Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 335 | Kasım  2006

                   

 

 


Türkiye’nin Askeri Demokrasisi

Murat Belge/ 07.10.2006/ Radikal

Hansjörg Kretschmer ne dedi? Şunları dedi: "Güvenlikte sivil kontrolü, Türkiye'nin AB sürecinin ön kriterlerindendir. Bu açıdan Türkiye tam modernleşmemiş bir demokrasidir. Silahlı Kuvvetler bu anlamda hesap verme açısından üstüne düşeni yapmalıdır. Askerler eğitim ve dini eğitim gibi birçok alanda kendini yetkili görmekte..." (3 Ekim tarihli Radikal'de özetlendiği şekliyle).
Hayatta, hele siyasette, yoruma olduğu gibi tartışmaya da açık pek çok şey vardır. Bunların arasında, ne kadar tartışılırsa tartışılsın kesin bir sonuca bağlanamayacak olanları da vardır. Ama buna karşılık bazı şeylerin yorumu öyle uzun boylu kılı kırk yarma gerektirmez ve tartışılması da gerekmez. Tanımını kendi içinde taşıyan kuralların söz konusu olduğu yerde 'tartışma' olmaz.
Kretschmer'in söylediği sözler, yani AB ölçüleri, bu kategoriye giriyor. Adına AB dediğimiz bu 'ulus-üstü' birlik, kendisine 'üye' olmanın kurallarını belirlemiş. 'Buna şöylesini ekleyelim' diye tartışırsınız veya 'Bazılarını çıkaralım' diye de tartışabilirsiniz, ama 'bunlar bunlardır' veya 'değildir' diye tartışamazsınız. 'Buraya ancak demokrasiyi tam uygulayan ülkeler üye kabul edilir' denmişse, denmiştir. Bunu tartışmak abestir.
Demokrasinin ne olduğunun ölçüleri de bellidir. 'Güvenlikle sivil kontrolü' denmiş, örneğin. Bu üç kelime maksadı oldukça iyi açıklıyor ve özetliyor.
"Ben kendimi kimseye denetlettirmem.
Benim demokrasi anlayışım böyle bir anlayış. 'Denetletmiyor' diye eleştireni de konuşturmam, sustururum. 'Her türlü teamül, nezaket ve tahammül sınırını aştı' derim.
Ama siz de benim bu 'demokrasi' anlayışımı saygıyla kabul etmek zorundasınız."
Hayır. Kimse bunu öyle kabul etmek zorunda değil. Bunları söylemek demek, 'Ben sizin kurduğunuz o birliğe girmek istemiyorum ve girmeyeceğim' demektir. Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları şu son haftalardaki konuşmalarıyla bunu mu anlatmak istiyorlar?
Buralarda tartışmayla varılacak bir yer yok, diyorum. Ama özellikle Büyükanıt, aynı anda pek çok 'tartışma cephesi' açmak girişiminde gibi görünüyor. Kretschmer'e 'gizli ajanda' derken Hollanda Genelkurmay Başkanı'nı da eleştiriyor. O ne demiş peki? "AB, Türk ordusunun siyasette artık farklı bir konuma hazırlanmak zorunda olduğunu düşünüyor. Türkiye'de Genelkurmay Başkanı'nın rolü daha geri planda olmalı ve savunma bütçesi TBMM'nin kontrolüne geçmelidir. Genelkurmay, AB ülkelerinin çoğunda olduğu gibi Savunma Bakanı'na bağlı olmalıdır. AB ülkelerinde son söz siyasilerindir" demiş. Kretschmer'den pek farklı şeyler savunmamış yani adam -zaten savunamazdı.
Büyükanıt'ın eleştirilerinden sonra Kretschmer, "Ben değil, Olli Rehn cevap versin, daha iyi olur" demiş. Olli Rehn'in de bu konular açıldığı zaman hangi görüşte olacağını, neyi savunacağını herhalde Kretschmer biliyor. Sanırım hepimiz biliyoruz.
Daha önce Karen Fogg'a edilmedik hakaret bırakmamıştık. Bizi eleştirmeye cüret ediyordu. Kretschmer çok farklı yapıda bir insandı, varlığını fazla belli etmiyordu. Ama iki kere ağızını açınca onunla da kanlı bıçaklı olmamız işten değil. Bunlar, Avrupa Birliği'nin bize 'elçi' olarak gönderdiği insanlar. Demek Avrupa'yla kavgalı olacağız.
Ama iş bu konulara gelince olay Avrupa ile de sınırlı kalmıyor ki. İşte iki gün önce Amerikan Büyükelçisi'nin söyledikleri. Bizim gazetelerde daha çok 'kakofoni' değerlendirmesi yer aldı, ama asıl önemli sözü 'meşru seçimle iktidara gelmiş hükümeti' muhatap alacaklarına dair olanıydı.
Sevdiğimiz 'komplo' mantığından bakınca, hepsi bize karşı sözbirliği etmiş gibi görünüyor, gerçekten. Ama bunun nedeni 'komplo' mu, yoksa adamların 'demokrasi'nin ne olduğu konusunda, ciddi bir konsensüsleri mi var? -Bizde olmayan?

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...