Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 329 | Mayıs  2006

                   

 

 


AKP, Genelkurmay ve PKK

Ahmet Cevdet Aşkın / 08.04.2006 / Analiz

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 10 Ağustos 2005'te Diyarbakır'da "Türkiye'de Kürt sorunu demokratik cumhuriyet prensipleri içinde çözülecektir" dedi. Erdoğan böylece, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk Kürt isyanı olan Şeyh Sait'ten 80 yıl sonra, AB ile müzakerelerin başlamasının kesinleşeceği 3 Ekim'den ise hemen önce "bürokratik oligarşi" diye tanımladığı İttihat ve Terakki iktidarıyla şiddetli bir kapışma sürecini başlatmış oldu.
Şemdinli'de Umut Kitabevi'nin bombalanması ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın isminin karıştığı ünlü Şemdinli İddianamesi'ne dek uzayacak olan olayların ardından Başbakan Erdoğan, 11 Kasım 2005'te Ankara'da "Çalışmalar netleştikten sonra bunun bedelini kim ödeyecekse ödeyecektir. Bizden kimse kayırmacılık, bir korumacılık yürütme olarak beklemesin" açıklamasını yaparak İttihat ve Terakki iktidarının geriletilmesi yönünde irade beyanında bulundu.
Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın hazırladığı 6 Mart 2006 günü basına sızan iddianameyi Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi 7 Mart'ta kabul ederek hukuki süreci başlattı.
21 Mart'ta Genelkurmay Başkanlığı Adalet Bakanlığı'na başvurarak Sarıkaya hakkında suç duyurusunda bulundu.
24 Mart'ta Erdoğan sürpriz bir şekilde Orgeneral Büyükanıt'ı Başbakanlık'ta kabul ederek 2 saat görüştü.
28 Mart tarihinde ise Adalet Bakanlığı müfettişleri Savcı Sarıkaya hakkında disiplin cezası verilmesini istediler.
Türkiye genelinde ufak tefek olayların dışında sakin geçtiği konusunda herkesin hemfikir olduğu Nevroz'dan hemen sonra 24 Mart'ta Muş kırsal alanında 14 PKK'lının öldürülmesinin ardından Diyarbakır'da gösteriler başladı.
ABD'de faaliyet gösterdiği söylenilen Fırat Haber Ajansı'na 31 Mart 2006'da uzun bir röportaj veren PKK'nın yönetici kadrosundan Murat Karayılan ise "Şemdinli'de suçüstü yakalanma oldu, üstü örtüldü. Daha sonra Erdoğan ve Büyükanıt görüşmesi gerçekleşti, bu önemli bir görüşmedir. Bu görüşme sonrasında şiddet politikası bütün gücüyle ve dehşetiyle gündeme sokuldu. Esas sorunun kaynağı budur. Bütün bu süreçten Demirelleşen Erdoğan ile Doğan Güreş rolüne soyunan Büyükanıt sorumludur" diyerek yeni döneme nasıl girildiğini kendince özetledi.
Karayılan, yaklaşık 9 sayfa tutan röportajında bütün Türkiye'yi ansızın çıkışıyla şaşkınlığa sokan sokak gösterilerinin ardında yatan gerekçeleri birbiriyle çelişen neden-sonuç ilişkileri kurarak sıralaması bir tarafa bırakılırsa, tüm olayları ve o olayların durmasını tek bir şarta, İmralı'da ağırlaştırılmış hapis cezasını infaz etmekte olan Öcalan'a saygı gösterilmesine indirgedi.
2 Nisan'da İstanbul Esenler'de bir grup maskeli genç, yoldan geçen İETT otobüsüne içinde yolcular olduğu halde molotof kokteyli atarak yaktı. Geriye kayan otobüs 5 kadını ezdi, 3'ünü ölümüne yol açtı.
Başbakan Erdoğan İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde Dünya Demokrasi Hareketi toplantısında aynı gün yaptığı konuşmada ise "Türkiye AB'ye girmenin derdi içinde değil, öyle bir hastalığımız da yok. Ama bizim AB'ye katılmamızın gerekliliğine inanıyoruz. Bunu birbirinden ayırmamız lazım. Medeniyetler ittifakının adresi AB olsun diye bunu istiyoruz" diyerek AB'ye ve daha da ötesinde tüm dünyaya adeta "bize muhtaçsınız" mesajını örtülü bir şekilde verdi.
Dışişleri Bakanlığı'nın terörist örgütler listesinde bulunan Hamas'ın liderini Ankara'da kabul eden AKP'nin hem Genel Başkanı hem de Başbakan sıfatıyla 4 Nisan'da TBMM'de yaptığı konuşmada kendisinden görüşme talep eden DTP için "önce PKK teröristtir desin ondan sonra görüşürüm" diyerek terör, terörist ve terörizm tanımlarının izafiliği konusunda çarpıcı bir örnek sergiledi.
Olayların zaman ekseni üzerinde bu şekilde dizilişi, AKP ve PKK cephesinde zig-zaglara işaret ederken Genelkurmay'ın kendine has sessiz ama planlı çizgisinde bir değişikliğe tanıklık etmedi.
Orta ve küçük ölçekli Anadolu sermayesinin iktidar olma ve büyük sermaye statüsüne çıkmasının siyasal projesi olan AKP'nin misyonunu yürütebilmesinin AB yolunda yürüyerek İttihat ve Terakki iktidarından kademe kademe kurtulmasına ve Erdoğan'ın gelecek yıl mayısta Çankaya'ya çıkmasına bağlı olduğu düşünüldüğünde; PKK'nın AKP hükümetini, demokratik bir yönetime uygun olmayan ve AB'nin tepkisini çekerek müzakere sürecinin askıya alınmasına yol açacak kararlara zorlaması ve bu yolla taviz koparma taktiği anlaşılabilir olmaktadır.
Ancak Karayılan'ın röportajında da sık sık vurguladığı gibi, askeri olarak yenildiği Türkiye dağlarına itilmemek için azami gayret gösteren PKK'nın bütün süreci endekslediği kişinin, tüm denetimin Genelkurmay'da olduğu İmralı'da bulunduğu da gözden uzak tutulmamalıdır.
Uluslararası para hareketinin Türkiye gibi gelişen piyasalardan ABD gibi gelişmiş piyasalara yöneldiği, 1 Mart Tezkeresi ve Hamas ziyareti nedeniyle AKP'den adeta nefret eden ama Geniş Ortadoğu Projesi'nin vazgeçilmez örneği olması açısından da ona muhtaç olan ABD'nin İran'a yöneldiği bir dönemde, PKK provokasyona açık olduğu için dağlara itilme ve Türkiye'yi şiddet sarmalına sokma potansiyeli yüksek sokak çatışmalarını başlatarak belki de kendi açısından tarihinin en acemi hamlesini yaptı.
Böylelikle hem AKP ile Genelkurmay arasındaki mesafeyi azalttı hem de Türkiye'nin geçim derdiyle boğuşan ve nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan mütevazı insanlarını her türlü istismara açık hale getirdi.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...