|

Dünden
Bugüne Asker
Ali Bayamoğlu/ 07.10.2006/ Yeni Şafak
I.
TBMM günlerine gidelim… Tarih: 20 Nisan 1920. Oturum: Gizli
Sözler şöyle:
"Teşkilâtı askeriye vatanımızı esbabı müdafaası ve muhtelif cephelerde
icra edilecek (askerî işler kadar), siyaseti dahiliye ve hariciye ile
(de) yakınen alakadar bulunuyor. Ve mesailde Erkân-ı Harbiye-i Umumiye
Reisi'nin mütaleası bulunmak ve diğer haizi mesuliyet olan zevatın
noktai nazarlarına yakınen vakıf olmak için onlarla bir arada çalışmak
ve bir mesele hakkında Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi'nin rey ve
mütaleası olan zevat gibi İcra Vekilleri meyanında olması teklif
edilmiştir..." Mustafa Kemal
"Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti'nin vazifesi ordunun teşkilini,
tensikini fenni olarak düşünmek ve memleketin esbabı müdafaasını nazarı
dikkate almak ve bunlarla iştigal etmek. Harbiye Nezareti (Millî Müdafaa
Vekaleti) umur ile kendi vezaifi arasında büyük fark vardır. Harbiye
Nezareti, Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti'nin tensip ettiği yahud
onun planına göre teşkil ve tensik ettiği bir orduyu iaşe eder, ilbas
eder ve saire. Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi nasıl harb edecek, vatanı
nasıl müdafaa edecek, nasıl hazırlanmak lazım geldiğini düşünür..."
Mustafa Kemal
"Askerî mesuliyet, yalnız mesul değil, aledderecat mesul kimselerde
olmalıdır..." (Askerî sorumluluk tek sorumluluk değil, derecelendirilmiş
sorumluluk olmalıdır) Hüseyin Avni.
Ne diyor bu alıntılar?
Şöyle özetlenebilir:
1. Silâhlı Kuvvetler sadece askerî işlerle değil, iç ve dış siyasetle
doğrudan ilgili olması gereken, dolayısıyla siyasî karar verilme ve
alınma safhasında ve yapılarında bulunması gereken bir kurumdur.
2. Silâhlı Kuvvetlerin karargâhını oluşturan Genelkurmay Başkanlığı
millî savunma ve millî güvenlik konularında ve kendisini ilgili
hissettiği iç ve dış siyasî konularda tek karar verici mercidir. Millî
Savunma Bakanlığı ise ona bağlı çalışan lojistik işler, askerî alımlarla
ilgili bir birimdir.
3. Türkiye'de askerî otorite gerek kendi iç örgütlenmesi gerek diğer
savunma kuruluşlarıyla ilişkisi gerekse aldığı veya katıldığı diğer
politik kararlar açısından yetkileri dereceli olarak dağıtmayan, tersine
tek makamda, hattâ tek kişide toplayan bir yapıdadır.
Bu üç unsurun altını çizen yukarıdaki alıntıların işaret ettiği model,
tarihlerinin de gösterdiği gibi Kurtuluş Savaşı sırasında ortaya
çıkmıştır ve savaşla yakından ilgili bir modeldir.
Aslında tam olarak bir "savaş yönetim modeli"dir.
O dönem ordunun vergi toplamadan askere almaya ve iç isyanları
bastırmaya kadar oynadığı etkin ve kaçınılmaz rol, Kurtuluş Savaşı
koşullarının dış politika, iç politika ve cephe operasyonlarını ayrılmaz
bir bütün haline getirmesi, Kurtuluş Savaşı'nın en kritik döneminde
Mustafa Kemal'in Başkomutanlık çerçevesinde Millî Savunma ve Genelkurmay
bakanlarını kendi karargâhı kılması gibi döneme ilişkin doğal
nedenlerinden söz edilebilir.
Ancak sorun odur ki, bu model 1920-1923 arası uygulamalarda sınırlı
kalmamış, ileri tarihlere taşınmış, dahası bugüne kadar uzamıştır.
Kurtuluş Savaşı sırasında I. TBMM'de güç ilişkileri çerçevesinde
oluşturulan, dönemin yönetim anlayışını, yani devlet-siyaset,
asker-siyaset ilişkilerini kuşatan savaş modeli, savaş sonrasında da
korunmuştur. Modelin ana eksenleri 80 yıl boyunca sistematik
geliştirilip, kurumlaştırılmıştır.
Fikrî olarak; "savaş", "tehlike", "topluma ve siyasete duyulan
güvensizlik" üzerine oturan, değişimin ana merkezi olarak devleti gören,
devlet iktidarının kontrolünü tek siyasî amaç haline getiren, böyle
yaptıkça devletçiliği mutlaklaştıran bu model, olağan ya da olağanüstü
her yeni dönemde yeni gerekçelerle pekiştirilecek, meşrûlaştırılacak ve
yeni unsurlarla yasallaştırılacaktır.
Öykü 80 yıllıktır...
Büyükanıt bu modelden taviz vermeyiz diyor…
Meselemiz işte budur...
|