Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 327 | Mart  2006

                   

 

 


HAMAS'IN TÜRKİYE VE İRAN ZİYARETLERİ

HAMAS'ın Filistin seçimlerini kazanmasının hemen ardından yaşananlar, geçtiğimiz sayıda yaptığımız yorumu haklı çıkarıcı bir istikamette seyrediyor. HAMAS lideri Halid Meşal'in Türkiye ziyareti, işte bu açıdan önemli ipuçları taşıyor. Medyada çıkan ve bu ziyaretin 'meşruiyeti'ni sorgulayıcı yazıların tuzağına düşmeden, olan-biteni sağlıklı bir şekilde yorumlamak gerekirse, bu ziyaretin Amerika (ve İsrail'in) bir biçimde onayı alındıktan sonra gerçekleştiği açıktır. Zaten aksi düşünülemez; çünkü Türkiye'de şu an Amerika'yı açık bir şekilde karşısına alacak resmi bir kurum ve makam yoktur. Bazı yetkililerin ve hükümete yakın çevrelerin de itiraf ettiği gibi, Amerika bu ziyaretten aslında memnun olmuştur! Niçin? İşte bu 'niçin?'in cevabını, HAMAS'ı sistem içine çekmek isteyenlerin yakaladığı fırsatta bulmak mümkündür. Her ne kadar mainstream medya, HAMAS'ı 'eli-kanlı' bir terör örgütü olarak lanse etse de, bu hususu, medyadan önce, örgütün seçimlere katılmasına 'izin verenler'in daha iyi bildiği unutulmamalıdır. Buna rağmen, HAMAS'ın seçimlere katılması ise, en azından bu kesimlerin, HAMAS'ın seçimden 'zaferle' çıkabileceğini tahmin ettiğini (ve hatta bunu 'istediğini') gösterir. Örgütün seçimleri kazanması, işte bu 'fırsat'ı değerlendirmek isteyenlerin elinde ciddi bir koz olarak durmaktadır. Zaten lider kadrosu ciddi biçimde ortadan kaldırılan ve bombalama eylemleriyle de çok fazla mesafe alması mümkün olmayan örgütün önüne, 'tam zamanında' seçimlere katılma ve seçimleri kazanma imkanı çıkarılmıştır. Seçim kazanan parti olarak HAMAS, şimdi 'hükümeti kuracaktır.' İşte bu aşama, HAMAS için ciddi riskleri de beraberinde taşımaktadır. Öyle görünüyor ki, örgüt, bu riskleri göğüslemekten başka çaresi olmadığını (veya kalmadığını) gördüğü için, bu yola tevessül etmiştir. Bundan sonra yapılacak şey de, elbette dış dünya ile irtibat kurulması ve örgütün resmen 'tanınması'nı sağlamaktır. İşte Türkiye'nin bu noktada, bir anlamda 'aracı' olmasının manası üzerinde durulmalıdır. Dikkat edilirse, Amerika'nın 'zımnen' (ve aslında 'isteyerek') bu ziyareti olumlaması, örgütün 'sistem-içine' çekilmesi sürecinde ciddi bir adım olmuştur. Çünkü bu yolla örgüt hem ürkütülmemiş hem de kendisine 'gerekli' mesajlar verilmiştir. Basına yansıyan haberlere göre de, örgüt, bu mesajları 'ciddi olarak' düşüneceğini beyan etmiştir. Fakat HAMAS'ın bu sürece adapte olması kolay da olmayacaktır. Bu yüzden, sürecin hızlı işlemesinin de riskleri vardır ve bunlar şu an için oldukça da fazladır. İşte bu nedenledir ki, HAMAS, Türkiye ziyaretinden hemen sonra İran tarafından da kabul edilmiş ve örgüte 'resmi' davetli statüsü uygulanmıştır. Örgüt, aslında İran ziyaretiyle: "biz ilkelerimizi koruyoruz ve tavrımızı da değiştirmedik" mesajı vermek istemiştir. Fakat bu iki ziyareti doğru anlamlandırmak için, özellikle Türkiye ziyaretinin manası üzerinde daha çok durulması gerekmektedir. Çünkü HAMAS, bizatihi İran ziyaretiyle, Filistin denklemlerinde çok fazla ilerleme kaydedemez. Bunu HAMAS yetkilileri de bilmektedir; dünyadaki bütün küresel, bölgesel ve yerel aktörler de bilmektedir. Bu nedenle, eğer Filistin'de 'sistem-içi' konumunu kabullenirse, işte ancak o zaman, HAMAS'ın 'iktidar' olmasına izin verileceği açıktır. Çünkü seçimi kazanmak, malum olduğu üzere, seçimli demokrasilerde, aslında 'muktedir olmak' anlamına gelmemektedir. Türkiye'deki AKP deneyimi (başbakanın kendi ifadesiyle) bunun iyi bir örneği olarak karşımızda durmaktadır. Filistin'de de, bu kural geçerlidir. Her ne kadar Filistin'de farklı bir siyasi yapı (Özerk Yönetim) olmuş olsa da, bu ilke esas itibarıyla, orada da geçerlidir. Çünkü bu yönetim 1993 Oslo Süreci sonucunda hasıl olmuştur ve Oslo Süreci de, ancak Arafat'ın pek çok tavizi ile başlatılabilmiştir. Bu nedenle Türkiye'nin girişimi eğer başarılı olursa HAMAS, (şu an inkar ediyor olsa bile) zaman içerisinde Lübnan'daki Hizbullah'ın takip ettiği yol üzerinde gidecek ve Filistin siyasetinde, Hizbullah'ın Lübnan'daki pozisyonunun bir benzerine sahip olacaktır.
Fakat Ortadoğu denklemlerinin çok çabuk değişebilme özelliği de burada hatırda tutulmalıdır. HAMAS'ın içine girdiği bu yeni sürecin riskleri, zaman içinde, gerek dış etkenler yüzünden, gerekse örgüt içindeki muhtemel 'itirazlar' nedeniyle büyüyebilir. Ancak burada şuna dikkat edilmelidir. Bu süreç üzerinde ne kadar yol alınırsa, geriye dönüş de o kadar zor olur. Bu açıdan HAMAS'ın hükümeti kurması ve bir süre iktidarda kalması durumunda, itiraz seslerinin de giderek daha az çıkacağı söylenebilir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...

www.iktibas.info www.iktibas.info