|

Protest Mantık*
Mustafa BOZACIOĞLU
danimarkada yayımlanan aşağılık
karikatür, dünyada bir gündem oluşturdu. İslam Dünyası'nda ise bir
protesto ve danimarka ürünlerine karşı ambargo eylemliliği meydana
getirdi.
Ardından norveç ve fransadaki uygulamalar özrü kabahatinden büyük,
arsızca ve cürm-ü meşhud ile fiilen uygulanan senaryonun içinden benzer
sahnelerdir. Havlamaya devam edecekleri anlaşılmaktadır. Bu menfur
olayların sıradan, rastgele bir iş, özür dilenerek geçiştirilecek bir
hata olmadığı da izahtan varestedir. Zaman ve ihtiyaca göre servise
sunulmuş, 11 Eylül'deki benzer senaryodan ve sovyetler birliğinin
dağılmasından sonraki yeni konsepte uygun olarak İslam-terör bağlantısı
kurup İslam'ı kötü gösterme, BOP ve benzeri projelerini uygulamaya koyma
senaryolarının kasıtlı ve bilinçli versiyonlarıdır.
Düşünülmesi gereken; amaçlanan neydi, sonuçları ne oldu veya ne olacak?
abd'nin basın-yayın dezenformasyonu için ayırdığı yüksek meblağlı bütçe,
uluslararası mal pazarında sergilenen cambazlıklar, İslam Dünya'sının
reflekslerini ölçme, İran senaryolarının servise sunulduğu şu günlerde
paralel bir kamuoyu yoklaması ilk akla gelenlerdendir. Olaya ab'nin
makyajsız, maskesiz gerçek yüzü olarak bakılabileceği gibi kıptinin fahr
için sirkatin söylemesi olarak da bakabiliriz. Bu yaklaşımlar komplo
teorileri de üretilerek çoğaltılabilir. Ancak bundan bizlerin ekstradan
elde edeceği lehte bir sonuç yoktur. Göstergeler yeterli, niyetler
bellidir. abd'li rice'ın "İran ve Suriye, protesto olaylarında
kışkırtıcı rol oynuyorlar" ve ab komisyon başkanı barroso'nun daha yeni
"özgürlüklerimizi kaybetmektense çok fazla karikatür yayınlamak daha
iyi" demeçleri kurtla kuzu hikayesinin tezahürü ve açıkça bir meydan
okuma, tahrik ve kışkırtmadır.
Sebep her ne olursa olsun, olay protestolarla, ambargolarla
geçiştirilemeyecek kadar önemlidir. İnşallah bu bizler için bir
silkinme, uyanma, gerçekleri görme ve doğru sonuçlar çıkarma fırsatı
olur. Rabbimizin, kâfirler eliyle dinine yardım etmesi sonucunu doğurur
da; ümmet bilincinin, kardeşlik şuurunun artmasına, İslam ülkeleri arası
diyalog ve işbirliği sürecine katkıya vesile olur.
Bu aşamada Nisa 148'e ne kadar başvurulabilir ve bu küme ne kazanç
getirir? "Siz onların ilahlarına dil uzatmayın ki…" hitabı, bizlere
yöntem belirlerken, sözüm ona medeniyetler/dinlerarası diyalog
çalışmalarında bu insanlara hiç ulaşmış mıdır? Bu seyr-ü seferler;
anlaşılan hıristiyanlık söyleminin öne çıktığı bir monolog olmuştur.
"…sizinle bizim aramızda ortak kelimeye gelin" hitabı hiç dile
gel(ebil)miş midir?
Şimdi; kendi içimizdeki bir sürü ihtilafa rağmen, istendiğinde ortak
tavırlar geliştirebiliyormuşuz. danimarka ve diğerleri bize bunu
göstermiş oldular. Kur'an ve Hz.Muhammed müştereklerinden hareketle
sahih birliktelikler geliştirmeye çalışmalıyız. Tabi farkındayım ki bu
kolay bir iş değildir. Netameli bir konudur. Güçsüzlüğümüz buradan
gelmektedir. Ancak unutmayalım ki bunun hesabını Allah'a vermek, şu
aşağılık karikatür olayından protesto ve ambargolarla kazandığımızı
düşündüklerimizle karşılanamayacak kadar zordur. O birlik sağlandığında
diğer bütün meseleler zaten halledilebilir. Önümüze sürülen sunî
duvarları yıkmalıyız. Daha doğrusu kendi ellerimizle ördüğümüz duvarları
aşamıyoruz ki birlikte akalım yanlışların üstüne…Tek tek, sağa sola akan
dereleri çaylara, çayları ırmak olarak aynı yatağa taşımak
zorunluluğumuz vardır, eğer gerçek neticelere ulaşmak istiyorsak…
Daha önce yaşananlardan böyle bir sonuç devşiremediğimizden fazlaca
heveslenmek hayalci olmak anlamına gelebilir. Tekerrür etmemesi için
tarihten ibret almak ve özümüze dönmek zorundayız. Aynı delikten tekrar
tekrar ısırılmaktan bıkmadık mı? Mazoşistlik mi var yapımızda? Birlik
olamadığımız için gücümüzün/yaptırımımızın olamayacağını görmüyor muyuz?
Tabi burada bireysel eylemlerin, protestoların niteliğini, gereğini,
yaptırımını tartışacak değiliz. Organize olunamadığı zamanlarda
niyetlere bağlı olarak mazur görülebilir. Tüm mazeretler bir tarafa,
herkes, kendi hesabını kolaylaştırmak, Allah'a verebilecek bir cevabı
olsun için elini taşın altına koymak zorundadır. Burada niyetleri de
tartışacak değiliz. O Allah ile kulu arasındadır. Biz ise dikkatleri
başka yöne; buzdağının görünmeyen tarafına, devedeki eğriliklerin
tamamına çekmek istiyoruz.
Söylediklerimizden pasivizme, bir yanağına vurana diğer yanağını çevirme
mistisizmine asla bir yol yoktur. Ancak, geliştirilecek karşı yöntem
ilkeli, tavizsiz, geri adımlar arttırmayacak, reaksiyonerlikten uzak,
tutarlı, dinimizin söylemlerine uygun olmak zorundadır. "Bir kavme olan
kininiz sizi aşırılığa/adaletsizliğe düşürmesin…" ilahi ikazı
kulaklarımıza daima küpe olmalıdır.
Bu arada, provaktif başka tuzaklara karşı da uyanık olmak zorundayız.
Eylemliliğimizi çoğaltmalı, saflarımızı sıklaştırmalıyız. Atacağımız
adımların, bırakacağı izlerinin sonuçlarını hesap etmeliyiz. Kitle
psikolojisinin farklılığını ve kontrolünün zorluğunu, sıkıntılarını
unutmamalıyız. Kitlelerin şuurlu değil, şartlı hareket ettiğini göz
önünde bulundurmalıyız. Ancak doğru davranışların sonuçlarını Allah'a
havale edip tevekkül edebiliriz. Aksi halde Allah'a karşı vereceğimiz
hesabı zorlaştırmış oluruz sadece… Kaş yapalım derken göz çıkaracak
işlerden uzak durmalıyız. Bir kaç adımdan sonra daha da gerilere
savrulmamıza yol açacak adımları hiç atmamalıyız. Çarşıdaki hesaba
uyacaksa evdeki hesabı uygulamaya koymalı, yoksa; çarşıdaki hesabı
tutturacak kıvama, netliğe, olgunluğa gelene kadar evdeki hesabımızı
tekrar tekrar gözden geçirmeli, sağlamasını yapmalıyız.
Protest mantık bizatihi reaksiyonerdir, edilgendir, lokaldir, yaptırımı
yok denecek kadar azdır. Hatta bu olayda olduğu gibi barajlardaki
tahliye vanaları, hava almaya yarayan siboplar işlevi de haiz
görülebilir. salman rüştü ve turan tursun olayları da benzer
senaryolardan sahnelerdi. Onlarda da ortak tavırlar geliştirememiş,
reaksiyonerlikten uzak duramamıştık…
Şimdi; birilerinin mallarına ambargo uygularken ceplerinin dolmasına
vesile olacağımız diğerlerinin kimler olacağını düşünüyor muyuz?
Mekke'de Hz. Muhammed ve beraberindekilere uygulanan ambargoyla kıyas
edebiliyor muyuz ambargolarımızın yaptırımlarını? Her müslümanın
tükürmesiyle israil'i sel götüreceği söylemi ne ifade ediyor şimdi?
Hangimizin evi çeşitli sebeplerle reddetmemiz, yanına dahi yaklaşmamamız
gereken ülke, grup ve markaların ürünlerinden yalıtılabilmiştir. Bunun
yerli veya yabancı olmasının bir farkı var mı? Ya da İngilizlere karşı
bir keçiyle iktifa edebilen Mahatma Gandi tutarlılığını, azmini
gösterebilecek miyiz?
Ayrıca; Irak, Filistin, Çeçenistan, Bosna, Cezayir ve daha bir çok yerde
Müslümanlara karşı yapılanlara, şimdilerde İran'a karşı yürütülen
sıkıştırmalara niye birlikte ortak tepkiler, ortak çözümler
geliştiremiyoruz.
Sonra; dışişleri bakanının aihm'deki eşinin başörtüsü davasını geri
çekmesini, dışişleri bakanlığı sözcüsünün "İran'ın nükleer
faaliyetlerinden kaygı duyuyoruz" açıklamasını nereye koyacağız
protestolarımızda ve (oy) ambargolarımızda… Daha ötesi ana okulu
müdürlüğü adayı (aç-kapa artema! yapmasına rağmen ) hakkında sokağa
uzanan başörtüsü yasağını, yök'ün anlaşılır/anlaşılmaz tutumunu,
İHL'liler hakkındaki Açık Lise uygulamasının yürütmesinin durdurulması
kararını ne yapacağız? Toplanan milyonlarca imza, mitingler, hala devam
eden lokal protestolar bizlere kalıcı bir umut ışığı, kararı alanlarda
bir yumuşama ve geri adım oluşturdu mu? İnananlar içinde çözülmeler ve
çözmeler oldukça sorun çözülemez. Kendi virüslerimizi kendi
çöplüklerimizde üretiyoruz. Kendi bölünmüşlüğümüzün, dağınıklığımızın
suçunu kimselerde aramayalım. Tavizler tavizleri, geri adımlar daha
gerilere savrulmayı doğuruyor. Toplum olarak dönüşmemizin tek tek
bireyler olarak dönüşmemize, bu yolda yardımlaşmamıza, hakkı ve sabrı
tavsiyeleşmemize bağlı olduğu unutulmamalıdır.
Boşluklarımızı Kur'an ve nebevi yöntem ile doldurmalıyız. Böyle
yapıldığında bunlar başımıza hiç gelmeyecek demiyorum çünkü; bu imtihan
dünyasında Mevlamızın günleri aramızda döndürmesi, hangimizin iyi işler
yaptığının ortaya çıkması amacında mündemiç olduğu üzre her şey ile her
şeyden imtihan edileceğiz, maldan ve candan eksiltme, korku ve açlık ile
deneneceğiz elbette… Ancak bu hallerde üzülmeyip, gevşemeyip inandığımız
için üstün olacağımızın bilinciyle; "Rabbimiz üzerimize sabır yağdır,
ayaklarımızı sabit kıl ve düşman topluluğuna karşı bizlere yardım et" ve
"Rabbimiz hidayet ettikten sonra kalplerimizi saptırma" kavli dualarıyla
ve en güzel söz ve davranış yöntemini sergileyeceğimiz fiili
dualarımızla dimdik ayakta durmaya çalışmalıyız. Kendi imtihanımızı
verebilmek için yek diğerlerimizle dayanışmalı, kaynaşmalı,
"bünyan'ün-mersus" misali olmalıyız.
"Görelim Mevla neyler?" diye beklemek sorumluluktan kaçmaktır. O(c.c)
zaten neylerse güzel eyler de; bizlerin neler eyleyeceğinin belli
olmasını ve buna göre karşılık bulacağımızı haber verir.
Gelin ey Allah'ın kulları özümüze dönelim, kardeş olalım…
*Bazı özel
adlar kasden küçük yazılmışlardır
|