|

İslam’da Dini Düşüncenin Yeniden İnşası
Abdülaziz Tantik/ 17.10.2006/
Dunyabulteni.net
Din söz konusu olduğunda, dinin
kendi kavramlarını dile getirmek gerekir. Yoksa bunu bir kültür
antropolojisti gibi yorumlama hakkı taşımaz. Söylenen bütün ayrımlar
İslam tarihini kendi bağlamında düşündüğümüz zaman geçersiz kılınır.
İstanbul Büyük Şehir belediyesinin hazırlamış olduğu konferanslar
serisinin ilki olan 'İstanbul- Endülüs köprüsü' M. Abid el Cabiri ile
İhsan Eliaçık'ın katılımıyla 17 Eylül 2006 günü CRR'de gerçekleşti.
Arzın Merkezinde buluşmalar ismiyle başlayan bu entelektüel toplantılar
fikir dünyamızı hareketlendirecek bir düzeye işaret etmektedir. Çağrılan
isimlerin ve buradaki muadillerini birlikte düşündüğümüzde iyi bir işi
organize ettiklerini tespit edebiliriz. Bu kültürel faaliyetlere
yaptıkları katkı dolayısıyla Büyük şehir belediyesi nezdinde organizatör
arkadaşları kutlarız.
Toplantı salonunu dolduran insanlar Belediye’nin bu eyleminin
karşılıksız kalmayacağı görüntüsünü vermekteydi. Fakat, her toplantıda
karşımıza çıkan tercüme ve bu tercümenin dinleyiciye ulaşması sorunu
İstanbul'da katıldığım bütün toplantılarda sorun olduğu gibi bu
toplantıda da sorun olmaya devam etti. Özellikle kulaklıkların alımı ve
geri verilmesi sırasında yaşanlar bu toplantının düzeyine yakışmayan
boyuttaydı.
Daha önce kitapları Kitapevi yayınları tarafından basılan Abid el
Cabiri, Türkiye de 'Arap Aklının Oluşumu' ve takip eden seri ile okuyan
yazan kesim tarafından bilinen bir isimdi. Ama sanırsam onun İstanbul'a
gelmesi bir ilkti. Bu İhsan Eliaçık açısından da bir ilkti. (resmi
düzeyde yaptığı ilk toplantı olması hasebiyle bir ilkti) İhsan Eliaçık
ise; Adalet Devleti, İslam'ın Yenilikçileri ve İhyadan İnşaya kitapları
ile tanınmaktadır.
Konferansın konusuna gelecek olursak eğer; "Biz burada hedefi
İstanbul-Endülüs Köprüsünü iki taraftan da yeniden ihya etmek olan yeni
bir yaklaşımla karşı karşıyayız. Açıktır ki biz burada Akdeniz'in
kuzeyini doğusundan ve batısından kuşatması özelliğiyle iki tarafı
birleştiren bir köprüden söz etmiyoruz. Bu köprü aynı zamanda Akdeniz'in
iki tarafını birbirine bağlar ki bu da köprünün iki yönlü olmasını
sağlar. Türkiye'nin Avrupa Birliğine girme talebi -ki bu İslam ülkesi
Arap ve İslam dünyasına geçmişi, coğrafyası ve geleceği ile bağlıdır-
İspanya'nın ve onunla birlikte Avrupa'nın Batı Arap dünyasına açılışına
denk olup onu dengeleyen bir taleptir." Diyerek sözlerine başladı. Ve
bir medeniyetler ittifakı ve kucaklaşmasını dile getirdi. Bu talebin
sağlıklı olup olmadığı bir tarafa; bizim entelektüellerin zihin
haritasını belirlemesi ayrı bir öneme sahiptir. Bence burada yakıcı soru
şu olmalıdır: kim kiminle kucaklaşacak ve buluşacak? İslam dünyasının
hali pür melali ortada değil mi? Bu kurdu kuzuya teslim etme gibi
geliyor. Halbuki el Cabiri 'içerden yenileme' kavramını gündeme taşıyan
insandır. Cabiri, Arap Aklının Oluşumu terkibinde ki akıl kavramını
irdelerken bize ipuçları vermektedir:
"İslam'da aklın yeniden inşası". Başlangıç olarak "İslam" ve "akıl"
kelimelerine bu başlık çerçevesinde yükleyeceğim içeriği belirleyeceğim.
"İslam" kelimesi ile burada medeniyet olarak ve özellikle de kültürel
miras olarak İslam'ı kastediyorum. Din olarak değil. Bu olası
karıştırmadan kaçınmak için yazılarımda ve eserlerimde "İslam Aklı"
yerine "Arap Aklı" ifadesini kullandım. Her ne kadar "İslam'da akıl
(El-akl fi'l-islam)" kullanışını kabul etsem de bu tedbirli yaklaşımı
meşru görmeme sebep olan şey, İslam'ın içinde Türkiye ve İran gibi bu
medeniyetin geçmişte ve bugün inşasına kendi dilleriyle katkıda bulunan
pek çok bölgeyi içermesiyle birlikte, bu dilleri bilmememdir.
Dolayısıyla "İslam'da akıl" derken kastettiğim şey, İslam medeniyeti
içinde kendisini sadece Arap diliyle ifade eden akıldır. "İslam'da Akıl"
ifadesine gelince, onunla kastım "Avrupa medeniyetinde akıl" veya "Arap
Aklı" veya "Avrupa Aklı" veya "Siyasal Akıl" vb. ifadelerden anlaşılan
akıldır. Fakat benim "El-akl el-islami" ifadesini kullanmakta tereddüt
etmem bu ifadenin din olarak İslam anlamında anlaşılması ihtimalinden
dolayıdır. Böylece dine bir akıl nispet edilecektir ki ne dinî
terminoloji ne de özellikle akıl ile nakli, ilahi vahiy ile beşeri
düşünceyi birbirinden açık bir şekilde ayıran İslami terminoloji bunu
kabul etmez.
Buradaki akıl tanımına baktığımız zaman bir hassasiyeti ifade etmesi
açısından önemli iken aynı zamanda düşünürümüzün tavrını da
belirlemektedir. Yani İslam'ı bir din olarak değil, bir kültüre
indirgeyerek yorumlamakta ve buna uygun bir ittifak ve kucaklaşma
isteğini dile getirmektedir. İçinde yaşadığımız işgal zamanlarında bunun
tutarlılığını tartışmak istemiyorum. Zaten Endülüs içinde de İbn-i Rüşd
üzerinden batı ile kucaklaşma isteği ne söylemek istediğimizi vuzuha
kavuşturacaktır. Cabiri, Çağdaş Arap İslam uyanışının başlangıcından
beri ortaya atılan ve tartışılmaya devam eden problemin o dönemde
uyanışın gerçekleşmesi için en uygun yolun ne olduğu ile ilgili birçok
görüş ortaya çıkmış ve akabinde üç akım belirginleşmişti der. Bu üç
belirginleşen akımlar: selefi akım diye nitelen 'Kültür mirasının
geleneksel okuma biçimi', 'modernist akım ve bu iki akımın ortasını
benimseyen akım…
Cabiri, bir kültür arkeologu olarak önemli bir işlev görmektedir. Ancak
dayandığı temel argümanların batıyı epistemolojik açıdan kabulü
sağlayacak olması işi zora koşmaktadır. Çünkü İslam dini kendi içinde
kendini yeniden oluşturma imkanlarına sahip olduğu yaşadığı bunca
hengameden bellidir. Entelektüel düzey anlamında da yaşayan bir kültürü
ve ahlakı taşıması açısından hala önemli bir merkeziyet taşımaktadır.
Eğer bir umut taşınacaksa bu modern hurafelere kafa tutan İslam
sayesinde olacaktır.
Konferansın ikinci konuşmacısı olan İhsan Eliaçık ise hem salona
hakimiyeti ve hem de Türkçe konuşmanın imkanını yaşadı. Dile getirdiği
siyasi bakışın salonu heyecanlandırması önemli bir iletişim sağladı,
dinleyicilerle! Eliaçık, bugüne kadar yazdıkları ile zaten bilinen bir
kişiliktir. Kitapları yayınlanmaktadır. Ayrıca 'Yaşayan Kur'an meal ve
tefsir'i yayınlanmaktadır. Eliaçık kendi görüşlerini dile getirirken
yaslandığı epistemolojinin aslında Cabiri'den çok farklı olmadığı ortaya
çıktı. Bir farkla; Cabiri Beyanı Burhan ile bütünleştirerek yürümeyi
önerirken Eliaçık ise; irfan, bürhan elele vererek Vahyin kılavuzluğunda
yola çıkmalıdır diyerek ayrıştığı noktayı gözler önüne koymuştur. İbda,
İhya, İnşa diye farklı bir tarih yorumlaması yaparak kendi görüşlerini
ve son üçyüz yıllık dönemi bir inşa çağı olarak yorumlamaktadır. Buna
yönelik bir kavramsal çerçeve çizen Eliaçık İnşa çağının sorusunun
'Allah ne der' olduğunu tespit eder. Bu yaklaşımın geçerliliğini
tartışma dışı tutma hakkına sahip değiliz.
Kategorik bir zihinle tarih yorumunu yapma Cabiri de gördüğümüz gibi
Eliaçık'ta da bulunmaktadır. Beyan, Burhan ve İrfan kategorisi yerini
İbda, İhya ve İnşaya terk etmektedir. Halbuki daha sağduyulu bir
yaklaşımın bütün bu kategorik yorumların birer yanılsamayı içerdiği
aşikardır. Eleştirel aklı öne çıkaran iki aydınımız da şunu
bilmektedirler ki analiz yöntemi geneli özele indirgeyerek yanlış
algılamaları engellemektir. Ancak iki aydınımız da genelleştirerek
kategorileştirdiği için yanlışa düşmektedirler. Dinamik bir algı
düzeyine tekabül eden İslam düşüncesi bu tarz ayrımları dışta tutar. Din
söz konusu olduğunda, dinin kendi kavramlarını dile getirmek gerekir.
yoksa bunu bir kültür antropolojisti gibi yorumlama hakkı taşımaz.
Söylenen bütün ayrımlar İslam tarihini kendi bağlamında düşündüğümüz
zaman geçersiz kılınır. İç içe geçen bu kavramların (Cabiri ve
Eliaçık'ın dile getirdiği ayrımlar) tarihin kendi akışında Müslüman
zihinde birlikte neşvü nema bulmuştur. Öbür türlüsü zaten kişinin
Müslüman olma halini tartışma konusu yapacaktır…
Ezberi bozan bu tarz kültür faaliyetlerinin devamı önemlidir. Özellikle
İhsan Eliaçık'ın düşüncelerini seslendirme fırsatı bulduğu bu
konferansın Radikal düşüncenin geldiği seviyeyi belirten özelliği
açısından önemlidir. Modern bir zihnin dini algıyla buluşması olarak
yorumlayacağım Eliaçık bütün dürüstlüğüyle kendini ortaya koymuştur..
Katkılarıyla bu konferansın oluşumunda etken olan tüm taraflara teşekkür
borçluyuz… |