|
Bir Dergi Bir Alıntı
Toshihiko Izutsu ve Semantik
Anlayışı*
Mehmet Soysaldı
Özet
Bu araştırmada, pek çok felsefeyi ve mistik sistemi
inceleyerek, ömür boyu değerli çalışmalar ortaya koymuş olan Toshihiko
Izutsu'nun hayatı, eserleri ve semantik anlayışı incelenmiştir. Izutsu,
semantiği, bir dilin anahtar terimleri üzerinde yapılan tahlilî bir
çalışma olarak tanımlamaktadır. Ona göre bu tür çalışmalar, sadece
konuşma aleti olan dille ilgili olarak değil, aynı zamanda o dili
kullanan milletin, kendilerini kuşatan dünya hakkındaki anlayış ve
düşüncelerini de kavramak için yapılır. Izutsu, eserlerinde kullanmış
olduğu semantik yöntemle, İslam hakkında araştırma yapanlara yeni bir
görüş açısı kazandırmayı amaçladığını belirtmektedir.
Anahtar Kelimeler
Kur'an, Semantik, Analiz, Anlam Değişmeleri, Esas Mana, İzafi Mana.
Giriş
Kur'an-ı Kerim, inişinden bu yana bütün insanlığa ilham kaynağı
olmuş, onun ışığı altında birçok ilim ortaya çıkmıştır. Onun sayesinde
koskoca bir islâm medeniyeti kurulmuştur. Gerek Kur'an, gerekse
Kur'an'dan kaynaklanan İslâmî ilimlerle ilgili Doğu ve Batıda birçok
bilim adamı tarafından kütüphaneleri dolduran sayısız eserler
yazılmıştır. Kur'an ve İslâmî ilimlerle ilgili eserler yazan Batılı
bilim adamlarına şarkiyatçı denilmektedir. İşte bu şarkiyatçı bilim
adamlarından biri de Izutsu'dur.
İslâm düşüncesi ve Kur'an semantiği üzerine yaptığı çalışmalarla İslâm
âleminde haklı bir üne sahip olan Izutsu, özellikle eserlerinde
kullandığı semantik metotla İslâm hakkında araştırma yapanlara yeni bir
görüş açısı kazandırmaya çalışmıştır.
Kur'an'ı doğru anlamada hiçbir şey onun bizzat kendi mantığını kavramak
ve ona has olan esaslara dayanmak kadar önemli değildir. Her şey nasıl
kendi kurallarıyla ayakta duruyorsa, doğru bir Kur'an tefsiri de ancak,
bu ilmin kendine has esaslarıyla ayakta durur.(1)
Kur'an'ı doğru anlama ve yorumlama metotlarından biri de, objektif ve
sağlam kriterlere dayanan “semantik metot”dur. Çünkü semantik metot,
Kur'an'ın kendi metodudur ve onun doğru anlaşılmasını sağlayan bir
metottur. (2)
Biz, bu makalemizde Kur'an'ın doğru anlaşılması için semantik metodu
kullanarak, çeşitli çalışmalar yapmış olan Izutsu'nun semantik
anlayışını incelemeye çalışacağız. Dolayısıyla önce Izutsu'nun hayat ve
eserleri hakkında bilgi verecek, daha sonra da onun semantik anlayışı
üzerinde duracağız.
I- Izutsu'nun Hayatı
İslâm düşüncesi ve Kur'an semantiği üzerine yaptığı çalışmalarla
İslâm âleminde tanınan Japon şarkiyatçı Izutsu, 4 Mayıs 1914 yılında
Tokyo'da doğmuştur.(3)
Lisans ve lisansüstü öğrenimini Keio Üniver-sitesi'nde yapmıştır. Bir
süre aynı üniversitede Yunanca ve Latince felsefe metinleriyle dil
bilimi dersleri vermiştir. Japonya'ya gelen Musa Cârullah Bigi ile
tanıştıktan sonra İslâm dinine ve kültürüne ilgi duymaya başlamıştır.
Musa Cârullah'dan Sibeveyh'in "el-Kitab", Müslim'in de
"es-Câmiu's-Sahih" adlı kitaplarını okumuştur. (4)
1951 yılında başlamış olduğu Kur'an'ın Japoncaya çevirisini 1958 yılında
tamamlamıştır. (5) Daha sonra altı ay Lübnan'da, bir yıl da Mısır'da
kalmış, bu süre içerisinde İbrahim Medkûr, Ahmed Fuad el-Ehvânî ve Kâmil
Hüseyin gibi ilim adamlarıyla tanışmıştır. 1961 yılında Kanada'ya
giderek orada on sekiz yıl kalmıştır. McGill Üniversitesi İslâm
Araştırmaları Enstitüsü'nde, Ebu'l-Hasan el-Eşarî, İbn Sina, Gazali,
Şehabeddin es-Şühreverdî el-Mektul ve Muhyiddin İbnü'l-Arabî gibi İslâm
âlimleri ile ilgili dersler okutmuştur.(6) 1969 yılında görev yaptığı
İslâm Araştırmaları Enstitüsü'nün Tahran kolunun kurucuları arasında yer
almıştır. Hatta İran, Tahran Üniversitesi'nde kendisine fahri doktor
unvanı verilmiştir.(7)
1979 yılında ülkesine dönerek Tokyo'ya yerleşmiştir.(8) Izutsu,
hayatının bundan sonraki kısmını telif çalışmalarıyla geçirmiştir.
Uluslararası ilim camiasında haklı bir ün kazanan Izutsu, 79 yaşında,
Japonya'nın Kamakari kentinde, 7 Ocak 1993 yılında vefat etmiştir.(9)
İlmî Kişiliği: Mehdi Muhakkık'ın ifade ettiğine göre Izutsu, çalışkan,
sabırlı, mütevazı, yumuşak huylu ve ilim aşkıyla dolu bir şahıstı. Her
anını yeni bir şey öğrenmek için geçirmeye çalışan, ilim ve araştırmayı
çok seven bir bilim adamıydı. Vereceği bir ders için akşamdan en az beş
saat hazırlık yapardı. Gösterişten ve kendini övmekten nefret ederdi.
Fikirlere saygı göstermeyen ve bilgiçlik taslayan kişileri bilim adamı
olarak kabul etmezdi.(10)
Bildiği Yabancı Diller: Izutsu, çok sayıda yabancı dil
bilmekteydi. Bildiği yabancı dillerden bazıları; İngilizce, Arapça,
Fransızca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Farsça, Türkçe, Sanskritçe,
eski ve yeni Çincedir.(11)
Üyesi Olduğu Kuruluşlar: Izutsu, yaşadığı süre içerisinde birçok
bilimsel kuruluşa üye olmuştur.(12) Üyesi olduğu kuruluşlardan bazıları
şunlardır:
1 .Kahire'de, Mecmau'l-Lügati'l-Arabiyye.
2.Kanada, Montreal'de, Felsefe ve Araştırmaları Derneği.
3.Paris'te, Uluslararası Felsefe Kurumu.
4.Luvin'de, Ortaçağ Felsefe Derneği.
5.Tahran'da, İmparatorluk Felsefe Akademisi.
II- Izutsu'nun Eserleri
İslâm felsefesi, tasavvuf, İslâm ahlakı ve Kur'an semantiği üzerinde
çeşitli eserler yayımlamış olan Izutsu'nun kaleme almış olduğu birçok
eseri ve makalesi bulunmaktadır. Izutsu'nun bu eserlerinden Türkçeye
çevrilmiş olanları burada ayrıntılı olarak tanıtıp, diğerlerini ise
kısaca tanıtmakla yetineceğiz,
God and Man in the Koran: Izutsu, bu eserini Tokyo'da Eylül 1963
yılında İngilizce olarak kaleme almış, 1964 yılında Tokyo'da ilk baskısı
yapılmıştır. 244 sayfadan ibaret olan bu eserin aslı İngilizce olup
Prof. Dr. Süleyman Ateş tarafından "Kur'an'da Allah ve İnsan" başlığıyla
Türkçeye çevrilmiştir. İstanbul'da Yeni Ufuklar Neşriyat tarafından
basılmıştır. Aynı eser, Prof. Dr. Ahmet Aram tarafından Farsçaya
çevrilmiş ve "İnsan ve Allah Arasındaki İlhami İlişki" başlığıyla iki
baskısı yapılmıştır.(13)
Bu eser, dokuz bölümden meydana gelmektedir, "Semantik ve Kur'an"
başlığını taşıyan birinci bölümde yazar, semantikle ilgili bilgi vermiş,
esas mana ve izafi mananın ne olduğunu açıklayarak, kelime hazinesi ve
dünya görüşü başlığı altında da semantik tahlil yoluyla o dili kullanan
milletin dünya görüş ve düşüncelerinin öğrenildiğini ifade etmiştir,
"Tarihte Kur'an Anahtar Terimleri" başlıklı ikinci bölümde ise,
synchronic ve diachronic semantik hakkında bilgi vermiş, Kur'an ve
Kur'an sonrası sistemleri açıklamıştır.
"Kur'an Dünya Görüşünün Ana Yapısı" başlığını taşıyan üçüncü bölümde de,
Allah, İslâm toplumu, görülen ve görülmeyen âlem, dünya-ahiret ve
ahiretle ilgili kavramlar incelenmiştir.
"Allah" başlığını taşıyan dördüncü bölümde ise, Allah kelimesinin esas
ve izafi manaları açıklanmış, Arabistan paganizminde Allah kavramı,
Yahudi ve Hristiyanlar, Araplarda Yahudi-Hristiyan Allah telakkisi ve
Haniflerin Allah düşüncesi açıklanmıştır.
"Allah ile İnsan Arasındaki Ontolojik Münasebet" başlığını taşıyan
beşinci bölümde, yaratma kavramı ve insanın kaderi konuları
açıklanmıştır.
"Allah ile İnsan Arasında Haberleşme Münasebeti I -Sözsüz Haberleşme-",
başlığını taşıyan altıncı bölümde, Tanrı'nın işaretleri, Allah'ın
hidayeti ve bir haberleşme vasıtası olarak ibadet konuları işlenmiştir.
"Allah ile İnsan Arasında Haberleşme Münasebeti II -Sözlü Haberleşme-",
başlığı taşıyan yedinci bölümde, Allah'ın sözü (kelâmullah), vahiy
kelimesinin esas manası, vahyin semantik yapısı, Arapça vahiy ve dua
konuları açıklanmıştır.
"Cahiliye ve İslâm" başlıklı sekizinci bölümde de, İslâm ve tevazu ile
teslimiyet kavramı, Hilm'den İslâm'a nasıl gelindiği ve itaat anlamında
din kavramı açıklanmıştır.
"Allah ile İnsan Arasındaki Ahlaki Münasebet" başlığını taşıyan
dokuzuncu ve sonuncu bölümde ise, Allah'ın merhameti, Allah'ın gazabı,
va'd ve va'id konuları açıklanmıştır. Izutsu, kitabının sonunda da
faydalandığı kaynaklan zikrettikten sonra kitabına ilave olarak dört
sayfalık Arapça kelimeler indeksi yapmıştır.(14)
The Concept of Belief in Islamic Theology:
Izutsu, bu eserini Tokyo'da Nisan 1965 yılında kaleme almış ve aynı yıl
eserin Tokyo'da ilk baskısı yapılmıştır. 232 sayfadan ibaret olan bu
eserin aslı İngilizce olup, Selâhattin Ayaz tarafından "İslâm
Düşüncesinde İman Kavramı" başlığıyla Türkçeye çevrilmiştir. Ekim 1984
yılında ise İstanbul'da Pınar Yayınevi tarafından basılmıştır.
Bu eser, önsözden sonra on bir bölüm ve bir sonuçtan meydana
gelmektedir. Izutsu, kitabının sonuna Buharî'nin "Kitabu'l-İman"
kısmının tercümesini ilave etmiştir (s.233-250). Ayrıca kitabın sonunda
on sayfalık şahıs ve konu, Arapça kelimeler indeksi bulunmaktadır.
"Kâfir" başlığını taşıyan birinci bölümde, Haricîler ve sorunun kaynağı,
Haricîlere göre küfür kavramı ve Haricî düşüncesinin temel yapısı
konuları incelenmiştir.
"Tekfir Kavramı" başlığını taşıyan ikinci bölümde, rastgele tekfire
başvurmanın tehlikesi ve Gazali'nin tekfir kuramı açıklanmıştır.
"Büyük Günahkâr (Fasık)" başlığını taşıyan üçüncü bölümde, büyük günah
kavramı (kebire) ve büyük günahkâr (mürtekib el-kebire) konulan
açıklanmıştır.
"İman ve İslâm" başlıklı dördüncü bölümde de, iman ve İslâm arasındaki
alaka ve imanın İslâm'la özdeş olup olmadığı incelenmiştir.
"İman Kavramının Öz Yapısı" başlığını taşıyan beşinci bölümde, mücrimler
ve iman problemi incelenmiştir.
"İman ve Bilgi" başlığını taşıyan altıncı bölümde, iman tanımında
bilgiye verilen önem, akıl ve vahiy, başkalarının otoritesine dayalı
iman, imanın yeri gibi konular incelenmiştir.
"Tasdik ve İman" başlıklı yedinci bölümde, bilgi ve tasdik, Eş'arî'nin
iman teorisi açıklanmıştır.
"İman ve İkrar" başlıklı sekizinci bölümde, tasdik mi ikrar mı daha
mühim ve Kerramilerin iman teorisi açıklanmıştır.
"İman ve Amel" başlığını taşıyan dokuzuncu bölümde, Mutezililer ve
Mürciler, İbn Teymiye'nin iman anlayışı, imanın artması ve eksilmesi
konulan incelenmiştir.
Onuncu bölümde "ene müminin inşallah" ne demektir, bunun anlamı
açıklanmıştır.
"İmanın Oluşumu" başlığını taşıyan on birinci bölümde de, sorunun
kökeni, Eş'arî'nin tutumu, Maturidilerin tavrı, küfrün yaradılışı gibi
konulara açıklık getirilmiştir. Kitap beş sayfalık bir özetle
bitmektedir. (15)
Ethico-Religious Concepts in the Qur'an:
Izutsu'nun önsözde ifade ettiği gibi bu kitabı 1959'da Tokyo'da Keio
Üniversitesi tarafından "Kur'an'da Ahlaki Kavramlann Yapısı" başlığı
altında yayımlamıştır. Yazar, bu eserini daha sonra tümüyle gözden
geçirerek bazı önemsiz bulduğu noktalan çıkartmış, bazı önemli bulduğu
unsurları ise ilave etmiştir. Hatta kitabın adını da değiştirerek
"Ethico-Reiigious Concepts in the Qur'an" başlığı ile yayımlamıştır. Bu
eser, "Kur'an'da Dinî ve Ahlaki Kavramlar" başlığıyla Selâhattin Ayaz
tarafından Türkçeye çevrilmiş, Eylül 1984 yılında İstanbul'da Pınar
Yayınevi tarafından basılmıştır. Aynı eser, Dr. Feridun Bedreî
tarafından da Farsçaya çevrilmiş, "Kur'an'da Dinî ve Ahlaki Kavramlar"
başlığı altında yayımlanmıştır.(16)
Izutsu'nun bu eseri üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, semantik
tahlil ilkeleri, dil ve kültür başlığı altında araştırmanın kapsamı ve
ağırlık noktasını, kullandığı tahlil yöntemi ve uygulamasını
açıklamıştır.
"Aşiret Yapısından İslâm Ahlakına" başlığını taşıyan ikinci bölümde,
kötümser bir dünya hayatı anlayışı, kavmiyetçi dayanışma ruhu, eski Arap
erdemleri; cömertlik, cesaret, vefa, doğru sözlülük, hakikat yahut
gerçeklik olarak Allah, İslâm'ın hakikat oluşu ve sabır konularını
açıklamıştır. Ayrıca temel ahlaki ikilem başlığı altında, cennetlikler
ve cehennemlikleri açıklamıştır.
"Belli Başlı Kavramların Analizi" başlığını taşıyan üçüncü bölümde ise,
küfür kavramının iç yapısı, küfrün anlam sahası, dinde riya, mümin
kimdir, iyi ve kötü nedir gibi konuları çeşitli kavram tahlilleri
yaparak açıklamıştır.(17)
A Comperative Study of the Key Philosophical
Concepts in Sufism and Taoism: Izutsu, bu kitabında Muhyiddin
İbnü'l-Arabî'nin "Fususu'l-Hikem" adlı eserini inceleyerek, bu kitapta
geçen İbn Arabî'nin fikirlerini Taoist filozoflann düşünceleriyle
karşılaştırmaya çalışmıştır. Bu eser, iki ciltten meydana gelmektedir.
Eserin birinci cildinin çevirisi, Ahmet Yüksel Özemre tarafından
yapılmış, "İbn Arabî'nin Fusus'undaki Anahtar Kavramlar" adı altında ilk
baskısı Haziran 1998'de ve ikinci baskısı ise, Aralık 1999'da
İstanbul'da Kaknüs Yayınlan tarafından yapılmıştır.
Izutsu'nun bu eserinin ikinci cildi ise, "Tao-culuk'daki Anahtar
Kavramlar" adı altında yine Ahmet Yüksel Özemre tarafından Türkçeye
çevrilerek Eylül 2001'de İstanbul'da yine Kaknüs Yayınlan tarafından
basılmıştır.
Izutsu, bu eserinin 2. ve 3. kısımları için, 1. kısmın başında takdim
etmiş olduğu önsöz ve girişten başka bir önsöz ve giriş takdim
etmemiştir. Yazar, "Tao-culuktaki Anahtar Kavramlar" başlıklı 2. kısımda
Tao-culuğun Lao-Tzû ve Çuang-Tzû'nun bakış açısından anahtar
kavramlarının semantik bir incelemesini yapmıştır. "İbn Arabî ile
Lao-Tzû ve Çuang-Tzû'nun Mukayesesi" başlığını taşıyan 3. kısımda ise,
İbn Arabî ile Lao-Tzû ve Çuang-Tzû'nun varlık anlayışlarının
mukayesesini yapmıştır. Eserin ikinci cildinde yazar, sürekli birinci
kısımda anlatmış olduğu hususlara atıfta bulunduğu için eserin birinci
kısmının daha önce okuyucu tarafından okunması ikinci cildin
anlaşılmasını kolaylaştıracaktır.(18)
The Concept and Reality of Existence: Bu eser,
İbrahim Kalın tarafından "İslâm'da Varlık Düşüncesi" başlığıyla Türkçeye
çevrilerek Eylül 1995'te İstanbul'da İnsan Yayınları tarafından
basılmıştır.
Izutsu'nun bu eseri, son dört yılda yazmış olduğu dört makaleden
oluşmaktadır. İlk üç makale değişik yerlerde tebliğ olarak sunulmuştur.
"İslâm'da Metafizik Düşüncenin Temel Yapısı" başlıklı birinci makale,
1969'da Honolulu Hawai Üniversitesi, Beşinci Doğu-Batı Filozofları
Konferansı'nda sunulmuştur. "Doğu ve Batı Varoluşçuluğu" başlıklı ikinci
tebliğ ise, 1970'te İran'da McGill İslâmi Araştırmalar Enstitüsü'nde
sunulmuştur. "Vahdet-i Vücud Üzerine Bir Tahlil" başlıklı üçüncü bildiri
ise, 1969'da Kudüs İbranî Üniversitesi, Asya ve Afrika Araştırmaları
Enstitüsü'nde sunulmuştur. Birinci deneme, Dr. Mehdi Muhakkik, Dr.
Herman Landolt ve yazar tarafından yönetilen McGill İslâmî Araştırmalar
Enstitüsü'nde (Tahran) bülteninde (Cilt I) yayımlanmıştır.
"Sebzevârî Metafiziğinin Temel Yapısı" başlığını taşıyan deneme
niteliğindeki makaleyi ise, 1968'de yazmış ve Hadi Sebzevârî'nin
metafiziğinin (Şerh-i Manzume) Arapça metninin İngilizce mukaddimesi
olarak yayımlanmıştır. Sebzevârî'nin bu eseri, Tahran'daki McGill İslâmî
Araştırmalar Enstitüsü'nün faaliyetlerinin bir parçası olan yeni yayın
serisi Daniş-i İrani'nin ilk kitabı olarak Profesör Mehdi Muhakkik ile
birlikte Izutsu tarafından neşredilmiştir.
Tek kitapta toplanan bu dört makale, bir iç bütünlüğe sahiptir. Çünkü bu
dört makale de İslâmî felsefesinin Moğollar sonrası dönemde ve özellikle
İran'da geliştirildiği şekliyle vücut kavramı ve onun gerçekliği
meselesi olarak varlık-vücut düşüncesi üzerinde yoğunlaşmaktadır.(19)
Varlık kavramının eser boyunca defalarca vurgulanmasının sebebi ise
metafizik açısından bakıldığında, klasik İslâm düşüncesinin ontoloji
merkezli bir dünya tasavvuruna sahip olmasıdır. Bu manada genel olarak
İslâm düşüncesi, Heidegger'in Batı felsefesi için dile getirdiği
"varlığın unutulmasına" ve bunun kaçınılmaz neticesi olan "metafizik
sapmaya" sahne olmamıştır. Eser, bu sapmanın neden vuku bulmadığının
ipuçlarını vermektedir.(20)
Mahomet: 1952 yılında Tokyo'da basılan bu eser,
daha sonra yeniden gözden geçirilerek "İslâm Seitan" (İslâm'ın Doğuşu)
başlığıyla 1979 yılında Kyoto'da yeniden basılmıştır.(21)
Arabica Shisoshi (Arap Düşünce Tarihi): 1941'de
Tokyo'da basılan bu eser, daha son yazar tarafından tekrar gözden
geçirilerek "I: Shisoshi" (İslâm Düşünce Tarihi) başlığıyla 197 yılında
Tokyo'da yeniden yayımlanmıştır.(22)
Islam Seitan (İslâm'ın Doğuşu): Yazarın 1979'da
Kyoto'da yayımlanmış olan bu eseri, iki bölümden meydana gelmektedir.
Kitabın birinci bölümü "Mahomet" başlıklı çalışmasının yeni bir
edisyonundan ibarettir. İkinci bölüm ise, yazarın “God and Man in the
Korari” adlı eserine dayanmaktadır.(23)
Islam Tetsugaku no Genzo (İslâm Felsefesinin
Kökenleri): Tokyo'da 1980de basılmış olan bu eser, İbn Arabi'nin
düşüncesine giriş mahiyetinde olup "The Concept and Reality of
Existence" adlı kitabının vahdet-i vücut ile ilgili bölümünün Japonca
versiyonu şeklindedir.(24)
Islam Bunka (İslâm Kültürü): Tokyo'da 1981
yılında yayımlanmış olan bu eser, yazarın 1981'de İslâm kültürünün temel
yapısı üzerinde verdiği üç konferansın metinlerinden oluşmaktadır.(25)
Koran o Yamu (Kur'an'ı Okumak): Bu kitap
Izutsu'nun 1982'de vermiş olduğu ders notlarından derlenmiştir. Tokyo'da
1983 yılında yayımlanmış olan bu eser, Kur'an gerçeklerini anlatmakta,
Kur'an'ın Allah kelamı mı yoksa Hz. Muhammed'in (s.a.v.) uydurması mı
olduğu gibi konulara değinmektedir.(26)
Imi no Fukami-e (Anlamın Derinliğine Doğru):
Tokyo'da 1985 yılında yayımlanmış olan bu eser, değişik konulara dair
sekiz denemeden oluşmaktadır. Eserin iki denemesi, İslâm ile ilgilidir.
Bunlardan birincisi, Şiilikte şehitlik kavramını, ikincisi ise,
Aynu'l-Kudat el-Hemedânî'nin felsefesiyle sınırlı olarak sufilikte
felsefi dil konusunu ele almaktadır.(27)
Izutsu'nun diğer eserleri de şunlardır: Shinpi-tet-' sugaku (Mistisizim
Felsefesi), (Kyoto 1949, 1978); Roshiateki Ningen (Rus İnsanı), (Tokyo
1953, 1978); Language and Magic Studies in the Magical Function of
Speech (Tokyo 1956); The Interior and Exterior in Zen Buddhism (Dallas
1975, 1984); Tourards a Philosophy of Zen (Tahran 1977); The Theory of
Beauty in the Classical Aesthetics of Japan (Boston); Ishiki to
Honshitsu (Bilinç ve Mahiyeti), Tokyo 1983; Eichi no Daiza (bu isim
İbnü'l-Arabî'nin Fususu'l-Hikem'inin Japonca karşılığıdır.), (Tokyo
1986); Calestial Journey: Far Eastern Way of Thinking Comperative
Studies in Buddist, Taoist, Confucian Philosophy, (Ashland 1988,
1995).(28)
Mehdi Muhakkik'in belirttiğine göre, Izutsu'nun beş eseri ve birkaç
makalesi Farsçaya çevrilmiştir.(29) Yukarıda zikrettiğimiz eserlerin
dışında Izutsu'nun çeşitli dergilerde yayımlanmış makalelerinden bazılan
ölümünden sonra bir araya getirilerek, "Creation and Timeless Order of
Things: Essays in Islamic Mystical Philosophy" başlığı altında William
C. Chittick'in önsözüyle birlikte neşredilmiştir. (Ashland 1994).(30) Bu
eser, Ramazan Ertürk, tarafından Türkçeye tercüme edilmiş ve "İslâm
Mistik Düşüncesi Üzerine Makaleler" başlığı ile İstanbul'da Aralık
2001'de Anka Yayınlan tarafından basılmıştır.(31)
III- Izutsu'nun Semantik Anlayışı
Burada Izutsu'nun semantikle ilgili yazmış olduğu eserlerden de
faydalanarak onun semantik anlayışını örneklerle açıklamaya çalışacağız.
Önce semantiğin tarifi, kısa tarihçesi ve çeşitleri üzerinde durmak
istiyoruz.
1- Semantik Nedir?
Semantik, Grekçe "semantike-semantikos" dan gelme bir kelime olup,
"anlam veren, anlamlıyan, anlamını belirten" demektir.(32) Buradan
hareketle bir disiplin olarak "semiologie=anlam bilimi" anlamına gelir
ki, Arapçada bunun karşılığı "ilmu'd-dilale veya ilmu'l-meânî"dir.
Türkçede ise semantik, "mana ilmi, sözlerin manası ilmi ve
anlambilimi"(33) olarak kullanılmaktadır.
Semantik, anlam çalışmasıyla ilgili olarak kullanılan teknik bir
terimdir; bu yüzden "anlam, dilin bir parçası ise, semantik de
dilbilimin bir parçasıdır."(34)
Semantik ilmî bir disiplin olarak şöyle de tarif edilmiştir: "Kelimeler
ve önermelerle onların ifade ettiği anlam arasındaki ilişkiyi inceleyen
bilim dalıdır."(35) Semantiğin diğer bir tarifi ise şu şekildedir: "Dili
anlam yönünden ele alan, göstergenin (sema) gösterilen bölümünü ya da
içeriği eşsüremli (eş anlamlı synchronic) ve artsüremli (art zamanh=
diachronic) açılardan inceleyen dilbilim dalıdır."(36)
Izutsu ise, semantikle ilgili olarak; "semantik, etimolojisinin
gösterdiği gibi mana ile ilgilenen geniş kapsamlı bir bilimdir. Manası
olan her şey semantiğin konusu olabilir."(37) demekte ve semantiği şöyle
tarif etmektedir: "Semantik, bir dilin anahtar terimleri üzerindeki
tahlilî çalışmadır."(38)
Izutsu, kullanmış olduğu semantik yöntemle İslâm hakkında araştırma
yapanlara yeni bir görüş açısı kazandırmayı amaçladığını belirterek(39),
semantik çalışmaların yapılma amacını şöyle belirtmektedir: "Bu çalışma,
yalnız konuşma aleti olarak değil, bundan daha önemli olmak üzere
kendilerini kuşatan dünya hakkındaki anlayış ve düşüncelerinin de aleti
olarak o dili kullanan milletin, dünya hakkındaki düşüncelerini kavramak
için yapılır. Bu suretle semantik, adeta bir ulusun, tarihinin şu veya
bu önemli devresindeki dünya görüşünün mahiyeti ve yapısı hakkında bir
çalışmadır. Bu çalışma, o ulusun yapıp, dilindeki anahtar terimleri
içerisinde ifade ettiği kültürel düşüncelerin metodolojik analizi
vasıtasıyla yürütülür."(40)
Izutsu, "God and Man in the Koran" adlı kitabına başlık olarak vermeyi
düşündüğü "Kur'an semantiği" ifadesini de şöyle açıklamaktadır: "Kur'an
kelimesiyle, Kur'an'ın, dünya görüşü açısından ele alındığı açıktır.
Kur'an'ın semantiği, bu kainatın nasıl meydana geldiği, dünyanın en
büyük elemanlarının neler olduğu ve bunların birbiriyle ilişkilerinin ne
biçimde kurulduğu sorunlarıyla ilgilenmektedir. Bu anlamda semantik, bir
çeşit ontoloji olmaktadır. Fakat bu, metafizik soyut düşünce alanındaki
filozofun telif ettiği kuru, sistematik bir ontoloji değil; somut,
yaşayan dinamik bir ontolojidir. Kur'an ayetlerinden yansıdığı üzere
semantik, varlık ve oluşun somut bir ontolojisini teşkil etmektedir.
İşte bizim amacımız, Kur'an'ın kâinat görüşünün biçimlenmesinde kesin
rol oynadığı belli olan fikirlerin çoğunluğunu, analitik ve metodolojik
yoldan inceleyerek bu yaşayan dinamik ontolojiyi Kur'an'dan elde
etmektir."(41)
2- Semantiğin Tarihçesi
Günümüzde dilbilim, her dalı ayrı bir bilim dalı hâline gelmiş bir
araştırma ve inceleme alanıdır. Bir yandan dilin dış yönü, ses olarak
dil, deneylerin de yardımıyla en küçük ayrıntılarına kadar incelenirken,
diğer yandan da dilin zihinle ilgili yönü, ses-anlam ilişkisi, zihin,
ruh, toplumla ilgili yönü önemle ve özenle ele alınmaktadır. Konuları
üzerinde çok eskiden beri durulduğu hâlde, dilin doğrudan doğruya anlam
yönüne eğilen bir bilim dalının ortaya çıkması, ancak Alman dilcisi K.
Reisig'le olmuştur.
Reisig, 1826-27 yıllannda "Latin Dilbilimi Üzerine Dersler" adlı
kitabını hazırlarken, Grekçe "anuaola = anlam" kelimesinden türettiği
"semosiologie" adıyla anlambilimini kurmuştur. Ancak onun bir dilbilgisi
dalı olarak düşündüğü anlambiliminin temelleri, yetmiş yıl kadar sonra,
Fransa'da Michel Breal tarafından sağlamlaştırılmıştır.(42) Bu nedenle
Michel Breal "Semantiğin Babası" kabul edilmektedir.(43) Bundan sonra
ilim hâline gelen semantik hususunda çok eser yazılmış, onun tanımı,
sahası ve yakın ilimlerle ilgisi ve sınırdaşlığı belirlenmeye
çalışılmıştır.
Semantik tarihi hakkında genellikle üç safha gösterilir ve birinci
safhanın, yarım asırlık bir dönemi kapsadığı ifade edilmektedir. Michel
Breal, bu konu üzerinde düşünmeye başladığı zaman, henüz ilmî olmayan
yepyeni bir çalışmaya başlamıştı.(44) İkinci safha, semantiğin 1880'de
başlayıp ve tam yarım asır sürdüğü asırdır. Michel Breal 1883'de yazdığı
bir makalede yeni ilmin programını çizdiği gibi, "en güzel bilinen"
adını da koymuştur.(45) Semantik, "okuyucuyu takip etmeye çağırdığımız,
henüz isim almamış yeni bir şeydir. Doğrusu pek çok dilcinin, kelimenin
şekli ve bünyesi üzerinde dirayetle çalıştıkları, mananın değişmesine
hakim olan kurallar, yeni deyimlerin seçilmesi, terimlerin doğup ölmesi,
karanlığa terkedilmiş veya tesadüfen açıklanmış olduğu ortadadır. Bu
inceleme fonetik ve morfolojiden daha aşağı olmamak üzere bir isim
almaya layıktır. Biz buna semantik diyoruz, yani mana ilmi."(46)
Yirminci asrın başında, mananın değişmesini inceleme hususunda gözle
görülür değişmeler olmuştur. Semantikçiler tedricen rethoricten
(hitabe-belagat) tevarüs ettikleri eski kategorilerden kendilerini
kurtarmışlardır. Komşu ilimlerden felsefe, ruh-bilim, sosyoloji ve
medeniyet tarihinden daha bir anlayışla semantik yoluna
dönmüşlerdir.(47)
Üçüncü safha, aşağı yukarı 1930'dan bu yana olan safhadır. Bu safhada,
yani 1930'larda Alfred Tarski, mantıkta önemli bir çalışması olan
semantik metodunu biçimlendirmiştir. Bu metodun mahiyeti, manaları ile
onların gösterdiği nesneler arasındaki ilişkileri tartışmaktan meydana
gelmektedir.(48) Daha başlangıçta, semantik, dil çalışmalarında yeni
imkânlar açmış ve bu gibi nesne ve mana ilişkilerinin münakaşasına tabii
bir alet sunmuştur.(49)
1894 yılında Amerikan Philological Association'ın düzenlediği toplantıda
semantik, "düşünülen anlamlar" olarak ortaya atılmıştır(50) ve 1900
yılında Micheal Breal'in "Semantic" adlı kitabı çıkmıştır.
3- Semantiğin Çeşitleri
Semantik genel olarak üç ana bölüme ayrılır:(51)
Linguistik (dilbilimsel) semantik
Felsefi semantik
Genel semantik
a) Linguistik Semantik
Linguistik semantik muhteva bakımından henüz tam manasıyla tespit
edilmiş değildir.(52) "Başlangıçta, kaynağını anlam değişmeleri
incelemesinden alan bu bilim, bir süre eski söz bilim (retoriksin
"değişmeceler" incelemesini andırır; sonra mantıkla ruhbilimin gözlem ve
tezlerinden yararlanarak, alanını yeni yeni doğrultularda
genişletir.(...) Dilbilgisiyle uğraşanlar, XIX. yüzyıl başlarından beri
yine Yunanca "sema" (gösterge) kökeninden türetilmiş semaziyoloji
(Fransızca semasiologie "anlam incelemesi") terimini kullanıyorlardı.
Fransız dilbilimci Michel Breal, "anlamlan" ve "bunların değişmesine yol
açan yasaları inceleyen bilim"i belirtmek için bu terimin yerine
semantik terimini kullanmıştır."(53) İşte dilbilimsel semantik, daha
önce de belirttiğimiz gibi kelimelerde meydana gelen anlam
değişmelerini, tarih içinde kazandıkları anlamları inceler. Çünkü tarihî
bir vakıa olarak, "her dil, evrim geçirir."(54) Bir dilde "genellikle
ses ve gramer yapısı sabit, buna karşılık kelime hazinesi son derece
değişkendir.(...) Birçok dilbilimci kelime hazinesinin yaklaşık olarak
her 30-35 yılda yapısal bir değişime uğradığını savunur."(55)
Bu değişim sonucu kelimelerin tarihî süreç içerisinde kazanmış olduğu
yeni anlamlar ve anlam kaymaları dilbilimsel semantiğin konusunu
oluşturmaktadır.(56)
b) Felsefi Semantik
Gösterge(57) ile gösterilen nesne arasındaki bağıntıyı inceleyen
felsefi semantik göstergelerle ilgili genel kuramın, yani semiyotiğin
bir dalıdır.
Semiyotik üç bölüme ayrılır: 1) Pragmatik, 2) Semantik, 3) Sentaks. Bu
bölümleme dilin gözleminden çıkarılan bir sonuçtur. Gerçekten de, dil,
kullanıldığı sırada gözlemlenirse, bir kişinin bir nesneyi göstermek,
anlatmak için çıkardığı ses ya da seslere, yaptığı bir harekete veya
işarete şahit olunacaktır.(58) "Bu gözleme dayanılarak üç etken
belirlenebilir: a) Konuşan kişi, b) Anlatım kalıbı, c) Söz konusu
nesne." "Semiyotik araştırma böylece üç alana bölünmüş olur: Eğer
inceleme konuşan kişiyi ele alıyorsa pragmatiği; anlatım kalıbıyla, söz
konusu nesneyi (designatum) göz önünde bulunduruyorsa semantiği
ilgilendirir; yalnız anlatım kalıpları arasındaki ilişkiler incelenirse,
o zaman araştırma sentaks alanına girer. Felsefi semantik, bilgi
vasıtası olan dilin, yani felsefe dilinin semantiğidir."(59)
c) Genel Semantik
Genel semantik, "bildirişim aracı olan dili, psikoloji, sosyoloji ve
mantık açısından inceleyen karma bir daldır. Bu akımın başlıca
temsilcisi Alfred Korzybski (Science and Sanity, 1933) her ruhsal
tepkinin bir göstergeye cevap olduğunu, bir başka deyişle, "semantik"
bir görünüme büründüğünü savunur. Kolayca anlaşılabileceği gibi, burada
çok geniş kapsamlı bir "semantik" söz konusudur."(60)
Semantik ve şubelerini, Werner Welte şöyle bir şema halinde
göstermiştir.(61)
Anlambilimi çalışmalarının başlangıcından beri araştırıcılar genellikle
tek tek kelimeleri, bunların anlam yönünü, ele almışlar, kelimeden
hareket ederek kavrama, kavram çekirdeğine ulaşmaya, anlam değişmelerini
ve bunların nedenlerini belli etmeye çalışmışlardır. Izutsu, tarihî
semantiğin sadece münferit kelimelerin, tarihin seyri içinde nasıl mana
değişikliğine uğradıklarını anlamaya çalışmaktan ibaret olmadığını
söylemektedir. Bu anlayış XIX. yüzyıl dilcilik anlayışıdır. Izutsu'nun
semantik anlayışına göre, gerçek tarihî semantik, ait oldukları statik
sistem içinde kelimelerin tarihi incelenmeye başladığı zamanda başlar.
Izutsu bunu başka bir ifadeyle şöyle açıklamaktadır: "Ne zaman ki aynı
dilin, mesela Arapçanın iki veya daha ziyade kesitini mukayese edersek,
işte tarihî semantik o anda başlar ve tarihî bir aradan sonra dilin
durumunun, diğer devirlerdekinden farkını gösterir. Bu tarihî ara,
tahlil ettiğimiz konunun gereğine göre uzun veya kısa olabilir. Mesela
Kur'an'ın dili dahi, Mekke ve Medine gibi iki ayrı devreye ayrılabilir.
Şayet İslâm düşüncesinin, Kur'an içindeki tarihî gelişimini incelemek
istersek, Kur'an dilinin bu iki noktasından iki yatay kesitini
alabiliriz ve bunları birbiriyle mukayese edebiliriz."(62)
Semantik ilmi, kelimelerin tarih içerisindeki anlam değişmeleriyle
ilgilendiğine göre burada anlam değişmeleri hakkında kısa bir bilgi
vermemiz yerinde olur kanaatindeyiz.
4- Anlam Değişmeleri
Anlam değişmesi: "Bir kelimenin anlattığı kavramdan az ya da çok
uzaklaşması, onunla uzak-yakın ilgisi bulunan, ya da hiç ilgisi
bulunmayan yeni bir kavramı yansıtır duruma gelmesidir."(63) diye tarif
edilebilir.
Zamanın ilerlemesiyle kelimelerin anlam değişmeleri, bazen çok
değişiklik arz ederken, bazen de kelimenin eski anlamıyla yeni aldığı
anlam arasında yakınlık açıkça görülür.(64)
Kelimeler zamanla anlam değişikliği ile birlikte morfolojik açıdan şekil
de değiştirirler. Mesela "dahi" kelimesi böyledir; eskiden "takı"
şeklinde iken, sonraları "dahi, daha, ...da" şekillerini almıştır.(65)
Eski Türkçede "dam", duvar anlamında kullanılırken zamanla bu anlam
gitmiş, yerine "üzeri toprakla örtülü oda ve ev" anlamlarına gelir
olmuştur. Günümüzde "dam" kelimesi konuşma dilinde "hapishane" anlamında
kullanılmaktadır. Yine "ordu" kelimesi önceden "Hakan'ın oturduğu yer,
başkent" anlamında iken, şimdi ise, "bir devletin asker topluluğu, bu
topluluğun bölümlerinden her biri" anlamında kullanılmaktadır.(66)
Anlam değişmesinin türleri üzerinde şimdiye değin pek çok şey söylenmiş,
birbirinden çok farklı sınıflandırmalar yapılmıştır. Konuyu ele
alanların aşağı yukarı hepsinin kendine göre bir sınıflandırması vardır.
Biz bunların içinden bugün klasikleşmiş olan ve genel olarak bütün
dilbilimi literatüründe yer alan, mantık açısından sınıflandırmayı ele
alıyoruz. Mantık açısından anlam değişmeleri başlıca şu üç türde
toplanabilir:(67)
Anlam daralması,
Anlam genişleme ve genelleşmesi,
Anlam kayması (başka anlama geçiş).
Şimdi bu türler üzerinde ayrı ayrı duralım:
a) Anlam Daralması: Bir kelime, eskiden
anlattığı bir nesnenin, ancak bir bölümünü, bir türünü anlatır duruma
gelirse buna anlam daralması adı verilir. Bu olayı bazı yazarlar (ör.
Vendryes) "genel bir anlamdan özel bir anlama geçiş" olarak
nitelendirirler. Çeşitli etkenlerle bütün dillerde bu türlü daralmalar
meydana gelmiştir. Örneğin Türkçede bu daralma ile ilgili olarak "oğlan"
kelimesi misal verilebilir.
Göktürk yazıtlarında geçen oğlan, eski Türkçede uzun yıllar boyu hem
kız, hem erkek çocuk için kullanıyorken (un oğlan= erkek çocuk; kız
oğlan=kız çocuk) biçiminde bugün yalnız erkek çocuk için
kullanılmaktadır.(68)
Oruç anlamında kullanılan "es-Sıyam" kelimesi, İslamiyet öncesinde,
genel anlamda "tutmak (bir şeyden kendini alıkoymak)" anlamında
kullanılırken, İslamiyet'in gelmesiyle birlikte bu anlam günümüzde
kullanıldığı manaya(69) doğru bir daralma göstermiştir.(70)
Secde kelimesi, S-C-D kökünden gelen bir mastar olup, "eğilmek, başı öne
doğru eğmek, boyun eğmek, saygı göstermek, selam vermek, alını yere
koymak"(71) gibi anlamlara gelir. Bu kelime, Kur'an'da çeşitli
türevleriyle birlikte 92 yerde(72) geçmektedir. Secde kelimesi, Cahiliye
döneminde sadece "başı öne doğru eğmek" anlamında kullanılırken,(73)
Türkçeye anlam daralmasına uğrayarak geçmiştir. Dolayısıyla "namazda
alını, el ayalarını, dizleri ve ayak parmaklarını yere dayamaktan
ibaret, ibadet vaziyeti" olarak kullanılmaktadır. Dr. Emrullah İşler,
secde kelimesinin, günümüz Türkçesine anlam daralmasına uğrayarak geçmiş
bir kelime olması sebebiyle, bu kelimenin, sadece bu anlamıyla ele
alınarak birçok çeviri hatalası yapıldığına dikkat çekmektedir.(74)
b) Anlam Genişlemesi: "Bir varlığın bir türünü
ya da bir bölümünü anlatan, kullanılış alanları dar olan şeyleri
gösteren kelimelerin zamanla o varlığın bütününü, bütün türlerini birden
anlatır duruma gelmesi, daha geniş alanlarda kullanılan şeyleri
yansıtması" şeklinde tanımlanmaktadır.(75) Burada temel olan, ilk
belirtilen ya da temel anlam diye isimlendirilen şeydir; bunun en eski
şekli esas alınarak sonradan uğradığı değişiklik ortaya çıkartılır.
Başka dillerde bu olayın pek çok örneği vardır. Denizcilik terimi olarak
kullanılan Lat. Adripare "kıyıya değmek, varmak" sonradan anlam
genişlemesine uğramış; Fransızcada "arriver" şeklini alan fiil "varmak,
ulaşmak" anlamıyla geniş bir alanda kullanılır olmuştur. Türkçede de
"ödül" kelimesi eskiden sadece "güreşlerde kazananlara verilen bir
mükâfat" anlamında kullanılırken, günümüzde ise her türden yarışma
sonunda verilen mükâfatı anlatan bir kelime haline gelmiştir, (...dil
ödülü, bilim ödülü...gibi). Genelleşme adı verilen bir anlam olayı da
anlam genişlemesi çerçevesi içinde, onun bir türü olarak kabul
edilmektedir. Genelleşme; "kimi özel adların, ilgili olduğu şeylere,
aynı türden başka şeylere de ad olması, genelleşmesi ve bir tür adı
haline gelmesi" şeklinde tanımlanmaktadır.(76)
Kur'an'daki anlamıyla "münafık" kelimesinde anlam genişlemesi
görülmektedir. Bu kelimenin kökü N-F-K'dır. Bu kökün sözlükte,
"tükenmek, azalmak, ölmek, ruhu çıkmak, alışverişin çok olması, yaranın
kabuk bağlaması"(77) gibi anlamları vardır. Fakat münafık kelimesinin
esas anlamı, el-Yerbû' denilen bir hayvanın yuvası anlamına gelen
en-Nâfikâu kelimesinden gelmektedir. Çünkü bu hayvanın yuvasının iki
ağzı vardır. Birisine el-Kâsiâu, diğerine de en-Nâfikâu denilir ve
hayvan bu kapılardan birisinden yakalanmaya çalışılırsa, diğerinden
kaçar kurtulur. Aynen bunun gibi münafık da kendisi için iki çıkış yolu
koyar. Birisi, İslâm olduğunu ifade etmesi, diğeri de kâfir olduğunu
saklamasıdır. Bu ikisinden, hangisi hususunda onu yakalamak istersen, o
diğerinden çıkıp kurtulur.(78)
İşte münafık kelimesi, "bir çeşit tarla faresi yuvası" anlamından,
kişinin inanç durumunu yansıtan manevi bir kavrama doğru anlam
genişlemiş ve yepyeni bir anlam kazanmıştır. "Kâfir ve mümin"den ayrı,
yerilen, iki yüzlü bir insan tipini anlatan bir kelime olmuştur.
c) Anlam Kayması (başka anlama geçiş): "Bir
kelimenin eskiden yansıttığı kavramdan tamamen ayrı yeni bir kavramı
yansıtır duruma gelmesine anlam kayması denir."(79) Eski Türkçede
"düşünmek, kederlenmek, yas tutmak" anlamına gelen "sakınmak" kelimesi,
günümüz Türkçesinde "bir şeyi yapmaktan herhangi bir korku veya endişe
ile uzak durmak, önleyici tedbirler almak, korunmak" gibi anlamlarda
kullanılmaktadır.(80) Yine Türkçede tütün (dütün) kelimesindeki değişme
ise tipik bir başka anlama geçiştir. Eskiden yalnız "duman" anlamında
olan bu kelime, yakılarak içilen bitkinin ülkemizde yayılıp
genelleşmesinden sonra Türkiye Türkçesinde sadece bu bitkinin adı olarak
yerleşmiştir.(81)
Cahiliye döneminde "mel'ek" kelimesi, tanrı niteliğinde tapılmaya layık
ruhi bir varlığı ifade ederken, Kur'an konteksinde bu kelime anlam
kaymasına uğrayarak, "tanrılık" vasfını kaybetmiş, yerine "yaratılmış ve
sürekli Allah'a itaat eden varlık" anlamını kazanmıştır.(82)
Izutsu, kelimelerin, içinde bulunduklan kültür sisteminden etkilenerek
yeni yeni manalar kazandığını "God and Man in the Koran" adlı kitabında
çeşitli örnekler vererek açıklamıştır.(83) Izutsu, kelimelerin yalnız
başlarına ifade ettikleri anlamdan ziyade sistem veya sistemler içinde
kazandıkları anlamların önemli olduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla
kelimelerin" iki tür anlamı olduğunu söylemektedir. Izutsu, bu
anlamlardan birincisine, "esas mana", ikincisine de "izafi mana"
demektedir. Bu yapmış olduğu ayırımın da semantik metodolojinin en
önemli sorunlarından biri olduğunu belirtmektedir.(84) Burada Izutsu'nun
esas mana ve izafi manayı nasıl açıkladığını örneklerle izah etmek
istiyoruz:
Esas Mana: Izutsu, esas manayı şu şekilde açıklamaktadır: "Kur'an'ı alıp
içindeki kelimeleri bizim görüş açımızdan gözden geçirirsek bazı
kelimelerin manasının, izaha ihtiyaç duymayacak derecede, gayet açık
olduğunu görürüz. Yani her kelimenin kendine özgü manası vardır ki biz o
kelimeyi, bulunduğu münasebet sistemi dışında da mütalaa etsek, kelime
yine o manayı taşır. Örneğin "kitap" kelimesi, gerek Kur'an'da, gerek
Kur'an dışında olsun daima aynı şeyi ifade eder. Konuşma dilinde kitap
deyince her zaman belli bir şey anlaşılır. İşte kelimenin bu sürekli
manasına esas mana denir."(85)
İzafi Mana: Izutsu, izafi manayı da şöyle açıklamaktadır: "Kelimenin
manası, bu esas manadan ibaret değildir. Burada ikinci bir mana daha
vardır. Kur'an içinde kitap, dinî bir kutsallıkla çevrili önemli bir
mana kazanır. Çünkü kelime, tanrısal vahiy fikrine yakından bağlıdır.
İşte bundan ötürü basit kitap kelimesi, özel sistem içerisinde yer
alınca, sistemin diğer düşünce ve kanaatleriyle irtibat kurar. Onlardan
yeni elemanlar alır. Çoğunlukla yeni elemanlar, kelimeyi öyle etkiler ki
onun asıl manasını kökünden değiştirir. Böylece kitap kelimesi, İslâm
düşünce sisteminde Allah, vahiy, tenzil, nebiy ve ehl-i kitap
(Hristiyan, Yahudi vs. gibi vahiy mahsulü kitaplara sahip olan kimseler)
kelimeleriyle yakından ilişki kurar. Bundan dolayı Kur'an'da bu kelime
geçince, ilgili bulunduğu diğer kelimelerle münasebeti içinde
anlaşılmalıdır. Bu bağlılık, kitap kelimesine özel ve çok karışık bir
semantik anlam verir. Eğer kelime bu sistemin dışında olsa kesinlikle bu
manayı taşımaz. Şuraya da işaret edilmelidir ki kelime, Kur'an'da olduğu
sürece bu anlam, kitap kelimesinin manasının bir kısmıdır ve bu mana,
kelimenin esas manasından çok daha önemlidir. İşte ben, kelimenin
kökünden gelmeyen, fakat içinde bulunduğu münasebet sisteminden doğan bu
manaya izafi (göreli) mana diyorum. İki mana arasında bir ayırım yapmak
için bu ismi veriyorum. Kitap kelimesi, kendi başına bildiğimiz basit
anlamı ifade eder. Aynı kelime, vahiy alanında "Kur'an" demektir."(86)
Kısaca ifade etmek gerekirse esas mana, kelimenin her zaman taşıdığı
asıl manadır. İzafi mana ise, kelimenin içinde bulunduğu özel sistemden,
bu sistemdeki diğer kelimelerle olan münasebetinden kazandığı özel
manadır.(87)
5- Kur'an'ın Doğru Anlaşılmasında Semantik Metodun
Önemi
Bilindiği gibi kelimeler dilin yapı taşlarıdır. Eğer kelimelerin
doğru anlamları iyi tespit edilemezse cümleler anlaşılamaz. Dolayısıyla
okunan metin de doğru anlaşılmamış olur. Özellikle insanların dünya ve
ahiret saadetini temin etmek için gönderilen Kur'an'ın, Yüce Allah'ın
indiriş gayesine uygun olarak doğru anlaşılması çok önemlidir. Bu ise,
ancak, Kur'an kelimelerinin delalet ettiği manaları ortaya çıkarmakla
mümkün olur.
Yukarıda ifade ettiğimiz gibi Kur'an kelimeleri, Kur'an düşünce sistemi
içinde aslından daha kuvvetli izafi manalar kazanmaktadır. Ayetlerdeki
kelimelerin tarihî gelişimini ve zaman içerisinde uğradıkları mana
değişikliklerini bilmeden isabetli bir tercüme ve yorum yapmak mümkün
değildir. Zira, bu gelişmelerin kelimelerin hayatına ve manaya
delaletlerine büyük etkileri olmuştur.
Bir müfessir, Kur'an ayetlerini meydana getiren kelime ve kavramların
ilk ortaya çıktıkları sırada ve onların ilk okuyucusu olan Rasulullah
(s.a.v.) tarafından okunduğunda, onun etrafında bulunan kimselerin
onlardan ne anladıklarını tespit etmeye özellikle dikkat etmesi gerekir.
Çünkü bize göre, müfessirin ayette geçen kelime ve kavrama yüklemesi
gereken mana, Kur'an'ın ilk nüzulü sırasında delalet ettiği mana
olmalıdır.
Kur'an kelimelerinin manalarının anlaşılmasında birinci esas bu olunca,
mevcut lügatlerimiz de bu işe kolaylık sağlayıcı ve yardımcı olacak bir
halde değildir. Bu durumda, bir Kur'an müfessirinin önünde, Kur'an
kelimelerinin ilk manasını öğrenmek istediği zaman, bunun için, bizzat
kendisinin bir araştırma yapmasından başka bir çare yoktur.
Kelimelerin zaman içerisindeki mana değişiklikleri semantik ilminin
konusudur. Bu mana değişikliklerini ancak kelimelerin semantik
tahlillerini yaparak bilebiliriz.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, semantik, bir dilin anahtar terimleri
üzerindeki analitik çalışmadır. Yani kelimelerin tarihî seyir içerisinde
kazandığı manalar bakımından yapılan bir incelemedir. Anlambilim
çalışmalarının başlangıcından beri araştırmacılar, genellikle kelimeleri
tek tek ele alarak anlam yönünü incelemişlerdir. Daha sonra bu
kelimelerden hareket ederek kavrama, kavram çekirdeğine ulaşmaya, anlam
değişikliklerini ve bunların nedenlerini belli etmeye çalışmışlardır.
Biz burada semantik bir analiz nasıl yapılır, bu konuda Izutsu'nun takip
etmiş olduğu metodu da göz önünde bulundurarak, açıklamaya çalışacağız.
Ayrıca, Izutsu'nun Kur'an'daki bazı kelimelerle ilgili yapmış olduğu
semantik analizlere de örnekler vereceğiz.
6- Semantik Analiz Nasıl Yapılır?
Izutsu, semantik analizin yapılma metoduyla ilgili olarak şöyle
demektedir: "İlk bakışta bu iş kolay görünür. Allah, selâm, nebî, iman
vs. gibi çok önemli Kur'an kelimelerini toplayıp Kur'an'da ne anlam
ifade ettiklerine bakmakla bu işin yapılmış olacağı sanılabilir. Fakat
hakikatte mesele öyle sanıldığı kadar basit değildir. Çünkü bu
kelimeler, Kur'an'da birbirinden ayrı, yalın halde bulunmazlar, her
birinin ötekiyle yakın bir ilişkisi vardır. Bu kelimeler, somut
anlamlarını, birbiriyle olan bu ilişki sisteminden alırlar. Diğer bir
deyişle bu kelimeler, kendi aralarında büyük küçük çeşitli gruplar
teşkil ederler ve birbirlerine muhtelif yollarla bağlanırlar. Bu suretle
sonunda gayet düzenli bir bütün, son derece karışık kavramsal münasebet
ağı kurarlar... İşte önemli olan bu anlam sistemidir. Bu sistem,
kelimelerin kendi yapılarından çok, Kur'an'da vardır. Kur'an'daki
anahtar kavramları tahlil ederken, sistem içinde kelimelere özel
anlamlar kazandıran bu çeşitli kelime ilişkilerini gözden uzak
tutmamalıyız."(88) Demek ki, semantik analiz, sabır gerektiren yorucu
bir çalışma ile başarılabilir. Bazen bir kelimenin doğru anlamını tespit
etmek, çok zaman alabilir. Çünkü bu faaliyet ile kavram kargaşasını
önleme ve doğru anlamı bulma gibi zor ve çetin bir işin üstesinden
gelinmeye çalışılmaktadır.
Bize göre, başarılı bir semantik tahlil yapabilmek için şu merhaleleri
takip etmek gerekmektedir:
a) Bir kelimenin veya bir kavramın semantik analizini yapabilmek için
önce o kelimenin veya kavramın etimolojisi(89) iyi bilinmelidir. Anlamı
tespit edilecek kelimenin mümkün olduğunca ilk dönem kaynaklarına
inilerek taranması gerekir. Bu kaynakların başında da "Lisanu'l-Arab,
Tâcu'I-Arûs, es-Sıhah ve Müfredatu'l-Kur'an" gibi eserleri sayabiliriz.
b) Bu işlemlerden sonra etimolojideki anlam esas tutulmak kaydıyla,
hepsinde gizli olan söz konusu kelimenin bu kök manası aranmalıdır. Buna
uygun olmayanlar sonradan kazandırılmış anlamlardır. Uygun olanlar ise,
zaten semantik tanımın kapsamına girmektedir.
c) Semantik analiz, sadece incelediğimiz kelimenin anlamını oluşturan
kök manayı tespit etmek değildir. Aynı zamanda kelimenin kök anlamından
hareket ederek tarihî süreç içerisinde kazanmış olduğu yeni anlamların
da bir analizini yapmak gerekir. Analizi yaparken de gerek bu anlamların
ve gerekse türevlerin içinde ilk (kök) mananın olup olmadığına
bakmalıyız. Dolayısıyla semantik tahlil yapan kişi, bir kelimenin
anlamının, tarihî süreç içerisinde ne gibi mana değişikliklerine
-daralma, genişleme veya başka anlama geçiş- uğradığını da tespit etmek
mecburiyetindedir.(90)
d) Izutsu'nun da dediği gibi, Kur'an terimlerinin tarihî bakımdan yalnız
İslâm'dan önceki yani Kur'an'dan önceki devir önemlidir. Çünkü bu devir,
Kur'an'daki kelimelerin esas manalarına ışık tutar. Yoksa Kur'an'dan
önceki çağlarda manaların tarihî gelişimi, bizi pek ilgilendirmez.(91)
Dolayısıyla semantik analizini yaptığımız kelimenin Kur'an öncesi
anlamlarını da araştırıp öğrenmemiz gerekmektedir. Kelimelerin Kur'an
öncesi anlamlarını ise, Cahiliye devri Arap şiirlerinden istifade ederek
tespit etmeliyiz. Bu iş için de elbette Cahiliye devri Arap şiirleri;
"Muallaka-i Seb'a, Divanu Antera, Divanu İmrii'l-Kays" gibi eserlere
müracaat etmeliyiz.
e) Kelimenin Kur'an öncesi anlamları açığa çıkarıldıktan sonra, bu
kelime ve kavramın Kur'an'da kullanıldığı mananın tespitine geçebiliriz.
Izutsu, bu merhalenin çok önemli olduğunu şöyle ifade etmektedir:
"Kur'an'da kullanılan kelime ve kavramların hemen hemen hepsi, İslâm'dan
önceki zamanda şu veya bu şekilde kullanılmakta idi. İslâm vahyi bunları
kullanmaya başlayınca bütün sistem -kelimelerin kendileri ve manaları
değil, fakat kelimelerin kullanıldığı genel ilişkiler sistemi- Mekkeli
müşriklerin hiç duymadıkları, bilmedikleri ve bundan dolayı kabul
edilemez yabancı bir şey gibi geldi. Bu kelimeler, yedinci asırda
kullanılmakta idi. Mekke'nin dar ticari toplumu içinde olmasa bile en
azından Arabistan'daki şu veya bu dinî çevrelerde kullanılıyordu. Yalnız
bunlar, değişik kavram sistemlerine ait idiler. İslâm bunları bir araya
getirip, bilinmeyen, yepyeni bir kavram şebekesinde birleştirdi. İşte
Arapların dünya ve insanlık görüşlerini kökünden değiştirip yükselten
başlıca etken, bu mana değişikliği ve bunun sebep olduğu ahlaki ve dinî
inkılap idi."(92) Semantik tahlilini yaptığımız kelimelerin, Kur'an'da
geçtiği yerlerdeki manalarını araştırıp, böylece o kelimenin Kur'an'da
kullanıldığı manalar hakkında bir neticeye varabiliriz. Yani, o kelime
çeşitli tarihlerde ve çeşitli münasebetlerde aynı manada mı kullanılmış;
yoksa Kur'an'ın muhtelif yerlerinde farklı manalarda mı kullanılmış ve
bu manalar nelerdir bunları tespit etmiş oluruz.
f) İzutsu'ya göre, herhangi bir kelimenin tam manasının, kelimelerle
tasvir yolu ile, somut bir biçimde ve konumda aydınlığa kavuşturulması
mümkündür. Izutsu buna, "konumsal tanımlama" ismini vermektedir.(93)
Dolayısıyla kelimenin ayet içinde geçtiği manaları tespit ederken
siyak-sibağa çok dikkat edilmelidir. Çünkü bu manalar bazen ancak siyak
ve sibak göz önünde bulundurularak anlaşılabilir. Bazı kelimeler
Kur'an'da asıl kök anlamında kullanıldığı gibi farklı yerlerde farklı
anlamlarda da kullanılabilmektedir. Dolayısıyla bütün bu tahliller
sonucunda, Kur'an'ın kendi düşünce sistemi ve semantik alanı içerisinde
bu kelime ve kavrama yüklediği yeni anlamları da belirtmeliyiz.
g) Şayet bu kelime ve kavramda Kur'an'dan sonraki devirlerde bir anlam
değişmesi olmuşsa ona da çalışmamızda yer vermemiz gerekmektedir.
Burada Izutsu'nun Kur'an'da yapmış olduğu bazı semantik kelime
tahlillerine örnek vermek istiyoruz.
Örnek1:
Allah Kavramı: Izutsu, Allah kavramının önemini şu şekilde
belirtmektedir: "Allah, Kur'an düşünce sisteminde en yüksek odak
kelimedir. Derece ve önem bakımından ondan üstün bir kelime yoktur.
Kur'an düşünce sistemi, esas olarak merkezinde Allah olan bir sistemdir.
Onun için bu sistemde Allah fikri yukarıdan aşağı her şeye hakim olur ve
bütün anahtar terimlerin semantik yapısı üzerinde derin tesir gösterir.
İnsan, Kur'an düşüncesini hangi bakımdan incelemek istese, her şeyden
önce bu düşüncenin semantik yapısı hakkında bir fikir sahibi
olmalıdır."(94) Bu bakımdan Izutsu, bu kavramın semantik analizi için
"God and Man in the Koran" adlı kitabında müstakil bir bölüm ayırmış ve
dördüncü bölümde bu kavramı tahlil etmiştir.(95)
Izutsu'ya göre, "Allah adı, Cahiliye ve İslâm devirlerinde ortak bir ad
olarak kullanılmaktaydı. Yani Kur'an vahyi, bu kelimeyi kullanmaya
başladığı zaman Arapların kullandıklarına yeni ve yabancı bir isim
getirmiyordu.(96) Allah adı, İslâm'dan önce de bilinmekteydi. Bu kelime,
İslâm öncesi Arap şiirlerinde geçtiği gibi eski kitabelerde de yer
almıştır. Arabistan'da bazı insanlar ya da kabileler Allah adıyla
bilinen bir tanrıya inanırlardı. Bu tanrıyı göğü ve yeri yaratan tanrı
olarak kabul ederlerdi. Bu husus, Kur'an'ın bazı ayetlerinden açıkça
anlaşılır.(97) Bu insanlar, çok tanrılı sistemde Allah'ı tanrıların
başı, Mekke'deki Kabe'nin Rabbi (Rabbü'l-Beyt) olarak kabul ediyor,
öteki tanrıları da bu üstün tanrı ile insanlar arasında aracı
sayıyorlardı. Onların tanrılar arasındaki bu hiyerarşik inancı,
Kur'an'da pek açık olarak anlatılır. Zümer suresinde bazı müşriklerin
şöyle dediklerini işitiyoruz: "Biz onlara, sadece bizi, Allah'a
yaklaştırmaları için tapıyoruz."(98)
Izutsu, "Bu ayette anlatılmak istenen, tanrıların şefaatidir. Şefaat
fikri, ta İslâm öncesi zamanlara kadar Arapların ve Müslümanların dini
düşünce tarihlerinde çok önemli bir rol oynar." demektedir.(99)
"Ahkaf suresinin 27-28. ayetlerinde de Allah'tan başka edinilen
tanrılara Allah'a yaklaştıran şefaatçiler gözü ile bakıldığı anlatılır.
Allah'a inanmamakta direnen ve bu direnişleri nedeniyle helak olan eski
milletlerin durumuna acı bir alayla işaret edilir: "Allah'tan başka,
kendilerine (Allah yanında) yakınlık sağlamak için tanrı edindikleri
şeylerin, onlara yardım etmesi gerekmez miydi?'(100) Bunlar ve diğer
birçok ayet açıkça gösteriyor ki, Cahiliye çağında, tanrılar arasında
Allah denen ve bütün tanrılardan üstün olan bir tanrı tanınırdı. Bu
tanrı, diğerlerinden üstün olmakla beraber neticede yine tanrılardan
biriydi. İslâm peygamberi davetine başlayınca bu eski dinî sistem, büyük
tehlike içine düştü. Çünkü İslâm'da Allah, tanrılar hiyerarşisinde üstün
bir tanrı değil, var olan tek tanrı idi. Öteki tanrılar uydurma, gerçek
karşısında aslı olamayan (batıl), hakikati olmayan sadece hayal edilen
şeyler durumuna düşüyordu. Eğer Araplar, bu yeni öğretiyi kabul
etselerdi, genel durum kökünden değişecek, yalnız dinî inançları değil,
hayatın bütün safhaları, ferdî ve sosyal durumlar bu değişiklikten
etkilenecekti. Tabii Hz. Muhammed'in (sorumluluğu) altında başlayan bu
harekete karşı büyük bir muhalefet gelişti."(101)
"Şurası da bilinmeli ki bu dava yalnız Arapların Allah hakkındaki
inançlarının mahiyetini değiştirmiyor, daha önce bahsettiğimiz bütün
düşünce sistemini değiştiriyordu. Yeni İslâmî Allah düşüncesi, kâinat
hakkındaki bütün düşünce yapısını derinden etkiliyordu. Arap tarihinde
ilk defa monoteis ve theocentric bir sistem kurulmuştu. Bu sistem ki,
merkezinde insan hareketlerinin bütün varlık ve oluş şekillerinin
kaynağı olan tek ve mutlak Allah vardı. Bütün varlıklar ve değerler yeni
baştan düzenlenme alanına taşınıyordu. Tek istisnası olmaksızın bütün
kâinat unsurları, eski yerlerinden alınıyor, bu yeni alana
yerleştiriliyordu. Varlıklar arasında yeni bir ilişki kuruluyordu. Eski
sistemde birbirine yabancı olan manalar, yeni sistemde yakın irtibat
kurarken, eskisinde birbirine yakın olan manalarda yeni sistemde tamamen
birbirinden ayrılıyordu. Üstün varlıklar alanında Allah'ın bütün
kainatın tek Rabbi tanınması yukarıda da işaret edildiği gibi diğer
tanrıları hükümsüz kılıyordu. Âlihe denen o tanrılar şimdi sözden
ibaret, sadece isimden ibaret birer kavram haline geliyordu. Modern
semantik terminolojisinde bu hususu şöyle ifade etmemiz gerekir: Bu yeni
inançta ilâh (çoğulu âlihe) kelimesi, eğer Allah'tan başka bir varlığa
işaret ediyorsa karşılığı olmayan boş kavramdan başka bir şey
değildi."(102)
Yusuf suresinin 40. ayeti şöyledir: "Sizin ondan başka taptığınız
şeyler, sizin ve babalarınızın uydurduğu isimlerden başka bir şey
değildir; Allah, onlar hakkında bir yetki indirmemiştir." (103)
Örnek2:
Izutsu, vahiy kavramını da esaslı bir biçimde tahlil etmekte şöyle
demektedir: "Kur'an'da vahye çok özel bir yer verilmiştir. Vahiy
olağanüstü, insan aklının kavrayamayacağı esrarengiz bir olay olarak ele
almıştır.... İslâm'a göre vahiy Allah'ın konuşmasıdır. Kendi iradesini
dil aracılığı ile bildirmesidir. Fakat insana ait olmayan esrarengiz bir
dille değil, insanın açıkça anlayabileceği bir dille konuşmasıdır.
Burası çok önemli bir husustur. Allah'ın kendi iradesiyle yaptığı bu
konuşma olmasa yeryüzünde İslâm'ın anladığı manada hiçbir gerçek din
olmaz." (104)
Izutsu'ya göre, vahyi böyle olağan üstü bir konuşma durumuna getiren
şey, o konuşmada konuşanın Allah ve dinleyenin de insan olmasıdır. Yani
burada konuşma, üstün bir varlıkla alelade varlık arasında cereyan
etmektedir. Öyle ki konuşanla dinleyen arasında hiçbir ontolojik(105)
denge yoktur.(106)
Vahiy Kelimesinin Esas Manası: Izutsu, vahiy
kelimesinin esas manasını şöyle açıklamaktadır: "Vahiy kelimesi, İslâm
öncesi şiirde sık geçen kelimelerden biridir ve bu durum, vahiy
kavramının Kur'an'dan önceki kökünü tahlil etmemizi büyük ölçüde
kolaylaştırmaktadır. Izutsu, vahiy kelimesinin Cahiliye devri
şiirlerinde kullanılışını göz önünde bulundurarak kelimenin asıl
semantik şartlarını üç noktada toplamaktadır:
Vahiy her şeyden önce haberleşmedir. Vahiy kelimesi, iki şahıs
münasebetli bir kelimedir. Yani vahiy olayının vuku bulabilmesi için
sahnede iki şahsın bulunması lazımdır. Bu şahısları Izutsu, A ve B
şeklinde göstermekte; burada A, aktif hareket eder. (A______B), B'ye
naklinden ibarettir. Burada karşılıklı bir münasebet olamaz. Yani B den
A ya bir cevap söz konusu değildir. (B sadece alıcı durumdadır.) Bu
haberleşme, tamamen tek yönlüdür.(107)
Bu haberleşmenin sözlü olması zaruri değildir. Yani haberleşme için
kullanılan işaretlerin daima dil işaretleri olması gerekli değildir ama
dil işaretleri de kullanılabilir. Bu haberleşmede daima bir sırlılık,
gizlilik ve özellik vardır. Başka deyişle bu tür haberleşme esoteriktir.
A ile B arasındaki konuşma tamamen özeldir. A, kendisini açıkça B'ye
tanıtır ama yalnız B'ye, başkası onu göremez. İkisi arasında mükemmel
bir haberleşme vardır, ama bu haberleşme öyle bir yoldan yapılır ki
haberleşmenin muhtevasını dışandakiler anlayamaz.(108)
Vahyin Semantik Yapısı: Izutsu'ya göre, Kur'an
vahyinde Allah (A), Muhammed'e (B) onun dili olan Arapça ile
konuşmaktadır. Ancak A ve B aynı kategoriye mensup, aynı düzeyde
varlıklar olmalıdır. Fakat vahiy halinde -ki vahyin gerçek özelliği
burada başlar- bu ana kural bozulur. Çünkü vahiyde A ve B yani Allah ve
insan birbirinden çok farklı varlıklardır. Yatay olarak aynı düzeyde
varlıklar olmazlar. Aradaki ilişki dikeydir: A yukarıdadır, en yüksek
varlık düzeyini temsil eder. B ise aşağıdadır, aşağı bir varlık düzeyini
temsil eder. Bu ontolojik durum, Kur'an'ın vahiy telakkisinde önemli bir
rol oynar... Arada bu ontolojik uyuşmazlık bulunduğu sürece A ile B
arasında lisani bir anlaşma olamaz. Bu dil kuralına rağmen ikisi
arasında lisani bir konuşma olması için ya A'da veya B'de olağan üstü
bir şey vuku bulmalıdır. Izutsu, bu noktayı el-Kirmanî'nin,
"el-Buharî'nin hadis kitabını şerhinde" çok güzel bir şekilde şöyle
açıkladığını belirtmektedir: "Vahiy, Allah ile insan arasındaki
konuşmadan meydana gelir. İki taraf arasında bir çeşit eşitlik
gerçekleştirilmedikçe, yani konuşan ile dinleyen ilişkisi olmadıkça,
karşılıklı bir kelime alış-verişi, öğretim ve öğrenim mümkün değildir...
Bu iki zat arasında iletişimin meydana gelebilmesi için ya dinleyen
konuşanın galip etkisi ile derin bir kişisel değişikliğe uğrar, ya da
konuşan aşağı inip bir parça dinleyenin sıfatına bürünür..." dedikten
sonra, Hz. Muhammed için, bu iki hâlin de vuku bulduğunu sözlerine
ekler."(109)
Izutsu, Kur'an'ın vahiy anlayışını ise şöyle açıklamaktadır: "Kur'an'da
olağanüstü bir hadise olan vahiy, üç şahıs münasebetli bir kavramdır. Bu
durum, Kur'an vahyini yapı itibariyle insan konuşmasından ayırdığı gibi,
kaynağı cin olan bütün ilhamlardan da ayırır... Hz. Muhammed'e
peygamberlik hitabı geldiği sıralarda daima Allah ile kendisi arasında,
Allah'ın sözlerini onun kalbine getiren esrarengiz bir şahıs vardır.
Kur'an vahyinin temel yapısı A------------M------------B şeklinde
gösterilebilir. A Allah, M melek, B Hz.Muhammed'dir. (110)
Izutsu, Kur'an'a göre Allah insanla ancak üç yolla konuşur demekte ve bu
hususun da Kur'an'da Şuara suresinde şöyle açıklandığını söylemektedir:
"Allah bir insanla (doğrudan) konuşmaz. Ancak vahiyle (kulunun kalbine,
dilediği düşünceyi doğurarak), yahut perde arkasından konuşur, yahut,
izniyle dilediğini vahyedecek bir elçi gönderir. O, yücedir, hüküm ve
hikmet sahibidir. İşte sana da böyle emrimizden bir ruh (gönüllere can
veren bir söz) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat
biz onu, kullarımızdan dilediğimizi doğru yola ilettiğimiz bir nur
yaptık."(111)
Bu ayete göre vahyin üç yolu şunlardır: 1) Gizli konuşma, 2) Perde
arkasından konuşma, 3) Elçi gönderme.
"Hz. Muhammed'e gelen vahiy, başlıca iki çeşittir: Biri zil sesi veya
arı uğultusu gibi bir ses duyması ki peygamber bu hâlde bir ses
işitiyor, o anda manasını anlamıyordu, o hâlden ayılınca gelen ses,
anlamlı kelimeler hâlini alıyordu. Diğeri de meleğin insan şekline
girerek gelmesiydi ki bu hâlde peygamber, konuşulan gerçek kelimeler
işitmekteydi. Hz. Muhammed, yalnız dinleyici değildi. Aynı zamanda
görücüydü de."(112)
"Allah, gök elçisi vasıtasıyla iradesini Hz. Muhammed'e bildirir; sırf
Muhammed'le konuşmuş olmak için onunla konuşmaz. Konuşması, onu aşarak
insanlara ulaşmalıdır. Normal durumda konuşma B'ye varınca durur. Eğer
arada bir diyalog olacaksa bu kez A dinleyici, B konuşan durumuna geçer.
Fakat bizim özel durumumuzda B konuşur ama, aynı doğrultuda konuşur.
Yani B, sadece A'nın söylediklerinin vericisi olur. İşte burada tebliğ
meselesi ortaya çıkar. Ve B, Tanrı'nın sözlerini taşıyan nebi veya resul
adını alır. Böylece İslâm vahiy kavramı, dört şahıs münasebetli bir
kavram haline gelmektedir. A--------M-------B-------C.
B, A'nın vericisi olduğuna göre ondan gelen sözleri hiç değiştirmeden
olduğu gibi C'ye, insanlara nakletmelidir. Yani ilahî kelimeler B'ye
ulaşıp B tarafından alınınca objektif bir varlık, Almanların deyişiyle
bir Sprachwerk olmalıdır. İşte bu manada bir objektif Sprachwerk olan
ilahî sözlere Kur'an denir. Kur'an kelimesi, etimolojik manası ne olursa
olsun, burada ilahî vahyin objektif bir parçasını ifade eder." (113)
Örnek 3:
Izutsu, semantik analiz sonucu, Cahiliye ve İslâm'ın insan kaderi
hakkındaki düşüncelerini de şöyle tespit etmiştir: Normal olarak
"insanın kaderi başlıca ölümden sonraki hayatla ilgili olduğu hâlde
Cahiliye devrinde ahiret fikrine ilgi gösterilmemiştir. Cahiliye
Arapları, sadece ölümle uğraşmışlar, ondan öteye gitmemişlerdir. Onlara
göre, vücut toprağa girince çürür, toz toprak olur. Ruh da bir rüzgâr
gibi uçup gider. Şu şiir onların bu konudaki inançlarını özetlemektedir:
"Biz sadece toprak altına giren cesetlerle rüzgâr gibi (uçup giden)
ruhlardan ibaret değil miyiz?"
Araplara göre de insanı Allah yaratmıştır ama yaratma sona erince
Allah'ın işi bitmiştir. İnsan yaratıldıktan sonra artık yaratanıyla
bütün bağlarını keser ve yeryüzüne geldiğinden itibaren hayatını çok
daha kuvvetli bir diktatör patronun yönetimine verir. Bu patron, onu
ölümüne kadar pençesinde sürükler. Ölüm de bu patronun insana vurduğu
son ve en acı darbedir. Bu patron dehr dedikleri zamandır. Şu ayette
kâfirlerin ağzından bu inanç açıkça nakledilmektedir: "Dediler ki: Bu
dünya hayatımızdan başka bir şey yoktur. Ölürüz ve yaşarız; bizi helak
eden, dehr den başkası değildir."(114)
"Gerçekten bu, çok karamsar bir hayat görüşüdür. Bütün hayat, tabiatın
büyüme ve çürüme kanunlarıyla yönetilen bir sürü felaketler yığını
haline gelmektedir. Karanlık, kör, yarı insan şeklindeki bu tabiat
canavarının elinden kurtuluş yoktur. İşte bu acıklı atmosferin durumuna
baktığımız zaman Kur'an görüşünün önemini tam manasıyla anlamaktayız.
Kur'an, insan için tamamen değişik şartlar getirir. Birden bire gök
açılır, karanlık bulutlar dağılır, acıklı, ıstıraplı bir hayat yerine
ebedî hayatın parlak mutluluğu görünür. Bu hususta iki dünya görüşü
arasındaki fark, tam gece ile gündüz arasındaki fark gibidir. İslâm
sisteminde de Allah, yaratıcı olarak insan hayatının başlangıç noktasını
işaretler (insan hayatını başlatır). Fakat burada daha ilk anda derhâl
büyük değişikliği fark ederiz. Cahiliye sisteminde Allah'ın yaratma işi,
sadece O'nun, hayatın başında ve sonunda insanın işlerine yaptığı bir
müdahaleden ibarettir. İnsanı yarattıktan sonra artık onun işlerine
karışmaz; bundan sonra iş, dehr denen bir başka kuvvetin eline geçer.
İslâm sisteminde ise bunun tersine, yaratma, yarattığı şeyler üzerindeki
Allah yönetiminin başlangıcıdır. İnsanın bütün işleri, en ince
aynntılarına kadar hayatın bütün safhaları Allah'ın kontrolü altında
cereyan eder. Kur'an'a göre Tanrı adalet tanrısıdır. Hiç kimseye asla
zulüm yapmaz, haksızlık etmez. Artık ne dehr ne dehrin gizli tuzağı
kalır. Dehr diye bir varlık tanınmaz, bu hayalî kâbus inancı sökülüp
atılır, insanlığın hayatı yalnız ve yalnız Allah iradesinin kontrolüne
verilir. Tabii ölüm meselesi yine kalır. Ölüm kaçınılmaz bir
şeydir."(115)
Dipnotlar
* Bu makale, Soysaldı, Mehmet, "Toshihiko Izutsu ve Semantik
Anlayışı”, İslami Araştırmalar, cilt:18, s: 1, 2005, 61-75'te
yayımlanmıştır.
Soysaldı Mehmet; Doç. Dr., Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Tefsir
Anabilim Dalı, msoysaldi@hotmail.com
(1) Işıcık, Yusuf, Kur'an'ı Anlamada Temel İlkeler, Burak Matbaası,
Ankara 1997, s. 7.
(2) Yakıt, İsmail, "Doğru Bir Kur'an Tercümesinde Semantik Metodun
Önemi", S.D.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sy. 1, İsparta 1994, s. 19.
(3) Muhakkik, Mehdi, "Izutsu hem reft", Tahkikat-ı İslâmi, Tahran 1371,
s. 156.
(4) Kalın, İbrahim, Toshihikolzutsumd.", T.D.V. İslâm Ansiklopedisi,
istanbul 2001, XXIII, 552.
(5) Masataka, Takeshita, "Japanese Works of Toshihiko Izutsu with
Special Reference to Reading the Koran", Annals of Japan Associaöon for
Middle East Studies, sy. 2, Tokyo 1987, s. 492.
(6) Muhakkık, Mehdi, a.g.m., s. 156; Kalın, İbrahim, "Toshihiko . Izutsu
md.", XXID, 552.
(7) Muhakkık, Mehdi, a.g.m., s. 155.
(8) Masataka, Takeshita, a.g.m., s. 492.
(9) Muhakkık, Mehdi, a.g.m., s. 155; Kalın, İbrahim, "Toshihiko Izutsu
md.", XXIII, 552; Izutsu, Tao-culuk'daki Anahtar Kavramlar (trc. Ahmed
Yüksel Özemre), İstanbul 2001, (kitabın giriş sayfasından)
http://www.insanyayinlari.com.tr/authors.aspx7ID" 261 (26.04.2004).
(10) Muhakkık, Mehdi, a.g.m., s. 159.
(11) Kalın, İbrahim, "Toshihiko Izutsu md.", XXIII, 552.
(12) Muhakkık, Mehdi, a.g.m., s. 156; Kalın, a.g.md., XXIII, 553;
Izutsu, Taoculuk'daki Anahtar Kavramlar (trc. Ahmed Yüksel Özemre),
(kitabın giriş sayfasından).
(13) Muhakkık, Mehdi, a.g.m., s. 163.
(14) Bk., Izutsu, Toshihiko, God and Man in the Koran, Tokyo 1964;
Kur'an'da Allah ve İnsan (trc. Süleyman Ateş), Yeni Ufuklar Neşriyat,
İstanbul ts.
(15) bk. Izutsu, Toshihiko, The Concept of Belief in Islamic Theology,
Yurindo Puplishing Co., Ltd., Yokohama 1965. İslâm Düşüncesinde İman
Kavramı (trc. Selahaddin Ayaz), Pınar Yayınları, İstanbul 1984.
(16) Muhakkik, Mehdi, a.g.m., s.163.
(17) Bk., Izutsu, Toshihiko, Ethico-Religious Concepts in the Qur'an,
Kur'an'da Dinî ve Ahlaki Kavramlar (ire. Selahattin Ayaz), Pınar
Yayınları, 2. bs., İstanbul 1991.
(18) Izutsu, Tao-culuk'daki Anahtar Kavramlar (trc. Ahmed Yüksel
Özemre), İstanbul 2001, s. 7.
(19) Bk., Izutsu, İslam'da Varlık Düşüncesi, İnsan Yayınları, 1995, s.
13-14.
(20) Izutsu, İslamd'a Varlık Düşüncesi, s. 7; http: //www.ir
lari.com.tr/authors.aspx?ID=261
(21) M., Takeshita, a.g.m., s.502.
(22) M., Takeshita, a.g.m., s. 502; Kalın, a.g.md., XXIII, 552.
(23) Kalın, a.g.md., XXIII, 553.
(24) M., Takeshita, a.g.m., s.495; Kalın, a.g.md., XXIII, 553.
(25) M., Takeshita, a.g.m., s.495; Kalın, a.g.md., XXIII, 553.
(26) M., Takeshita, a.g.m., s.495, 503; Kalın, a.g.mad., XXIII, 553.
(27) M., Takeshita, a.g.m., s.494; Kalın, a.g.md., XXIII, 553.
(28) M., Takeshita, a.g.m., s.491-503; Kalın, a.g.md., XXIII, 553.
(29) Muhakkik, Mehdi, a.g.m., s.155.
(30) Kalın, a.g.md., XXIII, 553; http://
www.highbeam.com/ubrary/doc0.asp?docid=lG 1:555406 19&refid="
ink_overture_110_pub.
(31) http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp7sids NCZPF74M7M6MX0MF2GYV
(32) Korzybski, Alfred, Science and Sanity, Amerika 1958, s. 21.
(33) Türkçe Sözlük, T.D.K., Ankara 1983, II, 1033.
(34) Palmer, Frank R, Semantics, Cambridge University Press, Second
Edition, Cambridge, 1991, s.l.
(35) Akarsu, Bedia, Felsefe Terimleri Sözlüğü, Savaş Yayınları, Ankara
1975, s. 7, 18; Gezgin, Ali Galip, Tefsirde Semantik Metod ve Kur'an'da
"Kavm" Kelimesinin Semantik Analizi, (Basılmamış Doktora Tezi), İsparta
1999, s. 75.
(36)Vardar, Berke, Dilbilim ve Dilbilgisi Terimleri Sözlüğü, T.D.K.Y.,
Sevinç Basımevi, Ankara 1980, s. 21, "Eşsüremli: Evrim dışında ve
süreden, artsüremden bağımsız olarak ele alman; birbiriyle aynı dizge
içinde bağıntılar kuran öğeleri, olguları vb. belirtmek için kullanılır.
(Bk., Vardar, a.g.e., s. 78) "Artsüremli: Evrim açısından ele alınan,
süre içinde birbirini izleyen demektir." (bk., Vardar, a.g.e., s. 28)];
Gezgin, a.g.d.t., s. 75.
(37) Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan, s. 14.
(38) Izutsu, a.g.e., s. 15.
(39) Izutsu, a.g.e., s. 14.
(40) Izutsu, a.g.e., s. 15.
(41) Izutsu, a.g.e., s. 15.
(42) Aksan, Doğan, Anlambilim ve Türk Anlambilimi Ana Çizgileriyle,
Ankara 1971, s. 12.
(43) Ulmann, Stephan, Semantics, Oxford, New York 1979, s. 354; Aksan,
Doğan, Her Yönüyle Dil, III, 465; Aksan, Anlambilimi, s.12.
(44) Ulmann, Stephan, a.g.e., s. 6. Semantik, Michel Breal, tarafından
"Essai de Semantigue" adlı eserinde literatüre maledilmiştir. Alfred
Korzybski, Science and Sanity, s. 15.
(45) Ulmann, a.g.e., a.y.
(46) Ulmann, a.g.e., a.y'den nakil.
(47) Ulmann, Semantics, s. 8.
(48) Tarski, Alfred, 'Semantics md." The Encyclopedia of Philosophy, New
York 1972, VIII, 78.
(49) Tarski, a.g.m., a.y.
(50) Palmer, Frank. R, a.g.e., s. 35.
(51) Anklı, N, Tunçdoğan, T, Vardar, B, Semantik Akımları, Yeni İnsan
Yayım, İstanbul 1969, s. 5; Gezgin, a.g.d.t, s. 77.
(52) Guıraud, Pierre, La Semanügue (Anlambilim) (trc. Berke Vardar),
Gelişim Yayınlan, Hilal Matbaacılık, İst. 1990, s. 10.
(53) Guıraud, a.g.e., s.10-11; Aynca bk., Aksan, Doğan, Anlambilimi ve
Türk Anlambilimi, Ankara 1978, s. 12.
(54) Arıklı, N, a.g.e., s. 17.
(55) Arıklı, N, a.g.e., s. 18.
(56) Gezgin, a.g.d.t., s. 78.
(57) "Gösterge, genel olarak bir başka şeyin yerini alabilecek nitelikte
olduğundan, kendi dışında bir şey gösteren her türlü nesne, biçim ya da
olgu; özel olarak, dilsel bir gösterenle bir gösterilenin birleşmesinden
doğan birim" (Daha geniş bilgi için bk., Vardar, Dilbilim ve Dilbilgisi
Terimleri Sözlüğü, Ankara 1980, s. 86); Gezgin, agdt., s.78.
(58) Arıklı, N, a.g.e., s.8,9.
(59) Arıklı, N, a.g.e., s.9; Gezgin, agdt, s. 78-79.
(60) Arıklı, N, a.g.e., s.ll; Gezgin, agdt., s. 79.
(61) Aksan, Doğan, Her Yönüyle Dil, T.D.K. Yay., Ankara 1995, III, 469;
Gezgin, a.g.d.t., s. 79.
(62) Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan, s. 38.
(63) Aksan, Anlambilimi ve Türk Anlambilimi, s. 118.
(64) Atalay, Besim, Türkçe Kelime Yapma Yollan, T.D.K./ Dem..27, İbrahim
Horoz Basımevi, İstanbul 1946, s. 67.
(65) Atalay, a.g.e., s. 68.
(66) Atalay, a.g.e., s. 67.
(67) Aksan, a.g.e., a.y.
(68) Aksan, Her Yönüyle Dil, III, 537; Anlambilimi, s. 137. Anlam
daralmasıyla ilgili başka örnekler için bk., Üçok, N., Genel Dilbilim,
s. 75.
(69) Belirli bir vakitte yemek, içmek ve cinsi ilişkiden geri durmakla
yerine getirilen bir ibadet şeklidir.
(70) Belâsî, Muhammed Ali, "Delâletü'l-Elfâz ve Tatavvuruha",
Mecelletü's-Sakafiyye, XXVI, Amman, 1992, s. 101.
(71) İbn Manzur, Ebu'1-Fadl Cemaluddin Muhammed b. Mekerrem,
Lisanu'l-Arab, Dâru Usani'1-Arab, Beyrut ts., VI, 175,177.
(72) Abdulbâkî, Muhammed Fuad, el-Mu'cemü'1-Müfehres li Bfazi'l-Kur'an,
Dâru İhyai't-Türasi'l-Arabî, Beyrut ts, s. 344-345.
(73) Küçükkalay, Hüseyin, Kur'an Dili Arapça, İlim Yayma Cemiyeti
Neşriyatı, Konya 1969, s. 163.
(74) İşler, Emrullah, "Secde Kelimesi ve Türkçeye Çeviri Sorunu",
İslamiyat, 1-3, Ankara, 1998, s. 107.
(75) Aksan, a.g.e., s.120.
(76) Aksan, a.g.e., s.121.
(77) el-Cevherî, İsmail b. Hammad, es-Sihah Tâcu'1-Luga ve
Sıhahu'l-Arabiyye, Dâru'1-İlm, Beyrut 1979, IV, 1560; İbn Manzûr,
a.g.e., HI., 694; el-Fîrûzâbâdî, Mecdüddin Muhammed b. Yakub,
el-Kâmusu'l-Muhît, Müessesetü'r-Risale, Beyrut 1987, III, 296.
(78) er-Râzî, Fahruddin Muhammed b. Ömer, et- Tefsîru'l- Kebir,
(Mefâtihu'l-Gayb), Dâru'l-Kütübi'l-İlmiyye, Tahran ts., III, 134;
Küçükkalay, Kur'an Dili Arapça, s. 163; Soysaldı, Kur'an Semantiği
Açısından İnançla İlgili Temel Kavramlar, Çağlayan Yay., İzmir 1997, s.
85.
(79) Aksan, Her Yönüyle Dil, IH, 538; Anlambilimi, s. 121.
(80) Aksan, Anlambilimi, s. 145. Anlam kaymasıyla ilgili başka örnekler
için bk., Üçok, N, Genel Dilbilim, s. 75-76.
(81) Aksan, a.g.e., s.146.
(82) Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan, s. 23-25; Soysaldı, Kur'an
Semantiği Açısından İnançla İlgili Temel Kavramlar, s. 129.
(83) bk., Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan, s. 17-21.
(84) Izutsu, a.g.e., s. 21.
(85) Izutsu, a.g.e., s. 21.
(86) Izutsu, a.g.e., s. 21; Kitap kelimesinin geniş bir semantik analizi
için bk., Soysaldı, Kur'an Semantiği Açısından İnançla İlgili Temel
Kavramlar, s. 130-139.
(87) Izutsu, a.g.e., s. 22.
(88) Izutsu, a.g.e., s.15-16.
(89) Etimoloji, bir dildeki kelimelerin ilk anlamlarını meydana
çıkarmayı amaç edinen bir ilim dalıdır. Daha açık bir ifadeyle
etimolojiyi, kelimelerin şekil yapılarıyla anlamlan arasında irtibat
sağlayan ve bu kelimelerin yapı ile anlamlarını köklerine doğru takip
ederek ilk defa hangi köke dayandıklarını, hangi kavramları
yansıttıklarını ve zaman içinde hangi evrelerden geçerek ne gibi
gelişmeler gösterdiklerini inceleyen ve köken bilgisi ile diğer konulan
araştıran dilbilim dalıdır. (Daha fazla bilgi için bk., Palmer, F.R,
Semantics, s. 11; The New Encyclopedia Brittanica, "Etymology" md., IV,
587; Webster's Third New International Dicüonart, s. 782; Üçok Necip,
Genel Dilbilim, Sakarya Basımevi, Ankara 1947, s. 41-42; Korkmaz,
Zeynep, Gramer Terimleri Sözlüğü, Ankara 1992, s.104; Gezgin, a.g.d.t.,
s.98.)
(90) Gezgin, a.g.d.t., s. 84.
(91) Izutsu, a.g.e., s. 36.
(92) Izutsu, a.g.e., s. 16.
(93) Izutsu, a.g.e., s. 63.
(94) Izutsu, a.g.e., s. 88.
(95) bk., Izutsu, a.g.e., s. 88-113.
(96) Izutsu, a.g.e., s. 88.
(97) Bu tür ayetler için bk., Ankebut, 29/61, "Onlara 'gökleri ve yeri
yaratan güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren kimdir?' diye sorsan mutlaka
'Allah' derler."; Ankebut, 29/63, "Onlara: 'Kim gökten suyu indirip de
ölmüş olan yeri onunla diriltti?' diye sorsan 'Allah' derler."; Lokman,
31/25; Zümer, 39/38; Zuhruf, 43/9, 87.
(98) Zümer, 39/3,4.
(99) Izutsu, a.g.e., s.17.
(100) Ahkaf, 46/27-28.
(101) Izutsu, s.g.e., s.17.
(102) Izutsu, a.g.e., s. 18.
(103) Yusuf, 12/40.
(104) Izutsu, a.g.e., s. 142, 143.
(105) Varlık bakımından.
(106) Izutsu, a.g.e., s. 145, 146.
(107) Izutsu, a.g.e., s. 148.
(108) Izutsu, a.g.e., s. 148.
(109) el-Kirmânî, Şemsuddin Muhammed b. Yusuf b. Ali, Şerhu
Sahihi'1-Buhârî, Kahire 1939, s. 28'den Izutsu, Kur'an'da Allah ve
İnsan, s. 157.
(110) Izutsu, a.g.e., s. 165.
(111) Şûra, 42/51,52.
(112) Izutsu, a.g.e., s. 166.
(113) Izutsu, a.g.e., s. 168.
(114) Câsiye, 45/24.
(115) Izutsu, a.g.e., s. 123. |