|

HAMAS'IN TÜRKİYE VE İRAN ZİYARETLERİ
HAMAS'ın
Filistin seçimlerini kazanmasının hemen ardından yaşananlar, geçtiğimiz
sayıda yaptığımız yorumu haklı çıkarıcı bir istikamette seyrediyor.
HAMAS lideri Halid Meşal'in Türkiye ziyareti, işte bu açıdan önemli
ipuçları taşıyor. Medyada çıkan ve bu ziyaretin 'meşruiyeti'ni
sorgulayıcı yazıların tuzağına düşmeden, olan-biteni sağlıklı bir
şekilde yorumlamak gerekirse, bu ziyaretin Amerika (ve İsrail'in) bir
biçimde onayı alındıktan sonra gerçekleştiği açıktır. Zaten aksi
düşünülemez; çünkü Türkiye'de şu an Amerika'yı açık bir şekilde
karşısına alacak resmi bir kurum ve makam yoktur. Bazı yetkililerin ve
hükümete yakın çevrelerin de itiraf ettiği gibi, Amerika bu ziyaretten
aslında memnun olmuştur! Niçin? İşte bu 'niçin?'in cevabını, HAMAS'ı
sistem içine çekmek isteyenlerin yakaladığı fırsatta bulmak mümkündür.
Her ne kadar mainstream medya, HAMAS'ı 'eli-kanlı' bir terör örgütü
olarak lanse etse de, bu hususu, medyadan önce, örgütün seçimlere
katılmasına 'izin verenler'in daha iyi bildiği unutulmamalıdır. Buna
rağmen, HAMAS'ın seçimlere katılması ise, en azından bu kesimlerin,
HAMAS'ın seçimden 'zaferle' çıkabileceğini tahmin ettiğini (ve hatta
bunu 'istediğini') gösterir. Örgütün seçimleri kazanması, işte bu
'fırsat'ı değerlendirmek isteyenlerin elinde ciddi bir koz olarak
durmaktadır. Zaten lider kadrosu ciddi biçimde ortadan kaldırılan ve
bombalama eylemleriyle de çok fazla mesafe alması mümkün olmayan örgütün
önüne, 'tam zamanında' seçimlere katılma ve seçimleri kazanma imkanı
çıkarılmıştır. Seçim kazanan parti olarak HAMAS, şimdi 'hükümeti
kuracaktır.' İşte bu aşama, HAMAS için ciddi riskleri de beraberinde
taşımaktadır. Öyle görünüyor ki, örgüt, bu riskleri göğüslemekten başka
çaresi olmadığını (veya kalmadığını) gördüğü için, bu yola tevessül
etmiştir. Bundan sonra yapılacak şey de, elbette dış dünya ile irtibat
kurulması ve örgütün resmen 'tanınması'nı sağlamaktır. İşte Türkiye'nin
bu noktada, bir anlamda 'aracı' olmasının manası üzerinde durulmalıdır.
Dikkat edilirse, Amerika'nın 'zımnen' (ve aslında 'isteyerek') bu
ziyareti olumlaması, örgütün 'sistem-içine' çekilmesi sürecinde ciddi
bir adım olmuştur. Çünkü bu yolla örgüt hem ürkütülmemiş hem de
kendisine 'gerekli' mesajlar verilmiştir. Basına yansıyan haberlere göre
de, örgüt, bu mesajları 'ciddi olarak' düşüneceğini beyan etmiştir.
Fakat HAMAS'ın bu sürece adapte olması kolay da olmayacaktır. Bu yüzden,
sürecin hızlı işlemesinin de riskleri vardır ve bunlar şu an için
oldukça da fazladır. İşte bu nedenledir ki, HAMAS, Türkiye ziyaretinden
hemen sonra İran tarafından da kabul edilmiş ve örgüte 'resmi' davetli
statüsü uygulanmıştır. Örgüt, aslında İran ziyaretiyle: "biz
ilkelerimizi koruyoruz ve tavrımızı da değiştirmedik" mesajı vermek
istemiştir. Fakat bu iki ziyareti doğru anlamlandırmak için, özellikle
Türkiye ziyaretinin manası üzerinde daha çok durulması gerekmektedir.
Çünkü HAMAS, bizatihi İran ziyaretiyle, Filistin denklemlerinde çok
fazla ilerleme kaydedemez. Bunu HAMAS yetkilileri de bilmektedir;
dünyadaki bütün küresel, bölgesel ve yerel aktörler de bilmektedir. Bu
nedenle, eğer Filistin'de 'sistem-içi' konumunu kabullenirse, işte ancak
o zaman, HAMAS'ın 'iktidar' olmasına izin verileceği açıktır. Çünkü
seçimi kazanmak, malum olduğu üzere, seçimli demokrasilerde, aslında
'muktedir olmak' anlamına gelmemektedir. Türkiye'deki AKP deneyimi
(başbakanın kendi ifadesiyle) bunun iyi bir örneği olarak karşımızda
durmaktadır. Filistin'de de, bu kural geçerlidir. Her ne kadar
Filistin'de farklı bir siyasi yapı (Özerk Yönetim) olmuş olsa da, bu
ilke esas itibarıyla, orada da geçerlidir. Çünkü bu yönetim 1993 Oslo
Süreci sonucunda hasıl olmuştur ve Oslo Süreci de, ancak Arafat'ın pek
çok tavizi ile başlatılabilmiştir. Bu nedenle Türkiye'nin girişimi eğer
başarılı olursa HAMAS, (şu an inkar ediyor olsa bile) zaman içerisinde
Lübnan'daki Hizbullah'ın takip ettiği yol üzerinde gidecek ve Filistin
siyasetinde, Hizbullah'ın Lübnan'daki pozisyonunun bir benzerine sahip
olacaktır.
Fakat Ortadoğu denklemlerinin çok çabuk değişebilme özelliği de burada
hatırda tutulmalıdır. HAMAS'ın içine girdiği bu yeni sürecin riskleri,
zaman içinde, gerek dış etkenler yüzünden, gerekse örgüt içindeki
muhtemel 'itirazlar' nedeniyle büyüyebilir. Ancak burada şuna dikkat
edilmelidir. Bu süreç üzerinde ne kadar yol alınırsa, geriye dönüş de o
kadar zor olur. Bu açıdan HAMAS'ın hükümeti kurması ve bir süre
iktidarda kalması durumunda, itiraz seslerinin de giderek daha az
çıkacağı söylenebilir. |