|

Tehlike, Dinsel İrtica Değil Irkçı-Milliyetçi irtica
Nabi Yağcı/ 13.02.2006/ Referans
Neredeyse
küresel çapta bir İslam-Hıristiyan savaşı yaşanacaktı. Olayın ortaya
koyduğu gerçekler salt bir kışkırtmayla açıklanamayacak kadar derin.
Ancak şimdiden de çıkarılabilir dersler var. Olayların çıkmasında
sorumluluk Batının ama eminim ki Batı bu olaylardan İslam aleminden daha
çabuk dersler çıkarmasını bilecektir. Bunun işaretleri görülüyor. Öz
eleştirilerini yaparak kendilerine düşen payı görmeye başlıyorlar. Açık
gerçek şu ki olayların gerisinde ister provokasyon amaçlı uğursuz bir
parmak olsun yada olmasın İslam ve Batı arasında kökleri derinlere giden
ve salt dinsel olmayan birikmiş bir gerilim var ve bu gerilim küresel
deprem yaratacak kadar ciddidir Bundan böyle pek çok parmak fark edilen
bu dinamitin fitilini kendi karanlık amaçları için ateşlemek
isteyecektir.
Önemli olan Türkiye olarak biz ne dersler çıkarıyoruz bu ürkütücü
olaylardan? Maalesef Danıştay 2. Dairesinin son kararı bu açıdan can
sıkıcıdır. Kimi yazar çizerlerin bu kararı yerinde bulmaları karikatür
krizinden pek de ders çıkarmadığımızı düşündürüyor bana. Bu kararla
kamusal alan genişliyor ve türban yasağı özel alanlara dek yayılıyor. Bu
laik demokrasi ve özgürlükler adına esef vericidir ve yanlıştır,
gerilemedir. Şimdi Türkiye dinsel fanatizm açısından provokasyonlara çok
daha açık hale gelmiştir.
Oysa karikatür krizinde Türkiye, talihsiz bir olay, bir hunharca cinayet
dışında olumlu bir tablo sergiledi, en azından bu satırları yazdığımız
ana dek. Görünen tablo baştan beri savuna geldiğim iki tezimi de
doğrular nitelikte. Birincisi, ülkemizde yakın tehlike dinsel irtica
değil ırkçı milliyetçi irticadır. Bunu mahkeme salonlarında görüyoruz
artık. Hedeflerini açık açık ilan da ediyorlar: Batı ve AB düşmanlığı.
Üstelik de bunu Atatürkçülük adına yapıyorlar. Sayıları ise gün güne
artıyor. Türkiye'de geçmişten, 70'li yıllardan iyi bildiğimiz tehlikeli
rüzgarlar esmekte yine.
İkinci tezim ise, medeniyetler çatışması saçma teorisinin pompalandığı
günümüzde ve içeride laisizm ve İslam çatışmasının hala gerilimli bir
siyasi gündem olduğu durumda AKP iktidarının bir şans olduğu tespitimdi.
Ön yargılı değilsek görebiliriz ki, AKP karikatür krizinde son derece
soğukkanlı davranmıştır. Hatta fazla soğukkanlı davrandığı için de
eleştirilmekte. Tersi olsaydı kuşku yok sokağın görüntüsü farklı olurdu.
Ne var ki buna rağmen AKP bir kuşatma altına alınmak isteniyor ve bu
öyle bir kuşatma ki aynı zamanda AKP'yi ve özellikle tabanını dinsel
yönelimlere iten bir kışkırtıcılık taşıyor. AKP'yi pek çok yönden
eleştirebilirsiniz, eleştiriyoruz da ama bu kuşatma eleştiri değil
tersine dinsel patlamalar doğurabilecek bastırmalardır. Seçim
hesaplarını, politik hesapları bir yere kadar anlayabiliriz ama olanlar
bunu aşıyor apaçık ülkenin geleceği ile oynamak anlamına geliyor. Eğer
laikliğe karşı dinsel fanatizmi güçlendirmek istiyorsanız ancak bunlar
yapılabilir. Bastırın ki patlasın!
Üstelik türban yasaklarına karşı çıkan gençlerimiz, kadınlarımız şimdiye
dek demokratik protesto gösterilerinin ötesinde saldırgan eylemler
içinde hiç olmadılar. Bize göre haklı oldukları halde bu yasaklar
karşısında soğukkanlılıklarını korudular. Ne isteniyor, onlar da yakıp
yıksınlar mı? Kürt sorunu da aynı biçimde bastırmalarla, yasaklarla
silahlı çatışmaya dönüştürülmedi mi? Bu mu olsun isteniyor? Adalet karar
verdi, adaletin kestiği parmak acımaz, mesele bitti, öyle mi? Öyle
olmadığının yanıtı karikatür krizinin dersleri içinde altı kırmızı
kalemle çizilmiş olarak durmakta: Arı kovanına çomak sokmayın.
Öyle günler yaşıyoruz ki insan büyük söylemekten çekiniyor. Yine de
altını çizmeliyim: Türkiye karikatür krizinde gösterdiği soğukkanlılıkla
hem İslam alemi hem Batı için örnek oldu. Tek eleştirilecek yan Rahip
Santoro'nun öldürülmesine hem hükümet hem devlet olarak daha açık ve
daha etkili bir tavır sergilenebilirdi. Bilemiyorum, Rahip Santoro'nun
Roma'daki cenaze törenine gereken ilgi gösterilebildi mi? Aynı biçimde,
AKP iktidarı kendisi için hazmı hiç de kolay olmayan son Danıştay
kararını soğukkanlı karşılamayı sürdürürse kazanan kendisi olacaktır.
Fakat bulunduğumuz coğrafyada ve özellikle ABD'nin İran'a dönük karanlık
hesaplarının olduğu koşullarda Türkiye'nin bu soğukkanlı çizgiyi
koruyabilmesi hem gitgide daha önemli hem de daha zor olacaktır.
Sorunlarımızın çözümleri için farklı ve yeni açılımlara ihtiyacımız var.
Başladığımız ama henüz bitirmediğimiz Türkiye-Hindistan karşılaştırması
tüm bu nedenlerle boş yere değildi, sırf beyin jimnastiği olsun diye
girmedik bu konuya. Hindistan yabancılara, yabancı yatırımcılara kendini
tek bir cümle ile pazarlıyor. "Hindistan, öteden beri ekonomik ve
demokratik istikrarın güvence altında olduğu ülke." Biz diyebiliyor
muyuz bunu? |