi kurallar kurumlar eliyle yaşam bulur. Kuralı savunacaksak kurumu da savunmalıyız. Bu nedenle parlamento üstüne yazmayı sürdüreceğiz. Ama son açıklamaların aklımıza düşürdüğü ve çok önemli gördüğümüz bir soruyu sormadan edemedim.
Tuhaf bir soru soralım mı? Laikliğin koruyucuları var, ortada. Türklüğün koruyucuları da var, onlar da ortada. Dinin de koruyucuları var. Piyasanın da.
Peki ama demokrasimizi kimler koruyacak?

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...