Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 335 | Kasım  2006

                   

 

 


IRAK'TA SON GELİŞMELER

Irak'ta son aylarda yaşanan gelişmeler, Amerika'nın ülkeden asker çekme hazırlıkları yaptığını gösteriyor. Bunun en iyi göstergelerinden biri ise, medyada Amerika'nın giderek daha çok askerini kaybettiği yönünde çok sık yer alan haberlerdir. Özellikle bir keskin nişancı üzerinden yapılan yayınlar, bu konuda iyi bir örnek olarak gösterilebilir. Çünkü bu tür yayınlar, kamuoyu hazırlama yöntemleri arasında sıklıkla başvurulan yöntemler arasındadır. Böylece bir icraata girişmeden önce, o icraatın alt-yapısı hazırlanmış olmaktadır.
Peki Amerika'nın bu yönde hazırlık yapmasının nedeni nedir? Irak'ta iç savaşın çıkması riskinden bahsedildiği bir dönemde, ABD niçin böylesi bir tehlikeyi besleyecek bir politika değişikliği yapsın? Aslında bu sorunun cevabını, Irak'a müdahalenin gerçekleştiği Mart 2003'te yapılan açıklamada bulmak mümkündür. Amerika, Saddam Rejimi'nin devirdikten hemen sonra, Irak'ta maksimum 2 yıl asker bulunduracağını ve daha sonra askerlerini çekeceğini açıklamıştı. Aradan 3.5 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen Irak'tan çekilmedi. Bunun gerekçesi, hep Irak'ta iç savaş çıkma tehlikesi olarak açıklandı. Halbuki bu açıklama aslında gerçekleri yansıtmamaktadır. Çünkü Amerika'nın geçen bu dönem zarfında yapmaya çalıştığı şey, ülkedeki etnik yapıyı yansıtacak bir çözümü, ülkedeki bütün gruplara dayatmak ve kabul ettirmekti. Bu konuda amacına öyle veya böyle ulaştığı da görülmektedir. Zira 'seçimler' yapılmış ve bir hükümet iş başına gelebilmiştir. Tabii ki bu hükümet, Irak halkını temsil etmekten önce Amerikan çıkarlarını korumak için işbaşındadır ve elbette ki, Amerika, Irak'ta henüz istediği manada bir 'istikrar'ı sağlayamamıştır. Çünkü başta İran olmak üzere bölge ülkelerinin, Irak'ta bir biçimde çıkarları vardır ve bunları makul bir şekilde uzlaştırmak da kolay değildir. Fakat bu istikrarın sağlanamamasının nedeni, sanıldığı gibi, örneğin Şii-Sünni çatışmasının çıkma riski değildir. Aslında etnik veya dini gruplar arasındaki çatışmalar, bir bakıma, Amerika'nın bunca süredir Irak'ta asker bulundurmasını meşrulaştırmak için de kullanılmıştır. Ayrıca bu gruplar arasındaki 'rekabet' durumunun, Amerikan askerlerinin çekilmesinden sonra devam etmesi de, yine Amerika'nın işine gelir. Çünkü bu durumda, kendisine olan 'ihtiyaç' sürekli canlı tutulmuş olabilecektir. Tabii ki bunun dışında, Irak'ta değişik amaçlar için mücadele veren (İslamcı olanlar da dahil olmak üzere) gruplar vardır. Fakat bu grupların verdikleri mücadelenin, Amerika'yı Irak'tan çıkmaya zorlayacak derecede olduğunu söylemek zordur. Daha doğru bir ifade ile, Amerika, Irak'tan asker çekmeyi düşünüyorsa, bunun asli nedeni, bu grupların verdikleri mücadele veya bazı Amerikan askerlerini öldürüyor olmaları değildir. Amerika, Irak'a girerken nasıl bir stratejik hesap yapmışsa, çıkarken de benzeri bir stratejik hesabı yapacak ve eğer çıkacaksa, bunun için çıkacaktır. Bu hususun bilinmesi, pireyi deve yapma yanlışına düşmemek için önemlidir.
Gelelim Irak'ın ikinci bir Vietnam olup-olmadığı meselesine. Aslında Irak hadisesi, hiçbir biçimde Vietnam'a benzememektedir. Öncelikle o dönemde Vietnam yönetiminin ardında SSCB ve Çin gibi küresel ölçekte, görece güçlü ülkeler vardı ve Vietnam yönetiminin tutumu Saddam yönetimininkinden çok farklıydı. Ayrıca Amerika'nın Vietnam'dan geri çekilmiş olmasının, hem küresel konumu hem de onu çekilmeye zorlayan iç politika aktörleri açısından etkileriyle, Irak'tan geri çekilmesinin bu bağlamda doğuracağı etkiler çok farklıdır. Amerika, şu an, Yeni Dünya Düzeni kurma çabasını sürdürmektedir ve bu açıdan Irak önemli bir rol oynamaktadır. Irak'ta kaybedeceği prestij (üstelik İran faktörü de varken), Vietnam'daki kaybın yol açtığı hasardan çok daha fazla olur. Bu nedenle, Amerika, Irak'tan 'yenilmiş bir güç' olarak çekilmeyi istemeyecektir. Ayrıca Vietnam Savaşı'ndaki iç politik dinamiklerden biri olan 'savaşma seviş' sloganının etkisi de, bugünkünden farklıydı. Bugün Amerikan kamuoyu, 'şahinler'in belirli bir yönlendirmesi altındadır ve Amerika'nın küresel ölçekte 'teröre karşı savaştığını' düşünmektedir. Dolayısıyla, içerden Amerika'yı çekilmeye zorlayacak tazyik de Vietnam'daki kadar güçlü değildir. Ayrıca Amerika Irak'ta 'has askerleri'ni de mümkün olduğunca kullanmamaktadır. Bir başka faktör olarak da, ekonomik açıdan görece gerileyen Amerika'nın, stratejik hesabını yapmadan bölgedeki petrolden vazgeçmesi durumunda göreceği hasar da hesap edilemez boyutlarda olacaktır. İşte bu nedenlerden dolayı, Irak Vietnam değildir. Amerika, şu anki dengelere bakıldığında, elbette ki bir 'yeni politika' benimsemek gerektiğini düşünmektedir. Fakat Bush Yönetimi, bu politikanın, bir 'yenilgi' üzerine kurulduğu imajının doğmasına izin vermemeye çalışacaktır. ABD askerlerinin kuzeydeki Kürt bölgesine konuşlandırılması politikası ise, Amerika açısından hiç de iyi bir tercih olmadığı için, bu söylentinin gerçekleşme şansı çok azdır. Amerika için en az risk taşıyan çekilme planı, Irak'ta yönetimin, Amerikan çıkarlarına zarar vermeyen ve etnik yapıyı en iyi şekilde yansıtan Iraklılardan oluşmasıdır. Bu planın ilk denemesinde ABD ciddi bir sorun yaşamamıştır. Bir Kürt cumhurbaşkanı, bir Şii Başbakan olmuş ve Sünni, Şii, Arap, Kürt ve Türkmen unsunlar bir biçimde parlamentoda temsil edilmiştir. Bu yapı, Amerika'nın istediği biçimde (yani 'güven' verici bir şekilde) tesis edilmedikçe, şu konjonktürde Amerika'nın Irak'tan tümden çekilmesi diye bir şey mümkün değildir. Küçük çaplı asker geri-çekilmesi belki söz konusu olabilir, ancak bu, Amerika'nın Irak'tan (veya bölgeden) çekileceği anlamına gelmez. Çünkü ABD'nin küresel politikasında Ortadoğu hayati öneme sahip bir yerdir. Üstelik yeni dönemde, bölgenin önemi daha da artmıştır. Bu stratejik veriler önünde dururken, Amerika'nın, kimi insan hakları örgütlerinin söylemi istikametinde hareket etmesi mümkün değildir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...

www.iktibas.info www.iktibas.info