|

IRAK'TA
SON GELİŞMELER
Irak'ta
son aylarda yaşanan gelişmeler, Amerika'nın ülkeden asker çekme
hazırlıkları yaptığını gösteriyor. Bunun en iyi göstergelerinden biri
ise, medyada Amerika'nın giderek daha çok askerini kaybettiği yönünde
çok sık yer alan haberlerdir. Özellikle bir keskin nişancı üzerinden
yapılan yayınlar, bu konuda iyi bir örnek olarak gösterilebilir. Çünkü
bu tür yayınlar, kamuoyu hazırlama yöntemleri arasında sıklıkla
başvurulan yöntemler arasındadır. Böylece bir icraata girişmeden önce, o
icraatın alt-yapısı hazırlanmış olmaktadır.
Peki Amerika'nın bu yönde hazırlık yapmasının nedeni nedir? Irak'ta iç
savaşın çıkması riskinden bahsedildiği bir dönemde, ABD niçin böylesi
bir tehlikeyi besleyecek bir politika değişikliği yapsın? Aslında bu
sorunun cevabını, Irak'a müdahalenin gerçekleştiği Mart 2003'te yapılan
açıklamada bulmak mümkündür. Amerika, Saddam Rejimi'nin devirdikten
hemen sonra, Irak'ta maksimum 2 yıl asker bulunduracağını ve daha sonra
askerlerini çekeceğini açıklamıştı. Aradan 3.5 yıldan fazla zaman
geçmesine rağmen Irak'tan çekilmedi. Bunun gerekçesi, hep Irak'ta iç
savaş çıkma tehlikesi olarak açıklandı. Halbuki bu açıklama aslında
gerçekleri yansıtmamaktadır. Çünkü Amerika'nın geçen bu dönem zarfında
yapmaya çalıştığı şey, ülkedeki etnik yapıyı yansıtacak bir çözümü,
ülkedeki bütün gruplara dayatmak ve kabul ettirmekti. Bu konuda amacına
öyle veya böyle ulaştığı da görülmektedir. Zira 'seçimler' yapılmış ve
bir hükümet iş başına gelebilmiştir. Tabii ki bu hükümet, Irak halkını
temsil etmekten önce Amerikan çıkarlarını korumak için işbaşındadır ve
elbette ki, Amerika, Irak'ta henüz istediği manada bir 'istikrar'ı
sağlayamamıştır. Çünkü başta İran olmak üzere bölge ülkelerinin, Irak'ta
bir biçimde çıkarları vardır ve bunları makul bir şekilde uzlaştırmak da
kolay değildir. Fakat bu istikrarın sağlanamamasının nedeni, sanıldığı
gibi, örneğin Şii-Sünni çatışmasının çıkma riski değildir. Aslında etnik
veya dini gruplar arasındaki çatışmalar, bir bakıma, Amerika'nın bunca
süredir Irak'ta asker bulundurmasını meşrulaştırmak için de
kullanılmıştır. Ayrıca bu gruplar arasındaki 'rekabet' durumunun,
Amerikan askerlerinin çekilmesinden sonra devam etmesi de, yine
Amerika'nın işine gelir. Çünkü bu durumda, kendisine olan 'ihtiyaç'
sürekli canlı tutulmuş olabilecektir. Tabii ki bunun dışında, Irak'ta
değişik amaçlar için mücadele veren (İslamcı olanlar da dahil olmak
üzere) gruplar vardır. Fakat bu grupların verdikleri mücadelenin,
Amerika'yı Irak'tan çıkmaya zorlayacak derecede olduğunu söylemek
zordur. Daha doğru bir ifade ile, Amerika, Irak'tan asker çekmeyi
düşünüyorsa, bunun asli nedeni, bu grupların verdikleri mücadele veya
bazı Amerikan askerlerini öldürüyor olmaları değildir. Amerika, Irak'a
girerken nasıl bir stratejik hesap yapmışsa, çıkarken de benzeri bir
stratejik hesabı yapacak ve eğer çıkacaksa, bunun için çıkacaktır. Bu
hususun bilinmesi, pireyi deve yapma yanlışına düşmemek için önemlidir.
Gelelim Irak'ın ikinci bir Vietnam olup-olmadığı meselesine. Aslında
Irak hadisesi, hiçbir biçimde Vietnam'a benzememektedir. Öncelikle o
dönemde Vietnam yönetiminin ardında SSCB ve Çin gibi küresel ölçekte,
görece güçlü ülkeler vardı ve Vietnam yönetiminin tutumu Saddam
yönetimininkinden çok farklıydı. Ayrıca Amerika'nın Vietnam'dan geri
çekilmiş olmasının, hem küresel konumu hem de onu çekilmeye zorlayan iç
politika aktörleri açısından etkileriyle, Irak'tan geri çekilmesinin bu
bağlamda doğuracağı etkiler çok farklıdır. Amerika, şu an, Yeni Dünya
Düzeni kurma çabasını sürdürmektedir ve bu açıdan Irak önemli bir rol
oynamaktadır. Irak'ta kaybedeceği prestij (üstelik İran faktörü de
varken), Vietnam'daki kaybın yol açtığı hasardan çok daha fazla olur. Bu
nedenle, Amerika, Irak'tan 'yenilmiş bir güç' olarak çekilmeyi
istemeyecektir. Ayrıca Vietnam Savaşı'ndaki iç politik dinamiklerden
biri olan 'savaşma seviş' sloganının etkisi de, bugünkünden farklıydı.
Bugün Amerikan kamuoyu, 'şahinler'in belirli bir yönlendirmesi
altındadır ve Amerika'nın küresel ölçekte 'teröre karşı savaştığını'
düşünmektedir. Dolayısıyla, içerden Amerika'yı çekilmeye zorlayacak
tazyik de Vietnam'daki kadar güçlü değildir. Ayrıca Amerika Irak'ta 'has
askerleri'ni de mümkün olduğunca kullanmamaktadır. Bir başka faktör
olarak da, ekonomik açıdan görece gerileyen Amerika'nın, stratejik
hesabını yapmadan bölgedeki petrolden vazgeçmesi durumunda göreceği
hasar da hesap edilemez boyutlarda olacaktır. İşte bu nedenlerden
dolayı, Irak Vietnam değildir. Amerika, şu anki dengelere bakıldığında,
elbette ki bir 'yeni politika' benimsemek gerektiğini düşünmektedir.
Fakat Bush Yönetimi, bu politikanın, bir 'yenilgi' üzerine kurulduğu
imajının doğmasına izin vermemeye çalışacaktır. ABD askerlerinin
kuzeydeki Kürt bölgesine konuşlandırılması politikası ise, Amerika
açısından hiç de iyi bir tercih olmadığı için, bu söylentinin
gerçekleşme şansı çok azdır. Amerika için en az risk taşıyan çekilme
planı, Irak'ta yönetimin, Amerikan çıkarlarına zarar vermeyen ve etnik
yapıyı en iyi şekilde yansıtan Iraklılardan oluşmasıdır. Bu planın ilk
denemesinde ABD ciddi bir sorun yaşamamıştır. Bir Kürt cumhurbaşkanı,
bir Şii Başbakan olmuş ve Sünni, Şii, Arap, Kürt ve Türkmen unsunlar bir
biçimde parlamentoda temsil edilmiştir. Bu yapı, Amerika'nın istediği
biçimde (yani 'güven' verici bir şekilde) tesis edilmedikçe, şu
konjonktürde Amerika'nın Irak'tan tümden çekilmesi diye bir şey mümkün
değildir. Küçük çaplı asker geri-çekilmesi belki söz konusu olabilir,
ancak bu, Amerika'nın Irak'tan (veya bölgeden) çekileceği anlamına
gelmez. Çünkü ABD'nin küresel politikasında Ortadoğu hayati öneme sahip
bir yerdir. Üstelik yeni dönemde, bölgenin önemi daha da artmıştır. Bu
stratejik veriler önünde dururken, Amerika'nın, kimi insan hakları
örgütlerinin söylemi istikametinde hareket etmesi mümkün değildir. |