Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 327 | Mart  2006

                   

 

 


Doğru Teşhis...

Ali Bulaç/ 08.02.2006/ Zaman

Danimarka'da Peygamber Efendimiz (sas)'i tahkir eden karikatürlerin yayınlanması tesadüfi değildir. Politiken gazetesinden Lasse Ellagaart, karikatürleri çizen ve yayınlayanların tepkilerin bu boyutlara ulaşacağını tahmin etmediklerini söylüyor.
Hiç öyle değil. Danimarka Kraliçesi'nin, bundan bir süre önce "Müslümanlara karşı harekete geçmemiz lazım, daha fazla hoşgörülü davranamayız." dediğini hatırlayalım. Rasmussen'in küçük iktidar ortağı sağcı-ırkçı parti sözcülerine göre "Danimarka'da yaşayan Müslümanlar bir kanser uru gibi, yapılacak en şey hepsini Sibirya'ya sürmek." Kuşkusuz mesele Danimarka gibi küçücük ve aslında önemsiz bir ülkenin kendi inisiyatifiyle izah edilemez.
Çok haklı olarak Dışişleri Bakanı Abdullah Gül "Batı'da anti-semitizmin yerini anti-İslam almaktadır." diye yakınıyor. Buna çoktan karar verilmiş. Sovyet Bloku'nun çökmesinden hemen sonra (1992-Londra NATO toplantısı) zamanın İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher "Bundan böyle Batı'nın kendisiyle mücadele edeceği tehdidin İslam fundamentalizmi olduğu"nu söylemişti.
Herkes biliyor ki, özür dilense olaylar büyük ölçüde yatışacak. Rasmussen, özür dilemeye yanaşmıyor, olayların bu boyutlara ulaşmasında en büyük pay ona ait. Danimarka halkının yüzde 72'si Müslümanlardan özür dilenmesine karşı çıkıyor. AB, hakareti ve tahriki kınayacağına, İslam ülkelerinden "Avrupalıların can ve mal güvenliğinin etkin bir biçimde sağlanması"nı talep etmekle yetiniyor. Belli ki sistemli bir basiretsizlik söz konusu. Bunu küresel bir trend besliyor. Belli askerî ve iktisadi güç merkezleri küre ölçeğinde bir kampanya ile İslam fobisini yaygınlaştırıyorlar. Tehditleri, işgal çığlıkları arttıkça tepkiler de artıyor. Suriye ve Lübnan'da elçiliklerin ateşe verilmesiyle sonuçlanan olaylara yakından bakalım. Lübnan'da gözaltına alınan 160 kişiden 100'ü Suriyeli, 60'ı Filistinli. Suriye üzerine baskılar arttıkça, Suriyelilerde tepki birikiyor, Filistinliler ise zaten işgal altındaki topraklarda doğuyor ve işgal altında ölüyor. Irak ve Afganistan'da karikatüristler üzerinden işgalci güçler de protesto ediliyor. İnsanların somut durumlarını hesaba katmadan tepkilerini anlamak veya yargılamak kolay değil.
İslam ile Batı arasına kalın bir çizgi çiziliyor, bu herkes kendi galaksisinde kalsın anlamına gelen bir ayrışma değil, tam aksine, Müslümanları ötekileştirerek kendi içinde bütünleşen Batı'nın, Müslüman dünyaya çıkarlarını ve değerlerini güç kullanarak dayatmasının basit bir oyunu. İslam dünyasına getirilecek demokrasiye karşı toprak işgali, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının talanı; ifade özgürlüğü karşılığında bütün kutsal değerlerimize hakareti sineye çekmemiz isteniyor.
Bu olaya doğru isim koymak lazım. Bu dinler arası bir çatışma değildir. Katolik Kilisesi, Batılı birçok dinî grup ve Türkiye'deki (Rum, Ermeni, Süryani, Yahudi) dinî cemaat liderleri karikatürlerin yayınlanmasını kınadılar. Biz de Trabzon'daki rahibin öldürülmesini kınıyoruz.
Her türlü politik mülahaza ve provokasyonun ötesinde bu tür karikatürlerin yayınlanması ifade özgürlüğü müdür? Recep Tayyip Erdoğan ile Zapatero'nun yayınladığı ortak metinde "bu karikatürleri yayımlamanın belki yasal olduğu, ancak siyasi ve ahlâki açıdan buna karşı çıkılması gerektiği" vurgulanıyor. Bu sorunlu bir cümle: Bir şey "yasal" ise, meşru bir hakkın kullanımını teminat altına alıyor demektir. Günlerdir hepimiz diyoruz ki, dinlerin kutsallarına hakaret etmek bir hak olamaz, ifade özgürlüğü dinleri tahkir etme amacıyla kullanılamaz.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...