Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 329 | Mayıs  2006

                   

 

 


Yusuf Suresi’nin Düşündürdükleri

Abdi Keçeli

 İnsanı insan yapan en büyük özellik, akledip düşünmesidir. İnsanı mümin yapan en büyük özellik ise, vahye muhatap olması, onu algılaması, özümsemesi ve hayatının her anında onu yol azığı yapmasıdır. İşte o zaman insan, diğer insanlardan farklı, özellikli ve karakteristik bir yapıya sahip olarak, Allah'a kul olma şerefini elde eder. Çünkü vahiy insanı, belirli bir noktadan alır, belli bir noktaya (Allah'ı razı etme noktasına) ağır ağır ama durmadan, basamak basamak ama geriye dönmeden, ilkeli ve kararlı bir şekilde yükseltir. İnsana düşen görev ise ona tam bir teslimiyetle gönülden teslim olmasıdır. Kısaca vahyi gönderen Allah, "ne diyorsa o, ne kadar diyorsa o kadar" düşüncesini benimsemesidir.
Kur'an-ı Kerim'in aynı zamanda öğüt ve ibret kitabı olduğu da apaçık ortadadır.
Sana indirdiğimiz kitap mübarektir ki ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar. (Sad/ 29)
And olsun Kur'an'ı öğüt olsun diye indirdik. Öğüt alan yok mu? (Kamer /17)
Sana vahyettiğimiz bu Kur'an'la daha önce hiç bilmediğin kıssaların en güzelini anlatıyoruz.(Yusuf/ 3)
Evet, Yusuf'un kıssasını okuduğumuzda almamız gereken ibretler nelerdir? İnsanoğlunun özelliklerinden bir tanesi de nefislerini ilah edinmeleridir. Kardeşlerinin Yusuf'u kuyuya atmaları nefislerine hoş gelmiş, onlar da Yusuf'u kuyuya atmışlardı. Böylece ellerindeki değeri kaybetmekle açlığa, sefalete, pişmanlığa ve meşakkate merhaba diyerek yeni bir hayatın içinde kendilerini bulmuşlardı. O gün kuyuya atılıp üzeri örtülmeye çalışılan değer ile bugün evlerimizin baş köşelerine asılıp yaşama şansı verilmeyen ve hatta ilkeleri ayaklar altına alınıp çiğnenerek varlığından bihaber olan değer aynı değerdir. Yusuf'un kardeşleri nefislerine hoş gelen bu hareketi yaparak kendilerini nasıl haklı çıkarmaya çalışmışlarsa, bugün onların uzantıları da bir takım cahilliye düşüncelerini (demokrasi, laiklik, liberalizm, hümanizm vs.) kendilerine rehber edinerek kurtuluşun reçetelerini bulduklarını iddia ederek adeta haklı olduklarını ifade etmektedirler.
Kuyudan bir kervancı tarafından çıkarılan ve ucuz bir fiyata satılan hikmet sahibi olan Yusuf (as), içindeki Allah'a olan imanıyla verdiği mücadele bir müslümanın yapması gereken en güzel mücadele ve örnektir. Onun, efendisinin karısına bakış açısı, ondan uzaklaşarak rabbine sığınması ve zindanı tercih etmesi, ancak Allah'a teslim olmuşluğun bir tezahürüdür. Bu itibarla furkanı kavrayıp, iyiyi kötüden ayırt eden bütün insanların yapması gereken en güzel davranış biçimi bu şekilde olmalıdır. Böylece insan, Yusuf'la özdeşleşmiş olur.
Hapse girmeyi, nefsine uymaktan daha şerefli ve güzel bulan Yusuf(as) zindanda da sağa sola yamulmadan, yorulmadan ama mutlu bir şekilde yine görevini yerine getiriyordu. Mahpus arkadaşlarının sorduğu soruya karşılık "önce beni dinleyin" diyor ve ekliyordu: "Ben, Allah'a inanmayan ve ahireti inkar eden kavmimin dinini terk ettim."(12Yusuf/37) Allah'a ortak koşmak bize yakışmaz. Ben atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum. (12/Yusuf 38) "Ey arkadaşlarım! Ayrı ayrı bir sürü efendiler mi, yoksa tek ve her şeyden üstün olan Allah mı?" (12/Yusuf 39) "Hüküm Allah'a aittir. O kendisinden başkasına tapınmamızı yasaklamıştır. Dosdoğru din budur ama insanların çoğu bilmezler." (12/Yusuf 40) diyerek birinci ve asli görevini ilk fırsatta dile getirip Allah'ın birliğinin her alanda bir olduğunu, ondan başka ilah olmadığını ve sadece ondan korkulması gerektiğini anlatarak tebliğ görevini yerine getiriyordu. Oradaki davranışı, tam bir Müslüman'a yakışır şekilde dürüst, olgun, asla cıvık olmayan ve kendinden emin kişilik sahibi biri idi. Arkadaşları: "biz seni iyilerden görüyoruz" (12/Yusuf 36) diyerek ona bir önem ve değer veriyorlardı.
Rabbinin ona öğrettiği rüya yorumlama bilgisi sayesinde, kendisini Mısır kralı huzuruna çağırtmıştı. Hapisten çıkacaktı hem de büyük bir torpil tarafından. Ama o bunu reddediyordu. Öncelikle nefsinin temize çıkmasını isteyen Yusuf, elçiye, "efendine dön ve kadınların durumu neydi diye sorsun" (12/Yusuf 50) diyerek elçileri geri gönderiyor, böylece kadınların, gerçeği ortaya koymasını istiyordu. Bunun üzerine Azizin karısı, gerçeğin hak olduğunu itiraf ederek, “ben ona kur yaptım o gerçekten doğrulardandı” (12/Yusuf 51) diyerek haksızlığını itiraf etmek zorunda kalacaktır. Böylece Yusuf(AS)’ın, efendisine, kendisinin yokluğunda hainlik etmediği karısı tarafından doğrulanıyor ve böylece Allah Yusuf'u temize çıkarıyordu. Çünkü peygamber olacak bir şahsın şüpheli ve zan altında peygamber olduğunu açıklaması olacak iş değildi. Hem "onun getirdiği dine kim inanır?" demezler miydi "daha dün efendisinin karısıyla yanlış bir işe kalkan bugün peygamberlik satıyor" diye. Buradan da anlaşılıyor ki Allah bütün elçilerine iyi ile kötüyü ayırt etme kabiliyetini (furkanı) vermiş, güzel ahlakla ahlaklandırmıştır. Bu özellikleri ile toplumun gözü önünde yetiştirilmiş, yine bu insanların dürüst ve güvenilir olduğuna toplumu bizzat şahit tutmuştur. Bu şekilde güvenilir ve sadık olmalarına rağmen ne zaman Allah'ın elçisi olduklarını belirtseler, yine aynı toplum tarafından dışlanıyor, horlanıyor veya sürgün ediliyorlardı. Her konuda net bir şekilde güvenilir olmaları toplumun iliklerine kadar işlemesine rağmen neden peygamberlikleri hususunda yüz çeviriyorlardı? Cevap gayet açıktır. "Ey arkadaşlarım! Ayrı ayrı bir sürü efendiler mi yoksa tek ve her şeyden üstün olan Allah mı?"(12/Yusuf39) İşte bu ve buna benzer ifadeler, gerek maddi ve gerekse manevi değerlerin elden gitme korkusundan dolayı yine toplumun ileri gelen müstekbirleri tarafından dışlanıp horlanıyorlardı.
İnsanın özünde fıtri ve anlayışı bakımından herhangi bir değişiklik olmamıştır. O günün insanı da birkaç dirheme meta olarak alınıp satılıyor, bugünün insanı da ucuz bir fiyata alınıp satılmaktadır. O günün kapitalist Mısırı'nın seküler anlayışına sahip sosyete Züleyhası nasıl nefsini ilah ediniyorsa, bugünün sözde modern çağın aristokrat sosyete toplumundaki Züleyha'yı takip eden kadınlar da heva ve hevesini ilah edinerek Züleyha'yla aynı kulvarda koşmaktadır. O günün Mısırı da krallık ve zorbayla yönetiliyor bugünün benzer ülkeleri de baskıcı ve diktelikle yönetilmektedir. Hatta günümüzde Mısır'dan daha da ileri giderek doğru sözlü, vahye muhatap ve güvenilir insanları dışlayarak terörist damgası vurmaktadır. Oysa Mısır'da hiç değilse bilgili, güvenilir ve dosdoğru insanlardan istifade ediliyordu.
Kardeşleri Yusuf'un huzuruna vardıklarında, Yusuf onları tanımış; kardeşleri ise Yusuf'u tanımamışlardı. Yusuf, diğer kardeşlerini getirmeleri halinde kendilerine bol miktarda zahire vereceğini ifade ediyordu. Bu adeta canlarından bir parça istemek gibiydi. Daha önce kardeşleri Yusuf'u kıskançlıktan dolayı kuyuya atmışlar, babaları tarafından da bu yüzden pek değerleri kalmamıştı. Şimdi diğer kardeşlerini hangi yüzle babalarından isteyeceklerdi? "Ey babamız! Bize yiyecek yasak edildi: kardeşimizi bizimle gönder de yiyecek alalım, biz onu koruruz, dediler."(12/Yusuf63) Evlat acısı ile yanıp kavrulan Yakup(as), daha önce kardeşlerinin birini(Yusuf'u) onlara emanet etmiş, onlar da bu emanete hıyanet ederek adeta kendisini keder ve gam sahibi yapmışlardı. Şimdi bir ikincisi ile karşı karşıya kalmanın zorluğu vardı. Üzüntüden gözlerine ak düşen Yakub(as), "ben onu size değil Allah'a emanet ediyorum" (12/Yusuf64) diyerek, kardeşlerini gönderir. Bundan sonra Yakub(as)'a düşen güzelce sabretmektir; Yakub'un sabrı… Gözlerine kederden ak düşmesi, evlat acısının verdiği sıkıntıyı çekmesi, keder ve gam sahibi olması, sitem ve isyandan sığınarak Allah'a şikayet etmesi, onunla dertleşmesi, ondan ümidini kesmemesi, sadece O'na yalvararak acısını içine hapsetmesi… Bir peygamberin sabrı, nasıl ilmik ilmik, dantel dantel işlediğini, müminlere örneklik bakımından nasıl gözler önüne serildiğinin çok açık ifadesidir. Allah, acı, çile, keder, savaş, yokluk, vs. gibi sıkıntıları bizzat peygamberlerinin nefislerinde uygulayarak/uygulatarak, topluma ilk defa örnek olarak onları çıkartmıştır.
Belli merhalelerden geçtikten sonra, annesi ve babasıyla karşılaşan ve onları kendi tahtına oturtan Yusuf(as)'ın, anlamlı, mesaj dolu ve her müminin gözlerini yaşartan duası gerçekten taktire şayandı. O, şöyle diyordu Rabbine:
"Rabbim, beni zindandan çıkardın, bana mülk verdin, Şeytan, benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra bizi tekrar kavuşturup anamı ve babamı çölden getirdin ve bana rüyaların tabirini öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada ve ahrette sen benim dostum ol, beni Müslüman olarak öldür ve Salih kullarının arasına kat." (12/Yusuf101,102) Mal ve makam yönünden zengin bir peygamberin bu duası, mal ve mülkün insanları kurtarmadığının açık bir ifadesi olarak görülmelidir. Yusuf'un bu öğrettikleri, mal ve makam bakımından, günümüz zenginlerinin, katılaşmış kalplerinin yumuşamasına, perdeli gözlerinin açılmasına ve sağır kulaklarının çınlamasına vesile olur umarım diyorum.
Vahyin etkileyici gücünden yararlanmak istiyorsak, biz de tıpkı Yusuf gibi, Yakub gibi düşünmeli ve onları beynimizde canlandırarak adeta birer Yakub ve Yusuf olmalıyız. Yusuf(as), bulunduğu toplumda fuhşa ve münkire dayalı, ahlaktan yoksun ve zinaya zorlayıcı şartlar karşısında, "zindan, davet ettiğiniz şey karşısında daha hayırlıdır" (12/Yusuf33) diyerek zindanı zinaya tercih ederken, kardeşleri ile babası arasındaki mücadeleyi kontrollü bir şekilde ayarlarken, onun insani özelliklerini ve hayatını gözümüz önüne getirmeliyiz. O, düşer ve kalkarken, zayıf düşüp direnirken, acı çekip acılara katlanırken, vahiy nasıl elinden tutup adım adım yürüttüğünü, yükseliş basamaklarını nasıl zorluk ve sıkıntı içinde sabırla ağır ağır aştığını, böylece vahyin özelliğini kişiliğine nasıl yansıttığını hissettiğimizde anlayacağız ki biz de onun muhatap olduğu gibi vahye muhatap oluyor ve Kur'an'a (vahye) olumlu karşılık verebiliyoruz demektir. O halde aynı yolun yolcuları olarak ve bizim için yol gösterici ve rahmet (31/Lokman3) olan, Kur'an'ın vazgeçilmez önderliğinden yararlanabiliriz.
Andolsun ki Kur'an'ı öğüt olsun diye indirdik. Öğüt alan yok mu? (54/Kamer17)

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...