|

Doğru
Teşhis...
Ali Bulaç/ 08.02.2006/ Zaman
Danimarka'da
Peygamber Efendimiz (sas)'i tahkir eden karikatürlerin yayınlanması
tesadüfi değildir. Politiken gazetesinden Lasse Ellagaart, karikatürleri
çizen ve yayınlayanların tepkilerin bu boyutlara ulaşacağını tahmin
etmediklerini söylüyor.
Hiç öyle değil. Danimarka Kraliçesi'nin, bundan bir süre önce
"Müslümanlara karşı harekete geçmemiz lazım, daha fazla hoşgörülü
davranamayız." dediğini hatırlayalım. Rasmussen'in küçük iktidar ortağı
sağcı-ırkçı parti sözcülerine göre "Danimarka'da yaşayan Müslümanlar bir
kanser uru gibi, yapılacak en şey hepsini Sibirya'ya sürmek." Kuşkusuz
mesele Danimarka gibi küçücük ve aslında önemsiz bir ülkenin kendi
inisiyatifiyle izah edilemez.
Çok haklı olarak Dışişleri Bakanı Abdullah Gül "Batı'da anti-semitizmin
yerini anti-İslam almaktadır." diye yakınıyor. Buna çoktan karar
verilmiş. Sovyet Bloku'nun çökmesinden hemen sonra (1992-Londra NATO
toplantısı) zamanın İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher "Bundan böyle
Batı'nın kendisiyle mücadele edeceği tehdidin İslam fundamentalizmi
olduğu"nu söylemişti.
Herkes biliyor ki, özür dilense olaylar büyük ölçüde yatışacak.
Rasmussen, özür dilemeye yanaşmıyor, olayların bu boyutlara ulaşmasında
en büyük pay ona ait. Danimarka halkının yüzde 72'si Müslümanlardan özür
dilenmesine karşı çıkıyor. AB, hakareti ve tahriki kınayacağına, İslam
ülkelerinden "Avrupalıların can ve mal güvenliğinin etkin bir biçimde
sağlanması"nı talep etmekle yetiniyor. Belli ki sistemli bir
basiretsizlik söz konusu. Bunu küresel bir trend besliyor. Belli askerî
ve iktisadi güç merkezleri küre ölçeğinde bir kampanya ile İslam
fobisini yaygınlaştırıyorlar. Tehditleri, işgal çığlıkları arttıkça
tepkiler de artıyor. Suriye ve Lübnan'da elçiliklerin ateşe verilmesiyle
sonuçlanan olaylara yakından bakalım. Lübnan'da gözaltına alınan 160
kişiden 100'ü Suriyeli, 60'ı Filistinli. Suriye üzerine baskılar
arttıkça, Suriyelilerde tepki birikiyor, Filistinliler ise zaten işgal
altındaki topraklarda doğuyor ve işgal altında ölüyor. Irak ve
Afganistan'da karikatüristler üzerinden işgalci güçler de protesto
ediliyor. İnsanların somut durumlarını hesaba katmadan tepkilerini
anlamak veya yargılamak kolay değil.
İslam ile Batı arasına kalın bir çizgi çiziliyor, bu herkes kendi
galaksisinde kalsın anlamına gelen bir ayrışma değil, tam aksine,
Müslümanları ötekileştirerek kendi içinde bütünleşen Batı'nın, Müslüman
dünyaya çıkarlarını ve değerlerini güç kullanarak dayatmasının basit bir
oyunu. İslam dünyasına getirilecek demokrasiye karşı toprak işgali,
yeraltı ve yerüstü kaynaklarının talanı; ifade özgürlüğü karşılığında
bütün kutsal değerlerimize hakareti sineye çekmemiz isteniyor.
Bu olaya doğru isim koymak lazım. Bu dinler arası bir çatışma değildir.
Katolik Kilisesi, Batılı birçok dinî grup ve Türkiye'deki (Rum, Ermeni,
Süryani, Yahudi) dinî cemaat liderleri karikatürlerin yayınlanmasını
kınadılar. Biz de Trabzon'daki rahibin öldürülmesini kınıyoruz.
Her türlü politik mülahaza ve provokasyonun ötesinde bu tür
karikatürlerin yayınlanması ifade özgürlüğü müdür? Recep Tayyip Erdoğan
ile Zapatero'nun yayınladığı ortak metinde "bu karikatürleri
yayımlamanın belki yasal olduğu, ancak siyasi ve ahlâki açıdan buna
karşı çıkılması gerektiği" vurgulanıyor. Bu sorunlu bir cümle: Bir şey
"yasal" ise, meşru bir hakkın kullanımını teminat altına alıyor
demektir. Günlerdir hepimiz diyoruz ki, dinlerin kutsallarına hakaret
etmek bir hak olamaz, ifade özgürlüğü dinleri tahkir etme amacıyla
kullanılamaz. |