Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 335 | Kasım  2006

                   

 

 


Türk Ordusunun Rejimin Güvencesi Olduğu
Yaklaşımı AB Felsefesine Ters

Müge Aygün/ 07.10.2006/ Referans

Ülkemizin önde gelen Avrupa Birliği (AB) uzmanlarından Cengiz Aktar'a göre  Türkiye'nin AB'den başka alternatifi yok. Ama Avrupalı politikacının da kendisine 'Türkiyesiz ne yaparız' sorusunu sorması gerek. Aktar, Türkiye'nin verebileceği en güçlü mesajın AB normlarına uymakta göstereceği şevk ve iddia olduğunu düşünüyor.

Yaz rehavetinin ardından eylülle birlikte 301'inci maddeden başlayarak ardı ardına gelişen olaylar ve yapılan açıklamalarla ülke gerçekleri ile bir kez daha yüz yüze geldik. Herkes ülkesini seviyor ve farklı yöntemlerle onun için bir şeyler yapmaya çalışıyordu ama bir anda ortalık toz duman oldu. Ve tüm bu tartışmaların ekseninde de Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerimiz vardı. AB-Türkiye ilişkilerini 1989 yılından beri yakından takip eden ender uzmanlardan biri olan Cengiz Aktar'la AB'den başlayarak Fransa-Türkiye, Kıbrıs sorunu, asker sivil ilişkileri, milliyetçilik kıskacında siyaset gibi gündemdeki konuları konuştuk.

Size belki de binlerce kez sorulan bir soruyla başlamak istiyorum. AB üyesi olacak mıyız? Herkesin kafasında kültür başta olmak üzere pek çok bahane var ama diğer yandan süreç hızla ilerliyor.

Boş bir soru değil ama bu soru neredeyse Türkiye'nin çalışmasını engelliyor. Özellikle sokaktaki insan  başından beri sorduğumuzda "Evet, AB'yi istiyorum ama onlar bizi almaz" gibi bir önsezi içerisindeydi. Haklı tabii. Çünkü AB'ye aday olan ülkeler içerisinde katılım tarihi olmayan, itilip kakılan, en az katılım öncesi yardım alan, ikide bir Avusturya, Fransa gibi AB ülkelerinin, hakkında olumsuz konuştuğu başka bir aday yok. Dolayısıyla böyle bir engel var, doğru ama büyük resmi görmeye çalıştığımızda bu olumsuzluğun Türkiye'nin yolunu kesmemesi gerekiyor. Hiç kolay değil çünkü teşvik yok. Bazı ülkelerden menfi yönden tespit var. Mesela Fransız cumhurbaşkanlığına aday olan Nicholas Sarkozy, "Siz, ağzınızla kuş tutsanız AB üyesi olamazsınız" diyor.

Evet, bir yazınızda Fransa ile Türkiye ilişkilerine "şizofrenik" diyorsunuz. Bu aşk ve nefret gibi sınırlarda dolaşan ilişkinin yoluna girme umudu var mı?

Fransızlar bu kafada giderse ben ekonomik alanda çok iyi giden Türkiye-Fransa ilişkilerinin çok zarar göreceğini düşünüyorum. Bir yandan Türkiye'de yatırım yapan, Türkiye'ye güvenen, Türkiye'nin ne olduğunu anlamaya çalışan, burada oturan bir sürü Fransız var. Buna mukabil Türkiye'yi itip-kakan, sadece bizi değil, aynı insanlar Bulgaristan'ı da Romanya'yı da itip-kakıyor.

 Bu bakışa daha çok siyasi elitler mi sahip?

Halkta da var. Siyasi elitler, halka ne olup bittiğini anlatacaklarına yine halkın Türkiye konusundaki klişelerini doğruymuş gibi kabullenip ucuz popülizm yapıyorlar. Fransa ile olan ilişkilerimizde yapısal sorunlar var. Çünkü iki ülke aslında o kadar çok birbirine benziyor ki. İdari sistem, jakoben ordu, tarım toplumu oluşu ve tabii ki laiklik. İngiliz sekülerizmi değil de devleti dine karşı koruma ilkesi uygulayan Fransız laikliği. Tüm bunlar bize Fransa'dan ithal. Ve Türkiye belki Fransa'nın aksine bu konuda özellikle AKP hükümeti ile birlikte yol almaya çalışan, laikliğin daha çağdaş bir tanımını yapmaya çalışan bir ülke. Bu, Fransızlara çok batıyor, rahatsız ediyor.

Bir de -tabii daha amiyane- Fransızlar Türkiye'yi bildiğini zannediyor ama bilmiyor. Ha biz Fransızları biliyor muyuz, biz de bilmiyoruz tabii. Böyle karşılıklı bir iletişimsizlik, cehalet hüküm sürüyor. Mesela Fransa'da Türkiye hakkında iki tane atıp tutan adam eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'estang ve yeni aday Sarkozy de Türkiye'ye hiç gelmedi. Dolayısıyla bunlar ezberden konuşuyor. Böyle bir şey olabilir mi? Türkiye diğer gezegende bir ülke değil ki.

Bu ayın 12'sinde Ermeni soykırımını reddetmenin cezalandırılması ile ilgili yasa taslağı tekrar gündeme geliyor. Ve bu sefer geçebilir de. Bu, gergin olan ilişkileri çok daha gerecek ve hatta kopma noktasına getirecektir. Allah herkese akıl fikir versin.

Kopenhag siyasi kriterlerine uyumsuzluk yüzünden ilişkilerde bir kopma yaşanmasını bekliyor musunuz?

Valla, muhtemelen 8 Kasım'da çıkacak olan Avrupa Komisyonu'nun yıllık ilerleme raporunda, -ki üstünde durulması gereken de o zaten- "Türkiye siyasi kriteri yeterince yerine getiriyor" ifadesi kullanılacak. Bunun bir anlamı var. Bu, müzakerelere yeni başlayan ülkeler için kullanılan bir ifade. Yani bu, bir yıl boyunca siyasi kriterde hiçbir inkişaf olmadı demek. Bu, iyi bir şey değil ama bundan dolayı müzakereler durmaz.

 AB, Kıbrıs konusunda çözümü unutmuşa benzer. Sadece limanlar meselesi varmış gibi davranıyor. Çözümün otomatik olacağını varsayıyor olabilirler mi?

İş tıkanmış durumda, her iki taraf da birbirinden taviz istiyor. Burada Türk tarafı yalnız değil, Kıbrıs tarafı da aynı şeyleri istiyor. Avrupa Birliği de Kıbrıs Cumhuriyeti'nin rehinesi durumunda ve katiyen 26 Nisan 2004'te "kuzey"in üzerindeki ekonomik izolasyonları kaldırmak üzere attığı adımı teyit etmiyor. Burada bir zıtlaşma var. Sorun herhalde geçiştirilecek ve Türkiye'nin Gümrük Birliği'nin ek protokolünü onaylayıp uygulamamasından dolayı Kıbrıs Cumhuriyeti'ni engellemek amacıyla gümrük birliğini birebir ilgilendiren müzakere başlıkları açılmayacak. Şimdilik ortalıktaki en olası çözüm bu.

Babacan'ın Brüksel'e yeterince gitmediği, AB ülkeleri ile temasta bulunmadığı söyleniyor. Diğer aday ülkelerin durumu nasıldı? Daha mı çok temas olurdu?

Çok sıkı fıkı ilişkiler olurdu. 2004'te üye olan 10 ülke 2007'nin başında üye olacak olan Romanya, Bulgaristan ve bizimle birlikte müzakere eden Hırvatistan'ın bütün ekipleri resmen Brüksel'e kamp kurmuşlardı. Bir kere asıl işleriydi. Halbuki bizim başmüzakerecinin tali işi müzakere. Dolayısıyla Türkiye'nin Avrupa'da görünür olmadığını söylemek abartı olmayacak.

Hırvatistan'ın başmüzakerecisi Drobniyak zaten yıllardır bu işi yapan bir adam. Daha önce Hırvatistan'ın Brüksel'deki AB kurumları nezdindeki temsilcisiydi. Zaten devamlı orada oturuyor ve başka bir iş yapmıyor. AB komisyon yetkilileri, "Bunun suratını görmekten bıktık, sizinkinin de suratını unuttuk" diyorlar. Dolayısıyla çok büyük bir üslup ve çalışma adabı farkı var. Bir de yumurta kapıya dayanınca Avrupa'ya gitmekle olmuyor bu işler. AB ülkeleri ile arkadaşlık ilişkileri kurması lazım bu işi yapan bu seviyedeki bir insanın.

 İlerleme Raporu'nda 301. madde de gündeme gelecek, 301 değişmeden üyelik mümkün mü?

Çok revaçta bir madde ama 301, siyasi kriterler bölümünde sayılacak dünya kadar eksiklikten sadece biri. Anti-terör yasasından da Alevilerin, Romanların durumundan da söz edilecek. "Bunu değiştirin ya da adam edin" diyecekler. Zaten onu Türkiye'deki demokratlar ve liberaller de söylüyor.

 AB'nin eleştirdiği bir başka alan da asker-sivil ilişkileri. Sizce hafta başında yapılan açıklamalar Türkiye'nin üyelik perspektifini etkiler mi?

Bu, yapısal bir konu. Aşağı yukarı Türkiye ile ilgili 1998'den beri yayımlanan bütün ilerleme raporlarında var. Bu sefer de girecektir. Avrupa Birliği'nde siyasete karışan ordu yok. Çünkü AB kuruluş felsefesi, bunu engellemek üzere var. Avrupa, 1945'te AB'yi kurmaya başladığında "Biz nasıl bu kıtada bir daha savaşmayız" sorusundan yola çıkarak çareler arıyor ve AB kuruluyor. Burada temel bir anlayış farkı var.

AB üyesi ülkeler, Türkiye'deki işleyişi Türkiye'de ordunun özel yerinden dolayı siyasete karışıyor olmasını katiyen anlamaz. Biz ne yaparsak yapalım, istediğimiz brifingi verelim, "Etrafımız düşman dolu" diyelim, bu gerekçeleri anlamaları mümkün değil. TSK'nın rejimin güvencesi olduğu yaklaşımı maalesef AB normları, standartları, felsefesi ve işleyişiyle hiç uygun bir yaklaşım değil. Bunun ara yolu yok. Bunu herkesin anlamasında yarar var. Hem Avrupa Birliği üyesi olmak istemek -ki generallerin aşağı yukarı hepsi bunu söylüyor- hem de onların tahayyül ettiği şekilde ve kendi rollerinin hiç değişmeden eskiden olduğu gibi devam edeceği bir AB üyeliği mümkün değil.

Hem sağda hem solda milliyetçi söylemin alevlenmesinin -ki bu içe kapanmayı getiriyor- AB sürecine olumsuz katkısı olacak mı?

Ben buna gönülsüzler koalisyonu diyorum. Yani hem Türkiye'de hem Avrupa Birliği'nde Türkiye'nin AB ile bütünleşmesini istemeyenler var. Bunlar sanki telefonlaşarak çalışıyorlar. Birinin yaptığı öbürünün ekmeğine yağ sürüyor. Bu olumsuzluk girdabı ülkeyi aşağı doğru çekiyor.

Ayrıca burada Avrupa Birliği de yok. AB Türkiye'de gözle görülür değil. Ankara'da bir tane büro var. Kalabalıklar ama kalabalık olmaları da normal, koskoca Türkiye'yi bir tek bürodan gözlemlemek tabii ki yetmiyor. Yerel büroları yok. Karşılıklı gönülsüzlükle bu iş böyle inceldiği yerden kopsun mantığı ile gidiyor.

 Çare var mı, ne yapmalıyız?

Umarım hem Avrupa Birliği hem Türkiye tarafında bir toparlanma olur. Çünkü Türkiye'nin AB ile bütünleşmesi bütün tarafların, bölgenin hatta dünyanın kazanacağı bir gelişme olacaktır. Türkiye'nin AB ile bütünleşmemesi de tam tersine herkesin kaybedeceği bir sonuç olacaktır.

AP raporu gayri ciddi bir havada

Avrupa Parlamentosu Raporu'nun içinde hepimizin bildiği pek çok eksikler var. Ama bunun yanında o kadar aşırı talepler var ki, ilk bölümde saydığı eksiklerin değerini azaltıp rapora gayri ciddi bir hava veriyor. Bunu zaten sadece ben değil Avrupa Parlamentosu'ndaki liberaller ve yeşiller de söylüyor. Her ne kadar raporları bağlayıcı değilse de AP, Avrupa kamuoyunun bir nevi sözcüsü konumunda. Türkiye inşallah günün birinde hazır olduğunda katılım anlaşmasını onaylayacak kurumlardan bir tanesi. Aday ülkelerin hazırlık dönemlerinde çok işe yarayabilecek bir kurum ama sanki Türkiye'nin AB'ye üye olmaması için çalışan bir kurum görüntüsünü veriyor. Bu da Türkiye'de AB'ye girmek istemeyenlerin değirmenine su taşıyor.

 Türkiye'nin gidecek başka yeri yok

Valla Türkiye'nin başka gidecek yeri, başka yarını ve alternatifi yok. Türkiye'de bunu pek çok söyleyen insan var ama Avrupa'da "Biz Türkiyesiz ne yaparız" diye soran politikacı yok. Bu resmi görebilen Avrupalı devlet adamı üç beş tane var. İnsanların kafasında şablonlar var. İslam korkusu var. Sokaktaki basit Avrupalı insanın kafasında "İslam tehlikeli bir dindir, Türkiye İslam ülkesidir, dolayısıyla Türkiye tehlikelidir" gibi düz mantığı var. Türkiye'nin verebileceği en güçlü mesaj, Avrupa Birliği normlarına uymakta göstereceği şevk ve iddia olacaktır. Türkiye dört dörtlük hazırlandığında her şeye rağmen Avrupalı siyasetçi "Bunlar ciddi, dışlamamız mümkün değildir" diye düşünmek zorunda kalacaktır.

AB üyesi olmasak da kültür başkenti olduk

AB üyesi olmayıp da en önemli kenti, Avrupa'nın kültür başkenti olacak bir Türkiye bu işten çok faydalanacak. Avrupalılar da faydalanacak. Çünkü İstanbul'un Avrupa Birliği'nden önce bir Avrupa Birliği olan Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti olduğunu anlayacaklar, biz anlatabilirsek. Yasa tasarımız hazırlandı, Başbakanlık Müsteşarlığı'nda. 13 Kasım'da da 25 ülkenin kültür bakanları son imzayı atacaklar ve düğmeye basacağız. Kültür Bakanlığı bize Atlas Pasajı'ndaki yerini verdi, bayrağımızı oraya astık. Diğer teknik çalışmalar son hızıyla sürüyor. Bu tabii sadece dar bir ekibin değil tüm İstanbulluların işi. Belki Türkiye'yi Avrupa Birliği üyesi yapamadık daha ama İstanbul'u Avrupa kültür başkenti yapacağız inşallah...

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'DE GÖREV ALDI

1955 doğumlu Cengiz Aktar, Galatasaray Lisesi'nin ardından Sorbonne Üniversitesi'ni bitirdi. Ardından aynı üniversitede doktora yaptı. 1989-1994 yılları arasında Birleşmiş Milletler'de Avrupa Birliği'nin göç ve iltica politikalarını araştıran hükümetler arası danışma kurulunun ikinci başkanı olarak görev yaptı. 1994'ten itibaren beş yıl süreyle de BM'nin Slovenya Temsilciliği'ni yönetti. Galatasaray Üniversitesi'nde çalıştı. Halen Bahçeşehir Üniversitesi AB Merkezi Direktörlüğü görevini sürdürüyor. Vatan, Turkish Daily News gazetelerinde köşe yazarlığı ve Açık Radyo'da AB üzerine yorum yapıyor. "Türkiye'nin Batılılaştırılması" (Ayrıntı, 1993), "Avrupa Yol Ayrımında Türkiye" (İletişim, 2001), "Avrupa Okumaları" (Kanat, 2004) adlı kitapları ve "Avrupa Birliği'nin Genişleme Süreci" (İletişim, 2002), Paris'te Lettres aux Turco-sceptiques- "Türkiye'den Kuşku Duyanlara Mektuplar 2004" adlı iki derlemesi var.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...