|

Metin Abi...
Abdi KEÇELİ
O'ndan geldik yine ona döneceğiz (2/156).
Zira, her can ölümü tadacaktır (3/185).
Elimizden bir an düşürmeyip, her zaman hayatımıza yön vermesi için ilk
müracaat ettiğimiz Kur'an-ı Kerim, bize bunu telkin eder, hatırlatır ve
öğretir. Biliyoruz ki ölüm, bir hayatın bitip bir diğerinin bir daha
ölmemek üzere başlamasıdır. Sanma ki arkandan ağlayıp sızlayacağız ve
sanma ki yine arkandan Kur'an okuyup ruhuna göndereceğiz. Çünkü sen
hayattayken bu Kur'an ölülere değil dirilere fayda verir (35/22) ilahi
mesajını biliyordun. Senin aramızdan ebediyete intikal etmene elbette
üzüldük. Çünkü seni özleyeceğiz tüm özlenenler gibi. Bidat ve hurafe
karşısındaki öfkeni özleyeceğiz, kalın vurgu dolu sesinle “kardeş!”
demeni özleyeceğiz. Osman hocanın "…gayr'ıl-mağdubi aleyhim
veleddaalliin" dedikten sonra imanından emin oluşunun verdiği rahatlıkla
yüreğinin derinliklerinden gelen ve hiç müdahale etmeden dudaklarından
dökülen "amiiin" deyişini özleyeceğiz.
İmanlarından emin olduklarına müşfik, candan ve sevgi dolu, ama
imanından şüphe ettiklerine katı ve öfkeli oluşun, bir dava adamı,
davasının eri olduğunun açıkça göstergesi idi. Aslında sert mizaçlı
olmak sana yakışıyordu. Bu, doğru oluşun; doğruları dosdoğru söylemenden
kaynaklanıyordu. Tavizsiz, istikrarlı ve şerefli bir doğruluk.
Sen, bir dava adamı idin. İlkeni Kur'an'dan alıyor ve asla ödün
vermiyordun. Zaman ve zemin gözetmeksizin haksızın karşısında hakkı hiç
çekinmeden eveleyip gevelemeden söylüyordun. Terazin Kur'an ve
Rasulullah'dı. Doğru olarak bunu bilir ve hiç şaşmadan bu yolda
giderdin. Kur'an'a aykırı olan bir davranışa, en küçük bir hataya ve
yanlışa hemen müdahale ederek, kendi üslubuyla o kulaklarımıza aşina
olan “kardeş!” diyerek söze başlar, Kur'an'ın çizdiği hudutların dışına
çıkılmaması gerektiğini kalın kalın çizerdin.
Ey heybetli koca adam! Yüzündeki kaygılı, katı ve karmaşık ifadeyi,
İslam'ı anlayamamandan değil, insanların İslam'ı anlamamakta ısrarcı
oluşlarından kaynaklandığını biliyorum. Kaygı ve tasanın sebebinin bu
olduğunu anlatmıştın bir Ramazan akşamı bizlere. Onları Kur'an'la hemhal
olmaya davet eder, ondan sorguya çekileceğimizi(43/44) bir an olsun
aklımızdan çıkarmamamız gerektiğini vurgulardın.
Ne mutlu sana yolunu şaşırmadan ebediyete intikal ettiğin için, ne mutlu
sana Kur'an müslümanı olduğun için ve ne mutlu sana nefislerindekileri
Kur'an'la değiştirerek Rabbinin huzuruna vardığın için. Arkandan “sana
selam olsun” demekten başka bir şey yapamıyorum.
Allah'ın selamı sana ve tüm senin gibi iman edenlere olsun ve mekanın
cennet olsun.
|