|

MİT,
Kiliseden 200 Metre Ötede
Neşe Düzel/ 12.02.2006/ Radikal
"Zanlının
hemen yakalanmasının nedeni MİT'in kiliseyi sürekli izlemesi olabilir.
MİT binası kiliseye yakın. Ayrıca MİT kilisenin karşısında daire
kiralamış
"Derin devletin kalkışmaları yaşanıyor Trabzon'da. Derin devlet homojen
illeri değil de, sicili bozuk olan 'çokkültürlü, çokdinli, çokkimlikli'
yerleri kurcalıyor
"Mehmet Ali Talat'ı Trabzon'a davet ettik 2003'te. Hiçbir otel oda
vermedi. Emniyet müdürü, 'halkın sevmediklerini getirmeyin, güvenlik
sağlayamam' dedi
NEDEN? Şinasi Haznedar
Türkiye'nin cazibe merkezlerinden biri haline gelmiş, futbolda
İstanbul'a başkaldırmayı başarmış, ülkenin en büyük ticaret
limanlarından birine sahip olmuş, Anadolu'nun tarihi dokusunun en parlak
örneklerini içinde taşımış olan Trabzon, son zamanlarda tam anlamıyla
bir çöküntü yaşıyor. Ekonomisinin sarsılması, limanının kullanılmaması,
işsizliğin çoğalması ve fuhuş sektörünün güçlenmesiyle birlikte şehir
bir mafyalaşma sürecine girdi. Peş peşe haraçlara, saldırılara, şike
olaylarına, linç girişimlerine, cinayetlere, çocuk çetelerine sahne
oldu. Şehrin güvenlik güçlerinin bazı yöneticilerinin de tuhaf
ilişkilere ve ortaklıklara girmesi, bu tablonun vahametini artırdı. Çok
kültürlü, çokdinli, çokkimlikli zengin bir geçmişten gelen Trabzon,
bugünkü zaaflarıyla birlikte ele alındığında, her türlü provokasyona
açık tehlikeli bir kent görüntüsü veriyor. Trabzon'da önde gelen sivil
toplum hareketi Empati Grubu'nun kurucularından Şinasi Haznedar ile
kentte ne tür kışkırtmalar yaşandığını, kimlerin ne tür hesaplarının
bulunduğunu, kentin geçmişini ve rahip cinayetini konuştuk.
Türkiye'nin en seçkin kentlerinden biri olarak bildiğimiz Trabzon'un
aslında bir dehşet şehri olduğunu görüverdik birdenbire. Bu herhalde
bir-iki ayda olmadı. Öncelikle Türkiye'nin bu gerçeği nasıl zamanında
fark edemediğini merak ediyorum. Devlet, İçişleri Bakanlığı, istihbarat
örgütleri, televizyonları ve gazeteleriyle medya, bu gerçeği nasıl
atladı?
Türkiye'nin tüm paranoyaları, korkuları, travmaları, sistemdeki
çürümüşlükleri Trabzon'da mevcut ama Trabzon'da yaşanan bu olayların
benzerleri Türkiye'nin başka illerinde de yaşanmıyor mu? Mesela
mafya-güvenlik örgütü ve devlet ilişkileri sadece Trabzon'da değil başka
illerde görülüyor. Ama Trabzon'da bu tür adli olayların yanı sıra bir
başka şey daha var ki, o da, derin devletin kalkışmaları... Trabzon'daki
son olaylar bir cümleyle özetlenirse, kaba milliyetçiliktir, devletin
rutin yani hukuk dışına çıkma isteğinin dışavurumudur. Geçmişte bir
cumhurbaşkanı, 'Devlet zaman zaman rutin dışına çıkar' dememiş miydi?
Trabzon'da çöküş nasıl başladı?
Trabzon'da çöküş aslında 1990'ların sonunda Türkiye'nin AB üyeliği
işinin ciddileşmesiyle başladı. Kentte, farklı olana tahammülsüzlük,
Trabzon'daki bazı siyasi partiler, bazı sivil toplum örgütleri ve
devletin bazı güçleri ve yöneticileri eliyle beslendi. 1997 yılında,
aralarında Rahmi Koç, Fener Rum Patriği Bartholomeos'un da bulunduğu bir
grup, 'Din, Bilim ve Barış Sempozyumu' için Venizelos gemisiyle
Trabzon'a geldi. Sempozyumun öncesinde, 'Bunlar Rum Pontus hayalini
gerçekleştirmek istiyor. Trabzon Pontus'laşacak mı? Karadeniz Pontus
gölü mü oluyor?' diye, kentte milliyetçi ve şoven duygular öyle
kışkırtıldı ve tepkiler öyle örgütlendi ki, gemidekiler Trabzon'a
çıkamadı ve sempozyum yapılamadı. Aslında Trabzon'da böyle peş peşe
olaylar yaşandı. Mesela Çeçen militanların 1995'te Trabzon limanındaki
Avrasya feribotuna gelmesi herhalde birtakım merkezlerin desteğiyle
oldu. Sonra İstanbul'daki Gazi Mahallesi olaylarının mahkemesi de
Trabzon'da yapıldı.
Mahkeme yeri olarak niye Trabzon seçildi sizce?
Toplumu provoke edecek güçler veya 'derin devlet', sicili geçmişte
'bozuk' olan, yani geçmişte 'çokkültürlü, çok-dinli, çokkimlikli' olan
yerleri kurcalıyor. Belli bir homojenliği olan kentleri ise
kurcalamıyor. Mesela Yozgat'ta bu olaylar olmuyor. Çünkü orası yekpare,
homojen bir vatandaş topluluğundan oluşan bir kent. Ama Diyarbakır,
Tunceli, Kahramanmaraş'ta bu olaylar oluyor. Çünkü onlar da Trabzon gibi
pek çok inancın ve etnik kimliğin bir arada bulunduğu kentler.
1998'lerde Gazi olaylarının Trabzon'daki duruşmaları sırasında çok kötü
şeyler yaşandı. Hatta Trabzon emniyet müdürü destek için gelen sanık
yakınlarını halay çekiyorlar diye yumrukladı. Trabzon'daki çöküşün ilk
işaretleriydi bütün bunlar. Zaten zaman içinde Trabzon'da olaylar daha
da tırmandı. 2003 yılında...
Ne oldu, ne yaşandı?
Şu anda KKTC'nin Cumhurbaşkanı olan Mehmet Ali Talat'ı biz Empati Grubu
olarak Trabzon'da konferansa davet ettik. Trabzon'daki milliyetçi
odakların parteleri ve sivil toplum örgütleri ve büyük çoğunlukla yerel
medya 'Kıbrıs'ı satan adam, Akel uşağı' diye öyle provokasyonlar
yaptılar ki, Trabzon'da ve ilçelerinde hiçbir otel Talat'a oda vermedi.
Trabzon Emniyet Müdürü bize, 'Halkın sevmediği, tasvip etmediği
insanları kente getirmeyin. Güvenliği sağlayamam' dedi. Ankara'da AK
Parti'nin önde gelenlerini devreye soktuk da güvenlik sağlandı. Aslında
Trabzon'daki linç girişimleri Mehmet Ali Talat'la başladı. Onu şehre
sokmak istemeyen de bir avuç çete falan değildi. Yasal siyaset yapan
güçler ve devletin güvenlik anlayışıydı.
Trabzon'da çöküşün ilk işaretleri görüldüğünde ne yapılmalıydı?
Trabzon'daki olaylar, 'Bu bir güvenlik zaafıdır' diyerek, sadece vali ve
emniyet müdürü değiştirmekle önlenecek olaylar değil. Geçmişte yaşanan
ve rahip cinayetiyle devam eden olayların her birinde Trabzon'da vali ve
emniyet müdürü farklıydı. Peki ne değişti? Trabzon'daki olaylar bir
sistem sorunudur ve bu olaylar Türkiye'de demokrasiyi geliştirmekle,
şeffaflığı yerleştirmekle önlenir. Türkiye'de devlet topluma 'nasıl
düşüneceğini, neye inanacağını dayatıyor. Cumhuriyetin kurucu ideolojisi
homojen, tek tip bir toplum yaratmak istiyor. Bu toplum tek kültürlü ve
hatta tek dinli olacak. Resmi ideolojiye göre Türk olacaksınız, Türkçe
konuşacaksınız. Çünkü bunun dışındakiler milli bütünlüğe bir tehdittir.
Peki Trabzon bu homojen toplum dayatmasını niye bu kadar güçlü bir
biçimde benimsiyor?
Trabzon'un diğer illere göre daha milliyetçi refleksler veriyor olması
belki de şundan. Trabzon geçmişinden çekiniyor ve özelliklerini bir
eksiklik olarak görüp, bundan bir suçluluk yaratıyor ve abartılı
tepkiler veriyor olabilir. Trabzon imparatorluklara başkentlik yapmış,
çeşitli medeniyetlerden etkilenmiş, Osmanlı'da çokdinliliği, çok-
kimlikliliği yaşamış, Bedri Rahmi'den Hasan İzzettin Dinamo'ya
sanatçılar yetiştirmişti. Trabzon geçmişte çok kültürlü, çokkimlikli,
çokdinli bir kentti. 1900'lerin başında Trabzon'da 15 ülkenin
konsolosluğu ve bir opera binası vardı. Belediye meclisinde azınlıkların
temsilcileri bulunuyordu. Eğer bugün biz bir 'derin devlet'ten söz
ediyorsak, bunun ipuçları Trabzon'dadır. Derin devletin tarihsel
izlerini sürersek, Trabzon'a çıkabiliriz. Çünkü derin devlet geçmişte de
vardı. Mesela 1921'de TKP Başkanı Mustafa Suphi ve arkadaşlarının
boğdurulması... Birinci Meclis'te Atatürk'e muhalefet eden Trabzon
milletvekili Şükrü Bey'in Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı Topal
Osman tarafından öldürülmesi...
Trabzon'da tuhaf şeyler olduğunun ilk büyük işareti, tutuklu ailelere
yardım derneği TAYAD'lılara yönelik linç girişimiyle ortaya çıkmıştı.
Sizce bu linç girişimi kendiliğinden bir hareket miydi yoksa örgütlü bir
kışkırtma mıydı?
Örgütlü bir kışkırtmanın sonucuydu. TAYAD'lılar gösteri yaparken bir
yerel televizyon 'Meydan Parkı'nda TAYAD Türk bayrağı yakıyor' diye
alt-yazı geçti. TAYAD'lıların başına gelenler bir provokasyonun
sonucudur.
Son olarak rahibin öldürülmesinden önce de bir yerel televizyon kanalına
bağlı bir gazetenin kışkırtıcı yazılar yazdığını okudum. Sizce bu
tesadüf mü?
Tesadüf değil ama Trabzon'da kışkırtıcı yayınlar öyle fasılalarla
yapılmıyor. Sürekli yapılıyor ve kaba milliyetçilik, içe kapanmacılık,
değişim ve AB karşıtlığı ktoplumsal akla kesintisiz kazınıyor.
Bakınız... Trabzon'daki üniversite bile iki yıl öncesine kadar
'milliyetçiliğin sokak ve şiddet yanını benimseyen insanların yönetimde
olduğu bir yerdi. Üniversite yönetimi ülkücü kadroların elindeydi. Santa
Maria Kilisesi'ne merak ettiği için giden öğrencileri takip eden ve
onları kaldıkları yurtlardan çıkarıp dayak atan güçler vardı Trabzon'da.
Üniversite yönetimi bunu yapanları biliyordu ve onlara göz yumuyordu.
Trabzon'daki tuhaf yapı üniversite eliyle de beslendi işte böyle...
Birileri, Trabzon'u tüm Türkiye'yi karıştıracak eylemlerin başlangıç
noktası seçmiş olabilir mi?
Olabilir... Sivas, Kahramanmaraş olaylarını hatırlıyoruz...
Trabzon emniyet müdür yardımcısının bir suçluyla ortak bir şirket
kurduğu da gazetelere yansıdı. Devletin bundan haberdar olmaması
düşünülebilir mi?
Düşünülemez tabii. Hepimizin aldığı nefesi takip eden devletin bunu
bilmemesi mümkün mü?
Trabzonspor'un kaptanı Fatih Tekke'nin arabasını kurşunlayan sanık da
henüz yakalanamadı. Bunu neye bağlamalıyız peki?
Yakalamak istememeye bağlamalıyız. Yoksa rahip Santoro'ya kurşun sıkanı
ertesi gün eşkâliyle bulan bir sistemin, Trabzonspor olayında adları
basında çıkan birtakım şüphelileri derdest edip getirmemesi akla
getirilemez. Ben, rahip cinayetinin zanlısının bu kadar erken tespit
edilmesini, bu kilisenin faaliyetinin izlemeye alınmasına ve bu projenin
bir örgüt değil bir derin devlet projesi olmasına bağlıyorum.
Rahibin öldürülmesi derin devlet projesi mi sizce?
Evet. Böyle bir olaydan zarar edecekler ve kazanacaklar belli. Rahibin
öldürülmesinden dışa açılmak, demokratikleşmek ve AB'ye üye olmak
isteyen Türkiye zarar görüyor. Türkiye'yi dünyadan koparmaya, içe
kapamaya çalışanlar ise bu olaydan yararlanıyor. Trabzon olaylarıyla
ilgili bugüne kadar basında yer almayan bir şey var. MİT Bölge
Başkanlığı kiliseye 200 metre mesafede. Eğer Trabzon'da bir misyonerlik
tehdidi varsa ve devlet bunu gerçekten bir tehlike olarak görüyorsa,
MİT'in bu kiliseye giren çıkanları gözetlemediği, istihbar etmediği
düşünülemez. Cinayet zanlısının hemen yakalanmasının nedeni MİT' in
kiliseyi izliyor olması olabilir.
MİT'in görevi zanlıyı yakalamak değil, istihbarat faaliyetiyle olayları
önlemektir. Rahibin öldürülmesi önlemez miydi bu durumda?
Eğer kilise uzun süreden beri izleniyorsa, ki izlendiğine eminim, bunu
engellersiniz. Eğer engellemediyseniz, o zaman siz, devletin rutin
dışına çıkmasıyla murat edilen bir şeye aracılık etmiş oluyorsunuz. Eğer
bu bir derin devlet projesiyse, bundan sonra nasıl hareket edileceği de
vaaz edilmiştir ve yok akli dengesi bozuk, yok 18 yaşından küçük, yok şu
silah, bu silah diye suçu hafifletici gerekçeler yaratılmaya
çalışılıyordur. Aldığım duyumlara göre, MİT, kiliseyi cepheden gören bir
daire kiralayıp, 24 saat gözetlemiş. Zaten 'misyonerlik tehdidi'
üzerinden yürütülen politikalar da yeni değil. Misyonerlik suçlamaları,
dünyadaki eğilime paralel olarak Türkiye toplumunun daha çok demokrasi
ve insan hakları istemeye başladığı ve AB üyeliğinin ciddileştiği
2000'lerde başladı. Yoksa misyonerlik Türk insanı tarafından o kadar
önemsenmiyor. Ama Türkiye'nin dışa açılmasını, AB üyesi olmasını,
demokratikleşmesini ve çokkültürlü, çok inançlı unsurların barış içinde
yaşamasını istemeyen güçler var Türkiye'de.
Trabzon dindar bir kent olarak tanınır. Din öğesi, hoşgörü ve sevginin
yerine düşmanlığın kaynağı olarak mı kullanıldı bazı güçlerce?
Bazı güçler tarafından kullanıldı ama bir anket yapılsa, AB'ye halkın
desteği çok yüksek çıkar. Trabzon halkının çoğunluğu dini fanatizmi
reddeder. Mesela PKK'nın Trabzon'a geldiğini Emniyet güçleri de söyledi.
PKK, Doğu dışındaki coğrafyalarda var olma iddiası taşıyabilir. Veya,
kaşınınca çok feveran eden Trabzon'daki yapıyı PKK da kurcalıyor
olabilir. PKK da kullanılmış olabilir. Bakınız... Trabzon'da misyonerlik
ya da ahalinin Hıristiyanlaştırılması diye de bir tehlike yok.
Niye varmış gibi korkuluyor?
Bu tehlike, güvenlik devleti olmanın bir gerekçesi olarak kullanılıyor.
Aslında halktan çok devletin tehlike olarak gördüğü bir misyonerlik
algısı topluma yedirilmeye çalışılıyor. Geçmişte 16 Hıristiyan mahallesi
bulunan Trabzon Hıristiyanlaşmadı ve Trabzonlular birbirini boğazlamadı.
Çünkü o dönemde inanç kılığında provokasyon yürüten psikolojik savaş
merkezleri ve derin devlet yoktu. Rum Pontus devletini kiminle
kuracaksınız? Türkiye genelindeki 2-3 bin Rum mu Trabzon'da Pontus
devletini kuracak? Benim bildiğim Trabzon'da faaliyet gösteren tek bir
kilise var. Rahibi öldürülen bu kilisenin ayinine gelenlerin sayısı bir
elin parmağını geçmiyor. Trabzon'u herhalde bu kilise Pontuslaştıracak.
Hem Rum Pontus'un merkezi, başkenti Amasya'ydı. Siz hiç Rum Pontus
konusunda Amasya'yla ilgili bir ses çıktığını duydunuz mu? Niye
Amasya'yla ilgili bir şey denmiyor?
Niye?
Çünkü Trabzon konumundan ötürü kaşınmaya müsait bir yer olarak
görülüyor. Trabzon bir liman. Kafkaslar'a açılan bir kapı. Dünyayla
teması var. 55 bin üniversiteliyi barındırıyor. Trabzon siyasi
partilerin ve sivil toplumun çok canlı örgütlendiği bir yer.
Trabzon'un ekonomisinin de çok kötü durumda olduğu söyleniyor. Ekonomi
çöktü mü bu şehirde?
Trabzon'da işsizlik çok arttı. Çünkü İran ticaret yolunu değiştirdi.
Eskiden İran kapısı açıktı ve ticaret çok canlıydı. Rusya'yla bavul
ticareti de öldürüldü. Fuhuş mafyası mal ticaretini ikincilleştirdi ve
hatta kesti. Ermenistan kapısı da açılmadı. Sonuçta Trabzon limanı da
kullanılmaz oldu.
Trabzon, yabancı kadınların gelişiyle büyük bir fuhuş salgını da yaşadı.
Fuhuş sektörü şehrin hayatında nasıl bir rol oynadı?
Bazı erkeklerin işleri sarsıldı. Trabzonlu evli erkeklerin bir kısmı her
şeyini satıp Rusya'da ev tuttu. Bu, parçalanmış aileler sorunu yarattı.
Aile içi şiddet arttı. Fuhuş, mafyayı da ortaya çıkardı. Başka illere
kadın gönderme işleri falan derken, mafya-emniyet güçleri ilişkisi
gündeme geldi. Geçmişte üst düzey bir emniyet görevlisinin bu
ilişkilerden büyük servet edindiği söylendi. Fuhuştan kazanılan büyük
parayla mafya güçlendi ve bu, sosyal dokuyu çürüttü. Hukuk dışı
kazanılan paralar başka hukuk dışı işleri de besledi. Trabzon yöre
olarak zaten silaha yatkındır. Rahibin öldürülmesinden hemen sonra
yapılan üstünkörü aramada bile 45 adet ruhsatsız silah ele geçirildi.
Fuhuştan elde edilen paralar diğer gayrimeşruluklara analık etti.
Aslında benim aklımda bir başka korkunç şüphe var. Anadolu'da şu anda
patlamaya hazır başka kentler de var mı?
AB'yle müzakere sürecinin başladığı düşünülürse, Trabzon türü filmlerin
diğer yerlerde de vizyona sokulmak istenmesi pek de uzak bir ihtimal
değil. Muğla'da geçenlerde bir çete yakalandı. Bu çete daha önce de
yakalanmış ama nasıl olduysa işine devam etmiş.
Ne oluyor? Anadolu'da asayiş elden gidiyor mu?
Gidiyor, belki de gitti. Ülkemizde şehirlerin mafyanın ve
kışkırtıcıların eline geçmeye başladığını düşünmemize neden olacak
işaretler o kadar çok ki... |