Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 327 | Mart  2006

                   

 

 


Protest Mantık*

Mustafa BOZACIOĞLU

danimarkada yayımlanan aşağılık karikatür, dünyada bir gündem oluşturdu. İslam Dünyası'nda ise bir protesto ve danimarka ürünlerine karşı ambargo eylemliliği meydana getirdi.
Ardından norveç ve fransadaki uygulamalar özrü kabahatinden büyük, arsızca ve cürm-ü meşhud ile fiilen uygulanan senaryonun içinden benzer sahnelerdir. Havlamaya devam edecekleri anlaşılmaktadır. Bu menfur olayların sıradan, rastgele bir iş, özür dilenerek geçiştirilecek bir hata olmadığı da izahtan varestedir. Zaman ve ihtiyaca göre servise sunulmuş, 11 Eylül'deki benzer senaryodan ve sovyetler birliğinin dağılmasından sonraki yeni konsepte uygun olarak İslam-terör bağlantısı kurup İslam'ı kötü gösterme, BOP ve benzeri projelerini uygulamaya koyma senaryolarının kasıtlı ve bilinçli versiyonlarıdır.
Düşünülmesi gereken; amaçlanan neydi, sonuçları ne oldu veya ne olacak? abd'nin basın-yayın dezenformasyonu için ayırdığı yüksek meblağlı bütçe, uluslararası mal pazarında sergilenen cambazlıklar, İslam Dünya'sının reflekslerini ölçme, İran senaryolarının servise sunulduğu şu günlerde paralel bir kamuoyu yoklaması ilk akla gelenlerdendir. Olaya ab'nin makyajsız, maskesiz gerçek yüzü olarak bakılabileceği gibi kıptinin fahr için sirkatin söylemesi olarak da bakabiliriz. Bu yaklaşımlar komplo teorileri de üretilerek çoğaltılabilir. Ancak bundan bizlerin ekstradan elde edeceği lehte bir sonuç yoktur. Göstergeler yeterli, niyetler bellidir. abd'li rice'ın "İran ve Suriye, protesto olaylarında kışkırtıcı rol oynuyorlar" ve ab komisyon başkanı barroso'nun daha yeni "özgürlüklerimizi kaybetmektense çok fazla karikatür yayınlamak daha iyi" demeçleri kurtla kuzu hikayesinin tezahürü ve açıkça bir meydan okuma, tahrik ve kışkırtmadır.
Sebep her ne olursa olsun, olay protestolarla, ambargolarla geçiştirilemeyecek kadar önemlidir. İnşallah bu bizler için bir silkinme, uyanma, gerçekleri görme ve doğru sonuçlar çıkarma fırsatı olur. Rabbimizin, kâfirler eliyle dinine yardım etmesi sonucunu doğurur da; ümmet bilincinin, kardeşlik şuurunun artmasına, İslam ülkeleri arası diyalog ve işbirliği sürecine katkıya vesile olur.
Bu aşamada Nisa 148'e ne kadar başvurulabilir ve bu küme ne kazanç getirir? "Siz onların ilahlarına dil uzatmayın ki…" hitabı, bizlere yöntem belirlerken, sözüm ona medeniyetler/dinlerarası diyalog çalışmalarında bu insanlara hiç ulaşmış mıdır? Bu seyr-ü seferler; anlaşılan hıristiyanlık söyleminin öne çıktığı bir monolog olmuştur. "…sizinle bizim aramızda ortak kelimeye gelin" hitabı hiç dile gel(ebil)miş midir?
Şimdi; kendi içimizdeki bir sürü ihtilafa rağmen, istendiğinde ortak tavırlar geliştirebiliyormuşuz. danimarka ve diğerleri bize bunu göstermiş oldular. Kur'an ve Hz.Muhammed müştereklerinden hareketle sahih birliktelikler geliştirmeye çalışmalıyız. Tabi farkındayım ki bu kolay bir iş değildir. Netameli bir konudur. Güçsüzlüğümüz buradan gelmektedir. Ancak unutmayalım ki bunun hesabını Allah'a vermek, şu aşağılık karikatür olayından protesto ve ambargolarla kazandığımızı düşündüklerimizle karşılanamayacak kadar zordur. O birlik sağlandığında diğer bütün meseleler zaten halledilebilir. Önümüze sürülen sunî duvarları yıkmalıyız. Daha doğrusu kendi ellerimizle ördüğümüz duvarları aşamıyoruz ki birlikte akalım yanlışların üstüne…Tek tek, sağa sola akan dereleri çaylara, çayları ırmak olarak aynı yatağa taşımak zorunluluğumuz vardır, eğer gerçek neticelere ulaşmak istiyorsak…
Daha önce yaşananlardan böyle bir sonuç devşiremediğimizden fazlaca heveslenmek hayalci olmak anlamına gelebilir. Tekerrür etmemesi için tarihten ibret almak ve özümüze dönmek zorundayız. Aynı delikten tekrar tekrar ısırılmaktan bıkmadık mı? Mazoşistlik mi var yapımızda? Birlik olamadığımız için gücümüzün/yaptırımımızın olamayacağını görmüyor muyuz? Tabi burada bireysel eylemlerin, protestoların niteliğini, gereğini, yaptırımını tartışacak değiliz. Organize olunamadığı zamanlarda niyetlere bağlı olarak mazur görülebilir. Tüm mazeretler bir tarafa, herkes, kendi hesabını kolaylaştırmak, Allah'a verebilecek bir cevabı olsun için elini taşın altına koymak zorundadır. Burada niyetleri de tartışacak değiliz. O Allah ile kulu arasındadır. Biz ise dikkatleri başka yöne; buzdağının görünmeyen tarafına, devedeki eğriliklerin tamamına çekmek istiyoruz.
Söylediklerimizden pasivizme, bir yanağına vurana diğer yanağını çevirme mistisizmine asla bir yol yoktur. Ancak, geliştirilecek karşı yöntem ilkeli, tavizsiz, geri adımlar arttırmayacak, reaksiyonerlikten uzak, tutarlı, dinimizin söylemlerine uygun olmak zorundadır. "Bir kavme olan kininiz sizi aşırılığa/adaletsizliğe düşürmesin…" ilahi ikazı kulaklarımıza daima küpe olmalıdır.
Bu arada, provaktif başka tuzaklara karşı da uyanık olmak zorundayız. Eylemliliğimizi çoğaltmalı, saflarımızı sıklaştırmalıyız. Atacağımız adımların, bırakacağı izlerinin sonuçlarını hesap etmeliyiz. Kitle psikolojisinin farklılığını ve kontrolünün zorluğunu, sıkıntılarını unutmamalıyız. Kitlelerin şuurlu değil, şartlı hareket ettiğini göz önünde bulundurmalıyız. Ancak doğru davranışların sonuçlarını Allah'a havale edip tevekkül edebiliriz. Aksi halde Allah'a karşı vereceğimiz hesabı zorlaştırmış oluruz sadece… Kaş yapalım derken göz çıkaracak işlerden uzak durmalıyız. Bir kaç adımdan sonra daha da gerilere savrulmamıza yol açacak adımları hiç atmamalıyız. Çarşıdaki hesaba uyacaksa evdeki hesabı uygulamaya koymalı, yoksa; çarşıdaki hesabı tutturacak kıvama, netliğe, olgunluğa gelene kadar evdeki hesabımızı tekrar tekrar gözden geçirmeli, sağlamasını yapmalıyız.
Protest mantık bizatihi reaksiyonerdir, edilgendir, lokaldir, yaptırımı yok denecek kadar azdır. Hatta bu olayda olduğu gibi barajlardaki tahliye vanaları, hava almaya yarayan siboplar işlevi de haiz görülebilir. salman rüştü ve turan tursun olayları da benzer senaryolardan sahnelerdi. Onlarda da ortak tavırlar geliştirememiş, reaksiyonerlikten uzak duramamıştık…
Şimdi; birilerinin mallarına ambargo uygularken ceplerinin dolmasına vesile olacağımız diğerlerinin kimler olacağını düşünüyor muyuz? Mekke'de Hz. Muhammed ve beraberindekilere uygulanan ambargoyla kıyas edebiliyor muyuz ambargolarımızın yaptırımlarını? Her müslümanın tükürmesiyle israil'i sel götüreceği söylemi ne ifade ediyor şimdi? Hangimizin evi çeşitli sebeplerle reddetmemiz, yanına dahi yaklaşmamamız gereken ülke, grup ve markaların ürünlerinden yalıtılabilmiştir. Bunun yerli veya yabancı olmasının bir farkı var mı? Ya da İngilizlere karşı bir keçiyle iktifa edebilen Mahatma Gandi tutarlılığını, azmini gösterebilecek miyiz?
Ayrıca; Irak, Filistin, Çeçenistan, Bosna, Cezayir ve daha bir çok yerde Müslümanlara karşı yapılanlara, şimdilerde İran'a karşı yürütülen sıkıştırmalara niye birlikte ortak tepkiler, ortak çözümler geliştiremiyoruz.
Sonra; dışişleri bakanının aihm'deki eşinin başörtüsü davasını geri çekmesini, dışişleri bakanlığı sözcüsünün "İran'ın nükleer faaliyetlerinden kaygı duyuyoruz" açıklamasını nereye koyacağız protestolarımızda ve (oy) ambargolarımızda… Daha ötesi ana okulu müdürlüğü adayı (aç-kapa artema! yapmasına rağmen ) hakkında sokağa uzanan başörtüsü yasağını, yök'ün anlaşılır/anlaşılmaz tutumunu, İHL'liler hakkındaki Açık Lise uygulamasının yürütmesinin durdurulması kararını ne yapacağız? Toplanan milyonlarca imza, mitingler, hala devam eden lokal protestolar bizlere kalıcı bir umut ışığı, kararı alanlarda bir yumuşama ve geri adım oluşturdu mu? İnananlar içinde çözülmeler ve çözmeler oldukça sorun çözülemez. Kendi virüslerimizi kendi çöplüklerimizde üretiyoruz. Kendi bölünmüşlüğümüzün, dağınıklığımızın suçunu kimselerde aramayalım. Tavizler tavizleri, geri adımlar daha gerilere savrulmayı doğuruyor. Toplum olarak dönüşmemizin tek tek bireyler olarak dönüşmemize, bu yolda yardımlaşmamıza, hakkı ve sabrı tavsiyeleşmemize bağlı olduğu unutulmamalıdır.
Boşluklarımızı Kur'an ve nebevi yöntem ile doldurmalıyız. Böyle yapıldığında bunlar başımıza hiç gelmeyecek demiyorum çünkü; bu imtihan dünyasında Mevlamızın günleri aramızda döndürmesi, hangimizin iyi işler yaptığının ortaya çıkması amacında mündemiç olduğu üzre her şey ile her şeyden imtihan edileceğiz, maldan ve candan eksiltme, korku ve açlık ile deneneceğiz elbette… Ancak bu hallerde üzülmeyip, gevşemeyip inandığımız için üstün olacağımızın bilinciyle; "Rabbimiz üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sabit kıl ve düşman topluluğuna karşı bizlere yardım et" ve "Rabbimiz hidayet ettikten sonra kalplerimizi saptırma" kavli dualarıyla ve en güzel söz ve davranış yöntemini sergileyeceğimiz fiili dualarımızla dimdik ayakta durmaya çalışmalıyız. Kendi imtihanımızı verebilmek için yek diğerlerimizle dayanışmalı, kaynaşmalı, "bünyan'ün-mersus" misali olmalıyız.
"Görelim Mevla neyler?" diye beklemek sorumluluktan kaçmaktır. O(c.c) zaten neylerse güzel eyler de; bizlerin neler eyleyeceğinin belli olmasını ve buna göre karşılık bulacağımızı haber verir.
Gelin ey Allah'ın kulları özümüze dönelim, kardeş olalım…

*Bazı özel adlar kasden küçük yazılmışlardır
 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...