|

İKÖ ve Ilımlı İslam Projesi
Mehmed DURMUŞ
Gecikmeli
de olsa, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)nün 2005 Aralık ayındaki 'III.
Olağanüstü Zirve' toplantısını değerlendirmek istiyorum.
Genel sekreter E. İhsanoğlu'nun, "İslam dünyasının yeniden ihyası için"
kurulduğunu ileri sürdüğü İslam Konferansı Teşkilatı, Haziran-1967'deki
6 Gün Savaşında, Mescid-i Aqsâ'nın bir yahudi tarafından yakılmasının
"müslüman toplumlarda meydana getirmesi muhtemel tepkiyi hafifletmek
için", Amerika'nın teşviki ve Fas Kralı 2. Hasan'ın teşebbüsüyle,
Rabat'ta 1969'da(1) soğuk savaş döneminin şartlarına göre ve güya İsrail
yayılmacılığına karşı kurulmuş bir teşkilat olup, bugün 57 üyesi
bulunmaktadır.(2)
İKÖ'nün III. Olağanüstü Zirve toplantısı 7-8 Aralık 2005 tarihinde
Mekke'de yapıldı. Mekke zirvesine Cumhurbaşkanı A.Necdet Sezer gitmedi
ve onun bu tavrı, birtakım muhafazakar çevrelerce kıyasıya eleştirildi.
Yapılan eleştiriler, benzeri bir çok konuda olduğu gibi oldukça naifdi.
Sanırdınız ki, Cumhurbaşkanı bu toplantıya katılırsa, fotoğrafın
kareleri tamam olacaktı; katılmamasıyla bir 'terslik' meydana
getirmişti. Meclis başkanı Bülent Arınç, ona vekaleten toplantıya
iştirak etti. Bu sefer de aynı çevreler, Arınç'ın oraya ne kadar da
yakıştığını anlatma yarışına giriştiler.
Toplantının bitiminde liderler toplu halde Kabe'yi ziyaret ettiler.
Görüntüleri izleyen Ahmed Necdet Sezer muhtemelen çevresindekilere,
"demedim mi ben size…" kabilinden bir bakış göndermiştir...
Gündem
Mekke Zirvesinin ana gündemi 'reform', 'İslam karşıtlığı' ve
'terörle mücadele' konuları idi. İKÖ zirvesinde âdet, ana gündem
maddeleri normalde dışişleri bakanları tarafından belirlenirmiş. Fakat
bu zirvede durum farklı olmuş. Eylül ayındaki Mekke toplantısında İslam
dünyasının değişik bölgelerinden gelen ilim adamı, düşünür ve yazarların
görüş ve önerilerini genel sekreter Ekmelüddin İhsanoğlu bir rapor
haline getirmiş ve devlet başkanlarına göndermiş. Bu rapor, Akîl Adamlar
heyetinin raporunu da kapsamaktaymış.(3) İşte böylece zirvenin ana
gündemi ortaya çıkmış.
Zirvede İki deklarasyon yayınlandı. Bunlardan biri, 'Ilımlı İslam'
konulu Mekke deklarasyonu ve diğeri de, İKÖ’nün Modernizasyonu için
Hareket Planı adını taşıyan açıklama. Ayrıca İslam ülkeleri arasında
serbest dolaşımı öngören 'Mekke Vizesi' önerisi ile, Türkiye'nin
önerdiği ortak yolcu uçağı projesi de gündem maddeleri arasındaydı.(4)
Zirvenin son oturumunda, "İKÖ 10 Yıllık Eylem Programı'', "Mekke
Deklarasyonu'' ve "Sonuç Bildirisi'' olmak üzere 3 ayrı belge kabul
edilmiştir.
İKÖ
Toplantısına Ahmedinecad Damgası
İKÖ zirvesi, elbette 'sıradan' bir toplantı olmadı. Bilakis, ABD ve
AB isteklerinin gerçekleştirilmesi yönünde önemli adımlar attı.
Zirveden, her ne kadar genel sekreter E. İhsanoğlu İsrail'e yönelik,
"Bugün Ortadoğu ve hatta dünyadaki gerilimin temel sebebi, Filistin'de
yaşanan trajedidir. İsrail, uluslararası anlaşmaları, kural ve kanunları
ve insan haklarını her gün ihlal etmektedir."(5) gibi bazı eleştiriler
sarfetmişse de, İngiliz Guardian gazetesi, İKÖ zirvesinde, "kapalı
kapılar ardında Suriye'nin tartışıldığını" ileri sürdü. Habere göre
Suudî Arabistan, Mısır ve Ürdün, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ı,
İsrail ile 2000'de kesilen barış görüşmelerine yeniden başlaması için
ikna etmeye çabalamışlardır.(6)
Ahmedi Necad, Mekke zirvesinin son gününde "İsrail haritadan silinmeli"
diyordu. Arkasından, "Hitler'in Yahudileri yaktığı iddialarının doğru
olmadığını" söyledi. "Hitler'in Yahudileri yaktığı iddialarını kabul
etmiyoruz. Avrupalılar istiyorlarsa Avrupa'dan siyonistlere yer
versinler" sözleri ve ardından İsrail'i 'ur'a benzeterek, bu ülkenin
Almanya veya Avusturya'ya nakledilmesi gerektiğini söylemesi(7) uzun bir
fetret döneminden sonra ilk defa bir Müslüman liderin gündem belirlemesi
olarak değerlendirmeyi hak etmektedir.
Zirvenin bu genel 'ılımlı' havasını İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedi
Necad'ın çıkışları ısıtmış görünmektedir. Zaman ve zemin fırsatını çok
iyi değerlendirdiğine inandığım Ahmedi Necad, açıklamalarıyla bir anda,
İKÖ'nün bir çuval incirini sanki berbat etmişti… Mutlaka can sıkmıştı
Ahmedi Necad ve 'çok olmuştu'…
Ilımlı
İslam
Kimi araştırmacılara göre Mekke zirvesi daha zirve başlamadan önce,
uluslararası kamuoyunda 'ılımlı İslam' zirvesi olarak tanımlanmaya
başlamıştı.(8) Liderler zirvede gerçekten de, İslam'ın ılımlı
mesajlarının öne alınması, İslam'ın terörle ilişkilendirilmesine cevap
üretilmesi ve aşırı İslamcı akımlarla savaşılması gibi konuları
tartıştılar.(9)
'Ilımlı İslam' projesine Pakistan devlet başkanı Pervez Müşerref
'aydınlanmış ılımlılık' (enlighted moderation) şeklinde yeni bir isim
bulmuş ve eski devlet başkanları, bilim adamları, düşünürler ve
aydınlardan oluşan 'Akil adamlar' raporunda, İslam dünyasında yenilenme
ihtiyacı ve İKÖ'de reform başlıklarının yanı sıra ikinci sırada
Müşerref'in bu önerisi eklenmiş. Birinci ve ikinci başlığın metinlere
girmesini ise Türk heyeti istemiş.(10)
İKÖ'nün Türk genel sekreteri Ekmelüddin İhsanoğlu konuşmasında, 'ılımlı
İslam' sadedinde şunları söylemektedir: "Müslüman toplumların acil
ihtiyaçlarına cevap vermeliyiz; böylece yeniden bir itidal ve ılımlılık
ümmeti haline gelebiliriz. Bu hususları nazar-ı itibara alarak itidal ve
modernleşmeye dayalı bir gündem önerisinde bulunmak istiyorum. İtidal,
İslam'ın temel ilkelerinden biridir. Kur'an Müslümanlara 'orta yol
ümmeti' demiştir. İtidal ilkesi, anlayış, rahmet, müsamaha ve ötekine
karşı saygı üzerine dayalıdır. İtidal, insanları bölmez, birleştirir ve
toplumsal barış, ahenk ve dayanışmanın temelini oluşturur. İtidal
eksikliği, modern dünyadaki istikrarsızlık ve kaosun ana sebeplerinden
biridir. … itidal ilkesini tesis edecek bir modernleşme programına
ihtiyacımız bulunmaktadır"(11)
Görüldüğü gibi, İslam adına yanlış bir fikir beyan etmek isteyenler için
her zaman, bu fikirlerini kundaklayacak sözcükler, kelime ve kavramlar
mevcuttur. Yani, 'ılımlı islam' kavramını 'orta yol', 'vasat ümmet',
'itidal', 'anlayış', 'rahmet', 'müsamaha' gibi kelime ve kavramlarla
sarıp sarmalayarak açıklamak mümkündür. Bu sözcüklerden kendimize bir
kalkan ve biraz da kesici aletler yaparak harekete geçmemiz gayet
sıradan bir iştir. Halbuki önemli olan yaptığımız işin, Allah'ın dinine
muvafık olup olmaması, niyetimizin ve amelimizin murad-ı ilahiye yaraşıp
yaraşmaması meselesidir.
İKÖ Genel Sekreteri'nin kastını, kalbinden geçenleri tabi ki bilemeyiz
fakat, onun bu sözleri, son birkaç asrın birikimi olan, genelde bütün
Müslüman kavimlerde görülen, batı karşısında duyulan ezikliğin, alttan
almanın, suçluluk psikolojisinin, kısacası yenilmişliğin ifadesidir. Biz
geriyiz, onlar ileri; biz barbarız, onlar medeni; bizde terör var,
onlarda hukukun üstünlüğü; bizde aşırılar, radikaller var, onlarda
demokrasi ila ahir…
Bu sözler gerek bir bütün halinde, gerekse tek tek ele alındığında,
İslam'ın ılımlılığı ile kastedilenin, "sövene dilsiz, dövene elsiz
gerek" mantığı ile, İslam'ın, kendine yeryüzünde hayat hakkı tanımayan
çok ciddi siyasi ve askeri meydan okumalara bile tamamen alttan alarak,
özür dileyerek, hoş görerek, dünyaya en küçük bir şekilde 'militanik' ve
'militarist' bir mesaj göndermekten şiddetle imtina edilmesi, Müslüman
haysiyetinin tamamen dumura uğratılması durumu olduğu rahatlıkla
anlaşılmaktadır.
Ekmelüddin İhsanoğlu, zirvede en önemli iki kavramın öne çıktığını,
bunlardan birincisinin 'moderasyon', yani itidal, orta yol olduğunu ve
bunun anlamının da, "aşırılıklardan uzaklaşmak, fanatizmi reddetmek,
İslam'ın temelinde radikalizmi reddettiğini ortaya koymak ve orta yolu
bulmaya çalıştığını vurgulamak" olduğunu belirtmektedir. İKÖ Genel
Sekreteri, ikinci kavramı şu şekilde açıklamaktadır: Geri kalmışlıktan
kurtulmak için, modernleşmek kaçınılmazdır. İslam dünyasının geçirmekte
olduğu sıkıntılar geri kalmışlıktan ve modernleşmenin sağlanamamış
olmasından doğmaktadır, bu sorunların çözülmesiyle İslam dünyası daha
ileri bir noktaya taşınabilecek ve İslam dünyası ile gelişmiş dünya
arasındaki fark aşılabilecektir.(12)
Kendisi bir bilim adamı olan İKÖ başkanının bu sözleri acaba ne kadar
ilmîdir? Mesela İslam'ın itidal, orta yol, aşırılıklardan uzaklaşma dini
olmasıyla, "İslam'ın temelinde radikalizmi reddettiği" tezi aynı şey
midir? Bu iki savı birbiriyle uylaştırmak mümkün müdür? İslam gerçekten
radikalizmi reddetmekte midir? Eğer reddettiğine inanılıyorsa, acaba
radikalizm nedir? Eğer "İslam radikalizmi reddeder" önermesi, Kur'an'a
aşinâ insanlar tarafından ve ne dendiği bilinerek söylenmekte ise, bu
durumda İslam'ın reforme edilmesi için tertip edilmiş yeni konsillerle
karşı karşıyayız demektir. Diğer din ve ideolojileri, "De ki ey
kafirler… sizin dininiz size, benim dinim banadır" sözü ile bir çırpıda
saf dışı eden bir Din, radikalizmi reddediyor deniyorsa, ya radikalizm
başka bir şeydir, ya da burada sözü edilen 'İslam' başka bir İslam'dır.
Mekke
bildirisi
Mekke zirvesinin ardından yayınlanan Mekke Deklarasyonunda şu
kararlar alınmış:
* Ilımlı İslam: Terörün her türü kınanacak ve İslam'ın esasında bir
hoşgörü dini olduğu vurgulanacak.
* Mezhepler arası çoğulculuk: İslam mezhepleri birbirlerine saygı
göstermeli ve tekfir etmemeli.
* İslam Fıkıh Konseyi: İçinde Müslüman alimelerin (kadın alim) de
bulunacağı konsey Müslümanların sorunlarına çözüm üretecek.
* Cehaletle Mücadele: İslam ülkelerinin asıl hedefi cehaletle mücadele
olacak.
* Yüksek Öğrenim: Bilimsel ve teknolojik araştırmalara daha fazla yer
verilmesi için olanaklar sağlanacak.
* Çocuk Hakları: Çocukları işkenceden koruyacak ve küçük yaşta
çalıştırılmalarını engelleyecek yeni yasalar çıkarılacak.
* Gençlerin İhtiyaçları: İslam ülkelerinde genç nüfusun meselelerini
çözmek için mücadele edilecek.
* Kadın Hakları: İslam toplumunda kadın haklarını iyileştirmek için yeni
yasalar çıkarılacak.
* Medeniyetler arası Diyalog: Kültürler ve Medeniyetler arası diyalog
konusunda İKÖ önemli bir görev üstlenecek.(13)
Alınan bu kararlar genel itibariyle İKÖ ruhuna uygun, İKÖ'nün misyonunu
yansıtan birtakım yönelimlerdir. Deklarasyondaki anahtar terimlerin
çoğunluğu, modernizmin Müslümanlara adeta, "İslam mı, modernizm mi?"
ikilemiyle dayattığı bir zihinsel dönüştürme projesini yansıtmaktadır.
Birinci madde, İslam'ın bir hoşgörü dini olduğu vurgusunu öne
çıkartmakta, İslam'ın ılımlılaştırılması doğrultusunda adım atmayı
hedeflemektedir. Son madde, 'ılımlı İslam' projesiyle bir bütün teşkil
ederek, kültürler ve medeniyetler arası diyalog alanında İKÖ'ne, "hadi
canlan biraz!" demektedir. Dinler arası diyalog, dozu gittikçe artan
tepkiler sonucunda 'kültürler ve medeniyetler arası' şeklinde bir
transformasyona uğratıldı. Zamanla daha başka dönüşümler de yapılması
muhtemeldir.
İkinci maddenin yine Suudî yönetiminin eseri olduğunu tahmin etmek güç
değil. Üçüncü madde, önü alınması planlanan radikal İslam'ın,(14)
fundamentalist akımların, tekfirciliğin v.b. önünü almak için
düşünülmüş, İKÖ'nün fetva kurumu gibi çalışacak, ılımlı İslam projesinin
ekmeğine yağ süreceği tartışılmaz bir kurum olarak tasarlanmıştır. İKÖ
genel sekreterinin, "Bugün İslam dünyasının geçirmekte olduğu
sıkıntılardan bir tanesi dini otoritesizlik ve bazı radikal grupların
ortaya çıkıp İslamiyeti yanlış bir şekilde temsil etmesi"dir
sözleri,(15) bu kurumun radikal İslam'ın önünü kesmek maksadıyla
tasarlandığı görüşünü teyid etmektedir.
Bildirinin sekizinci maddesi, kadın haklarının iyileştirilmesini gündeme
getirmektedir. Mekke'de, İbrahim (a.s)ın bu 'mübarek şehri'nde alınan bu
kararların, 'İslam ülkesi' adı verilen ülkelerde 'müslüman-feminist' bir
söyleme ve o doğrultuda birtakım icraatlara dönüşeceğinden kimsenin
kuşkusu olmamalıdır. Ama Allah'dan ki, geleneğin hikaye ettiği
İbrahim-Hâcer kıssası bu feminist söyleme izin vermemektedir. (Kur'an'ın
kıssası geleneğinkinden farklıdır). Siyasi tarihlerinde belki bir ilke
imza tarak, 2006 yılında, verdikleri resmî yemekte misafirlerine içki
ikram eden Suudî yetkililer, 'kadın hakları' konusunda da, batı tarzı
bir feminizm söylemini başlatacaklarının sinyalini vermektedirler.
İslamofobia ile mücadele
Mekke zirvesinin gündeminde 'İslamofobia' ile mücadele de vardı.
TBMM başkanı Bülent Arınç, İslamofobia'nın barışı tehdit ettiğini
belirterek şunları söylemiş: "En güçlü medeniyetlerden birinin
üzerindeki ölü toprağını atma vaktidir. Kardeşlerimiz savaş, işgal ve
fakirlikten ölüyor. Yeni bir tarih başlatmalıyız, çünkü kardeşlerimiz
hiç bu denli gözyaşı dökmemiş, dışlanmamış, geri kalmamıştı."(16)
Ekmelüddin İhsanoğlu ise, İslam karşıtlığı bağlamında batıda
bulundukları girişimleri anlatıyor ve "İslam karşıtı kampanyaları tespit
etmek ve izlemek için İKÖ bünyesinde bir izleme komitesi
oluşturduklarını" ifade ediyor.(17)
İKÖ'nün 'İslam karşıtlığı' ile mücadele edeceğine kim inanır? İslam
karşıtlığı ile mücadele demek, her şeyden önce, İslam'ı gereği gibi
tanımak, ona tam teslim olmak ve İslam'ı akide, ibadet, ahlak ve siyaset
olarak, bir dünya görüşü olarak kabul etmek, iman etmek demektir. İkinci
olarak da, neyin İslam karşıtlığı olduğunu iyi tespit etmek ve İslam
karşıtlığına karşı durabilecek ilmî birikime, siyasi bilince,
bağımsızlığa ve cesarete sahip olmak gerekir. Kendileri, İslam karşıtı
uluslararası güçlerin vesayeti altında bulunan kurumlar, sırf adları
İslamîdir diye, İslam karşıtlığı ile mücadele edecek çapta ve güçte
olamazlar. İslam karşıtlığı ile mücadele etmek yüzde yüz İslamî olmayı
ve yüzde yüz referansını İslam'dan almayı gerektirir. İslam'ın adının
bile yeryüzünden kazınması amacına matuf politikalara hiç ses
çıkart/a/mayanlar, İslam karşıtlığını yalnızca Peygamber (a.s)a
karikatür yoluyla hakaret etmeyi anlamaktadırlar. İslam karşıtlığı ile
mücadeleye soyunan bu sözde İKÖ temsilcilerinin, İslam'ın en yaman
karşıtı ideolojilere, kavram ve doktrinlere karşı herhangi bir ciddi
tepkileri görülmüş müdür? İslam'ı bir 'fobi' olarak gören ve gösteren
rejimlerin kurduğu kurumlar, islamofobia ile mücadele edecek?! Evet,
tarihe bu gibi akıl almaz tenakuzlar da kaydedilmiş oldu.
İran Cumhurbaşkanı'nın İslam karşıtı İsrail'e yönelik sarfettiği sözler
karşısında tamamen sessiz kalarak savuşturma yöntemini seçen İKÖ
üyelerinin İslamofobia ile mücadele iddiaları inandırıcı olabilir mi?
Kimse kusura bakmasın, İslam karşıtlığı ile yine ancak, İslam uğrunda
her şeylerini feda etmeye hazır olan ve İslam karşıtlarından
bekledikleri ikbal kaygıları olmayan mü'minler mücadele edebilirler.
Sonuç
İKÖ zirvesinin belki parlak umutlarla başladığını fakat
umutsuzluklara yol açarak neticelendiğini biz değil, toplantıyı bizzat
izleyenler itiraf etmektedir. "Örneğin üye ülkelerin hepsi İslam
Kalkınma Bankası'nın kaynaklarından faydalanmak istiyor; ama çoğu ülke
aidat ödemekten kaçınıyor. İKT zirvelerinde ele alınan kararlar üye
ülkeler tarafından uygulanmıyor."(18) "Bu sorunlardan dolayı bu zirvenin
de diğerleri gibi güzel bir bildirgeyle sona ereceğine; fakat somut
netice üretmeyeceğine dair bir beklenti ve korku var. … Fakat asıl
sorun, alınan kararların nasıl ve nereye kadar uygulanacağı."(19)
Oturduğu evin kirasını ödemeden kaçıp giden kiracının durumunu
çağrıştırmıyor mu İKÖ üyelerinin bu hali? İKÖ zirvesi, her devletin bir
nevi kendi iç ve dış sorunlarını getirdiği bir tür şikayet masasına
dönüşmüş durumdadır. Fakat, şikayet var, taşın altına elini sokma yok.
Suudî Arabistan Kralı Abdullah, açılış konuşmasında İslam dünyasının
birlik ve dayanışmaya ihtiyaç duyduğunu ve tekfir ve terörizm gibi aşırı
akımlara karşı mücadele edilmesi gerektiğini söylemektedir.(20)
Arabistan krallığının, bir yıl öncesinden zirveye ev sahipliği yapmayı
gönüllü istemesi de düşündürüyor ki, ülke içindeki 'radikal' grupların
tekfir ve cihadcı söylemlerinden, krallığın eleştirilmesinden son derece
rahatsızdır ve 'İslam ülkeleri' adı verilen yönetimlerin desteğini
kazanma arzusu içindedir. "Aşırı hareketlere ve terörizme karşı
mücadele, müsamaha ve itidalin yaygınlaştırılması ve İslam ülkeleri
arasındaki dayanışmanın arttırılması konularında ısrar eden Suudî
Arabistan, hem kendi iç muhalefetine hem de Amerika gibi dışarıdan
gelebilecek müdahalelere karşı ön tedbir alıyor."(21)
İslam Konferansı Örgütü'nün, kuruluş amaçları arasında "Müslüman ülkeler
arasında her alanda dayanışmanın tesisi, ırkçılığın her türlüsünün
ortadan kaldırılması, refah seviyesinin yükseltilmesi, sorunların barış
ve uzlaşma yöntemiyle çözülmesi" gibi ideallerin bulunduğu ve bu
amaçlara varılamadığı üzerinde durulmaktadır.(22) Halbuki bu sorunların
ve daha fazlasının, bugünkü sözde Müslüman toplumların siyasi ve sosyal
yapısıyla çözümlenmesi mümkün değildir. Bu sorunları ve daha fazlasını
ya İslam çözer, ya da İslam çözer. Bunların çözümünün yegane yolu,
öncelikle, 'müslüman' kavimlerin, kendisini kaybetmekle bütün
şereflerini yitirdikleri İslam'a yeniden dönmeleri, Rablerine çok uzun
soluklu, ciddi ve tamamen içten bir tevbe ile tevbe etmeleriyle mümkün
olabilecektir. Maddi-manevi her türlü zenginliklerini, ellerinde İncille
kendilerine gelen haçlı misyonerlere kaptırmış bulunan Müslümanlar, şu
anda ellerinde neyin olduğunu, neyin olması ve neyin olmaması
gerektiğini bile bilmeden ve içlerinden birileri çok ciddi biçimde,
İncil ve Tevrat sahiplerinin yardım ve yataklığını yaparken, yukarıda
anılan sorunlarla baş edilemediğinden yakınmak, münevver ahlakına
yakışır mı?
Dünyanın siyasal seyrini gözlemleyip anlamaya çalışan biri olarak
kanaatim odur ki, İKÖ gibi örgütlerin bu toplantıları, adına 'islam
ülkesi' tabir edilen ülkelerden onlarca siyaset ve ilim adamını,
düşünürü (mütefekkir?) bir masa etrafında bir araya getirir, birlikte
çok sıcak bir-iki gün geçirirler, oldukça sıcak temaslar kurulur,
'unutulmayacak anılar' bırakır geride; bir hatıra fotoğrafı ile de
belgelerler bu anılarını... Bu toplantılarda birtakım kararlar alınır.
Alınan kararlar her alanla ilgili olabilir. Fakat bu kararların bir
kısmının hiçbir zaman uygulama şansları olmaz ve olmayacaktır. Bu durumu
aslında en iyi de, bizzat örgütün genel sekreteri olmak üzere diğer
katılımcılar ve hele de 'akîl adamlar' bilirler… Fakat alınan kararların
en işe yarayan kısmı, İslam'ın de-politize edilmesi maksadına matuf
olanlardır.
İKÖ gibi örgütler halkı Müslüman ülkelerde, Avrupa, ABD ve İsrail'e
göbek bağı ile bağlı kendi rejimleri tarafından teşekkül ettirilmiş,
operasyonel örgütlerdir. Bu örgütlerin toplantılarında kimi sorunlara
parmak basılması, bunların üstesinden gelecek bir hamlenin başlatıldığı
gibi bir umuda kaptırmamalı bizleri. Cihad gibi İslam'ın en köklü
kavramını neredeyse literatürden çıkartalım havasında olan, ılımlı İslam
adı altında, İslam karşıtı devletlerin çıkarlarına endeksli bir islami
anlayışı empoze etme çabasında olan, bir nevi İslam'ın reforme
edilmesini, Protestanlık türü bir İslam anlayışını telkin eden, kendi
halkına yönelik bir misyoner gibi çalışan hiçbir teşkilat Müslümanlara
ve İslam'a ait değildir.
Dipnotlar
(1) Selahaddin Çakır, Diktatörlüklerin Hakimiyetinde Mekke'de Bir
'İslam Konferansı', Vakit, 08.12.2005.
(2) İbrahim Karagül, İKÖ Zirvesi, 'Mekke Vizesi' ve CIA'nın İşkence
Merkezleri, Yeni Şafak, 07.12.2005.
3-İbrahim Kalın, İKT Zirvesi Eskinin Tekrarı mı, Yeni Bir Başlangıç mı?,
Zaman, 14.12.2005.
4-İbrahim Karagül, aynı yer.5-Ekmeleddin İhsanoğlu, Batı'nın İslam
Korkusuna Çare Üretmeliyiz, Zaman, 09.12.2005.
6 -İKÖ'den Suriye'ye İsrail Tavsiyesi, Yeni Şafak, 09.12.2005.
7 -Ahmedi Necad: Hitler Yahudileri Yakmadı, Zaman, 09.12.2005.
8 -İbrahim Karagül, aynı yer.
9 -İbrahim Karagül, aynı yer.
10-Ahmet Davudoğlu, Röportaj, 8Sütun.com, Aralık/2005.
11-Ekmeleddin İhsanoğlu, aynı yer.
12-İKÖ'de Reform Zamanı, Yeni Şafak, 20.01.2006.
13-İslam Dünyasına Yeni Rota, Yeni Şafak, 08.12.2005.
14-Ali Bulaç, İKÖ'de Yeni Dönem, Zaman, 12.01.2006.
15-İKÖ'de Yeni Dönem, Yeni Şafak, 20.01.2006.
16-İKÖ'de Reform Çanları Çalıyor, Radikal, 09.12.2005.
17-Ekmeleddin İhsanoğlu, aynı yer.
18-İbrahim Kalın, aynı yer; İKÖ'de Yeni Dönem, Zaman, 12.01.2006.
19-İbrahim Kalın, aynı yer.
20-İbrahim Kalın, aynı yer.
21-İbrahim Kalın, aynı yer.
22-Davut Dursun, Mekke ve İslam Zirvesi, Yeni Şafak, 08.12.2005. |