Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 327 | Mart  2006

                   

 

 


“Hayvanlar Çiftliği” ve “1984” Romanları Bağlamında Emperyalizme İngiliz Bakışı

 

Murat KİRİŞÇİ

1933 yılında yazdığı ve 1934 yılında yayınlanan "Burma Günleri" romanıyla, Burma ve Hindistan'daki İngiliz sömürgeciliğini anlatan/eleştiren George Orwell'ın sömürgeciliğe karşı olan bir söylem geliştirdiği iddia edilmektedir. Orwell, İngiltere'nin, üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk olduğu dönemlerdeki politik ve sosyal yaklaşımlarını göz önüne sermeye çalışmış ve romanlarda oluşturduğu karakterlerin anlatımında gösterdiği ustalıkla bunu da ciddi biçimde yakalamıştır.
Sömürgeciliğe getirdiği eleştirileri ile tanınan ya da bu şekilde yorumlarla öne çıkan Orwell, daha sonraki yapıtlarından "Hayvanlar Çiftliği" ve "1984" romanlarıyla siyasal hicvi, edebiyatın toplumla, toplumsal ideoloji ve söylemlerle etkileşimi açısından sıklıkla değerlendirilmiştir. Türkiye'de birçok defa basılan "Hayvanlar Çiftliği" dikkatle okunduğunda Sovyet devrim tarihine yabancı olmayanların hemen çözecekleri tiplemeler ve benzetmelerle kaleme alınmıştır ve burada Orwell, sosyalizmin ideolojik ve teroik tüm yanlarını eleştirmiştir.
Bu yazımızda konunun bu yönünden yola çıkarak Orwel'ın emperyalist bakış açısını, sömürgeciliği eleştirir görünürken neler empoze etmeye çalıştığını ifade etmeye çalışacağız.

Romanlardan Kısa Kesitler
Hayvanlar Çiftliği
Alkolik, umursamaz bir çiftçi olan Mr. Jones, Manor adlı çiftliğin sahibidir ve çiftlikteki tüm hayvanlar onun zalimane davranışlarına katlanmaktadırlar. Mr. Jones'un komşularında olduğu bir gün, domuz Old Major diğer hayvanları çevresine toplar ve bu kötü şartların tek sebebinin insanlar olduğundan bahseder. Bundan dolayı herkesin katılması gereken bir direniş ve isyanı sunar. Bu sunum diğer hayvanları da heyecanlandırmıştır, ancak bu heyecanın oluşturduğu gürültüyü Mr. Jones duyar ve çok kızar. Hayvanların olduğu yere gelip oradaki kalabalığı dağıtmak isterken Old Major adlı domuzu öldürür. Bu ölüm bir anlık şaşkınlığa yol açar, ancak Snowball ve Napoleon adlı iki domuz, Old Major'un söylemini tekrarlar ve bu yolda gitme kararı alırlar. Diğer hayvanları da örgütleyerek ciddi bir birliktelik ve güç kazanırlar. Zaman kollayarak birkaç ay içinde Mr. Jones ve ailesini çiftlikten kovarlar. Artık güç ve iktidar hayvanlarındır. Bu sebeple çiftliğin ismi değişmiş "Hayvanlar Çiftliği" olmuş ve "Animalism(Hayvanizm)" adlı bir öğreti doğmuştur. Bu öğretiye göre; "Bütün hayvanlar eşittir ve dört ayaklılar iyi, iki ayaklılar kötüdür."
İktidarın ilk zamanları gayet mutlu geçmekle birlikte yavaş yavaş devran değişmeye başlar ve "eşitlik" ilkesi ortadan kalkar. Hayvanizm ilkelerinin yazılı olduğu metinde değişimler olduğu görülür: "Bütün hayvanlar eşittir; ama bazı hayvanlar ötekilerden daha fazla eşittir". Beyin takımı olarak kendini tanımlayan domuzlar, diğer hayvanlardan daha akıllı oldukları ve daha önemli işler yaptıkları için ister istemez bir sınıf oluşturmuş ve böylece ilk anayasayı çiğnemişlerdi. Devrimin öncülüğünü yapan az sayıdaki domuz, kalabalık diğer hayvan gruplarını aldatmaya ve sömürmeye başlar. İlkelere ihanet edilir ve insanların düzeninden çok daha acımasız ve kötü bir düzen kurarlar.

1984
Birbirleriyle savaş halinde olan ve yeryüzünü tamamen ele geçirip, özgür düşünceyi kaldırmak için, insan aklından geçenleri okumayı ve çok kısa bir zamanda milyonlarca insanı öldürmeyi amaç edinen üç süper devlete ayrılmış bir dünyada, her tarafa yerleştirilmiş tele ekranlar ve mikrofonlar arasında sürekli izlendiğini bilerek yaşamaktan daha kötüsü de vardır. Sürekli izlendiğini düşünmek ve bunu düşündüğünü belli etmemek; insanların Big Brother (Büyük Birader), yani devletin lideri tarafından sürekli gözetlendiği bir dünyada yaşamak. Çünkü her şeyin gölgeler dünyasında solup gittiği bu zamanda, işlenebilecek en büyük suç düşünce suçudur ve iktidardaki parti yenikonuş'la dildeki sözcük sayısını azaltarak düşünme sınırlarını daraltmayı amaçlamaktadır.
Bu düzen içinde yaşayan Winston Smith, geçmiş olayların kaydedildiği belgeleri partinin çıkarları doğrultusunda değiştirmekle görevli bir parti üyesidir. Gerçeğin her an değiştiği bir ortamda halk ve parti üyeleri için hiçbir şey ifade etmeyen tekdüze bir yaşamda yapabileceği en büyük suçu işler: düşünür ve kabullenemeyeceği birçok şey arasında yitip gitmekte olduğunun farkına varır ve bu aşamada düşünce polisi devreye girer.

Değerlendirme
Politik hiciv, İngiliz edebiyatının önemli bölümlerinden biridir ve en güçlü silahlarındandır. Psikolojik bir savaşı ifade eder; tıpkı günümüzün sinema dünyası ve Hollywood'u gibi. Bu anlamda, Hayvanlar Çiftliği, politik bir fabl özelliği taşımaktadır ve temel amacı Stalin ve reel sosyalizm eleştirisidir. Aslında daha temel bir amacı bu romanda yakalamak mümkündür: Zayıflayan ve dağılmanın eşiğine gelmiş bir İngiliz İmparatorluğu’nun dağılmasını önlemek ve imparatorluğun tekrar eski günlerinde olduğu gibi güçlü, büyük ve üzerinde güneş batmayan hale geri döndürmek.
Orwell, komünizmin büyük bir tehlike olduğunu düşünüyordu. Bugünse aynı tehlike İslam ülkeleri için düşünülmekte ve bu tehlikeye karşı "önleyici savaş" taktiği kullanılmaktadır. Eğer Orwell bugün yaşamış olsaydı ve bu romanı kaleme alsaydı muhtemelen bu tehdit ve tehlikeyi İslam ve bu dinin mensupları olarak tanımlayacaktı. Çünkü romandaki asıl amaç, sömürgeci zihniyetin, jakoben halinin değiştirilmesi, daha yumuşak ve sevecen bir hal alarak sömürüyü devam ettirirken gelişmesi ve büyümesidir.
Roman dikkatle okunursa, zulüm altında olanlar aslında haklıdırlar ama bilinçsizlik yüzünden bu haklılıklarını nasıl ortaya koyacaklarını bilememektedirler. Bunu yapmak isteseler de bilinç düzeyine ulaşabilecek yetenekleri yoktur. Dolayısıyla onların haklılık için yapmaları gerekenleri Orwell bir tavsiye olarak sömürgeci zihniyete yöneltmekte ve yapılan işkence ve zulmü kaldırarak bu insanları sömürmenin daha "ılımlı" bir yönünü bulmak gerektiğini satır aralarında ifade etmektedir.
Romanda dikkate değer diğer bir anlatım, isyancıların/devrimcilerin/haksızlığa karşı olanların domuz olarak tanımlanmasıdır. Bir fabl geleneği olarak hayvanları kullanmayı anlamak mümkündür, ancak domuzun bu konuda çok masum bir seçim olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Domuz bir aşağılama şekli olarak ortaya koyulmakta ve iktidarı ele geçirince karşı oldukları haksızlıkların tümünü bu grubun daha şiddetli bir biçimde yaptığı ortaya çıkmaktadır. Yani bir hareketin, bir düşüncenin önderi olmak, eğer Batı zihniyetine karşı ise, ciddi anlamda aşağılanmayı hak etmektedir. Mesela Napoleon, bir hareketin -Old Major'dan sonraki- kurucusu ve eyleme geçiren aktivisti olarak kitapta yeterince ele alınırken, hayvanizm ilkelerine ihanet ettiği çok fazla ortaya koyulmaz. Çünkü Napoleon'da aslında değişik de olsa bir emperyalist proje dizayn etmekte ve bu işi icraya koymaktadır.
Bu romandaki anlatım açık olarak göstermektedir ki, Orwell, bir özgürlük davasının umutsuzluğundan bahsederken bu savaşın anlamsızlığını yoğun bir şekilde işlemektedir. Haksızlığa karşı çıkmanın dayanılmaz hafifliğini görmek için, sömürgeciliğe karşı çıkmanın ve ayaklanmanın sonuçlarının olumsuzluğu yoğun bir şekilde işlenmektedir. Özgürlük sonrası elde edilenlerin kısa bir zamanda sömürgecilikten daha kötü sonuçlar doğurduğu düşündürülerek dinamizmi sömürgeciliği kabullenmeye yönlendirmektedir.
Orwell'ın 1984 romanında anlattığı dünya; mutlak umutsuzluk taşıyan, düzen karşıtı ve düşünen Winston'ı, her zaman her yerde olan bir nevi tanrı Big Brother'ı, kitleleri kendisine mecbur eden zorba partisi, kişinin adeta kendinden bile şüphe edebileceği Okyanusya'sı, belgelerin sürekli yok edildiği arşiv dairesi, düşünenlerin suçlu olduğu, hapishanelere düşürüldüğü ve hatta aklını kaçıracak kadar işkencelere maruz kaldığı bir dünya. Şimdi bakalım dünyamıza: Bu kadar bilgi-enformasyon bombardımanına tabi tutulan cinsellik adı altında sapkınlığa itilen ve sahte imajlar peşinde koşturulan bir dünyada, akışına bilinçli ya da bilinçsiz kapılıp gittiğimiz, egemenlerin bize çaktırmadan empoze ettiği(zorba parti) kültürle yaşadığımız, uydular vasıtasıyla istenildiği an gözetlenebildiğimiz (big brother), insanlığın temel değerlerinin yok edilmeye çalışıldığı(arşiv dairesi), medya vasıtasıyla çeşitli işkencelerden geçtiğimiz bir dünya değil mi bu?
Evet, böyle bir dünyada yaşıyoruz. Müslüman dünya, inançlarını, temelleri üzerinde tekrar inşa etmeye başlamadığı, peygamber örnekliğini yaşamadıkları için bu günler var. Orwell'in ait olduğu Batı dünyası ise, 1984 romanında anlatılan her türlü vahşeti uyguluyor. Orwell ise, 1984 romanında her ne kadar bu durumu eleştiriyor gibi görünse de, ne yaparsak yapalım düzelmeyecek bir dünya vardır diyor ve Winston gibilerinin her zaman az olduğunu ve güçlerinin bu düzeni sarsmaya yetmeyeceğini gizli bir şifreleme metoduyla okuyucuya aktarıyor. İkna odasında(evet, şaşırmayın, yanlış okumuyorsunuz) sorgulanan Winston aslında bir direniş abidesi olacakmış gibi beklenirken karşısındaki güce sığınarak ikna odasından kurtuluyor.
Şimdinin dünyası, Orwell'in anlattığı kültür hapishanesine dönüşmüş durumda. Big Brother da hayatta ve Anglo-Saxon bir anlayışla dünyayı gözetliyor. Bu anlayışa karşı çıkacak Winston'lar ise, ikna odalarına şu ya da bu şekilde sokuluyorlar. 1984 romanında olduğu gibi ne yapılırsa yapılsın Big Brother'a kafa tutmak, ona karşı olmak mümkün değil. Big Brother, insanlar için medya gibi bir "düşünce polisi" oluşturmuş durumda. Kimlik sahibi olmak isteyenler bu polis vasıtasıyla yavaş yavaş ve sessizce, hissettirmeden manipüle ediliyor ve tektipleştiriliyor, sessizleşiyorlar. 11 Eylül'den bu yana tüm dünyada Müslümanlar ekranlara gelirken, arkadan gösterilen silahlar, kan ve gözyaşı, Müslümanları terörist olarak algılatılıyor olmasıyla Orwell'ın eleştiriyor görünürken gizliden gizleye bizlere verdiği "bu güç yıkılamaz" mesajı eşdeğerdir. Bu mesajı kabullenmiş olanlar artık hiç dert etmeden, düşünmeden, bir zevk haliyle bu durumu meşrulaştırıyor ve içselleştiriyorlar. Bu durumda da kimlik o kadar hızla yok oluyor ki fark etmeye fırsat bile kalmıyor. "Biri Bizi Gözetlerken" hiç de sıkılmıyor hatta hoşlanıyor insanlar.
İktidarın ortaya attığı "yenikonuş" dili, düşünmeyi sınırlandırmak için kelimelerin azaltılmasını öngörmektedir. Bugünse tersinden de olsa böyle bir "yenikonuş" dili mevcuttur. Özellikle İslam'ın tüm dünyaya karşı tek muhalefet gücü olduğu için dini argümanlar/kavramlar/yaşam formları yeni bir şekilde tanımlanarak düşünsel dinamizmin ortadan kaldırılmasına çalışılmaktadır. "Dinlerarası diyalog", "hoşgörü", "ılımlı İslam" gibi zenginlikler(!) dinamizmin yönünü göstermektedir. Bugün hayvan çiftliğinin haksızlığa uğrayanları, İslam coğrafyasının insanlarıdır ve bu insanlara Mr. Jones'a muhalefetin anlamsızlığı empoze edilmeye çalışılmakta, evrensel olduğu iddia edilen Batı tarzı yaşam biçimi ile Big Brother'ın bu coğrafyadaki insanların kimliğini ortadan kaldırmak için verdiği mücadele görülmektedir. İslam'ın temel şiarları bu sömürge zihniyetinin ağzında sakız gibi kullanılarak, itikadi ve hatta ameli tüm sistemler değişik kavramlaştırma çalışmaları içinde yok edilmeye çalışılmaktadır. Emperyalist zihniyete karşı çıkanlar domuza benzetilirken, bu işi inatla sürdürmeye çalışanlarda Guantanamo gibi üslerde bir arşiv dairesi marifetiyle ortadan kaldırılmaktadır. Batı tarzı yaşamın bir çok sorunu olmasına rağmen terörize olmuş bir İslamdan(!) çok daha iyi olduğu sürekli olarak işlenmektedir.
Bu iki kitap dün olduğu gibi bugün de emperyalist dalgaya ve emperyalist yaşam biçimine karşı gelecekler için düşünceyi ve muhalefeti yok etmeyi amaçlayan iyi bir kalkan, iyi bir örtüdür. Müslümanlara düşen ise, bu ve bunun gibi daha birçok "üstlerine büründürülmüş örtü"lerden kurtulmak ve Hak'kın sesini haykırmaktır.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...