|

Aile
Aile ile
ilgili iki ayrı kaynaktan aldığımız tanımlamayı verdikten sonra, bu
kavramın nerelere kadar dallanıp budaklandığını görüp anlamaya çalışalım
hep birlikte. Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi: 'Aile ilişkisiyle
birbirlerine bağlanan fertlerin bir araya getirdiği topluluk' demiş aile
için. Ana Britannica'da ise bu daha genişletilerek: 'Evlilik, kan ya da
evlat edinme bağlarıyla birbirine bağlı, tek bir hane halkı oluşturan,
karı- koca, ana-baba, kız ve oğul, kız ve erkek kardeş olarak her biri
kendi toplumsal konumu içerisinde birbirlerini karşılıklı etkileyen,
ortak bir kültür yaratan, paylaşan ve sürdüren bireyler grubu' şeklinde
bir açıklama getirilmiş kavrama.
Bu kavramın, tariflerden öte derin bir manevi anlamı vardır insanlık ve
insanlığın huzuru için. Sadece kim kimin ailesi, kimin kiminle kan bağı
var, kimin kimden ne kadar miras alacağının dışında sosyal yaşamı
sağlıklı kılan, toplumların sadece temel taşlarından biri değil, temelin
ta kendisidir. İslam ve diğer dinler açısından da aileye çok önem
verilmiştir tarih boyu. Ne zaman ki insanlık, dinlerin dışında bir yaşam
için şartlandırılmaya başlandı, işte o zaman, aile kavramı bütün
işlevlerinden yavaş yavaş soyutlandırıldı. Hani herhangi bir şeyin
özellikleri yok edildiğinde 'kırpa kırpa kuşa döndü' tabiri var ya, işte
pek çok şey gibi, günümüz ailesi de kırpıla kırpıla kuşa döndü.
Küreselleşme ile birlikte bizdeki aile anlayışı da, aslı Latince olan ve
bütün batı dillerinde aile anlamına gelen familya kavramının bugünkü
ruhsuz anlamı ile neredeyse aynılaştı.
Günümüzde batı literatüründe 'familya', insan ve aileyi de tıpkı diğer
varlıklarda olduğu gibi gensel özelliklerine göre sınıflandıran bir
bakış açısı şekline dönüştü. Örneğin; baklagiller familyası, sebzegiller
familyası gibi. Batıda sanayileşmeyle birlikte her konuda olduğu gibi bu
konuda da olayın manevi değeri yok sayıldı.
Ailenin tarihi insanlık kadar eski; Adem ile Havva'yla başlar bu
serüven. Bütün bilinen din kitaplarında Adem ile Havva'nın öyküsüne yer
verildiğini görürüz. Bu kitapların Kur'an dışında kalanlarına insanların
yorumları ile hurafeler karışmış, bu sebeple de aile konusunda o
dinlerin sahiplerinin yalan yanlış inançlarla motive olduklarını
görüyoruz.
Adem ile Havva öyküsüne ilk önce Mezopotamya mitolojisinde rastlıyoruz.
Bu konudan bahseden ilk din kitabının da Tevrat olduğu bilinmekte.
Tevrat'a göre, Tanrı Yahve, Adem'i yarattıktan sonra onun kaburgasından
ona bir eş yaratmış, insan ırkı da bu çiftten üremiş. Daha sonra da
Cennet'ten kovulma olayı ile bağlantılandırılarak, insan neslinin bir
günah sonucu varedildiği kanaatine varan bazı yorumcular bu işin
günahını Havva'ya, Havva'dan dolayı da kadına yüklemişler ve kadını
günah keçisi olarak o günden bugüne, kah öyle kah böyle adam yerine
koymamak için olanca çabayı göstermişler. Erkeğin egosu da işin içine
girince olay kadının eşya gibi alınıp satılmasına kadar vardırıldı zaman
içinde bazı toplumlarda.
İşte bu sebeplerledir ki, aile ilk günlerden itibaren ataerkil olmaktan
kendini kurtaramamıştır. Nadiren de olsa, tarihte de, günümüzde de
anaerkil diye adlandırılan kadın hakimiyetindeki ailelerden, bu tür
ailelerin oluşturduğu toplumlardan söz ediliyor. Anaerkil sayılan
toplumlarda, kadın miras alabiliyor, iş sahibi olabiliyor ve mülkünü
kendisi idare edebiliyor. Fakat, olayın derinine indiğimiz zaman
görüyoruz ki, anaerkil ailede de arka plandaki kişi yine erkek. Yani
ailenin yönetimi babada veya baba tarafından gelen bir erkekte değil de,
anne tarafından gelen bir erkekte, örneğin dayıda.
Kur'an'da böyle bir şeye uzaktan yakından değinilmemesine karşın,
müslümanların çoğunluğu da kadının Adem'in kaburga kemiğinden
yaratıldığına inanmakta bir beis görmüyor. Bu tür inanışın sonucu olarak
da kadının günah keçisi olduğuna inananlar çoğunlukta oldu zaman zaman
müslümanlar arasında da.
Kur'an'dan önceki kutsal kitapların orijinallerinin değil, yorumlarının
ortada olduğunu biliyoruz. Vahiy kaynaklı kitapların birbirleriyle
çelişmeleri mümkün olmadığına göre, pek çok konuda olduğu gibi aile
konusundaki yanlış inanışların da sonradan icad edildiği, Kur'an'a
bakıldığında ortaya çıkıyor. Ne yazık ki asıl kaynağa bakmak yerine,
duyduklarını sorgulamadan kabullenen pek çok müslüman da bu yanlışların
birbirini tetiklemesine sebep olmuş.
Kur'an'ın aslı ortada olmasına rağmen, onu duvara asan İslam alemi diğer
dinlerin uydurmalarına inançlarında yer vererek aile kurumuna ne kadar
zarar verdiklerinin farkına bile varamamışlar.
Kur'an, kadın ve aile konusunda kendinden önceki bütün tabulara,
hurafelere karşı çıktı. Adem ile Havva'nın cennetten kovulma nedeninin
kadın değil de şeytan olduğunu ayet ile vurguladı Allah. Şeytan, hem
Adem'i hem de Havva'yı kandırdı. Allah her iki cinsi de aynı maddeden
(çamurdan) yarattığını söylüyor defalarca Kur'an'da: "Andolsun ki,
insanı süzme çamurdan yarattık." (Mü'minun/12)
Dikkat edilirse erkeği demiyor sadece, insanı diyor. İş böyle olunca da,
müslüman kadın her konuda olduğu gibi, aile konusunda da erkek kadar
sorumlu ve yükümlülük sahibi kılınıyor Yaradanı tarafından. Bu konuda
kimse kimseden daha az, kimse kimseden daha fazla yük yüklenmiş değil,
sadece iş bölümü var kadınla erkek arasında İslam açısından.
Gelelim İslam'da aile nedir konusuna, Kur'an'da bu konudan nerelerde ve
nasıl bahsedildiğine.
Aile kelimesinin aslı Arapça'dır, 'al' ile 'ehl' kelimeleri farklı
köklerden türemiş olmakla birlikte, bizim telaffuzumuzdaki aile ile
kısmen eşanlamlıdırlar. Ancak 'ehl' kelimesinde topluluk, 'al'
kelimesinde ise fikir ön plana çıkar.
Hz. Peygamber'e 'al'in kim diye sorulduğunda: Takvalı olan herkes
cevabını vermişti.
Hicr (58-60) ayetlerine baktığımız zaman farklılığı açık bir biçimde
göreceğiz. "Biz doğrusu günaha gömülüp giden bir topluma gönderildik.
Karısı hariç, Lut'un ailesi(al) bu hükmün dışında, onların hepsini
eksiksiz kurtaracağız. O'nun karısının geride kalarak helak olmasını
takdir ettik."
Lut peygamberin karısı onun ehlinden olduğu halde, aynı inancı
paylaşmadığı için 'al' kelimesinin kapsamı dışında kalıyor. 'Al' kavramı
ile çekirdek ailenin değil de inanç ailesinin kastedildiği burada açıkça
görülüyor.
Burada ve 'al' kelimesinin geçtiği başka ayetlerde de görüldüğü gibi,
'ehl' kelimesi 'al' kelimesinden anlam olarak farklılaşıyor. 'Ehl' küçük
bir topluluğu yani çekirdek aile dediğimiz, evlilik ile kurulan bir
birlikteliği ifade ederken, 'al' kelimesi fikir birliği içinde olan
kişilerin oluşturdukları büyük ya da küçük toplulukları kapsıyor. İlk
bakıldığında 'al' kelimesi de bildiğimiz aile olarak anlaşılabilir.
Halbuki, 'ehl'de bir yere ait olmak, bağlılık düşüncesi ağırlıklı iken,
'al' kelimesinin mekana bağlılıktan ziyade düşünceye, fikre bağlılığı
ifade ettiği anlaşılıyor kavramın geçtiği ayetlere bakıldığında. 'Al'
kelimesinin aile olarak değil de taraftar olarak tercüme edildiğini
görüyoruz genelde.
Namazlarda selam vermeden önce okunan; Allahümme salli ve Allahümme
barik dualarında da Hz. İbrahim'in ve Hz. Muhammed'in din ailelerinin
rahmeti, bereketi için dua ediliyor.
Türkçe'de bu kavramı tanımlamada kullanılan aile kelimesi, 'al' ile
'ehl' kelimelerinin ayrı ayrı ifade ettiği anlamları tek başına ifade
etmek zorunda kaldığı için bazen manayı tam vermekte yetersiz kalıyor.
Gerektiğinde farklı kavramlarla anlam zenginliği kazandırılması
kaçınılmaz oluyor bu durumda.
Diğer taraftan 'ehl' kelimesinin geçtiği ayetlere baktığımızda evlilik
ile kurulan ailenin de bu kelimeyle ifade edildiği görülüyor. 'Ehali',
ehlin çoğuludur; bizim kullandığımız 'ahali' de buradan gelir. Aynı
kökten gelen 'te'ehhül' kelimesi evlenmek anlamında kullanılır. Evlenen
kişinin eşi de onun ehli olur. Aidiyet belirten kelime, ehlileşmek
anlamına da gelir. Atın ehlileşmesi demek, bir yere veya kimseye ait
olması demektir.
Ehl kelimesi, bağlılık ifade eder. Herhangi bir mekana bağlılık,
düşünceye, kişiye bağlılık, soy sop bağlılığı gibi. Nisa 35: "Eğer
aralarının bozulmasından endişe ederseniz, bir hakem onun ehlinden, bir
hakem de bunun ehlinden gönderin. Eğer düzelmek isterlerse Allah
aralarını buldurur." Bu ayette kadın ve erkeğin sülalesi kastediliyor.
Ehl kelimesi, kişinin mensup olduğu geniş aileyi de içine alıyor burada
görüldüğü gibi.
Dikkat edilirse kadının ve erkeğin ehlinden birer hakem isteniyor
arabulmaları için. Ama her hangi bir şart getirilmiyor hakemlere. Bu
kişiler aileye herhangi bir sebeple katılmış saygın, sözü geçen birileri
olabilir sonuçta.
Ehl-i sünnet, ehl-i kitap, ehl-i ilim, ehl-i beyt gibi deyimler
oluşmuştur bu bağlamda. Ehl aile, beyt de ev olunca, ehl-i beyt: o eve
bağlı, yani o evde yaşayan kişiler anlamına gelir. Kısacası, ehl-i beyt
o evde yaşayan çekirdek aileyi anlatır, şeklinde düşünmek yanlış olmaz.
Bu mealde olan diğer ayetlere de baktığımızda, 'ehl-i beyt' deyimi zaman
içinde Hz. Peygamberin ailesini simgeleyen bir kavram gibi anlaşılmış
müslümanlar arasında.
Diğer taraftan da Şia müfessirleri, bazı hadislere dayanarak, 'ehl-i
beyt' olayına, çok farklı bir boyut getirmişler; ehl-i beyt kavramını,
Hz. Muhammed'in evinde yaşayan eşlerini de olayın dışında sayıp, sadece
ona kan bağıyla bağlı olan, kızını, torunları Hasan ile Hüseyin'i ve
damadı Ali'yi ehl-i beyt'ten saymışlar; onların soyundan gelen imamları
da onlar gibi masum ve günahsız addetmişler. Şia mezhebinin temelini
oluşturan masumiyet anlayışını hadislere dayandırdıktan sonra da, Ahzab
suresindeki, 33ncü ayeti de şahit göstererek olayı bitirmişler.
Ahzab 33ncü ayette bahsedilen ailenin Hz. Peygamber'in ailesi olduğu bir
gerçek. Fakat, bu ayetin, Şia'nın masumiyet inancına temel teşkil edecek
şekle nasıl geldiği ayrı bir tartışma konusu. Bu ayetten yola çıkılarak,
bütün bir ailenin ve ona bağlı olarak bu soydan bugüne kadar gelen
imamların masum ve günahsız olduğu sonucuna varılmış. Şia mezhebinin
masumiyet anlayışına kaynaklık eden Ahzab 33 de: "Evlerinizde oturun,
cahiliye devrinde olduğu gibi açılıp saçılarak dolaşmayın. Namazı kılın,
zekatı verin, Allah'a ve Rasulü'ne itaat edin. Ey ehl-i beyt! Doğrusu
Allah günahlarınızı bağışlamak ve sizi arındırmak istiyor" diye Allah
Peygamber(s.a.)in ehl-i beytine sesleniyor. Burada Hz. Peygamber'in
eşlerine seslenildiği açık bir biçimde görülüyor. Ayetin bir öncesi de
bunun böyle olduğunu gösteriyor.
Şia'nın olaya bakışı ile Kur'an'ın bakışı arasındaki fark biraz dikkat
edilirse kolayca anlaşılır.
Allah, burada, bütün inananlardan istediklerini, Hz. Peygamber'in ehl-i
beytinden de istiyor. 'Namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve resulüne
itaat edin ki kurtuluşa eresiniz.' Kaldı ki, bütün peygamber ailelerinde
inanmayan, onlara karşı duran yakınlarının olduğunu Allah Kur’an’da
bildiriyor. Üstüne üstlük, herkesin kendi yapıp ettiklerinden sorumlu
olduğunu, kimseden kimseye fayda olmadığını, Kur'an her fırsatta
inananlara hatırlatıyor.
Buna benzer bir inanış bizim toplumun bazı kesimlerinde de yer bulmuş
kendine. Pek çok kişi, dedesinin, babasının, hatta kocasının ilminden
dolayı cenneti garantilemiş kendine, bildiği gibi yaşamaya çalışıyor.
Çünkü, ailedeki o kişinin yedi sülalesini cennete götüreceğine inanmış
bir kere.
Kur'an'ın aile içindeki farklı inançlara getirdiği kurallar, aile
düzeni, aile huzuru açısından, hatta içinde yaşanılan toplumun selameti
açısından büyük önem taşır. Maide 5: "Mü'min hür kadınlar ile, sizden
önce kitap verilenlerin hür kadınları, iffetli olmaları, zina etmemeleri
ve gizli dost tutmamaları kaydıyla, mehirlerini verdiğiniz taktirde size
helaldir." Ankebut 8: "Biz insana ana babasına iyi davranmasını
öğütledik. Eğer onlar seni, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi
Bana ortak koşmaya zorlarlarsa sakın onlara itaat etme." Lokman 15:
"Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi Bana ortak koşman
için zorlarlarsa sakın onlara itaat etme. Dünyada onlarla iyi geçin. Ama
Bana yönelenlerin yoluna uy."
Bu konudaki ayetler aile içindeki inanç ayrılığına, Kur'an'ın bakışını
ortaya koyarken, önemli iki noktaya da vurgu yapıyor. Ebeveynin inancını
sorgulamadan onlara sahip çıkılmasını, yanınızda yaşlanırlarsa saygıda
sevgide kusur edilmemesini açıkça belirtirken, evlilik yapılacak kadının
kitap ehli olmasını şart koşuyor. Mümtahine 10: "Kafir kadınlarla
evlilik bağınızı sürdürmeyin. Onlara verdiklerinizi geri isteyin. Onlar
da size verdiklerini geri versinler. İşte Allah aranızda böyle
hükmediyor." |