Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 335 | Kasım  2006

                   

 

 


SALİH GÜL / OSMANİYE

SORU : Kesilen hayvanların üzerine Allah'ın isminin anılmaması onları haram kılar mı? Yoksa haram olması için Allah'tan başkası adına kesilmiş olması mı gerekir? Ehl-i Kitab'ın kestiklerinin durumunu nasıl değerlendirmeliyiz; onların Allah'ın adını anarak kestiklerini mi zannetmeliyiz?

CEVAP: Sorularınızı kendi sınırları içerisinde değerlendirerek cevaplamaya çalışacağız. Bir hayvanı keserken üzerine Allah'ın adının anılmama sebebi önemlidir. Hata ve unutma sebebiyle olmadan Allah'ın isminin anılmasını terk etmek masum bir olay değildir.
"Üzerine Allah'ın adı anılmadan kesilmiş hayvanların (etlerinden) yemeyin. Bunu yapmak Allah'ın yolundan çıkmaktır. Doğrusu şeytanlar sizinle tartışmaları için dostlarına fısıldarlar. Eğer onlara itaat ederseniz, şüphesiz sizler de müşrik olursunuz."(6/121)
Bu ayette bahsedilen konu günaha götüren bir haram yeme olayı değildir. Allah'ın koyduğu ilkeleri görmezlikten gelme, başka bir ilahın ilkelerine göre hareket etme anlayışıdır. Bunun için "bunu yapan Allah'ın yolundan çıkmak ve müşriklerden olmakla" nitelendirilmiştir. İslam'da insan kuldur, bu nedenle kul Rabbine kulluğunu yerine getirirken onun istediklerini yine onun belirlediği yol ve yöntemle yapar. Teslimiyet yolunun her hangi bir noktasında "burası da bana göre veya şuna göre olsun" deme lüksüne sahip değildir. Bunu dediği an yoldan sapmış ve müşriklerden olmuş olur.
Görüldüğü gibi mesele bir kelimenin söylenip söylenmemesi değil; köklü bir zihniyet meselesidir. Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse, üzerine Allah'ın adını anmakla şunu ifade ediyor: "Mülkün gerçek sahibi Allah'tır, yaratan, yaşatan, yediren, giydiren, öldüren, dirilten ve yaptıklarımızdan hesaba çekecek olan da O'dur. Şu anda istifadeye yöneldiğim rızkı verenin, bu hayvanları emrimize musahhar kılanın, onlardan istifade yollarını öğretenin Allah olduğunu biliyorum. Bu nimetlerin O'nun bir lütfu olduğuna inanıyorum ve O'nun meşru kıldığı şekilde onlardan istifade ediyorum, bunun tezahürü olarak da elimi her nimetine uzattığımda onun adını anıyor ve O'nu tekbir ediyorum." İşte Allah bu anlayışla kesilen hayvanı helal ve temiz saymıştır. Buna itibar etmeyenleri, kaale almayanları Allah da kaale almamış ve olanları müşrik, kestiklerini de murdar ve pis olarak vasıflandırmıştır. "Allah'ın ayetlerine iman edenlerden iseniz, üzerine Allah'ın adının anıldığı şeylerden yeyin. Size ne oluyor ki, Allah size darda kalmanın dışında, haram olanları uzun uzun anlatmışken adının üzerine anıldığı şeylerden yemiyorsunuz? Doğrusu çoğunluk heva ve heveslerine uyarak, bilmeden sapıtıyorlar. Aşırı gidenleri en iyi bilen rabbindir." (6/118-119)
Kanaatimizce Kur'an'ın bu konuya yaklaşımı verilen bir emre, itaat veya isyan noktasındandır. Bu nedenle olayı asla basit bir eylem olarak görmüyor. Dinin diğer emirlerinde aksi bir davranış nasıl masum sayılmaz ve yapılan amel boşa giderse ki, örneğin namazda kıbleye yönelme şartının ihlal edilmesi konusu, yerine ve kişinin içinde bulunduğu haleti ruhiye ile bağlantılı olarak namazın iptaline sebep olduğu gibi, hiçbir zararı da olmayabilir. Kişi namaza durmadan bilmediği bir beldede gerekli araştırmayı yapıp kıbleyi tespit için çalışıp da öyle namaza durmuşsa kıbleyi yanlış tespit etmiş olsa bile kıldığı namaz makbul iken (2/286); hiçbir gayret göstermeden herhangi bir yöne yönelerek namaz kılmaya kalkan kimse durduğu yönde isabette etse namazı fasittir. Çünkü kıbleyi bilmediği halde araştırmadan kılmaya kalkışmıştır. Bunun gibi Allah'ın helal kıldığı bir hayvanın etinden istifade etmek için yapılması gereken bir şartı hata ve unutma sebebiyle yerine getirmeyen kimseyi muahaze etmezken (2/286), kasten terk etmeyi asla masum görmemektedir. (6/118)
İslam alimlerinden öncekiler ve sonrakiler arasından konuya üç değişik yaklaşımda bulunanlar olmuştur:
1-Kesilen hayvanın üzerine besmele ister kasten isterse sehven terkedilmiş olsun bu hayvanın eti yenmez demişlerdir. İmam Malik, Ahmet ibni Hanbel, İmam Ebu Sevr, Davud-u Zahiri ve Muhammed bin Ali bunlardandır.
2-Bu görüş sahiplerine göre besmele şart değildir. İster kasden isterse sehven terkedilmiş olsun fark etmez. Besmele çekmek Müstehabtır demişlerdir. İmam Şafi, Ebu Hureyre, Ata ibni Ebi Rabah bunlardandır.
3-Hayvan kesilirken unutarak besmeleyi terk etmek zarar vermez. Ancak kasden terk edilirse o hayvanın eti yenmez diyenler ise: İmam Malik, Ebu Hanife ve arkadaşları, İbni Abbas, Said bin Müseyyeb, Hz. Ali, Ata, Tavus, Hasan-ı Basri, Ebi Leyla, Cafer bin Muhammed gibi zevat da bu görüştedirler.
"Allah'tan başkası adına kesilen, yani kesilirken üzerine Allah'ın ismi değil de gayrinin adının anılmış olması mı haram eder?" konusuna gelince: Bu konuyla ilgili Kur'ani açıklamalar şöyledir: "Allah size ancak ölü hayvanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş hayvanı haram kılmıştır. Mecbur kalan, aşırı gitmemek ve başkasının hakkına saldırmamak şartıyla bunun dışında olup ona haram değildir. Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder. (16/115)
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilmiş hayvanların etleri, boğulmuş, yuvarlanarak ölmüş, boynuzlanarak öldürülmüş, vurularak öldürülmüş, canlı iken yetişip kestikleriniz dışında yırtıcı hayvan tarafından yenmiş ve dikili taşlar üzerine boğazlanmış hayvanlar ile fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunları yapmak yoldan çıkmaktır…" (5/3)
Burada her iki ayette geçen "vema uhille bigayrillahi bihi " ifadesindeki "uhille" fiili "bi" ile kullanıldığı zaman "adına kurban kestiği mabudun ismini yüksek sesle andı" anlamına gelmektedir. Bu nedenle Allah'tan başkası adına kesilen hayvanların haramlığı konusunda aksine bir kanaat yoktur. İttifakla haramlığına hükmedilmiştir. Ancak bu olay tarihin sayfaları arasında Mekke müşriklerinin yaptığı ile kalmış mı yoksa her zaman ve zeminde benzeri sahte ilahlar ve ilahlaştırılanlar adına icra edilmekte midir konusu düşünülmelidir. İnsanlık varolduğu sürece küfrün ve cehaletin her çeşidi yaşamaya devam etmektedir. Çünkü Şeytan görevinden istifa etmemiş ve emekliye ayrılmamıştır. Tarihin seyri içerisinde şahıslar değişmiş, sahneler değişmiş, putlar ve putlaştırılanlar değişmiş ama putlaştırma anlayışı hep aynı kalmıştır. "Yeryüzünde fitneden eser kalmayıp din tamamen Allah'ın oluncaya kadar" da varolmaya devam edecektir. Özellikle modern yaşamın seküler bir anlayışa ulaştırdığı insanlığın kutsalı sadece hevasını tatmindir. Hayatını biçimlendiren demokratik anlayışta çıkarını düşünmenin ötesinde bir kaygısı yoktur. Bu anlayışta hayata müdahil olan tanrının yeri yoktur. Bu da insanın çıkarını gaye edinmesini doğurmaktadır. Modern hayatın putu çıkardır. Hiçbir kutsal tanımadan kesilen hayvanların bunun adına kesildiğini görebilirsiniz.
Anadolu insanının sosyal yaşamından atamadığı Şamanizm'in, Hıristiyanlığın ve Kur'an anlayışından uzak geleneğin etkileri, hala insanları Telli Babaların, Satılmış Babaların, Oggaşe Babaların mezarlarına adaklar adamaya, mezarlık ağaçlarına çaput bağlayıp dilekler tutmaya götürüyor. Hem de büyük bir huşu ile… Bununla beraber ikbal peşinde koşanlar Allah için bir kuruşun hesabını yaparken kimler için neleri kurban etmiyorlar ki…? Gördüğünüz gibi zaman figüranları değiştirmiş ama sahnelenen oyun hep aynı.
Ehli Kitabın kestikleri konusuna gelince bununla alakalı şu ayetler üzerinde düşünmemiz bizleri doğru bir anlayışa ulaştıracaktır:
"(Resulüm) Sana kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: Size temiz olanlar helal kılındı. Bir de yırtıcı hayvanlardan olup, Allah'ın size öğrettiği ile eğitip yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için tutuklarından yeyin ve üzerine Allah'ın adını anın. Allah'tan korkun; doğrusu Allah'ın hesabı pek çabuktur.
Bugün, sizin için temiz nimetler helal kılınmıştır. Kitap Ehli'nin yemeği size helal sizin yemeğiniz de onlara helaldir. Mümin kadınlardan hür ve namuslu olanlar ile, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden hür ve namuslu olan kadınları, -zina etmeden ve gizli dost tutmadan - mehirlerini verdiğiniz takdirde size helaldir. Kim imanı inkar ederse, ameli boşa gider. O ahirette de kaybedenlerdendir. (5/4-5)
Ayetin son cümlesine dikkat edilmelidir. "kim imanı inkar ederse" burada kadın ve erkekte bulunması gereken Allah'ın iman olarak kabul ettiği bir hasletin bulunmasıdır. Eğer bu yoksa her ikisinin yaptığının Allah indinde bir kıymeti yoktur. "Tüm işleri boşa gider ve ahirette de kaybedenlerden olur" buyurulmaktadır. Genelde Kitap Ehli'nin kestikleri konusu bu ayetlere dayandırılmaktadır. Bu nedenle birkaç hususun açıklığa kavuşturulmasının gerektiğine inanıyoruz:
1-Temiz olanlardan kasıt nedir?
2-Kitap Ehli'nin yemeğinden neyi anlamalıyız?
3-Kitap Ehli'nden neyi anlamalıyız ?
4- Ehli kitabın içinden hür ve muhsan olan kadınlar ifadesinden nasıl bir çıkarımda bulunmalıyız ?
1-Temiz olanlar ifadesi Allah'ın haramlığına dair Kur'an'da bir hüküm koymadığı şeylerin tamamı ile sağ duyu ve akl-ı selim sahibi bir insanın temiz olarak kabul edebileceği, insan sağlığına zarar vermeyen şeylerdir. "Eşyada asıl olan mubahlıktır, aksine bir delil olmadığı sürece." Ancak yiyecek ve içecek konusunda haram kılınanlar temiz ibaresinin içine girmemektedir. Bunları kim ikram ederse etsin Müslüman'a asla helal değildir. "Diliniz yalana alışmış olarak, şu helaldir bu haramdır demeyin. Helaller Allah'ın bu kitapta helal kıldıklarıdır. Haramlar da Allah'ın bu kitapta haram olarak saydıklarıdır" ayetini hep aklımızda tutmalıyız.
2-Kitap Ehli'nin yemeği helaldir derken İslam'ın kırmızı çizgileri unutulmamalıdır. Bir kısım İslam alimleri yemek konusuna onların kestikleri hayvanları da dahil ederek Ehl-i Kitab'ın kestiklerinin de yenebileceğini söylemişlerdir. Ayette bahsedilen sadece yemek konusu olmasına rağmen!... Daha önce kesilen hayvanların yenilebilmesi için İslam'ın öngördüğü şartları dile getirmiştik. (6/118-119) Burada da gerek avladıkları gerekse boğazladıkları hayvanlar üzerine Allah'ın adını andıkları konusunda kesin bir bilgi olmamasına rağmen aksine fikir beyan etmenin doğru olmayacağı kanaatindeyiz. Ayrıca ayette geçen 'yemek' ifadesinin İslam'ın açıkça haram kıldığı leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen hayvanların etlerini, üzerine Allah'ın isminin anılmadığı hayvanların etlerini ve şarap gibi insana sarhoşluk veren içecekleri kapsamadığı izaha gerek olmayacak kadar açıktır. Bu nedenle yemek konusuna kestiklerini de dahil etmenin mantığını anlamak mümkün değildir. Doğrusunu Allah bilir kaydıyla yemekten kastedilenin İslam'ın mubah saydığı doğal yiyeceklerden ibaret olduğunu söylemeyi daha uygun buluyoruz.
Kestiklerinin yenmemesi konusunda Hz. Ali (r.a) Necran Hıristiyanları'yla ilgili bir haberde: "Onlar Hıristiyanlıktan sadece şarap içmeyi anlamışlar; onların kestikleri yenmez" dediği nakledilmiştir. Onlar şarap içmeyi anladıkları için böyle olunca, Kitabın hükümlerini hayatından çıkaran zamane kitabilerinin dinden ne anladıkları üzerinde düşünülmelidir diyoruz.
3- Kitap Ehli denildiği zaman bu ifadenin mensubiyet bildiren bir üst kimlik ifadesi olduğunu; daha özele doğru çekerek Allah Kur'an'da Ehl-i Kitab'ın hepsinin bir olmadığını; çoğunun yoldan çıkan kafirler ve müşrikler olduğunu,(3/75, 5/17, 72, 73, 82-85, 9/30-31) içlerinden bir kısmının da gerçekleri görüp dinlediklerinde gözlerinin yaşla dolduğunu (5/83-85) ifade ediyor. Allah ayrıca Kur'an'da müşrikleri pislik olarak (9/28) tanıtırken; onların işlerinden olan içki, kumar, dikili taşlar ve fal oklarıyla şans arama Şeytan'ın amellerinden murdar olan birer pislik olarak söz ediliyor. (5/90) Yine Allah kalplerinde hastalık olanların pisliklerini artırarak kafir olarak ölmelerini temin edeceğini bildiriyor (9/125). Bunların hepsi üst kimlikte, Kitap Ehli olarak zikredilmesine rağmen ardından bunların da kalitelerine göre seçildiğini görüyoruz. Allah'a ve müminlere yakın olanlar 5/83-85'de vasıfları bildirilen kimselerdir. Allah'a şirksiz ve ahirete şeksiz iman eden ve salih amel sahibi olanlardır (2/62 ve 5/69). Meselenin esas can alıcı noktası şu an kendilerine Ehl-i Kitap sıfatını yakıştıranlarda bu özellikleri bulmanın ne kadar mümkün olduğudur. Çoğunluğunun hiçbir kitapla ilgisi olmayan hevasını ilah edinen insanlar olduğunu izaha gerek görmüyoruz. Ayrıca Kitap Ehli'nin Yahudi ve Nasara'dan ibaret olmayıp bugün bu tabirin içine kitaba sahip olan fakat kitapla ilgileri tartışılan ve de tartışılmayan Müslüman üst kimliği ile anılanların da girdiği bir gerçektir. Yani bugünün 'Müslümanlar'ı da bu anlamda bir Ehl-i Kitap'tır. Yaşadığımız dünyaya bakarak kitlelerin kitapla ilgisini görmeye çalışalım. O zaman konunun ciddiyetinin daha iyi anlaşılacağını umuyoruz.
4- Ehli kitabın 'muhsanat' olan kadınlarından muradı ilahinin, hür ve iffetlerini koruyan kadınlar olduğunu 5/5, 24/4. ayetlerin beyanlarından anlıyoruz. Müminlere eş olma şerefi verilen bu kadınların Kitap Ehli içinde seçkin bir anlayış ve ahlaka sahip olduklarını aynı ayette geçen: "Mümin kadınlardan hür ve iffetli olanlarla" birlikte zikredilmesi ve de aynı lafızlarla terennüm edilmesi mümin hanımlarda varolan ahlak ve anlayışa sahip olmalarını ihsas ettirmektedir. Bir Müslüman'ın haremine alacağı ve şerefini emanet edeceği kadınlara bundan başkası da uygun düşmezdi.
Ayrıca, Müslümanların evleneceği kadınlar konusunda daha önce konulmuş olan şu kotaların varlığını da hatırlamalıyız:
"İman etmedikleri müddetçe, Allah'a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. İman eden bir köle kadın, hoşunuza giden hür bir müşrik kadından daha hayırlıdır. Mümin kadınları da iman etmedikçe müşrik erkeklerle evlendirmeyin. Mümin bir köle hoşunuza giden hür bir müşrikten daha hayırlıdır. Onlar (sizi) ateşe çağırırlar. Allah ise kendi iradesiyle cennete ve mağfirete çağırır ve insanlara ayetlerini iyice açıklar ki düşünüp ibret alsınlar." (2/221)
"Zina eden erkek, ancak zina eden veya müşrik olan bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadın da, ancak zina eden veya müşrik olan bir erkekle evlenebilir. Bu müminlere haram kılınmıştır. (24/3)
Bir Müslüman bu ayetlerin ışığında düşünerek hareket etmek zorundadır. Ehl-i Kitab'ın yemeği ve kadınları helal kılındı diye önüne gelen her şeyi yemek ve karşısına çıkan her kadınla evlenebileceğini düşünmek mümkün değildir.
İslam kendine özgü bir dünya kurarak mensubiyet duygusunu insanının iliklerine kadar işleyen; Allah'tan başka ilahları ilk cümlesinde reddederek ondan başkasına kulluğu kabul etmeyen bir dindir. Allah ise, hükümranlığına ortak tanımayan, mülkünde kimseye paye vermeyen, bütün işlerin kendi adına yapılmasını isteyen ve bu konuda hiç ödün vermeyen, bütün işlerin sonucunun kendisine gideceğini bildiren, hesap sorucu, aziz ve intikam sahibi, Hayy ve Kayyum'dur. Böyle bir Allah, mülkünün başkasının adına kullanılmasına hiç meşruiyet verir mi?... İnanıyoruz ki asla vermeyecektir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...