Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 327 | Mart  2006

                   

 

 


İKÖ ve Ilımlı İslam Projesi

Mehmed DURMUŞ

Gecikmeli de olsa, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)nün 2005 Aralık ayındaki 'III. Olağanüstü Zirve' toplantısını değerlendirmek istiyorum.
Genel sekreter E. İhsanoğlu'nun, "İslam dünyasının yeniden ihyası için" kurulduğunu ileri sürdüğü İslam Konferansı Teşkilatı, Haziran-1967'deki 6 Gün Savaşında, Mescid-i Aqsâ'nın bir yahudi tarafından yakılmasının "müslüman toplumlarda meydana getirmesi muhtemel tepkiyi hafifletmek için", Amerika'nın teşviki ve Fas Kralı 2. Hasan'ın teşebbüsüyle, Rabat'ta 1969'da(1) soğuk savaş döneminin şartlarına göre ve güya İsrail yayılmacılığına karşı kurulmuş bir teşkilat olup, bugün 57 üyesi bulunmaktadır.(2)
İKÖ'nün III. Olağanüstü Zirve toplantısı 7-8 Aralık 2005 tarihinde Mekke'de yapıldı. Mekke zirvesine Cumhurbaşkanı A.Necdet Sezer gitmedi ve onun bu tavrı, birtakım muhafazakar çevrelerce kıyasıya eleştirildi. Yapılan eleştiriler, benzeri bir çok konuda olduğu gibi oldukça naifdi. Sanırdınız ki, Cumhurbaşkanı bu toplantıya katılırsa, fotoğrafın kareleri tamam olacaktı; katılmamasıyla bir 'terslik' meydana getirmişti. Meclis başkanı Bülent Arınç, ona vekaleten toplantıya iştirak etti. Bu sefer de aynı çevreler, Arınç'ın oraya ne kadar da yakıştığını anlatma yarışına giriştiler.
Toplantının bitiminde liderler toplu halde Kabe'yi ziyaret ettiler. Görüntüleri izleyen Ahmed Necdet Sezer muhtemelen çevresindekilere, "demedim mi ben size…" kabilinden bir bakış göndermiştir...

Gündem
Mekke Zirvesinin ana gündemi 'reform', 'İslam karşıtlığı' ve 'terörle mücadele' konuları idi. İKÖ zirvesinde âdet, ana gündem maddeleri normalde dışişleri bakanları tarafından belirlenirmiş. Fakat bu zirvede durum farklı olmuş. Eylül ayındaki Mekke toplantısında İslam dünyasının değişik bölgelerinden gelen ilim adamı, düşünür ve yazarların görüş ve önerilerini genel sekreter Ekmelüddin İhsanoğlu bir rapor haline getirmiş ve devlet başkanlarına göndermiş. Bu rapor, Akîl Adamlar heyetinin raporunu da kapsamaktaymış.(3) İşte böylece zirvenin ana gündemi ortaya çıkmış.
Zirvede İki deklarasyon yayınlandı. Bunlardan biri, 'Ilımlı İslam' konulu Mekke deklarasyonu ve diğeri de, İKÖ’nün Modernizasyonu için Hareket Planı adını taşıyan açıklama. Ayrıca İslam ülkeleri arasında serbest dolaşımı öngören 'Mekke Vizesi' önerisi ile, Türkiye'nin önerdiği ortak yolcu uçağı projesi de gündem maddeleri arasındaydı.(4)
Zirvenin son oturumunda, "İKÖ 10 Yıllık Eylem Programı'', "Mekke Deklarasyonu'' ve "Sonuç Bildirisi'' olmak üzere 3 ayrı belge kabul edilmiştir.

İKÖ Toplantısına Ahmedinecad Damgası
İKÖ zirvesi, elbette 'sıradan' bir toplantı olmadı. Bilakis, ABD ve AB isteklerinin gerçekleştirilmesi yönünde önemli adımlar attı. Zirveden, her ne kadar genel sekreter E. İhsanoğlu İsrail'e yönelik, "Bugün Ortadoğu ve hatta dünyadaki gerilimin temel sebebi, Filistin'de yaşanan trajedidir. İsrail, uluslararası anlaşmaları, kural ve kanunları ve insan haklarını her gün ihlal etmektedir."(5) gibi bazı eleştiriler sarfetmişse de, İngiliz Guardian gazetesi, İKÖ zirvesinde, "kapalı kapılar ardında Suriye'nin tartışıldığını" ileri sürdü. Habere göre Suudî Arabistan, Mısır ve Ürdün, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ı, İsrail ile 2000'de kesilen barış görüşmelerine yeniden başlaması için ikna etmeye çabalamışlardır.(6)
Ahmedi Necad, Mekke zirvesinin son gününde "İsrail haritadan silinmeli" diyordu. Arkasından, "Hitler'in Yahudileri yaktığı iddialarının doğru olmadığını" söyledi. "Hitler'in Yahudileri yaktığı iddialarını kabul etmiyoruz. Avrupalılar istiyorlarsa Avrupa'dan siyonistlere yer versinler" sözleri ve ardından İsrail'i 'ur'a benzeterek, bu ülkenin Almanya veya Avusturya'ya nakledilmesi gerektiğini söylemesi(7) uzun bir fetret döneminden sonra ilk defa bir Müslüman liderin gündem belirlemesi olarak değerlendirmeyi hak etmektedir.
Zirvenin bu genel 'ılımlı' havasını İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedi Necad'ın çıkışları ısıtmış görünmektedir. Zaman ve zemin fırsatını çok iyi değerlendirdiğine inandığım Ahmedi Necad, açıklamalarıyla bir anda, İKÖ'nün bir çuval incirini sanki berbat etmişti… Mutlaka can sıkmıştı Ahmedi Necad ve 'çok olmuştu'…

Ilımlı İslam
Kimi araştırmacılara göre Mekke zirvesi daha zirve başlamadan önce, uluslararası kamuoyunda 'ılımlı İslam' zirvesi olarak tanımlanmaya başlamıştı.(8) Liderler zirvede gerçekten de, İslam'ın ılımlı mesajlarının öne alınması, İslam'ın terörle ilişkilendirilmesine cevap üretilmesi ve aşırı İslamcı akımlarla savaşılması gibi konuları tartıştılar.(9)
'Ilımlı İslam' projesine Pakistan devlet başkanı Pervez Müşerref 'aydınlanmış ılımlılık' (enlighted moderation) şeklinde yeni bir isim bulmuş ve eski devlet başkanları, bilim adamları, düşünürler ve aydınlardan oluşan 'Akil adamlar' raporunda, İslam dünyasında yenilenme ihtiyacı ve İKÖ'de reform başlıklarının yanı sıra ikinci sırada Müşerref'in bu önerisi eklenmiş. Birinci ve ikinci başlığın metinlere girmesini ise Türk heyeti istemiş.(10)
İKÖ'nün Türk genel sekreteri Ekmelüddin İhsanoğlu konuşmasında, 'ılımlı İslam' sadedinde şunları söylemektedir: "Müslüman toplumların acil ihtiyaçlarına cevap vermeliyiz; böylece yeniden bir itidal ve ılımlılık ümmeti haline gelebiliriz. Bu hususları nazar-ı itibara alarak itidal ve modernleşmeye dayalı bir gündem önerisinde bulunmak istiyorum. İtidal, İslam'ın temel ilkelerinden biridir. Kur'an Müslümanlara 'orta yol ümmeti' demiştir. İtidal ilkesi, anlayış, rahmet, müsamaha ve ötekine karşı saygı üzerine dayalıdır. İtidal, insanları bölmez, birleştirir ve toplumsal barış, ahenk ve dayanışmanın temelini oluşturur. İtidal eksikliği, modern dünyadaki istikrarsızlık ve kaosun ana sebeplerinden biridir. … itidal ilkesini tesis edecek bir modernleşme programına ihtiyacımız bulunmaktadır"(11)
Görüldüğü gibi, İslam adına yanlış bir fikir beyan etmek isteyenler için her zaman, bu fikirlerini kundaklayacak sözcükler, kelime ve kavramlar mevcuttur. Yani, 'ılımlı islam' kavramını 'orta yol', 'vasat ümmet', 'itidal', 'anlayış', 'rahmet', 'müsamaha' gibi kelime ve kavramlarla sarıp sarmalayarak açıklamak mümkündür. Bu sözcüklerden kendimize bir kalkan ve biraz da kesici aletler yaparak harekete geçmemiz gayet sıradan bir iştir. Halbuki önemli olan yaptığımız işin, Allah'ın dinine muvafık olup olmaması, niyetimizin ve amelimizin murad-ı ilahiye yaraşıp yaraşmaması meselesidir.
İKÖ Genel Sekreteri'nin kastını, kalbinden geçenleri tabi ki bilemeyiz fakat, onun bu sözleri, son birkaç asrın birikimi olan, genelde bütün Müslüman kavimlerde görülen, batı karşısında duyulan ezikliğin, alttan almanın, suçluluk psikolojisinin, kısacası yenilmişliğin ifadesidir. Biz geriyiz, onlar ileri; biz barbarız, onlar medeni; bizde terör var, onlarda hukukun üstünlüğü; bizde aşırılar, radikaller var, onlarda demokrasi ila ahir…
Bu sözler gerek bir bütün halinde, gerekse tek tek ele alındığında, İslam'ın ılımlılığı ile kastedilenin, "sövene dilsiz, dövene elsiz gerek" mantığı ile, İslam'ın, kendine yeryüzünde hayat hakkı tanımayan çok ciddi siyasi ve askeri meydan okumalara bile tamamen alttan alarak, özür dileyerek, hoş görerek, dünyaya en küçük bir şekilde 'militanik' ve 'militarist' bir mesaj göndermekten şiddetle imtina edilmesi, Müslüman haysiyetinin tamamen dumura uğratılması durumu olduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır.
Ekmelüddin İhsanoğlu, zirvede en önemli iki kavramın öne çıktığını, bunlardan birincisinin 'moderasyon', yani itidal, orta yol olduğunu ve bunun anlamının da, "aşırılıklardan uzaklaşmak, fanatizmi reddetmek, İslam'ın temelinde radikalizmi reddettiğini ortaya koymak ve orta yolu bulmaya çalıştığını vurgulamak" olduğunu belirtmektedir. İKÖ Genel Sekreteri, ikinci kavramı şu şekilde açıklamaktadır: Geri kalmışlıktan kurtulmak için, modernleşmek kaçınılmazdır. İslam dünyasının geçirmekte olduğu sıkıntılar geri kalmışlıktan ve modernleşmenin sağlanamamış olmasından doğmaktadır, bu sorunların çözülmesiyle İslam dünyası daha ileri bir noktaya taşınabilecek ve İslam dünyası ile gelişmiş dünya arasındaki fark aşılabilecektir.(12)
Kendisi bir bilim adamı olan İKÖ başkanının bu sözleri acaba ne kadar ilmîdir? Mesela İslam'ın itidal, orta yol, aşırılıklardan uzaklaşma dini olmasıyla, "İslam'ın temelinde radikalizmi reddettiği" tezi aynı şey midir? Bu iki savı birbiriyle uylaştırmak mümkün müdür? İslam gerçekten radikalizmi reddetmekte midir? Eğer reddettiğine inanılıyorsa, acaba radikalizm nedir? Eğer "İslam radikalizmi reddeder" önermesi, Kur'an'a aşinâ insanlar tarafından ve ne dendiği bilinerek söylenmekte ise, bu durumda İslam'ın reforme edilmesi için tertip edilmiş yeni konsillerle karşı karşıyayız demektir. Diğer din ve ideolojileri, "De ki ey kafirler… sizin dininiz size, benim dinim banadır" sözü ile bir çırpıda saf dışı eden bir Din, radikalizmi reddediyor deniyorsa, ya radikalizm başka bir şeydir, ya da burada sözü edilen 'İslam' başka bir İslam'dır.

Mekke bildirisi
Mekke zirvesinin ardından yayınlanan Mekke Deklarasyonunda şu kararlar alınmış:
* Ilımlı İslam: Terörün her türü kınanacak ve İslam'ın esasında bir hoşgörü dini olduğu vurgulanacak.
* Mezhepler arası çoğulculuk: İslam mezhepleri birbirlerine saygı göstermeli ve tekfir etmemeli.
* İslam Fıkıh Konseyi: İçinde Müslüman alimelerin (kadın alim) de bulunacağı konsey Müslümanların sorunlarına çözüm üretecek.
* Cehaletle Mücadele: İslam ülkelerinin asıl hedefi cehaletle mücadele olacak.
* Yüksek Öğrenim: Bilimsel ve teknolojik araştırmalara daha fazla yer verilmesi için olanaklar sağlanacak.
* Çocuk Hakları: Çocukları işkenceden koruyacak ve küçük yaşta çalıştırılmalarını engelleyecek yeni yasalar çıkarılacak.
* Gençlerin İhtiyaçları: İslam ülkelerinde genç nüfusun meselelerini çözmek için mücadele edilecek.
* Kadın Hakları: İslam toplumunda kadın haklarını iyileştirmek için yeni yasalar çıkarılacak.
* Medeniyetler arası Diyalog: Kültürler ve Medeniyetler arası diyalog konusunda İKÖ önemli bir görev üstlenecek.(13)
Alınan bu kararlar genel itibariyle İKÖ ruhuna uygun, İKÖ'nün misyonunu yansıtan birtakım yönelimlerdir. Deklarasyondaki anahtar terimlerin çoğunluğu, modernizmin Müslümanlara adeta, "İslam mı, modernizm mi?" ikilemiyle dayattığı bir zihinsel dönüştürme projesini yansıtmaktadır. Birinci madde, İslam'ın bir hoşgörü dini olduğu vurgusunu öne çıkartmakta, İslam'ın ılımlılaştırılması doğrultusunda adım atmayı hedeflemektedir. Son madde, 'ılımlı İslam' projesiyle bir bütün teşkil ederek, kültürler ve medeniyetler arası diyalog alanında İKÖ'ne, "hadi canlan biraz!" demektedir. Dinler arası diyalog, dozu gittikçe artan tepkiler sonucunda 'kültürler ve medeniyetler arası' şeklinde bir transformasyona uğratıldı. Zamanla daha başka dönüşümler de yapılması muhtemeldir.
İkinci maddenin yine Suudî yönetiminin eseri olduğunu tahmin etmek güç değil. Üçüncü madde, önü alınması planlanan radikal İslam'ın,(14) fundamentalist akımların, tekfirciliğin v.b. önünü almak için düşünülmüş, İKÖ'nün fetva kurumu gibi çalışacak, ılımlı İslam projesinin ekmeğine yağ süreceği tartışılmaz bir kurum olarak tasarlanmıştır. İKÖ genel sekreterinin, "Bugün İslam dünyasının geçirmekte olduğu sıkıntılardan bir tanesi dini otoritesizlik ve bazı radikal grupların ortaya çıkıp İslamiyeti yanlış bir şekilde temsil etmesi"dir sözleri,(15) bu kurumun radikal İslam'ın önünü kesmek maksadıyla tasarlandığı görüşünü teyid etmektedir.
Bildirinin sekizinci maddesi, kadın haklarının iyileştirilmesini gündeme getirmektedir. Mekke'de, İbrahim (a.s)ın bu 'mübarek şehri'nde alınan bu kararların, 'İslam ülkesi' adı verilen ülkelerde 'müslüman-feminist' bir söyleme ve o doğrultuda birtakım icraatlara dönüşeceğinden kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Ama Allah'dan ki, geleneğin hikaye ettiği İbrahim-Hâcer kıssası bu feminist söyleme izin vermemektedir. (Kur'an'ın kıssası geleneğinkinden farklıdır). Siyasi tarihlerinde belki bir ilke imza tarak, 2006 yılında, verdikleri resmî yemekte misafirlerine içki ikram eden Suudî yetkililer, 'kadın hakları' konusunda da, batı tarzı bir feminizm söylemini başlatacaklarının sinyalini vermektedirler.

İslamofobia ile mücadele
Mekke zirvesinin gündeminde 'İslamofobia' ile mücadele de vardı. TBMM başkanı Bülent Arınç, İslamofobia'nın barışı tehdit ettiğini belirterek şunları söylemiş: "En güçlü medeniyetlerden birinin üzerindeki ölü toprağını atma vaktidir. Kardeşlerimiz savaş, işgal ve fakirlikten ölüyor. Yeni bir tarih başlatmalıyız, çünkü kardeşlerimiz hiç bu denli gözyaşı dökmemiş, dışlanmamış, geri kalmamıştı."(16)
Ekmelüddin İhsanoğlu ise, İslam karşıtlığı bağlamında batıda bulundukları girişimleri anlatıyor ve "İslam karşıtı kampanyaları tespit etmek ve izlemek için İKÖ bünyesinde bir izleme komitesi oluşturduklarını" ifade ediyor.(17)
İKÖ'nün 'İslam karşıtlığı' ile mücadele edeceğine kim inanır? İslam karşıtlığı ile mücadele demek, her şeyden önce, İslam'ı gereği gibi tanımak, ona tam teslim olmak ve İslam'ı akide, ibadet, ahlak ve siyaset olarak, bir dünya görüşü olarak kabul etmek, iman etmek demektir. İkinci olarak da, neyin İslam karşıtlığı olduğunu iyi tespit etmek ve İslam karşıtlığına karşı durabilecek ilmî birikime, siyasi bilince, bağımsızlığa ve cesarete sahip olmak gerekir. Kendileri, İslam karşıtı uluslararası güçlerin vesayeti altında bulunan kurumlar, sırf adları İslamîdir diye, İslam karşıtlığı ile mücadele edecek çapta ve güçte olamazlar. İslam karşıtlığı ile mücadele etmek yüzde yüz İslamî olmayı ve yüzde yüz referansını İslam'dan almayı gerektirir. İslam'ın adının bile yeryüzünden kazınması amacına matuf politikalara hiç ses çıkart/a/mayanlar, İslam karşıtlığını yalnızca Peygamber (a.s)a karikatür yoluyla hakaret etmeyi anlamaktadırlar. İslam karşıtlığı ile mücadeleye soyunan bu sözde İKÖ temsilcilerinin, İslam'ın en yaman karşıtı ideolojilere, kavram ve doktrinlere karşı herhangi bir ciddi tepkileri görülmüş müdür? İslam'ı bir 'fobi' olarak gören ve gösteren rejimlerin kurduğu kurumlar, islamofobia ile mücadele edecek?! Evet, tarihe bu gibi akıl almaz tenakuzlar da kaydedilmiş oldu.
İran Cumhurbaşkanı'nın İslam karşıtı İsrail'e yönelik sarfettiği sözler karşısında tamamen sessiz kalarak savuşturma yöntemini seçen İKÖ üyelerinin İslamofobia ile mücadele iddiaları inandırıcı olabilir mi?
Kimse kusura bakmasın, İslam karşıtlığı ile yine ancak, İslam uğrunda her şeylerini feda etmeye hazır olan ve İslam karşıtlarından bekledikleri ikbal kaygıları olmayan mü'minler mücadele edebilirler.

Sonuç
İKÖ zirvesinin belki parlak umutlarla başladığını fakat umutsuzluklara yol açarak neticelendiğini biz değil, toplantıyı bizzat izleyenler itiraf etmektedir. "Örneğin üye ülkelerin hepsi İslam Kalkınma Bankası'nın kaynaklarından faydalanmak istiyor; ama çoğu ülke aidat ödemekten kaçınıyor. İKT zirvelerinde ele alınan kararlar üye ülkeler tarafından uygulanmıyor."(18) "Bu sorunlardan dolayı bu zirvenin de diğerleri gibi güzel bir bildirgeyle sona ereceğine; fakat somut netice üretmeyeceğine dair bir beklenti ve korku var. … Fakat asıl sorun, alınan kararların nasıl ve nereye kadar uygulanacağı."(19) Oturduğu evin kirasını ödemeden kaçıp giden kiracının durumunu çağrıştırmıyor mu İKÖ üyelerinin bu hali? İKÖ zirvesi, her devletin bir nevi kendi iç ve dış sorunlarını getirdiği bir tür şikayet masasına dönüşmüş durumdadır. Fakat, şikayet var, taşın altına elini sokma yok.
Suudî Arabistan Kralı Abdullah, açılış konuşmasında İslam dünyasının birlik ve dayanışmaya ihtiyaç duyduğunu ve tekfir ve terörizm gibi aşırı akımlara karşı mücadele edilmesi gerektiğini söylemektedir.(20) Arabistan krallığının, bir yıl öncesinden zirveye ev sahipliği yapmayı gönüllü istemesi de düşündürüyor ki, ülke içindeki 'radikal' grupların tekfir ve cihadcı söylemlerinden, krallığın eleştirilmesinden son derece rahatsızdır ve 'İslam ülkeleri' adı verilen yönetimlerin desteğini kazanma arzusu içindedir. "Aşırı hareketlere ve terörizme karşı mücadele, müsamaha ve itidalin yaygınlaştırılması ve İslam ülkeleri arasındaki dayanışmanın arttırılması konularında ısrar eden Suudî Arabistan, hem kendi iç muhalefetine hem de Amerika gibi dışarıdan gelebilecek müdahalelere karşı ön tedbir alıyor."(21)
İslam Konferansı Örgütü'nün, kuruluş amaçları arasında "Müslüman ülkeler arasında her alanda dayanışmanın tesisi, ırkçılığın her türlüsünün ortadan kaldırılması, refah seviyesinin yükseltilmesi, sorunların barış ve uzlaşma yöntemiyle çözülmesi" gibi ideallerin bulunduğu ve bu amaçlara varılamadığı üzerinde durulmaktadır.(22) Halbuki bu sorunların ve daha fazlasının, bugünkü sözde Müslüman toplumların siyasi ve sosyal yapısıyla çözümlenmesi mümkün değildir. Bu sorunları ve daha fazlasını ya İslam çözer, ya da İslam çözer. Bunların çözümünün yegane yolu, öncelikle, 'müslüman' kavimlerin, kendisini kaybetmekle bütün şereflerini yitirdikleri İslam'a yeniden dönmeleri, Rablerine çok uzun soluklu, ciddi ve tamamen içten bir tevbe ile tevbe etmeleriyle mümkün olabilecektir. Maddi-manevi her türlü zenginliklerini, ellerinde İncille kendilerine gelen haçlı misyonerlere kaptırmış bulunan Müslümanlar, şu anda ellerinde neyin olduğunu, neyin olması ve neyin olmaması gerektiğini bile bilmeden ve içlerinden birileri çok ciddi biçimde, İncil ve Tevrat sahiplerinin yardım ve yataklığını yaparken, yukarıda anılan sorunlarla baş edilemediğinden yakınmak, münevver ahlakına yakışır mı?
Dünyanın siyasal seyrini gözlemleyip anlamaya çalışan biri olarak kanaatim odur ki, İKÖ gibi örgütlerin bu toplantıları, adına 'islam ülkesi' tabir edilen ülkelerden onlarca siyaset ve ilim adamını, düşünürü (mütefekkir?) bir masa etrafında bir araya getirir, birlikte çok sıcak bir-iki gün geçirirler, oldukça sıcak temaslar kurulur, 'unutulmayacak anılar' bırakır geride; bir hatıra fotoğrafı ile de belgelerler bu anılarını... Bu toplantılarda birtakım kararlar alınır. Alınan kararlar her alanla ilgili olabilir. Fakat bu kararların bir kısmının hiçbir zaman uygulama şansları olmaz ve olmayacaktır. Bu durumu aslında en iyi de, bizzat örgütün genel sekreteri olmak üzere diğer katılımcılar ve hele de 'akîl adamlar' bilirler… Fakat alınan kararların en işe yarayan kısmı, İslam'ın de-politize edilmesi maksadına matuf olanlardır.
İKÖ gibi örgütler halkı Müslüman ülkelerde, Avrupa, ABD ve İsrail'e göbek bağı ile bağlı kendi rejimleri tarafından teşekkül ettirilmiş, operasyonel örgütlerdir. Bu örgütlerin toplantılarında kimi sorunlara parmak basılması, bunların üstesinden gelecek bir hamlenin başlatıldığı gibi bir umuda kaptırmamalı bizleri. Cihad gibi İslam'ın en köklü kavramını neredeyse literatürden çıkartalım havasında olan, ılımlı İslam adı altında, İslam karşıtı devletlerin çıkarlarına endeksli bir islami anlayışı empoze etme çabasında olan, bir nevi İslam'ın reforme edilmesini, Protestanlık türü bir İslam anlayışını telkin eden, kendi halkına yönelik bir misyoner gibi çalışan hiçbir teşkilat Müslümanlara ve İslam'a ait değildir.

Dipnotlar
(1) Selahaddin Çakır, Diktatörlüklerin Hakimiyetinde Mekke'de Bir 'İslam Konferansı', Vakit, 08.12.2005.
(2) İbrahim Karagül, İKÖ Zirvesi, 'Mekke Vizesi' ve CIA'nın İşkence Merkezleri, Yeni Şafak, 07.12.2005.
3-İbrahim Kalın, İKT Zirvesi Eskinin Tekrarı mı, Yeni Bir Başlangıç mı?, Zaman, 14.12.2005.
4-İbrahim Karagül, aynı yer.5-Ekmeleddin İhsanoğlu, Batı'nın İslam Korkusuna Çare Üretmeliyiz, Zaman, 09.12.2005.
6 -İKÖ'den Suriye'ye İsrail Tavsiyesi, Yeni Şafak, 09.12.2005.
7 -Ahmedi Necad: Hitler Yahudileri Yakmadı, Zaman, 09.12.2005.
8 -İbrahim Karagül, aynı yer.
9 -İbrahim Karagül, aynı yer.
10-Ahmet Davudoğlu, Röportaj, 8Sütun.com, Aralık/2005.
11-Ekmeleddin İhsanoğlu, aynı yer.
12-İKÖ'de Reform Zamanı, Yeni Şafak, 20.01.2006.
13-İslam Dünyasına Yeni Rota, Yeni Şafak, 08.12.2005.
14-Ali Bulaç, İKÖ'de Yeni Dönem, Zaman, 12.01.2006.
15-İKÖ'de Yeni Dönem, Yeni Şafak, 20.01.2006.
16-İKÖ'de Reform Çanları Çalıyor, Radikal, 09.12.2005.
17-Ekmeleddin İhsanoğlu, aynı yer.
18-İbrahim Kalın, aynı yer; İKÖ'de Yeni Dönem, Zaman, 12.01.2006.
19-İbrahim Kalın, aynı yer.
20-İbrahim Kalın, aynı yer.
21-İbrahim Kalın, aynı yer.
22-Davut Dursun, Mekke ve İslam Zirvesi, Yeni Şafak, 08.12.2005.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...