Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 335 | Kasım  2006

                   

 

 


Aile

Aile ile ilgili iki ayrı kaynaktan aldığımız tanımlamayı verdikten sonra, bu kavramın nerelere kadar dallanıp budaklandığını görüp anlamaya çalışalım hep birlikte. Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi: 'Aile ilişkisiyle birbirlerine bağlanan fertlerin bir araya getirdiği topluluk' demiş aile için. Ana Britannica'da ise bu daha genişletilerek: 'Evlilik, kan ya da evlat edinme bağlarıyla birbirine bağlı, tek bir hane halkı oluşturan, karı- koca, ana-baba, kız ve oğul, kız ve erkek kardeş olarak her biri kendi toplumsal konumu içerisinde birbirlerini karşılıklı etkileyen, ortak bir kültür yaratan, paylaşan ve sürdüren bireyler grubu' şeklinde bir açıklama getirilmiş kavrama.
Bu kavramın, tariflerden öte derin bir manevi anlamı vardır insanlık ve insanlığın huzuru için. Sadece kim kimin ailesi, kimin kiminle kan bağı var, kimin kimden ne kadar miras alacağının dışında sosyal yaşamı sağlıklı kılan, toplumların sadece temel taşlarından biri değil, temelin ta kendisidir. İslam ve diğer dinler açısından da aileye çok önem verilmiştir tarih boyu. Ne zaman ki insanlık, dinlerin dışında bir yaşam için şartlandırılmaya başlandı, işte o zaman, aile kavramı bütün işlevlerinden yavaş yavaş soyutlandırıldı. Hani herhangi bir şeyin özellikleri yok edildiğinde 'kırpa kırpa kuşa döndü' tabiri var ya, işte pek çok şey gibi, günümüz ailesi de kırpıla kırpıla kuşa döndü.
Küreselleşme ile birlikte bizdeki aile anlayışı da, aslı Latince olan ve bütün batı dillerinde aile anlamına gelen familya kavramının bugünkü ruhsuz anlamı ile neredeyse aynılaştı.
Günümüzde batı literatüründe 'familya', insan ve aileyi de tıpkı diğer varlıklarda olduğu gibi gensel özelliklerine göre sınıflandıran bir bakış açısı şekline dönüştü. Örneğin; baklagiller familyası, sebzegiller familyası gibi. Batıda sanayileşmeyle birlikte her konuda olduğu gibi bu konuda da olayın manevi değeri yok sayıldı.
Ailenin tarihi insanlık kadar eski; Adem ile Havva'yla başlar bu serüven. Bütün bilinen din kitaplarında Adem ile Havva'nın öyküsüne yer verildiğini görürüz. Bu kitapların Kur'an dışında kalanlarına insanların yorumları ile hurafeler karışmış, bu sebeple de aile konusunda o dinlerin sahiplerinin yalan yanlış inançlarla motive olduklarını görüyoruz.
Adem ile Havva öyküsüne ilk önce Mezopotamya mitolojisinde rastlıyoruz. Bu konudan bahseden ilk din kitabının da Tevrat olduğu bilinmekte.
Tevrat'a göre, Tanrı Yahve, Adem'i yarattıktan sonra onun kaburgasından ona bir eş yaratmış, insan ırkı da bu çiftten üremiş. Daha sonra da Cennet'ten kovulma olayı ile bağlantılandırılarak, insan neslinin bir günah sonucu varedildiği kanaatine varan bazı yorumcular bu işin günahını Havva'ya, Havva'dan dolayı da kadına yüklemişler ve kadını günah keçisi olarak o günden bugüne, kah öyle kah böyle adam yerine koymamak için olanca çabayı göstermişler. Erkeğin egosu da işin içine girince olay kadının eşya gibi alınıp satılmasına kadar vardırıldı zaman içinde bazı toplumlarda.
İşte bu sebeplerledir ki, aile ilk günlerden itibaren ataerkil olmaktan kendini kurtaramamıştır. Nadiren de olsa, tarihte de, günümüzde de anaerkil diye adlandırılan kadın hakimiyetindeki ailelerden, bu tür ailelerin oluşturduğu toplumlardan söz ediliyor. Anaerkil sayılan toplumlarda, kadın miras alabiliyor, iş sahibi olabiliyor ve mülkünü kendisi idare edebiliyor. Fakat, olayın derinine indiğimiz zaman görüyoruz ki, anaerkil ailede de arka plandaki kişi yine erkek. Yani ailenin yönetimi babada veya baba tarafından gelen bir erkekte değil de, anne tarafından gelen bir erkekte, örneğin dayıda.
Kur'an'da böyle bir şeye uzaktan yakından değinilmemesine karşın, müslümanların çoğunluğu da kadının Adem'in kaburga kemiğinden yaratıldığına inanmakta bir beis görmüyor. Bu tür inanışın sonucu olarak da kadının günah keçisi olduğuna inananlar çoğunlukta oldu zaman zaman müslümanlar arasında da.
Kur'an'dan önceki kutsal kitapların orijinallerinin değil, yorumlarının ortada olduğunu biliyoruz. Vahiy kaynaklı kitapların birbirleriyle çelişmeleri mümkün olmadığına göre, pek çok konuda olduğu gibi aile konusundaki yanlış inanışların da sonradan icad edildiği, Kur'an'a bakıldığında ortaya çıkıyor. Ne yazık ki asıl kaynağa bakmak yerine, duyduklarını sorgulamadan kabullenen pek çok müslüman da bu yanlışların birbirini tetiklemesine sebep olmuş.
Kur'an'ın aslı ortada olmasına rağmen, onu duvara asan İslam alemi diğer dinlerin uydurmalarına inançlarında yer vererek aile kurumuna ne kadar zarar verdiklerinin farkına bile varamamışlar.
Kur'an, kadın ve aile konusunda kendinden önceki bütün tabulara, hurafelere karşı çıktı. Adem ile Havva'nın cennetten kovulma nedeninin kadın değil de şeytan olduğunu ayet ile vurguladı Allah. Şeytan, hem Adem'i hem de Havva'yı kandırdı. Allah her iki cinsi de aynı maddeden (çamurdan) yarattığını söylüyor defalarca Kur'an'da: "Andolsun ki, insanı süzme çamurdan yarattık." (Mü'minun/12)
Dikkat edilirse erkeği demiyor sadece, insanı diyor. İş böyle olunca da, müslüman kadın her konuda olduğu gibi, aile konusunda da erkek kadar sorumlu ve yükümlülük sahibi kılınıyor Yaradanı tarafından. Bu konuda kimse kimseden daha az, kimse kimseden daha fazla yük yüklenmiş değil, sadece iş bölümü var kadınla erkek arasında İslam açısından.
Gelelim İslam'da aile nedir konusuna, Kur'an'da bu konudan nerelerde ve nasıl bahsedildiğine.
Aile kelimesinin aslı Arapça'dır, 'al' ile 'ehl' kelimeleri farklı köklerden türemiş olmakla birlikte, bizim telaffuzumuzdaki aile ile kısmen eşanlamlıdırlar. Ancak 'ehl' kelimesinde topluluk, 'al' kelimesinde ise fikir ön plana çıkar.
Hz. Peygamber'e 'al'in kim diye sorulduğunda: Takvalı olan herkes cevabını vermişti.
Hicr (58-60) ayetlerine baktığımız zaman farklılığı açık bir biçimde göreceğiz. "Biz doğrusu günaha gömülüp giden bir topluma gönderildik. Karısı hariç, Lut'un ailesi(al) bu hükmün dışında, onların hepsini eksiksiz kurtaracağız. O'nun karısının geride kalarak helak olmasını takdir ettik."
Lut peygamberin karısı onun ehlinden olduğu halde, aynı inancı paylaşmadığı için 'al' kelimesinin kapsamı dışında kalıyor. 'Al' kavramı ile çekirdek ailenin değil de inanç ailesinin kastedildiği burada açıkça görülüyor.
Burada ve 'al' kelimesinin geçtiği başka ayetlerde de görüldüğü gibi, 'ehl' kelimesi 'al' kelimesinden anlam olarak farklılaşıyor. 'Ehl' küçük bir topluluğu yani çekirdek aile dediğimiz, evlilik ile kurulan bir birlikteliği ifade ederken, 'al' kelimesi fikir birliği içinde olan kişilerin oluşturdukları büyük ya da küçük toplulukları kapsıyor. İlk bakıldığında 'al' kelimesi de bildiğimiz aile olarak anlaşılabilir. Halbuki, 'ehl'de bir yere ait olmak, bağlılık düşüncesi ağırlıklı iken, 'al' kelimesinin mekana bağlılıktan ziyade düşünceye, fikre bağlılığı ifade ettiği anlaşılıyor kavramın geçtiği ayetlere bakıldığında. 'Al' kelimesinin aile olarak değil de taraftar olarak tercüme edildiğini görüyoruz genelde.
Namazlarda selam vermeden önce okunan; Allahümme salli ve Allahümme barik dualarında da Hz. İbrahim'in ve Hz. Muhammed'in din ailelerinin rahmeti, bereketi için dua ediliyor.
Türkçe'de bu kavramı tanımlamada kullanılan aile kelimesi, 'al' ile 'ehl' kelimelerinin ayrı ayrı ifade ettiği anlamları tek başına ifade etmek zorunda kaldığı için bazen manayı tam vermekte yetersiz kalıyor. Gerektiğinde farklı kavramlarla anlam zenginliği kazandırılması kaçınılmaz oluyor bu durumda.
Diğer taraftan 'ehl' kelimesinin geçtiği ayetlere baktığımızda evlilik ile kurulan ailenin de bu kelimeyle ifade edildiği görülüyor. 'Ehali', ehlin çoğuludur; bizim kullandığımız 'ahali' de buradan gelir. Aynı kökten gelen 'te'ehhül' kelimesi evlenmek anlamında kullanılır. Evlenen kişinin eşi de onun ehli olur. Aidiyet belirten kelime, ehlileşmek anlamına da gelir. Atın ehlileşmesi demek, bir yere veya kimseye ait olması demektir.
Ehl kelimesi, bağlılık ifade eder. Herhangi bir mekana bağlılık, düşünceye, kişiye bağlılık, soy sop bağlılığı gibi. Nisa 35: "Eğer aralarının bozulmasından endişe ederseniz, bir hakem onun ehlinden, bir hakem de bunun ehlinden gönderin. Eğer düzelmek isterlerse Allah aralarını buldurur." Bu ayette kadın ve erkeğin sülalesi kastediliyor. Ehl kelimesi, kişinin mensup olduğu geniş aileyi de içine alıyor burada görüldüğü gibi.
Dikkat edilirse kadının ve erkeğin ehlinden birer hakem isteniyor arabulmaları için. Ama her hangi bir şart getirilmiyor hakemlere. Bu kişiler aileye herhangi bir sebeple katılmış saygın, sözü geçen birileri olabilir sonuçta.
Ehl-i sünnet, ehl-i kitap, ehl-i ilim, ehl-i beyt gibi deyimler oluşmuştur bu bağlamda. Ehl aile, beyt de ev olunca, ehl-i beyt: o eve bağlı, yani o evde yaşayan kişiler anlamına gelir. Kısacası, ehl-i beyt o evde yaşayan çekirdek aileyi anlatır, şeklinde düşünmek yanlış olmaz. Bu mealde olan diğer ayetlere de baktığımızda, 'ehl-i beyt' deyimi zaman içinde Hz. Peygamberin ailesini simgeleyen bir kavram gibi anlaşılmış müslümanlar arasında.
Diğer taraftan da Şia müfessirleri, bazı hadislere dayanarak, 'ehl-i beyt' olayına, çok farklı bir boyut getirmişler; ehl-i beyt kavramını, Hz. Muhammed'in evinde yaşayan eşlerini de olayın dışında sayıp, sadece ona kan bağıyla bağlı olan, kızını, torunları Hasan ile Hüseyin'i ve damadı Ali'yi ehl-i beyt'ten saymışlar; onların soyundan gelen imamları da onlar gibi masum ve günahsız addetmişler. Şia mezhebinin temelini oluşturan masumiyet anlayışını hadislere dayandırdıktan sonra da, Ahzab suresindeki, 33ncü ayeti de şahit göstererek olayı bitirmişler.
Ahzab 33ncü ayette bahsedilen ailenin Hz. Peygamber'in ailesi olduğu bir gerçek. Fakat, bu ayetin, Şia'nın masumiyet inancına temel teşkil edecek şekle nasıl geldiği ayrı bir tartışma konusu. Bu ayetten yola çıkılarak, bütün bir ailenin ve ona bağlı olarak bu soydan bugüne kadar gelen imamların masum ve günahsız olduğu sonucuna varılmış. Şia mezhebinin masumiyet anlayışına kaynaklık eden Ahzab 33 de: "Evlerinizde oturun, cahiliye devrinde olduğu gibi açılıp saçılarak dolaşmayın. Namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Rasulü'ne itaat edin. Ey ehl-i beyt! Doğrusu Allah günahlarınızı bağışlamak ve sizi arındırmak istiyor" diye Allah Peygamber(s.a.)in ehl-i beytine sesleniyor. Burada Hz. Peygamber'in eşlerine seslenildiği açık bir biçimde görülüyor. Ayetin bir öncesi de bunun böyle olduğunu gösteriyor.
Şia'nın olaya bakışı ile Kur'an'ın bakışı arasındaki fark biraz dikkat edilirse kolayca anlaşılır.
Allah, burada, bütün inananlardan istediklerini, Hz. Peygamber'in ehl-i beytinden de istiyor. 'Namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve resulüne itaat edin ki kurtuluşa eresiniz.' Kaldı ki, bütün peygamber ailelerinde inanmayan, onlara karşı duran yakınlarının olduğunu Allah Kur’an’da bildiriyor. Üstüne üstlük, herkesin kendi yapıp ettiklerinden sorumlu olduğunu, kimseden kimseye fayda olmadığını, Kur'an her fırsatta inananlara hatırlatıyor.
Buna benzer bir inanış bizim toplumun bazı kesimlerinde de yer bulmuş kendine. Pek çok kişi, dedesinin, babasının, hatta kocasının ilminden dolayı cenneti garantilemiş kendine, bildiği gibi yaşamaya çalışıyor. Çünkü, ailedeki o kişinin yedi sülalesini cennete götüreceğine inanmış bir kere.
Kur'an'ın aile içindeki farklı inançlara getirdiği kurallar, aile düzeni, aile huzuru açısından, hatta içinde yaşanılan toplumun selameti açısından büyük önem taşır. Maide 5: "Mü'min hür kadınlar ile, sizden önce kitap verilenlerin hür kadınları, iffetli olmaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları kaydıyla, mehirlerini verdiğiniz taktirde size helaldir." Ankebut 8: "Biz insana ana babasına iyi davranmasını öğütledik. Eğer onlar seni, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi Bana ortak koşmaya zorlarlarsa sakın onlara itaat etme." Lokman 15: "Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi Bana ortak koşman için zorlarlarsa sakın onlara itaat etme. Dünyada onlarla iyi geçin. Ama Bana yönelenlerin yoluna uy."
Bu konudaki ayetler aile içindeki inanç ayrılığına, Kur'an'ın bakışını ortaya koyarken, önemli iki noktaya da vurgu yapıyor. Ebeveynin inancını sorgulamadan onlara sahip çıkılmasını, yanınızda yaşlanırlarsa saygıda sevgide kusur edilmemesini açıkça belirtirken, evlilik yapılacak kadının kitap ehli olmasını şart koşuyor. Mümtahine 10: "Kafir kadınlarla evlilik bağınızı sürdürmeyin. Onlara verdiklerinizi geri isteyin. Onlar da size verdiklerini geri versinler. İşte Allah aranızda böyle hükmediyor."

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...