Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 335 | Kasım  2006

                   

 

 


 

Tüketmek

 

Abdullah Arıcı

Çoğu zaman kendime şu soruyu sorduğum olmuştur. Nasıl kendimi insanlara yeterince anlatabilirim; düşüncelerimi, duygularımı yeterince ifade edebilirim. Bu benim için önemli bir konuydu. Çünkü beni yeterince tanımadan, yanlış tanıyarak, hakkımda oluşacak düşüncelerde benim de kabahatim olacaktı. Kendimi çevreme yeterince anlatabilirsem daha iyi ifade edebilirsem, çevremin bana tavrı daha gerçekçi olacaktı. Ben de, benim hakkımdaki bu gerçekçi tavırlara, inancım doğrultusunda, gereken ve elimden gelen karşılığı verecektim.
Zamanla bu konudaki bakış açımı değiştirdim. Daha doğrusu konunun başka bir yönü dikkatimi çekti. İnsan, kendini yeterince ifade etmek için çaba harcayacaktı da karşı tarafa hiç mi iş düşmeyecekti. Onların da gayret ve emekleri gerekmiyor muydu? Bizi insanlara tanıtan, bizi ele veren ipuçları yok muydu? Davranışlarımız, hal ve tavırlarımız, doğru okunursa çok iyi bir değerlendirme ölçüsü olabilirdi. Yaşamlarımızın akışına, fikirlerimize, bir konu hakkındaki düşüncemize veya bir olay karşısındaki duruşumuza bakıp bir değer biçilebilirdi.
Okuldayken birlikte ev tuttuğum arkadaşlardan biri, bir gün, bana şöyle bir itirafta bulundu. Neden arkadaşlık ve dostluklarımız, ilk tanıştığımızdaki gibi sürüp gitmiyor. Yani düşüncelerimizi, fikirlerimizi, hayat öykümüzü paylaştıktan sonra neden birbirimize verecek bir şeyimiz kalmıyor. Güzel başlayan bir arkadaşlık neden daha sonra sıkıcı bir hal alıyor. Acaba kendimizi yeterince geliştirmediğimizden mi konuşacak, paylaşacak bir şeyler bulamıyoruz. Bu çok samimice bir itiraftı. Arkadaşın yanlış değerlendirmeyle yanlış bir sonuca vardığını tahmin ediyordum, ama bu konudaki düşüncem tam olarak netleşmiyordu. İnsanın kendini geliştirmesi gerektiğini, hazıra dağ dayanmayacağını biliyordum. Ama sorun sadece bu noktadan kaynaklanmıyor diye düşünüyordum.
Mark Twain "Ben 14 yaşında bir delikanlı iken, babam o kadar cahildi ki, neredeyse yaşlı adamın çevremde bile bulunmasına dayanamazdım. 21 yaşıma geldiğimde, bu arada geçen 7 yıl içinde ne kadar çok şey öğrendiğini görmek beni hayretler içinde bırakmıştı" diyor. Kendisi büyüdükçe, öğrendikleriyle cahilliğinden uzaklaştıkça, babasının aslında cahil olmadığının farkına vardığını anlatıyor.
İnsanın arkadaşlıkları, dostlukları çabucak tüketmesi, karşı tarafın kapasitesi ile ilgili olduğu kadar kendisi ile de ilgilidir. Ayrıca konunun başka bir yönü de arkadaşlık ve dostluğun sırf tüketilecek, kullanılacak ve bir kenara atılacak bir şey olmadığıdır. Calvin Coleridge'nin dediği gibi; "Arkadaşlık ve dostluk, her zaman gölge veren bir ağaçtır"
Bir kervan sahibi düşünün ki, çölde seyahat ediyor ve yanında da ihtiyacı olan her türlü maddi şey var. Ama çok yalnız ve birlikte yolculuk edecek bir dost, bir yoldaş arıyor. Sonunda bir yolcuyla karşılaşıyor. Yolcu susuz kaldığından o an için dünyadaki en önemli şeyin su olduğunu düşünüyor. Kana kana su içtikten sonra o kervanda kalmanın bir anlamını göremiyor ve tek başına tekrar yola koyuluyor. Amacı sadece çölü geçmek. Kervan sahibi ise daha verecek ve paylaşacak onca şeyi varken, yolcunun bu haline bir anlam veremiyor. Yolcu çöl boyunca birçok defa susuz kalıyor ve her gördüğü kervan veya su kaynağı ona önce dünyadaki en önemli şey gibi geliyor, biraz su içtikten sonra tekrar değersiz bir şekle bürünüyor. Bunların değerinin neden bu kadar çabuk tükenip yok olduğuna bir anlam veremiyor.
İmam Gazali diyor ki: "Cevizin kabuğunu kırıp özüne inemeyen, cevizin hepsini kabuk zanneder" Montesquieu'nun "Mutluluk varacağımız bir durak değil, bir yolculuk biçimidir" sözü onca koşuşturma içerisinde neleri gözden kaçırdığımızı özetliyor. Hep bir şeyleri yakalamak, bir şeylere ulaşmak istediğimizi söylüyoruz, hep bir telaş hep bir koşuşturma içerisindeyiz. Ulaşmak istediğimiz belki de yanıbaşımızdadır. Bir söz: "Hayatımızı etkileyecek kişilerin büyük bir gürültüyle karşımıza çıkacağını düşünürüz. Oysa geçmişimize dönüp baktığımızda bu kişilerin sessiz sedasız hayatımızdan gelip geçtiklerini görürüz" diyor.
Ben bir defasında buna benzer bir yanılgıdan son anda kurtuldum ve en değerli dostlarımdan birini kaybetmek üzereyken tekrar kazandım. Üstelik hiç çaba harcamadan, sadece farkına vararak eski hatıralarda kalan silik bir resme dönüşmesini önlemiştim. Kimbilir kaç arkadaşımı farkında olmadan unutup gitmiştim.
Yüksek dağlarda yetişen ender bir çiçek aradığımızı iddia edip nice harika çiçekleri ezip geçiyoruz. Bu, güzel bir resim yapmak iddiasıyla kelebeklerin kanadından boya yapmaya benziyor. En güzel resmi mahvedip yerine eskisiyle kıyaslanamayacak değersiz çalışmalar yapıyoruz.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...