|

Irkçılıkların Ufku ya da Ufuksuzluğu
Atasoy Müftüoğlu
Batı
dünyası, her zaman kontrol edebileceği, yönlendirebileceği,
yönetebileceği, müdahale edebileceği, tanımlayabileceği,
kısıtlayabileceği ve sonunda susturabileceği bir İslam
anlayışını/algısını/pratiğini tarif ediyor ve buna ‘Ilımlı İslam’,
diyor. Diğer yanda ise, kontrol edemeyeceği, sınırlandıramayacağı,
yönlendiremeyeceği, tanımlayamayacağı, müdahale kabul etmeyen İslam
algısını/pratiğini de İslamcılık veya radikal İslam olarak tarif ediyor.
Bu tarifler yapılırken, ılımlı İslam'ın Avrupa değerleriyle, kavram ve
kurumlarıyla, Avrupa yaklaşımlarıyla bütünleşeceği öngörülüyor.
Filistin'de Hamas'ı yönetemeyeceğini gören Amerika ve Avrupa, bu gerçek
karşısında bütün bir Filistin halkını cezalandırmayı göze alabiliyor.
Hamas sebebiyle Filistin halkını cezalandıran Amerika ve Avrupa'nın
işbirlikçi Arap diktatörlükleriyle hiç bir ciddi sorunu bulunmuyor.
Siyasal oportünizm uluslararası ahlak ve sorumluluk duygularını ezip
geçiyor. Günümüzdeki uygulamalara bakıldığında Amerikan dış
politikasının İsrail'e endekslendiğini görüyoruz. Amerikan dış
politikası, emperyalist çıkarlar için, amansız yalanlar, küresel
palavralar ve sahtekarlıklar üretmeye devam ediyor.
Modern Batı algısı, tek boyutlu bir dünya algısını temsil ediyor. Bu
noktada, Avrupa Birliğinin, Türkiye'yi İslamdan bağımsızlaştırdıktan
sonra ancak birliğe kabul edebileceğini ihsas etmesinin altını çizmek
gerekiyor. Çok kültürlülük, İslam imparatorlukları döneminde,
imparatorlukların çok doğal ve vazgeçilemez bir gerçeğiydi. Batı
dünyasında çok kültürlülük, postmodern dönemde çok belirsiz bir biçimde
gündeme getirildi. Felsefi ve entelektüel düzlemde tartışıldı, ancak
hayata geçirilemedi. Batı'da bugün farklı kültürler karşısında otoriter
yaklaşımlar sergilenmektedir. Farklı kültürlere karşı kültürel
sömürgeleştirme politikaları uygulanmaktadır. Egemen ideolojik ve
politik Ortodoksluk liberal demokrasiyi tek seçenek olarak bütün dünyaya
dayatmaktadır.
Modern, postmodern dünyanın değerleri günümüzde işgaller, katliamlar,
işkenceler, ideolojik/politik terörizm şeklinde somutlaşıyor. İnsan
hakları söyleminin korkunç bir yalan ve ikiyüzlülük olduğunu görüyoruz.
İslam ülkelerine yönelik dış politika biçimi hızla askerileştiriliyor ve
savaş yoluyla rejim değişiklikleri hayata geçiriliyor. Askerileşen her
dış politika uygulaması İslam ülkelerini istikrarsızlaştırmayı
amaçlıyor. İstikrarsızlaştırılmaktan korkan İslam dünyası ülkeleri
kendilerini Amerikan yanlısı bir dış politika anlayışı üzerinde
konumlandırıyor. Her alanda olduğu gibi, dış politika alanında da bir
toplumun karşılaşabileceği en büyük kötülük özgürlüksüzlüktür.
Dünyaya, milliyetçi, ırkçı, ideolojik ufuktan bakanlar bütün
insani/ahlaki ufukları kaybederler. Irkçı bir dil, ideolojik bir dil,
mitsel bir dil/söylem ve yaklaşım, gerçekleri unutturur, gerçekleri
konuşmaya/tartışmaya izin ve imkan vermez. Baskıcı her ırkçılık, baskıcı
her milliyetçilik, baskılananların ırkçılıklarına ve milliyetçiliklerine
neden olur. Başkası tarafından yönlendirilen, baskılanan birey ve
toplum, bir zaafı, eksikliği ve noksanlığı sebebiyle yönlendiriliyor,
baskılanıyor demektir. Başkası tarafından yönlendirilen, baskılanan
birey ya da toplum, hiç bir yetisini ya da becerisini kullanmadığı için
ya da kullanamadığı için yönlendirilmektedir. Başkası tarafından
yönlendirilen, birey ya da toplum, bir kişilik, tercih ve karakter
bozukluğu sebebiyle bu duruma maruz kalmaktadır. Her birey ve her toplum
kendine özgü olduğunda onur ve karakter kazanır. Uyumlu olmak için,
hoşgörülü olmak için, başkaları tarafından yönlendirilmeyi kabul etmek
gerekmez. Günümüzde egemen özgürlük anlayışı, ötekine tahakküm etmek
şeklinde tezahür ediyor.
Özgür ve onurlu insanlar olarak, hiç bir koşulda, olmadığımız şeyleri
tercih etmek zorunda kalmamalıyız. Bir Türk gibi, bir Kürt gibi, bir
Ermeni ya da Yahudi gibi konuşmadan önce, insan gibi konuşmayı
öğrenmeliyiz, öğretmeliyiz. Hiç bir ırkçılığın sağduyuya geçit
vermediğini unutmamalıyız. Irk temelinde gerçekleşen her dayanışmanın
ahlaki olmadığını belirtmeliyiz. Haksızca ezilen her etnik unsurla
ilgili olarak bütün toplumlarda bir dayanışma duygusu oluşur. Bu etnik
unsurlar, her hangi bir şekilde, bugün, Kuzey Irak'ta yaşandığı üzere,
bu konumdan kurtulunca, bu defa, kendilerini ezenlerin yaptığı gibi,
başkalarını ezmeye çalışıyor. Günümüz dünyasında insanlık hukukunu öne
çıkaran, insanlık ahlakıyla, vicdanıyla, erdemleriyle bütünleşen bir
hukuk anlayışına ihtiyaç var. Irkçı mülahazalarla, ideolojik
mülahazalarla teoride kabul edilen haklar, bugün pratikte bütünüyle
inkar edilebiliyor.
Modern, postmodern zamanların insanı daha çok, dış görünüşlerin ve
imajların insanıdır. Bu insan, estetik güzellik için yoğun çabalar
harcar ve büyük fedakarlıklara katlanırken; ahlaki güzellik için, ahlaki
sorumluluk için hiç bir çaba harcamıyor, ahlaki güzelliğe, sorumluluğa
ihtiyaç duymuyor. Modern, postmodern insanı, pragmatik güdüler ve
moda'lar yönetiyor. Moda olanı seçmek demek, kolay olanı seçmek
demektir. Moda olanı seçmek için, düşünmek, araştırmak, yorulmak, çaba
harcamak gerekmez. Moda olanı seçmek için, kültürlü, nitelikli, ahlaklı
olmak da gerekmez. Moda olan her şey son derece yüzeyseldir, moda taklit
etmektir. Taklit etmek için, bir eğitime, yeteneğe, birikime ihtiyaç
yoktur. Moda olanı seçen, taklit eden herkes hemen sıradanlaşır ve
sürüye dahil olur. Sürünün hafızası ve bilinci olamaz.
Irkçılıklar, milliyetçilikler, ideolojiler, moda'lar insanları bir araç
gibi kullanırlar, eşya haline getirirler. Araç gibi kullanılan insanlar,
duygusal, düşünsel, entelektüel ve ahlaki inceliklere sahip olamazlar.
Hangi alana ilişkin olursa olsun, aşırı, ölçüsüz, düşüncesiz bağlanan
kişi, kendisi olmaktan çıkar, kendisini kaybeder. Sürüklenen, sürüden
biri olan, nesneleştirilen özgür olamaz. Özgürlük uğruna bilinçli bir
eylemde bulunmayanlar, özgürlüğü hak edemezler.
Mutlak özgürlüğü, Allah'a mutlak olarak bağlandığımızda kazanırız.
Her türlü iyiliğe, güzelliğe, erdeme, inceliğe, Allah'a ait olduğumuzda,
aklımızın/kalbimizin hayatını bütünleştirdiğimizde ulaşırız. Ölçülü ve
çok yönlü bir kişilik-, düşünsel, ruhsal, bedensel faaliyetleri bir
bütünlük içerisinde yürütür. Hangi alanda olursa olsun, çabuk, geçici,
acele tatminlerden sakınmak gerekir. Kendilerini çıkarlarına adayanlarla
birlikte olunamaz. Bütünle ilişkisini kesmiş parçalarla yola çıkılamaz.
Hiç bir parça bütünü içeremez.
Her yerde, her şartta insanın ebedi özüne uygun ilkelerle bütünleşmek
gerekir. Hayatı yaşanmaya değer kılan dostlukları yaşatmak gerekir,
dayanışmaları yaşatmak gerekir. |