|

Türkiye’nin Askeri Demokrasisi
Murat Belge/ 07.10.2006/ Radikal
Hansjörg
Kretschmer ne dedi? Şunları dedi: "Güvenlikte sivil kontrolü,
Türkiye'nin AB sürecinin ön kriterlerindendir. Bu açıdan Türkiye tam
modernleşmemiş bir demokrasidir. Silahlı Kuvvetler bu anlamda hesap
verme açısından üstüne düşeni yapmalıdır. Askerler eğitim ve dini eğitim
gibi birçok alanda kendini yetkili görmekte..." (3 Ekim tarihli
Radikal'de özetlendiği şekliyle).
Hayatta, hele siyasette, yoruma olduğu gibi tartışmaya da açık pek çok
şey vardır. Bunların arasında, ne kadar tartışılırsa tartışılsın kesin
bir sonuca bağlanamayacak olanları da vardır. Ama buna karşılık bazı
şeylerin yorumu öyle uzun boylu kılı kırk yarma gerektirmez ve
tartışılması da gerekmez. Tanımını kendi içinde taşıyan kuralların söz
konusu olduğu yerde 'tartışma' olmaz.
Kretschmer'in söylediği sözler, yani AB ölçüleri, bu kategoriye giriyor.
Adına AB dediğimiz bu 'ulus-üstü' birlik, kendisine 'üye' olmanın
kurallarını belirlemiş. 'Buna şöylesini ekleyelim' diye tartışırsınız
veya 'Bazılarını çıkaralım' diye de tartışabilirsiniz, ama 'bunlar
bunlardır' veya 'değildir' diye tartışamazsınız. 'Buraya ancak
demokrasiyi tam uygulayan ülkeler üye kabul edilir' denmişse, denmiştir.
Bunu tartışmak abestir.
Demokrasinin ne olduğunun ölçüleri de bellidir. 'Güvenlikle sivil
kontrolü' denmiş, örneğin. Bu üç kelime maksadı oldukça iyi açıklıyor ve
özetliyor.
"Ben kendimi kimseye denetlettirmem.
Benim demokrasi anlayışım böyle bir anlayış. 'Denetletmiyor' diye
eleştireni de konuşturmam, sustururum. 'Her türlü teamül, nezaket ve
tahammül sınırını aştı' derim.
Ama siz de benim bu 'demokrasi' anlayışımı saygıyla kabul etmek
zorundasınız."
Hayır. Kimse bunu öyle kabul etmek zorunda değil. Bunları söylemek
demek, 'Ben sizin kurduğunuz o birliğe girmek istemiyorum ve
girmeyeceğim' demektir. Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet
Komutanları şu son haftalardaki konuşmalarıyla bunu mu anlatmak
istiyorlar?
Buralarda tartışmayla varılacak bir yer yok, diyorum. Ama özellikle
Büyükanıt, aynı anda pek çok 'tartışma cephesi' açmak girişiminde gibi
görünüyor. Kretschmer'e 'gizli ajanda' derken Hollanda Genelkurmay
Başkanı'nı da eleştiriyor. O ne demiş peki? "AB, Türk ordusunun
siyasette artık farklı bir konuma hazırlanmak zorunda olduğunu
düşünüyor. Türkiye'de Genelkurmay Başkanı'nın rolü daha geri planda
olmalı ve savunma bütçesi TBMM'nin kontrolüne geçmelidir. Genelkurmay,
AB ülkelerinin çoğunda olduğu gibi Savunma Bakanı'na bağlı olmalıdır. AB
ülkelerinde son söz siyasilerindir" demiş. Kretschmer'den pek farklı
şeyler savunmamış yani adam -zaten savunamazdı.
Büyükanıt'ın eleştirilerinden sonra Kretschmer, "Ben değil, Olli Rehn
cevap versin, daha iyi olur" demiş. Olli Rehn'in de bu konular açıldığı
zaman hangi görüşte olacağını, neyi savunacağını herhalde Kretschmer
biliyor. Sanırım hepimiz biliyoruz.
Daha önce Karen Fogg'a edilmedik hakaret bırakmamıştık. Bizi eleştirmeye
cüret ediyordu. Kretschmer çok farklı yapıda bir insandı, varlığını
fazla belli etmiyordu. Ama iki kere ağızını açınca onunla da kanlı
bıçaklı olmamız işten değil. Bunlar, Avrupa Birliği'nin bize 'elçi'
olarak gönderdiği insanlar. Demek Avrupa'yla kavgalı olacağız.
Ama iş bu konulara gelince olay Avrupa ile de sınırlı kalmıyor ki. İşte
iki gün önce Amerikan Büyükelçisi'nin söyledikleri. Bizim gazetelerde
daha çok 'kakofoni' değerlendirmesi yer aldı, ama asıl önemli sözü
'meşru seçimle iktidara gelmiş hükümeti' muhatap alacaklarına dair
olanıydı.
Sevdiğimiz 'komplo' mantığından bakınca, hepsi bize karşı sözbirliği
etmiş gibi görünüyor, gerçekten. Ama bunun nedeni 'komplo' mu, yoksa
adamların 'demokrasi'nin ne olduğu konusunda, ciddi bir konsensüsleri mi
var? -Bizde olmayan? |