Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 329 | Mayıs  2006

                   

 

 


Irkçılıkların Ufku ya da Ufuksuzluğu

Atasoy Müftüoğlu

 Batı dünyası, her zaman kontrol edebileceği, yönlendirebileceği, yönetebileceği, müdahale edebileceği, tanımlayabileceği, kısıtlayabileceği ve sonunda susturabileceği bir İslam anlayışını/algısını/pratiğini tarif ediyor ve buna ‘Ilımlı İslam’, diyor. Diğer yanda ise, kontrol edemeyeceği, sınırlandıramayacağı, yönlendiremeyeceği, tanımlayamayacağı, müdahale kabul etmeyen İslam algısını/pratiğini de İslamcılık veya radikal İslam olarak tarif ediyor. Bu tarifler yapılırken, ılımlı İslam'ın Avrupa değerleriyle, kavram ve kurumlarıyla, Avrupa yaklaşımlarıyla bütünleşeceği öngörülüyor. Filistin'de Hamas'ı yönetemeyeceğini gören Amerika ve Avrupa, bu gerçek karşısında bütün bir Filistin halkını cezalandırmayı göze alabiliyor. Hamas sebebiyle Filistin halkını cezalandıran Amerika ve Avrupa'nın işbirlikçi Arap diktatörlükleriyle hiç bir ciddi sorunu bulunmuyor. Siyasal oportünizm uluslararası ahlak ve sorumluluk duygularını ezip geçiyor. Günümüzdeki uygulamalara bakıldığında Amerikan dış politikasının İsrail'e endekslendiğini görüyoruz. Amerikan dış politikası, emperyalist çıkarlar için, amansız yalanlar, küresel palavralar ve sahtekarlıklar üretmeye devam ediyor.
Modern Batı algısı, tek boyutlu bir dünya algısını temsil ediyor. Bu noktada, Avrupa Birliğinin, Türkiye'yi İslamdan bağımsızlaştırdıktan sonra ancak birliğe kabul edebileceğini ihsas etmesinin altını çizmek gerekiyor. Çok kültürlülük, İslam imparatorlukları döneminde, imparatorlukların çok doğal ve vazgeçilemez bir gerçeğiydi. Batı dünyasında çok kültürlülük, postmodern dönemde çok belirsiz bir biçimde gündeme getirildi. Felsefi ve entelektüel düzlemde tartışıldı, ancak hayata geçirilemedi. Batı'da bugün farklı kültürler karşısında otoriter yaklaşımlar sergilenmektedir. Farklı kültürlere karşı kültürel sömürgeleştirme politikaları uygulanmaktadır. Egemen ideolojik ve politik Ortodoksluk liberal demokrasiyi tek seçenek olarak bütün dünyaya dayatmaktadır.
Modern, postmodern dünyanın değerleri günümüzde işgaller, katliamlar, işkenceler, ideolojik/politik terörizm şeklinde somutlaşıyor. İnsan hakları söyleminin korkunç bir yalan ve ikiyüzlülük olduğunu görüyoruz. İslam ülkelerine yönelik dış politika biçimi hızla askerileştiriliyor ve savaş yoluyla rejim değişiklikleri hayata geçiriliyor. Askerileşen her dış politika uygulaması İslam ülkelerini istikrarsızlaştırmayı amaçlıyor. İstikrarsızlaştırılmaktan korkan İslam dünyası ülkeleri kendilerini Amerikan yanlısı bir dış politika anlayışı üzerinde konumlandırıyor. Her alanda olduğu gibi, dış politika alanında da bir toplumun karşılaşabileceği en büyük kötülük özgürlüksüzlüktür.
Dünyaya, milliyetçi, ırkçı, ideolojik ufuktan bakanlar bütün insani/ahlaki ufukları kaybederler. Irkçı bir dil, ideolojik bir dil, mitsel bir dil/söylem ve yaklaşım, gerçekleri unutturur, gerçekleri konuşmaya/tartışmaya izin ve imkan vermez. Baskıcı her ırkçılık, baskıcı her milliyetçilik, baskılananların ırkçılıklarına ve milliyetçiliklerine neden olur. Başkası tarafından yönlendirilen, baskılanan birey ve toplum, bir zaafı, eksikliği ve noksanlığı sebebiyle yönlendiriliyor, baskılanıyor demektir. Başkası tarafından yönlendirilen, baskılanan birey ya da toplum, hiç bir yetisini ya da becerisini kullanmadığı için ya da kullanamadığı için yönlendirilmektedir. Başkası tarafından yönlendirilen, birey ya da toplum, bir kişilik, tercih ve karakter bozukluğu sebebiyle bu duruma maruz kalmaktadır. Her birey ve her toplum kendine özgü olduğunda onur ve karakter kazanır. Uyumlu olmak için, hoşgörülü olmak için, başkaları tarafından yönlendirilmeyi kabul etmek gerekmez. Günümüzde egemen özgürlük anlayışı, ötekine tahakküm etmek şeklinde tezahür ediyor.
Özgür ve onurlu insanlar olarak, hiç bir koşulda, olmadığımız şeyleri tercih etmek zorunda kalmamalıyız. Bir Türk gibi, bir Kürt gibi, bir Ermeni ya da Yahudi gibi konuşmadan önce, insan gibi konuşmayı öğrenmeliyiz, öğretmeliyiz. Hiç bir ırkçılığın sağduyuya geçit vermediğini unutmamalıyız. Irk temelinde gerçekleşen her dayanışmanın ahlaki olmadığını belirtmeliyiz. Haksızca ezilen her etnik unsurla ilgili olarak bütün toplumlarda bir dayanışma duygusu oluşur. Bu etnik unsurlar, her hangi bir şekilde, bugün, Kuzey Irak'ta yaşandığı üzere, bu konumdan kurtulunca, bu defa, kendilerini ezenlerin yaptığı gibi, başkalarını ezmeye çalışıyor. Günümüz dünyasında insanlık hukukunu öne çıkaran, insanlık ahlakıyla, vicdanıyla, erdemleriyle bütünleşen bir hukuk anlayışına ihtiyaç var. Irkçı mülahazalarla, ideolojik mülahazalarla teoride kabul edilen haklar, bugün pratikte bütünüyle inkar edilebiliyor.
Modern, postmodern zamanların insanı daha çok, dış görünüşlerin ve imajların insanıdır. Bu insan, estetik güzellik için yoğun çabalar harcar ve büyük fedakarlıklara katlanırken; ahlaki güzellik için, ahlaki sorumluluk için hiç bir çaba harcamıyor, ahlaki güzelliğe, sorumluluğa ihtiyaç duymuyor. Modern, postmodern insanı, pragmatik güdüler ve moda'lar yönetiyor. Moda olanı seçmek demek, kolay olanı seçmek demektir. Moda olanı seçmek için, düşünmek, araştırmak, yorulmak, çaba harcamak gerekmez. Moda olanı seçmek için, kültürlü, nitelikli, ahlaklı olmak da gerekmez. Moda olan her şey son derece yüzeyseldir, moda taklit etmektir. Taklit etmek için, bir eğitime, yeteneğe, birikime ihtiyaç yoktur. Moda olanı seçen, taklit eden herkes hemen sıradanlaşır ve sürüye dahil olur. Sürünün hafızası ve bilinci olamaz.
Irkçılıklar, milliyetçilikler, ideolojiler, moda'lar insanları bir araç gibi kullanırlar, eşya haline getirirler. Araç gibi kullanılan insanlar, duygusal, düşünsel, entelektüel ve ahlaki inceliklere sahip olamazlar. Hangi alana ilişkin olursa olsun, aşırı, ölçüsüz, düşüncesiz bağlanan kişi, kendisi olmaktan çıkar, kendisini kaybeder. Sürüklenen, sürüden biri olan, nesneleştirilen özgür olamaz. Özgürlük uğruna bilinçli bir eylemde bulunmayanlar, özgürlüğü hak edemezler.
Mutlak özgürlüğü, Allah'a mutlak olarak bağlandığımızda kazanırız.
Her türlü iyiliğe, güzelliğe, erdeme, inceliğe, Allah'a ait olduğumuzda, aklımızın/kalbimizin hayatını bütünleştirdiğimizde ulaşırız. Ölçülü ve çok yönlü bir kişilik-, düşünsel, ruhsal, bedensel faaliyetleri bir bütünlük içerisinde yürütür. Hangi alanda olursa olsun, çabuk, geçici, acele tatminlerden sakınmak gerekir. Kendilerini çıkarlarına adayanlarla birlikte olunamaz. Bütünle ilişkisini kesmiş parçalarla yola çıkılamaz. Hiç bir parça bütünü içeremez.
Her yerde, her şartta insanın ebedi özüne uygun ilkelerle bütünleşmek gerekir. Hayatı yaşanmaya değer kılan dostlukları yaşatmak gerekir, dayanışmaları yaşatmak gerekir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...