|

Sefer
Turan: “Guantanamo’yu Tahayyül Etmek İmkansız”
Mücahit Küçükyılmaz / 04.2006 / Anlayış
Sanırım,
Guantanamo'ya gitmeden önce zihninizde oraya ilişkin bir tahayyül vardı.
Bu tahayyül, orayı gördükten sonra değişti mi?
Çok değişti. Böyle bir yerin önceden tahayyül edilmesi çok zor. Bir
adanın en uç noktasında, okyanusa açık bir alanda, etrafı kat kat tel
örgülerle çevrilmiş bir alan; askerlerin bulunduğu kontrol kuleleri, iç
içe demirlerden oluşan kapılar, yine tel örgülerle birbirinden ayrışan
hücreler ve bu hücrelerde günlerce, yıllarca tek başına yaşayan
insanlar... Bunları dışarıdan tahayyül etmek imkansız; gördüğünüzde
insanı gerçekten ürkütüyor.
Şok edici bir manzara. Kaldı ki, biz pek çok şeyi de görmedik. Oradaki
tercümanlardan biri bize, "siz hiçbir şey göremeyeceksiniz" dedi.
Gördüklerimiz onlarsa, göremediklerimiz ne kadardır, bilmiyorum. Bunu
belki de hiçbir zaman bilemeyeceğiz.
Adaya vardığınızda, sizin gelişinize karşı bir hazırlık yapıldığını
hissettiren bir durumla karşılaştınız mı?
Oraya gitme talebi bizden geldi. Yazışmalar üç ay kadar sürdükten sonra
bizi kabul ettiler. Bütün masrafları kendimiz karşıladık. Havaalanında
bizi Amerikan ordusu Guantanamo basın bürosundan Carter Cabir adlı bir
asker karşıladı ve bize adımızla hitap etti. Demek ki o uzun
yazışmaların neticesinde bizi artık tanıyordu. Toplam 7 kişiydik; bize
uygulanan bir program çerçevesinde hareket ettik. Elbette bir hazırlık
vardı; önceden planlanmış, programlanmış bir Guantanamo gördük.
Tutukluların hücrede tek başlarına kaldığını söylediniz. Aralarında
herhangi bir sosyal ilişki kurulabiliyor mu?
Tutuklular üçe ayrılıyor: Birincisi, soruşturma esnasında Amerikan
askerlerine "zorluk çıkarmayan", "işbirliği" yapanlar. Bunlar beyaz
elbise giyiyor. İkincisi, gri elbise giyenler; bunlar kısmen "zorluk
çıkaran", kısmen de işbirliği yapanlar. Üçüncüsü ise, Amerikalılar ile
hiçbir şekilde işbirliğine yanaşmayan turuncu elbiseli tutuklular. Bu üç
gruba sunulan imkanlar değişiyor. Örneğin, beyazlılara ayakkabı, tuvalet
kağıdı veriliyor; açık havada -tabii ki tel örgülerle çevrili alanlarda-
top oynamalarına belli bir süre müsaade ediliyor. Bazı vakitler beraber
olabiliyorlar. Grilerin durumu bunlardan biraz daha kötü. Fakat Delta
kampı 5. kısımda kalan turuncular hücrelerde yaşıyor ve havalandırma
süreleri de diğerleriyle kıyaslanmayacak derecede az. Bir de İguana
kampı var. Orada 5 tane Uygur Türk'ü kalıyormuş. Suçsuz oldukları
-Amerikalıların kendi mantıkları açısından söylüyorum- anlaşılmış; ancak
Amerikalılar, Çin'de kötü muameleye maruz kalacakları gerekçesiyle,
onları Çin'e göndermiyor. Biz görmedik; ama Uygurlu tutukluların biraz
daha rahat oldukları söylendi.
Peki, onlar Çin'e gitmek ya da Guantanamo'da kalmak konusunda ne
düşünüyor? Başka seçenekleri yok mu?
Hollanda gibi üçüncü ülkeler başvuruda bulunmuş. Eğer görüşmelerde
ilerleme sağlanırsa, 5 Uygur Türk'ü muhtemelen bu ülkelerden birine
gönderilecek. İnsanın aklına hemen şu soru geliyor: Mademki size göre bu
insanlar suçsuz, neden hâlâ onları orada tutuyorsunuz? Örneğin, götürün
New York'a, insanî şartlarda yaşasınlar. Üçüncü bir ülkeyle de anlaşma
sağlandığı zaman, oraya yerleşsinler. Ama maalesef Guantana-mo'da
mantığın işlediğini söylemek zor.
Turuncular, griler ve beyazların birbirleriyle ilişkileri olmadığını ve
beyazların durumunu öğrendik. Peki aynı renktekiler, örneğin turuncular,
kendi aralarında sosyal ilişki kurabiliyorlar mı?
Turuncular muhtemelen havalandırmaya çıktıkları zaman, ortak bir mekanda
görüşme imkanı buluyor. Ancak öbürleriyle hiçbir ilişkileri yok; kampın
içerisinde ayrı bir bölümde yaşıyorlar.
Sizin onlarla herhangi bir diyaloga girme imkanınız oldu mu? Ya da
seçilen bir tutuklunun sizinle görüştürülmesi gibi bir durum gerçekleşti
mi?
Hayır. Sadece turuncuların bölümünü gezerken bizim dışarıda
bulunduğumuzu fark eden bazı tutuklular camlara vurarak -ki aslında cam
değil, ona benzer şeffaf bir bölme- bize seslerini duyurmaya çalıştı.
Arapça, ingilizce ve Urduca, "Amerikalılara inanmayın, onlar yalancıdır,
sizi aldatıyorlar; dün gece buraya baskın düzenlediler..." gibi cümleler
duyduk. Onun dışında tutuklularla temasımız mümkün değildi. Zaten,
gitmeden önce bunu şart koşmuşlardı.
O sırada, size refakat eden Amerikalı yetkililerde nasıl bir davranış
gözlemlediniz?
Onlar bu tür şeylere alışkın olduklarından çok rahat görünüyorlardı.
Herhangi bir tepki vermediler, süremiz dolduğu için bizi o bölümden
çıkardılar.
Bundan sonrası için sizce Amerikan hükümeti Guantanamo'yu ne yapmayı
düşünüyor? Gazetecileri kabul etmeye başladı. Acaba oradaki durumu
öncelikle dünya kamuoyunun gözünde makûl bir şekle sokup ardından
hapishaneyi lağvetmeyi mi düşünüyor? Lağvetme asla söz konusu değil.
Gazeteci veya değil, bir kişinin Guantanamo'ya gidip de oradan olumlu
intibalarla dönmesi mümkün değil. Her ne kadar hazırlık yapılsa da makûl
hale getirilemeyecek, çok korkunç, ürkütücü bir yer Guantanamo. BM bir
rapor yayınlayarak, tutuklulara kötü muamele yapıldığı gerekçesiyle,
Guantanamo'daki askerî üssün kapatılmasını istedi. Amerikalılar, BM'nin
çağrısına kulak vermek bir tarafa, bize 6. kampın inşasına
başladıklarını açıkladılar. Bu da gösteriyor ki, Guantanamo'ya yeni
tutuklular getirilebilir. Dolayısıyla adadaki hapishane bundan sonra da
işlevini arttırarak sürdürecek. Bir diğer husus da şu: Guantanamo askerî
üssü sadece oradaki tutukluların bulunduğu kamptan ibaret bir yer değil;
yaklaşık 117 km2'lik çok geniş bir alan. Amerikalılar adayı Küba'dan
1903'te, yıllık 4 bin dolar karşılığında kiralamışlar. Üstelik
anlaşmanın önü açık, ABD istediği sürece uzatılabilecek. Ancak Fidel
Castro'nun her yıl ödenen bu 4 bin doları yırtıp attığı söyleniyor.
Adada, 2500'ü asker olmak üzere, 7500 kişi yaşıyor. Amerikalılar için
sosyal, sportif, eğitim amaçlı her türlü imkanın olduğu büyük bir askerî
üs orası. Dolayısıyla Amerikalıların gündeminde Guantanamo'nun
kapatılması diye bir konu yok. Bu tür çağrılara zaten kulak asmıyorlar.
Son olarak Guantanamo için, "söylemesem olmaz" dediğiniz bir şey var mı?
Orada beni en çok etkileyen şu oldu: Hücreler arasında duvar yok;
hücreler tel örgülerden oluşuyor. Herkes tuvalet ihtiyacını açık alanda
gidermek zorunda. Duş için de tel örgülerle kafesler yapılmış.
Dolayısıyla hiçbir mahremiyetiniz yok. Bence orası suçluları
cezalandırmak amacıyla değil, cezalandırmanın ötesinde bir işlev görmesi
için inşa edilmiş. Bir kişi size göre suçluysa, devlet olarak onu bir
yerde tutarsınız; ama bu nispeten insanî şartlarda olur. Bir yargı
süreci söz konusu olur en azından. Guantanamo ise, cezalandırmanın
ötesinde, özellikle insan onurunu aşağılamak üzere oluşturulmuş bir yer! |