|

Tüketmek
Abdullah Arıcı
Çoğu zaman kendime şu
soruyu sorduğum olmuştur. Nasıl kendimi insanlara yeterince
anlatabilirim; düşüncelerimi, duygularımı yeterince ifade edebilirim. Bu
benim için önemli bir konuydu. Çünkü beni yeterince tanımadan, yanlış
tanıyarak, hakkımda oluşacak düşüncelerde benim de kabahatim olacaktı.
Kendimi çevreme yeterince anlatabilirsem daha iyi ifade edebilirsem,
çevremin bana tavrı daha gerçekçi olacaktı. Ben de, benim hakkımdaki bu
gerçekçi tavırlara, inancım doğrultusunda, gereken ve elimden gelen
karşılığı verecektim.
Zamanla bu konudaki bakış açımı değiştirdim. Daha doğrusu konunun başka
bir yönü dikkatimi çekti. İnsan, kendini yeterince ifade etmek için çaba
harcayacaktı da karşı tarafa hiç mi iş düşmeyecekti. Onların da gayret
ve emekleri gerekmiyor muydu? Bizi insanlara tanıtan, bizi ele veren
ipuçları yok muydu? Davranışlarımız, hal ve tavırlarımız, doğru okunursa
çok iyi bir değerlendirme ölçüsü olabilirdi. Yaşamlarımızın akışına,
fikirlerimize, bir konu hakkındaki düşüncemize veya bir olay
karşısındaki duruşumuza bakıp bir değer biçilebilirdi.
Okuldayken birlikte ev tuttuğum arkadaşlardan biri, bir gün, bana şöyle
bir itirafta bulundu. Neden arkadaşlık ve dostluklarımız, ilk
tanıştığımızdaki gibi sürüp gitmiyor. Yani düşüncelerimizi,
fikirlerimizi, hayat öykümüzü paylaştıktan sonra neden birbirimize
verecek bir şeyimiz kalmıyor. Güzel başlayan bir arkadaşlık neden daha
sonra sıkıcı bir hal alıyor. Acaba kendimizi yeterince
geliştirmediğimizden mi konuşacak, paylaşacak bir şeyler bulamıyoruz. Bu
çok samimice bir itiraftı. Arkadaşın yanlış değerlendirmeyle yanlış bir
sonuca vardığını tahmin ediyordum, ama bu konudaki düşüncem tam olarak
netleşmiyordu. İnsanın kendini geliştirmesi gerektiğini, hazıra dağ
dayanmayacağını biliyordum. Ama sorun sadece bu noktadan kaynaklanmıyor
diye düşünüyordum.
Mark Twain "Ben 14 yaşında bir delikanlı iken, babam o kadar cahildi ki,
neredeyse yaşlı adamın çevremde bile bulunmasına dayanamazdım. 21 yaşıma
geldiğimde, bu arada geçen 7 yıl içinde ne kadar çok şey öğrendiğini
görmek beni hayretler içinde bırakmıştı" diyor. Kendisi büyüdükçe,
öğrendikleriyle cahilliğinden uzaklaştıkça, babasının aslında cahil
olmadığının farkına vardığını anlatıyor.
İnsanın arkadaşlıkları, dostlukları çabucak tüketmesi, karşı tarafın
kapasitesi ile ilgili olduğu kadar kendisi ile de ilgilidir. Ayrıca
konunun başka bir yönü de arkadaşlık ve dostluğun sırf tüketilecek,
kullanılacak ve bir kenara atılacak bir şey olmadığıdır. Calvin
Coleridge'nin dediği gibi; "Arkadaşlık ve dostluk, her zaman gölge veren
bir ağaçtır"
Bir kervan sahibi düşünün ki, çölde seyahat ediyor ve yanında da
ihtiyacı olan her türlü maddi şey var. Ama çok yalnız ve birlikte
yolculuk edecek bir dost, bir yoldaş arıyor. Sonunda bir yolcuyla
karşılaşıyor. Yolcu susuz kaldığından o an için dünyadaki en önemli
şeyin su olduğunu düşünüyor. Kana kana su içtikten sonra o kervanda
kalmanın bir anlamını göremiyor ve tek başına tekrar yola koyuluyor.
Amacı sadece çölü geçmek. Kervan sahibi ise daha verecek ve paylaşacak
onca şeyi varken, yolcunun bu haline bir anlam veremiyor. Yolcu çöl
boyunca birçok defa susuz kalıyor ve her gördüğü kervan veya su kaynağı
ona önce dünyadaki en önemli şey gibi geliyor, biraz su içtikten sonra
tekrar değersiz bir şekle bürünüyor. Bunların değerinin neden bu kadar
çabuk tükenip yok olduğuna bir anlam veremiyor.
İmam Gazali diyor ki: "Cevizin kabuğunu kırıp özüne inemeyen, cevizin
hepsini kabuk zanneder" Montesquieu'nun "Mutluluk varacağımız bir durak
değil, bir yolculuk biçimidir" sözü onca koşuşturma içerisinde neleri
gözden kaçırdığımızı özetliyor. Hep bir şeyleri yakalamak, bir şeylere
ulaşmak istediğimizi söylüyoruz, hep bir telaş hep bir koşuşturma
içerisindeyiz. Ulaşmak istediğimiz belki de yanıbaşımızdadır. Bir söz:
"Hayatımızı etkileyecek kişilerin büyük bir gürültüyle karşımıza
çıkacağını düşünürüz. Oysa geçmişimize dönüp baktığımızda bu kişilerin
sessiz sedasız hayatımızdan gelip geçtiklerini görürüz" diyor.
Ben bir defasında buna benzer bir yanılgıdan son anda kurtuldum ve en
değerli dostlarımdan birini kaybetmek üzereyken tekrar kazandım. Üstelik
hiç çaba harcamadan, sadece farkına vararak eski hatıralarda kalan silik
bir resme dönüşmesini önlemiştim. Kimbilir kaç arkadaşımı farkında
olmadan unutup gitmiştim.
Yüksek dağlarda yetişen ender bir çiçek aradığımızı iddia edip nice
harika çiçekleri ezip geçiyoruz. Bu, güzel bir resim yapmak iddiasıyla
kelebeklerin kanadından boya yapmaya benziyor. En güzel resmi mahvedip
yerine eskisiyle kıyaslanamayacak değersiz çalışmalar yapıyoruz. |