Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 327 | Mart  2006

                   

 

 


Tehlike, Dinsel İrtica Değil Irkçı-Milliyetçi irtica

Nabi Yağcı/ 13.02.2006/ Referans

Neredeyse küresel çapta bir İslam-Hıristiyan savaşı yaşanacaktı. Olayın ortaya koyduğu gerçekler salt bir kışkırtmayla açıklanamayacak kadar derin. Ancak şimdiden de çıkarılabilir dersler var. Olayların çıkmasında sorumluluk Batının ama eminim ki Batı bu olaylardan İslam aleminden daha çabuk dersler çıkarmasını bilecektir. Bunun işaretleri görülüyor. Öz eleştirilerini yaparak kendilerine düşen payı görmeye başlıyorlar. Açık gerçek şu ki olayların gerisinde ister provokasyon amaçlı uğursuz bir parmak olsun yada olmasın İslam ve Batı arasında kökleri derinlere giden ve salt dinsel olmayan birikmiş bir gerilim var ve bu gerilim küresel deprem yaratacak kadar ciddidir Bundan böyle pek çok parmak fark edilen bu dinamitin fitilini kendi karanlık amaçları için ateşlemek isteyecektir.
Önemli olan Türkiye olarak biz ne dersler çıkarıyoruz bu ürkütücü olaylardan? Maalesef Danıştay 2. Dairesinin son kararı bu açıdan can sıkıcıdır. Kimi yazar çizerlerin bu kararı yerinde bulmaları karikatür krizinden pek de ders çıkarmadığımızı düşündürüyor bana. Bu kararla kamusal alan genişliyor ve türban yasağı özel alanlara dek yayılıyor. Bu laik demokrasi ve özgürlükler adına esef vericidir ve yanlıştır, gerilemedir. Şimdi Türkiye dinsel fanatizm açısından provokasyonlara çok daha açık hale gelmiştir.
Oysa karikatür krizinde Türkiye, talihsiz bir olay, bir hunharca cinayet dışında olumlu bir tablo sergiledi, en azından bu satırları yazdığımız ana dek. Görünen tablo baştan beri savuna geldiğim iki tezimi de doğrular nitelikte. Birincisi, ülkemizde yakın tehlike dinsel irtica değil ırkçı milliyetçi irticadır. Bunu mahkeme salonlarında görüyoruz artık. Hedeflerini açık açık ilan da ediyorlar: Batı ve AB düşmanlığı. Üstelik de bunu Atatürkçülük adına yapıyorlar. Sayıları ise gün güne artıyor. Türkiye'de geçmişten, 70'li yıllardan iyi bildiğimiz tehlikeli rüzgarlar esmekte yine.
İkinci tezim ise, medeniyetler çatışması saçma teorisinin pompalandığı günümüzde ve içeride laisizm ve İslam çatışmasının hala gerilimli bir siyasi gündem olduğu durumda AKP iktidarının bir şans olduğu tespitimdi. Ön yargılı değilsek görebiliriz ki, AKP karikatür krizinde son derece soğukkanlı davranmıştır. Hatta fazla soğukkanlı davrandığı için de eleştirilmekte. Tersi olsaydı kuşku yok sokağın görüntüsü farklı olurdu. Ne var ki buna rağmen AKP bir kuşatma altına alınmak isteniyor ve bu öyle bir kuşatma ki aynı zamanda AKP'yi ve özellikle tabanını dinsel yönelimlere iten bir kışkırtıcılık taşıyor. AKP'yi pek çok yönden eleştirebilirsiniz, eleştiriyoruz da ama bu kuşatma eleştiri değil tersine dinsel patlamalar doğurabilecek bastırmalardır. Seçim hesaplarını, politik hesapları bir yere kadar anlayabiliriz ama olanlar bunu aşıyor apaçık ülkenin geleceği ile oynamak anlamına geliyor. Eğer laikliğe karşı dinsel fanatizmi güçlendirmek istiyorsanız ancak bunlar yapılabilir. Bastırın ki patlasın!
Üstelik türban yasaklarına karşı çıkan gençlerimiz, kadınlarımız şimdiye dek demokratik protesto gösterilerinin ötesinde saldırgan eylemler içinde hiç olmadılar. Bize göre haklı oldukları halde bu yasaklar karşısında soğukkanlılıklarını korudular. Ne isteniyor, onlar da yakıp yıksınlar mı? Kürt sorunu da aynı biçimde bastırmalarla, yasaklarla silahlı çatışmaya dönüştürülmedi mi? Bu mu olsun isteniyor? Adalet karar verdi, adaletin kestiği parmak acımaz, mesele bitti, öyle mi? Öyle olmadığının yanıtı karikatür krizinin dersleri içinde altı kırmızı kalemle çizilmiş olarak durmakta: Arı kovanına çomak sokmayın.
Öyle günler yaşıyoruz ki insan büyük söylemekten çekiniyor. Yine de altını çizmeliyim: Türkiye karikatür krizinde gösterdiği soğukkanlılıkla hem İslam alemi hem Batı için örnek oldu. Tek eleştirilecek yan Rahip Santoro'nun öldürülmesine hem hükümet hem devlet olarak daha açık ve daha etkili bir tavır sergilenebilirdi. Bilemiyorum, Rahip Santoro'nun Roma'daki cenaze törenine gereken ilgi gösterilebildi mi? Aynı biçimde, AKP iktidarı kendisi için hazmı hiç de kolay olmayan son Danıştay kararını soğukkanlı karşılamayı sürdürürse kazanan kendisi olacaktır. Fakat bulunduğumuz coğrafyada ve özellikle ABD'nin İran'a dönük karanlık hesaplarının olduğu koşullarda Türkiye'nin bu soğukkanlı çizgiyi koruyabilmesi hem gitgide daha önemli hem de daha zor olacaktır. Sorunlarımızın çözümleri için farklı ve yeni açılımlara ihtiyacımız var.
Başladığımız ama henüz bitirmediğimiz Türkiye-Hindistan karşılaştırması tüm bu nedenlerle boş yere değildi, sırf beyin jimnastiği olsun diye girmedik bu konuya. Hindistan yabancılara, yabancı yatırımcılara kendini tek bir cümle ile pazarlıyor. "Hindistan, öteden beri ekonomik ve demokratik istikrarın güvence altında olduğu ülke." Biz diyebiliyor muyuz bunu?

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...