|

Sokaktaki Tehlike: Başörtüsü
Nazlı Ilıcak/ 12.02.2006/ Bugün
Mantık dışı
bir uygulamanın, mantık dışı sonuçlar doğurmasını tabiî karşılamak
gerekir. Üniversiteye devam etmek isteyen başörtülü genç kızlara yasak
koyan Anayasa Mahkemesi, "çağdaşlık" ve "laiklik" gerekçesine
dayanıyordu.
Mahkeme, bir yandan, anayasanın başlangıç bölümünde yer alan "Atatürk
ilke ve inkılâplarını" ve "medeniyetçiliğini" öne sürüyor, bir yandan da
başörtüsünün, türban takmayanlar üzerinde bir baskı aracı olarak
kullanılabileceğini, bunun da, laikliği zedeleyeceğini belirtiyordu. Bu
mantığı özetlemek gerekirse, başörtüsü, Atatürk ilke ve inkılâplarına,
Atatürk'ün öngördüğü muasır medeniyete ve laikliğe aykırıydı.
Zaten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de, Anayasa Mahkemesi'nin
görüşünü esas aldı ve Leylâ Şahin davasında "Nüfusun çoğunluğu Müslüman
olan Türkiye gibi bir ülkede, İslâmî başörtüsünün zorunlu bir dinî görev
olarak sunulması, başörtüsü takmayı kabul etmeyen herhangi bir kimsenin,
'dine karşı çıkan veya din düşmanı' şeklinde görüleceği bir ortam
yaratacak, dindar olan Müslümanlarla, dindar olmayan Müslümanlar ve
inançsızlar arasında sırf kıyafetleri dolayısıyla ayırımcılığa yol
açabilecektir" dedi. Mahkeme ayrıca, Sözleşme'nin 9. maddesinin,
"kişinin dinini, inancını, bir dinî kuralı yerine getirme şeklinde dışa
vurmasını" teminat altına almakla birlikte, bütün eylemleri korumadığını
söyledi. AİHM'e göre, başörtüsü, kadın ile erkeğin eşitliğine de
aykırıydı.
Yalnız şunu da hemen kaydedelim ki, üniversitedeki başörtüsü yasağını
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı bulmayan Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi, "başörtüsüne yasak konulsun" diye bir karar almadı. Maalesef
Türkiye'de karar "mahkeme yasak koydu" biçiminde takdim ediliyor.
Halbuki böyle bir yasak konulsaydı, AB üyesi bütün ülkeler buna uymak
zorunda kalırdı. AİHM, her ülkenin, kendi şartlarına göre, "başkalarının
hak ve özgürlüklerinin korunması ve düzenin muhafazası" gibi meşru bir
amaç güderek, farklı uygulama yapabileceğini kabul etti.
Başörtüsü yasağı laiklik ilkesine dayandırılıyorsa, hemen soralım:
Laiklik nedir? Devlet ile din işlerinin birbirine karıştırılmaması,
devletin, inançlara karşı eşit mesafede durması laiklik ise, okumak
isteyen başörtülü kızları üniversite dışına atmak tam da laiklik karşıtı
bir tavır değil mi?
Öte yandan, eğer başörtüsü üniversite içinde laikliği tehlike
düşürüyorsa, sokakta da düşürür!!! Dolayısıyla, yasağın Tunus'ta olduğu
gibi, sokağa sirayet etmesi beklenen bir sonuçtu.
Nitekim, işte Danıştay 2. Dairesi, başörtülü öğretmenin Gölbaşı
Garnizonu Bayrak Anaokulu Müdürü yapılmamasını haklı gördü. Çünkü, Aytaç
öğretmen, okula girerken başını açıyor, çıkarken başını bağlıyor ve bu
fiili, Danıştay'a göre, kendisini gören küçük çocuklar üzerinde olumsuz
etki yaratıyordu. Bir başka ifadeyle Aytaç öğretmen çocuklara "iyi
örnek" olmuyordu.
Meseleyi başta hatalı bir şekilde ortaya koyunca, sonuçlarına da
katlanmak gerekiyor. Başörtüsünü laiklik açısından tehlikeli görenlerin,
bu gerekçeyle başörtülü kızları üniversitelerden dışlayanların,
Türkiye'yi giderek özgürlüklerin kısıldığı bir ülke haline getirmeleri
beklenirdi.
Bence Danıştay, kendisinden bekleneni yapmıştır. Başörtülü kadınları
"sakıncalı" ilân etmiştir. |