|

SALİH GÜL / OSMANİYE
SORU : Kesilen hayvanların üzerine Allah'ın isminin anılmaması onları
haram kılar mı? Yoksa haram olması için Allah'tan başkası adına kesilmiş
olması mı gerekir? Ehl-i Kitab'ın kestiklerinin durumunu nasıl
değerlendirmeliyiz; onların Allah'ın adını anarak kestiklerini mi
zannetmeliyiz?
CEVAP: Sorularınızı kendi sınırları içerisinde değerlendirerek
cevaplamaya çalışacağız. Bir hayvanı keserken üzerine Allah'ın adının
anılmama sebebi önemlidir. Hata ve unutma sebebiyle olmadan Allah'ın
isminin anılmasını terk etmek masum bir olay değildir.
"Üzerine Allah'ın adı anılmadan kesilmiş hayvanların (etlerinden)
yemeyin. Bunu yapmak Allah'ın yolundan çıkmaktır. Doğrusu şeytanlar
sizinle tartışmaları için dostlarına fısıldarlar. Eğer onlara itaat
ederseniz, şüphesiz sizler de müşrik olursunuz."(6/121)
Bu ayette bahsedilen konu günaha götüren bir haram yeme olayı değildir.
Allah'ın koyduğu ilkeleri görmezlikten gelme, başka bir ilahın
ilkelerine göre hareket etme anlayışıdır. Bunun için "bunu yapan
Allah'ın yolundan çıkmak ve müşriklerden olmakla" nitelendirilmiştir.
İslam'da insan kuldur, bu nedenle kul Rabbine kulluğunu yerine
getirirken onun istediklerini yine onun belirlediği yol ve yöntemle
yapar. Teslimiyet yolunun her hangi bir noktasında "burası da bana göre
veya şuna göre olsun" deme lüksüne sahip değildir. Bunu dediği an yoldan
sapmış ve müşriklerden olmuş olur.
Görüldüğü gibi mesele bir kelimenin söylenip söylenmemesi değil; köklü
bir zihniyet meselesidir. Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse,
üzerine Allah'ın adını anmakla şunu ifade ediyor: "Mülkün gerçek sahibi
Allah'tır, yaratan, yaşatan, yediren, giydiren, öldüren, dirilten ve
yaptıklarımızdan hesaba çekecek olan da O'dur. Şu anda istifadeye
yöneldiğim rızkı verenin, bu hayvanları emrimize musahhar kılanın,
onlardan istifade yollarını öğretenin Allah olduğunu biliyorum. Bu
nimetlerin O'nun bir lütfu olduğuna inanıyorum ve O'nun meşru kıldığı
şekilde onlardan istifade ediyorum, bunun tezahürü olarak da elimi her
nimetine uzattığımda onun adını anıyor ve O'nu tekbir ediyorum." İşte
Allah bu anlayışla kesilen hayvanı helal ve temiz saymıştır. Buna itibar
etmeyenleri, kaale almayanları Allah da kaale almamış ve olanları
müşrik, kestiklerini de murdar ve pis olarak vasıflandırmıştır.
"Allah'ın ayetlerine iman edenlerden iseniz, üzerine Allah'ın adının
anıldığı şeylerden yeyin. Size ne oluyor ki, Allah size darda kalmanın
dışında, haram olanları uzun uzun anlatmışken adının üzerine anıldığı
şeylerden yemiyorsunuz? Doğrusu çoğunluk heva ve heveslerine uyarak,
bilmeden sapıtıyorlar. Aşırı gidenleri en iyi bilen rabbindir."
(6/118-119)
Kanaatimizce Kur'an'ın bu konuya yaklaşımı verilen bir emre, itaat veya
isyan noktasındandır. Bu nedenle olayı asla basit bir eylem olarak
görmüyor. Dinin diğer emirlerinde aksi bir davranış nasıl masum sayılmaz
ve yapılan amel boşa giderse ki, örneğin namazda kıbleye yönelme
şartının ihlal edilmesi konusu, yerine ve kişinin içinde bulunduğu
haleti ruhiye ile bağlantılı olarak namazın iptaline sebep olduğu gibi,
hiçbir zararı da olmayabilir. Kişi namaza durmadan bilmediği bir beldede
gerekli araştırmayı yapıp kıbleyi tespit için çalışıp da öyle namaza
durmuşsa kıbleyi yanlış tespit etmiş olsa bile kıldığı namaz makbul iken
(2/286); hiçbir gayret göstermeden herhangi bir yöne yönelerek namaz
kılmaya kalkan kimse durduğu yönde isabette etse namazı fasittir. Çünkü
kıbleyi bilmediği halde araştırmadan kılmaya kalkışmıştır. Bunun gibi
Allah'ın helal kıldığı bir hayvanın etinden istifade etmek için
yapılması gereken bir şartı hata ve unutma sebebiyle yerine getirmeyen
kimseyi muahaze etmezken (2/286), kasten terk etmeyi asla masum
görmemektedir. (6/118)
İslam alimlerinden öncekiler ve sonrakiler arasından konuya üç değişik
yaklaşımda bulunanlar olmuştur:
1-Kesilen hayvanın üzerine besmele ister kasten isterse sehven
terkedilmiş olsun bu hayvanın eti yenmez demişlerdir. İmam Malik, Ahmet
ibni Hanbel, İmam Ebu Sevr, Davud-u Zahiri ve Muhammed bin Ali
bunlardandır.
2-Bu görüş sahiplerine göre besmele şart değildir. İster kasden isterse
sehven terkedilmiş olsun fark etmez. Besmele çekmek Müstehabtır
demişlerdir. İmam Şafi, Ebu Hureyre, Ata ibni Ebi Rabah bunlardandır.
3-Hayvan kesilirken unutarak besmeleyi terk etmek zarar vermez. Ancak
kasden terk edilirse o hayvanın eti yenmez diyenler ise: İmam Malik, Ebu
Hanife ve arkadaşları, İbni Abbas, Said bin Müseyyeb, Hz. Ali, Ata,
Tavus, Hasan-ı Basri, Ebi Leyla, Cafer bin Muhammed gibi zevat da bu
görüştedirler.
"Allah'tan başkası adına kesilen, yani kesilirken üzerine Allah'ın ismi
değil de gayrinin adının anılmış olması mı haram eder?" konusuna
gelince: Bu konuyla ilgili Kur'ani açıklamalar şöyledir: "Allah size
ancak ölü hayvanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş
hayvanı haram kılmıştır. Mecbur kalan, aşırı gitmemek ve başkasının
hakkına saldırmamak şartıyla bunun dışında olup ona haram değildir.
Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder. (16/115)
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilmiş hayvanların
etleri, boğulmuş, yuvarlanarak ölmüş, boynuzlanarak öldürülmüş,
vurularak öldürülmüş, canlı iken yetişip kestikleriniz dışında yırtıcı
hayvan tarafından yenmiş ve dikili taşlar üzerine boğazlanmış hayvanlar
ile fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunları yapmak
yoldan çıkmaktır…" (5/3)
Burada her iki ayette geçen "vema uhille bigayrillahi bihi "
ifadesindeki "uhille" fiili "bi" ile kullanıldığı zaman "adına kurban
kestiği mabudun ismini yüksek sesle andı" anlamına gelmektedir. Bu
nedenle Allah'tan başkası adına kesilen hayvanların haramlığı konusunda
aksine bir kanaat yoktur. İttifakla haramlığına hükmedilmiştir. Ancak bu
olay tarihin sayfaları arasında Mekke müşriklerinin yaptığı ile kalmış
mı yoksa her zaman ve zeminde benzeri sahte ilahlar ve ilahlaştırılanlar
adına icra edilmekte midir konusu düşünülmelidir. İnsanlık varolduğu
sürece küfrün ve cehaletin her çeşidi yaşamaya devam etmektedir. Çünkü
Şeytan görevinden istifa etmemiş ve emekliye ayrılmamıştır. Tarihin
seyri içerisinde şahıslar değişmiş, sahneler değişmiş, putlar ve
putlaştırılanlar değişmiş ama putlaştırma anlayışı hep aynı kalmıştır.
"Yeryüzünde fitneden eser kalmayıp din tamamen Allah'ın oluncaya kadar"
da varolmaya devam edecektir. Özellikle modern yaşamın seküler bir
anlayışa ulaştırdığı insanlığın kutsalı sadece hevasını tatmindir.
Hayatını biçimlendiren demokratik anlayışta çıkarını düşünmenin ötesinde
bir kaygısı yoktur. Bu anlayışta hayata müdahil olan tanrının yeri
yoktur. Bu da insanın çıkarını gaye edinmesini doğurmaktadır. Modern
hayatın putu çıkardır. Hiçbir kutsal tanımadan kesilen hayvanların bunun
adına kesildiğini görebilirsiniz.
Anadolu insanının sosyal yaşamından atamadığı Şamanizm'in,
Hıristiyanlığın ve Kur'an anlayışından uzak geleneğin etkileri, hala
insanları Telli Babaların, Satılmış Babaların, Oggaşe Babaların
mezarlarına adaklar adamaya, mezarlık ağaçlarına çaput bağlayıp dilekler
tutmaya götürüyor. Hem de büyük bir huşu ile… Bununla beraber ikbal
peşinde koşanlar Allah için bir kuruşun hesabını yaparken kimler için
neleri kurban etmiyorlar ki…? Gördüğünüz gibi zaman figüranları
değiştirmiş ama sahnelenen oyun hep aynı.
Ehli Kitabın kestikleri konusuna gelince bununla alakalı şu ayetler
üzerinde düşünmemiz bizleri doğru bir anlayışa ulaştıracaktır:
"(Resulüm) Sana kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki:
Size temiz olanlar helal kılındı. Bir de yırtıcı hayvanlardan olup,
Allah'ın size öğrettiği ile eğitip yetiştirdiğiniz avcı hayvanların
sizin için tutuklarından yeyin ve üzerine Allah'ın adını anın. Allah'tan
korkun; doğrusu Allah'ın hesabı pek çabuktur.
Bugün, sizin için temiz nimetler helal kılınmıştır. Kitap Ehli'nin
yemeği size helal sizin yemeğiniz de onlara helaldir. Mümin kadınlardan
hür ve namuslu olanlar ile, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden
hür ve namuslu olan kadınları, -zina etmeden ve gizli dost tutmadan -
mehirlerini verdiğiniz takdirde size helaldir. Kim imanı inkar ederse,
ameli boşa gider. O ahirette de kaybedenlerdendir. (5/4-5)
Ayetin son cümlesine dikkat edilmelidir. "kim imanı inkar ederse" burada
kadın ve erkekte bulunması gereken Allah'ın iman olarak kabul ettiği bir
hasletin bulunmasıdır. Eğer bu yoksa her ikisinin yaptığının Allah
indinde bir kıymeti yoktur. "Tüm işleri boşa gider ve ahirette de
kaybedenlerden olur" buyurulmaktadır. Genelde Kitap Ehli'nin kestikleri
konusu bu ayetlere dayandırılmaktadır. Bu nedenle birkaç hususun
açıklığa kavuşturulmasının gerektiğine inanıyoruz:
1-Temiz olanlardan kasıt nedir?
2-Kitap Ehli'nin yemeğinden neyi anlamalıyız?
3-Kitap Ehli'nden neyi anlamalıyız ?
4- Ehli kitabın içinden hür ve muhsan olan kadınlar ifadesinden nasıl
bir çıkarımda bulunmalıyız ?
1-Temiz olanlar ifadesi Allah'ın haramlığına dair Kur'an'da bir hüküm
koymadığı şeylerin tamamı ile sağ duyu ve akl-ı selim sahibi bir insanın
temiz olarak kabul edebileceği, insan sağlığına zarar vermeyen
şeylerdir. "Eşyada asıl olan mubahlıktır, aksine bir delil olmadığı
sürece." Ancak yiyecek ve içecek konusunda haram kılınanlar temiz
ibaresinin içine girmemektedir. Bunları kim ikram ederse etsin
Müslüman'a asla helal değildir. "Diliniz yalana alışmış olarak, şu
helaldir bu haramdır demeyin. Helaller Allah'ın bu kitapta helal
kıldıklarıdır. Haramlar da Allah'ın bu kitapta haram olarak
saydıklarıdır" ayetini hep aklımızda tutmalıyız.
2-Kitap Ehli'nin yemeği helaldir derken İslam'ın kırmızı çizgileri
unutulmamalıdır. Bir kısım İslam alimleri yemek konusuna onların
kestikleri hayvanları da dahil ederek Ehl-i Kitab'ın kestiklerinin de
yenebileceğini söylemişlerdir. Ayette bahsedilen sadece yemek konusu
olmasına rağmen!... Daha önce kesilen hayvanların yenilebilmesi için
İslam'ın öngördüğü şartları dile getirmiştik. (6/118-119) Burada da
gerek avladıkları gerekse boğazladıkları hayvanlar üzerine Allah'ın
adını andıkları konusunda kesin bir bilgi olmamasına rağmen aksine fikir
beyan etmenin doğru olmayacağı kanaatindeyiz. Ayrıca ayette geçen
'yemek' ifadesinin İslam'ın açıkça haram kıldığı leş, kan, domuz eti,
Allah'tan başkası adına kesilen hayvanların etlerini, üzerine Allah'ın
isminin anılmadığı hayvanların etlerini ve şarap gibi insana sarhoşluk
veren içecekleri kapsamadığı izaha gerek olmayacak kadar açıktır. Bu
nedenle yemek konusuna kestiklerini de dahil etmenin mantığını anlamak
mümkün değildir. Doğrusunu Allah bilir kaydıyla yemekten kastedilenin
İslam'ın mubah saydığı doğal yiyeceklerden ibaret olduğunu söylemeyi
daha uygun buluyoruz.
Kestiklerinin yenmemesi konusunda Hz. Ali (r.a) Necran
Hıristiyanları'yla ilgili bir haberde: "Onlar Hıristiyanlıktan sadece
şarap içmeyi anlamışlar; onların kestikleri yenmez" dediği
nakledilmiştir. Onlar şarap içmeyi anladıkları için böyle olunca,
Kitabın hükümlerini hayatından çıkaran zamane kitabilerinin dinden ne
anladıkları üzerinde düşünülmelidir diyoruz.
3- Kitap Ehli denildiği zaman bu ifadenin mensubiyet bildiren bir üst
kimlik ifadesi olduğunu; daha özele doğru çekerek Allah Kur'an'da Ehl-i
Kitab'ın hepsinin bir olmadığını; çoğunun yoldan çıkan kafirler ve
müşrikler olduğunu,(3/75, 5/17, 72, 73, 82-85, 9/30-31) içlerinden bir
kısmının da gerçekleri görüp dinlediklerinde gözlerinin yaşla dolduğunu
(5/83-85) ifade ediyor. Allah ayrıca Kur'an'da müşrikleri pislik olarak
(9/28) tanıtırken; onların işlerinden olan içki, kumar, dikili taşlar ve
fal oklarıyla şans arama Şeytan'ın amellerinden murdar olan birer pislik
olarak söz ediliyor. (5/90) Yine Allah kalplerinde hastalık olanların
pisliklerini artırarak kafir olarak ölmelerini temin edeceğini
bildiriyor (9/125). Bunların hepsi üst kimlikte, Kitap Ehli olarak
zikredilmesine rağmen ardından bunların da kalitelerine göre seçildiğini
görüyoruz. Allah'a ve müminlere yakın olanlar 5/83-85'de vasıfları
bildirilen kimselerdir. Allah'a şirksiz ve ahirete şeksiz iman eden ve
salih amel sahibi olanlardır (2/62 ve 5/69). Meselenin esas can alıcı
noktası şu an kendilerine Ehl-i Kitap sıfatını yakıştıranlarda bu
özellikleri bulmanın ne kadar mümkün olduğudur. Çoğunluğunun hiçbir
kitapla ilgisi olmayan hevasını ilah edinen insanlar olduğunu izaha
gerek görmüyoruz. Ayrıca Kitap Ehli'nin Yahudi ve Nasara'dan ibaret
olmayıp bugün bu tabirin içine kitaba sahip olan fakat kitapla ilgileri
tartışılan ve de tartışılmayan Müslüman üst kimliği ile anılanların da
girdiği bir gerçektir. Yani bugünün 'Müslümanlar'ı da bu anlamda bir
Ehl-i Kitap'tır. Yaşadığımız dünyaya bakarak kitlelerin kitapla ilgisini
görmeye çalışalım. O zaman konunun ciddiyetinin daha iyi anlaşılacağını
umuyoruz.
4- Ehli kitabın 'muhsanat' olan kadınlarından muradı ilahinin, hür ve
iffetlerini koruyan kadınlar olduğunu 5/5, 24/4. ayetlerin beyanlarından
anlıyoruz. Müminlere eş olma şerefi verilen bu kadınların Kitap Ehli
içinde seçkin bir anlayış ve ahlaka sahip olduklarını aynı ayette geçen:
"Mümin kadınlardan hür ve iffetli olanlarla" birlikte zikredilmesi ve de
aynı lafızlarla terennüm edilmesi mümin hanımlarda varolan ahlak ve
anlayışa sahip olmalarını ihsas ettirmektedir. Bir Müslüman'ın haremine
alacağı ve şerefini emanet edeceği kadınlara bundan başkası da uygun
düşmezdi.
Ayrıca, Müslümanların evleneceği kadınlar konusunda daha önce konulmuş
olan şu kotaların varlığını da hatırlamalıyız:
"İman etmedikleri müddetçe, Allah'a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin.
İman eden bir köle kadın, hoşunuza giden hür bir müşrik kadından daha
hayırlıdır. Mümin kadınları da iman etmedikçe müşrik erkeklerle
evlendirmeyin. Mümin bir köle hoşunuza giden hür bir müşrikten daha
hayırlıdır. Onlar (sizi) ateşe çağırırlar. Allah ise kendi iradesiyle
cennete ve mağfirete çağırır ve insanlara ayetlerini iyice açıklar ki
düşünüp ibret alsınlar." (2/221)
"Zina eden erkek, ancak zina eden veya müşrik olan bir kadınla
evlenebilir. Zina eden kadın da, ancak zina eden veya müşrik olan bir
erkekle evlenebilir. Bu müminlere haram kılınmıştır. (24/3)
Bir Müslüman bu ayetlerin ışığında düşünerek hareket etmek zorundadır.
Ehl-i Kitab'ın yemeği ve kadınları helal kılındı diye önüne gelen her
şeyi yemek ve karşısına çıkan her kadınla evlenebileceğini düşünmek
mümkün değildir.
İslam kendine özgü bir dünya kurarak mensubiyet duygusunu insanının
iliklerine kadar işleyen; Allah'tan başka ilahları ilk cümlesinde
reddederek ondan başkasına kulluğu kabul etmeyen bir dindir. Allah ise,
hükümranlığına ortak tanımayan, mülkünde kimseye paye vermeyen, bütün
işlerin kendi adına yapılmasını isteyen ve bu konuda hiç ödün vermeyen,
bütün işlerin sonucunun kendisine gideceğini bildiren, hesap sorucu,
aziz ve intikam sahibi, Hayy ve Kayyum'dur. Böyle bir Allah, mülkünün
başkasının adına kullanılmasına hiç meşruiyet verir mi?... İnanıyoruz ki
asla vermeyecektir. |