Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 327 | Mart  2006

                   

 

 


Sokaktaki Tehlike: Başörtüsü

Nazlı Ilıcak/ 12.02.2006/ Bugün

Mantık dışı bir uygulamanın, mantık dışı sonuçlar doğurmasını tabiî karşılamak gerekir. Üniversiteye devam etmek isteyen başörtülü genç kızlara yasak koyan Anayasa Mahkemesi, "çağdaşlık" ve "laiklik" gerekçesine dayanıyordu.
Mahkeme, bir yandan, anayasanın başlangıç bölümünde yer alan "Atatürk ilke ve inkılâplarını" ve "medeniyetçiliğini" öne sürüyor, bir yandan da başörtüsünün, türban takmayanlar üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılabileceğini, bunun da, laikliği zedeleyeceğini belirtiyordu. Bu mantığı özetlemek gerekirse, başörtüsü, Atatürk ilke ve inkılâplarına, Atatürk'ün öngördüğü muasır medeniyete ve laikliğe aykırıydı.
Zaten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de, Anayasa Mahkemesi'nin görüşünü esas aldı ve Leylâ Şahin davasında "Nüfusun çoğunluğu Müslüman olan Türkiye gibi bir ülkede, İslâmî başörtüsünün zorunlu bir dinî görev olarak sunulması, başörtüsü takmayı kabul etmeyen herhangi bir kimsenin, 'dine karşı çıkan veya din düşmanı' şeklinde görüleceği bir ortam yaratacak, dindar olan Müslümanlarla, dindar olmayan Müslümanlar ve inançsızlar arasında sırf kıyafetleri dolayısıyla ayırımcılığa yol açabilecektir" dedi. Mahkeme ayrıca, Sözleşme'nin 9. maddesinin, "kişinin dinini, inancını, bir dinî kuralı yerine getirme şeklinde dışa vurmasını" teminat altına almakla birlikte, bütün eylemleri korumadığını söyledi. AİHM'e göre, başörtüsü, kadın ile erkeğin eşitliğine de aykırıydı.

Yalnız şunu da hemen kaydedelim ki, üniversitedeki başörtüsü yasağını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı bulmayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, "başörtüsüne yasak konulsun" diye bir karar almadı. Maalesef Türkiye'de karar "mahkeme yasak koydu" biçiminde takdim ediliyor. Halbuki böyle bir yasak konulsaydı, AB üyesi bütün ülkeler buna uymak zorunda kalırdı. AİHM, her ülkenin, kendi şartlarına göre, "başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması ve düzenin muhafazası" gibi meşru bir amaç güderek, farklı uygulama yapabileceğini kabul etti.
Başörtüsü yasağı laiklik ilkesine dayandırılıyorsa, hemen soralım: Laiklik nedir? Devlet ile din işlerinin birbirine karıştırılmaması, devletin, inançlara karşı eşit mesafede durması laiklik ise, okumak isteyen başörtülü kızları üniversite dışına atmak tam da laiklik karşıtı bir tavır değil mi?
Öte yandan, eğer başörtüsü üniversite içinde laikliği tehlike düşürüyorsa, sokakta da düşürür!!! Dolayısıyla, yasağın Tunus'ta olduğu gibi, sokağa sirayet etmesi beklenen bir sonuçtu.
Nitekim, işte Danıştay 2. Dairesi, başörtülü öğretmenin Gölbaşı Garnizonu Bayrak Anaokulu Müdürü yapılmamasını haklı gördü. Çünkü, Aytaç öğretmen, okula girerken başını açıyor, çıkarken başını bağlıyor ve bu fiili, Danıştay'a göre, kendisini gören küçük çocuklar üzerinde olumsuz etki yaratıyordu. Bir başka ifadeyle Aytaç öğretmen çocuklara "iyi örnek" olmuyordu.
Meseleyi başta hatalı bir şekilde ortaya koyunca, sonuçlarına da katlanmak gerekiyor. Başörtüsünü laiklik açısından tehlikeli görenlerin, bu gerekçeyle başörtülü kızları üniversitelerden dışlayanların, Türkiye'yi giderek özgürlüklerin kısıldığı bir ülke haline getirmeleri beklenirdi.
Bence Danıştay, kendisinden bekleneni yapmıştır. Başörtülü kadınları "sakıncalı" ilân etmiştir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...