|

AKP,
Genelkurmay ve PKK
Ahmet Cevdet Aşkın / 08.04.2006 / Analiz
Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan 10 Ağustos 2005'te Diyarbakır'da "Türkiye'de Kürt
sorunu demokratik cumhuriyet prensipleri içinde çözülecektir" dedi.
Erdoğan böylece, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk Kürt isyanı olan Şeyh
Sait'ten 80 yıl sonra, AB ile müzakerelerin başlamasının kesinleşeceği 3
Ekim'den ise hemen önce "bürokratik oligarşi" diye tanımladığı İttihat
ve Terakki iktidarıyla şiddetli bir kapışma sürecini başlatmış oldu.
Şemdinli'de Umut Kitabevi'nin bombalanması ve Kara Kuvvetleri Komutanı
Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın isminin karıştığı ünlü Şemdinli
İddianamesi'ne dek uzayacak olan olayların ardından Başbakan Erdoğan, 11
Kasım 2005'te Ankara'da "Çalışmalar netleştikten sonra bunun bedelini
kim ödeyecekse ödeyecektir. Bizden kimse kayırmacılık, bir korumacılık
yürütme olarak beklemesin" açıklamasını yaparak İttihat ve Terakki
iktidarının geriletilmesi yönünde irade beyanında bulundu.
Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın hazırladığı 6 Mart 2006 günü
basına sızan iddianameyi Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi 7 Mart'ta kabul
ederek hukuki süreci başlattı.
21 Mart'ta Genelkurmay Başkanlığı Adalet Bakanlığı'na başvurarak
Sarıkaya hakkında suç duyurusunda bulundu.
24 Mart'ta Erdoğan sürpriz bir şekilde Orgeneral Büyükanıt'ı
Başbakanlık'ta kabul ederek 2 saat görüştü.
28 Mart tarihinde ise Adalet Bakanlığı müfettişleri Savcı Sarıkaya
hakkında disiplin cezası verilmesini istediler.
Türkiye genelinde ufak tefek olayların dışında sakin geçtiği konusunda
herkesin hemfikir olduğu Nevroz'dan hemen sonra 24 Mart'ta Muş kırsal
alanında 14 PKK'lının öldürülmesinin ardından Diyarbakır'da gösteriler
başladı.
ABD'de faaliyet gösterdiği söylenilen Fırat Haber Ajansı'na 31 Mart
2006'da uzun bir röportaj veren PKK'nın yönetici kadrosundan Murat
Karayılan ise "Şemdinli'de suçüstü yakalanma oldu, üstü örtüldü. Daha
sonra Erdoğan ve Büyükanıt görüşmesi gerçekleşti, bu önemli bir
görüşmedir. Bu görüşme sonrasında şiddet politikası bütün gücüyle ve
dehşetiyle gündeme sokuldu. Esas sorunun kaynağı budur. Bütün bu
süreçten Demirelleşen Erdoğan ile Doğan Güreş rolüne soyunan Büyükanıt
sorumludur" diyerek yeni döneme nasıl girildiğini kendince özetledi.
Karayılan, yaklaşık 9 sayfa tutan röportajında bütün Türkiye'yi ansızın
çıkışıyla şaşkınlığa sokan sokak gösterilerinin ardında yatan
gerekçeleri birbiriyle çelişen neden-sonuç ilişkileri kurarak sıralaması
bir tarafa bırakılırsa, tüm olayları ve o olayların durmasını tek bir
şarta, İmralı'da ağırlaştırılmış hapis cezasını infaz etmekte olan
Öcalan'a saygı gösterilmesine indirgedi.
2 Nisan'da İstanbul Esenler'de bir grup maskeli genç, yoldan geçen İETT
otobüsüne içinde yolcular olduğu halde molotof kokteyli atarak yaktı.
Geriye kayan otobüs 5 kadını ezdi, 3'ünü ölümüne yol açtı.
Başbakan Erdoğan İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde Dünya
Demokrasi Hareketi toplantısında aynı gün yaptığı konuşmada ise "Türkiye
AB'ye girmenin derdi içinde değil, öyle bir hastalığımız da yok. Ama
bizim AB'ye katılmamızın gerekliliğine inanıyoruz. Bunu birbirinden
ayırmamız lazım. Medeniyetler ittifakının adresi AB olsun diye bunu
istiyoruz" diyerek AB'ye ve daha da ötesinde tüm dünyaya adeta "bize
muhtaçsınız" mesajını örtülü bir şekilde verdi.
Dışişleri Bakanlığı'nın terörist örgütler listesinde bulunan Hamas'ın
liderini Ankara'da kabul eden AKP'nin hem Genel Başkanı hem de Başbakan
sıfatıyla 4 Nisan'da TBMM'de yaptığı konuşmada kendisinden görüşme talep
eden DTP için "önce PKK teröristtir desin ondan sonra görüşürüm" diyerek
terör, terörist ve terörizm tanımlarının izafiliği konusunda çarpıcı bir
örnek sergiledi.
Olayların zaman ekseni üzerinde bu şekilde dizilişi, AKP ve PKK
cephesinde zig-zaglara işaret ederken Genelkurmay'ın kendine has sessiz
ama planlı çizgisinde bir değişikliğe tanıklık etmedi.
Orta ve küçük ölçekli Anadolu sermayesinin iktidar olma ve büyük sermaye
statüsüne çıkmasının siyasal projesi olan AKP'nin misyonunu
yürütebilmesinin AB yolunda yürüyerek İttihat ve Terakki iktidarından
kademe kademe kurtulmasına ve Erdoğan'ın gelecek yıl mayısta Çankaya'ya
çıkmasına bağlı olduğu düşünüldüğünde; PKK'nın AKP hükümetini,
demokratik bir yönetime uygun olmayan ve AB'nin tepkisini çekerek
müzakere sürecinin askıya alınmasına yol açacak kararlara zorlaması ve
bu yolla taviz koparma taktiği anlaşılabilir olmaktadır.
Ancak Karayılan'ın röportajında da sık sık vurguladığı gibi, askeri
olarak yenildiği Türkiye dağlarına itilmemek için azami gayret gösteren
PKK'nın bütün süreci endekslediği kişinin, tüm denetimin Genelkurmay'da
olduğu İmralı'da bulunduğu da gözden uzak tutulmamalıdır.
Uluslararası para hareketinin Türkiye gibi gelişen piyasalardan ABD gibi
gelişmiş piyasalara yöneldiği, 1 Mart Tezkeresi ve Hamas ziyareti
nedeniyle AKP'den adeta nefret eden ama Geniş Ortadoğu Projesi'nin
vazgeçilmez örneği olması açısından da ona muhtaç olan ABD'nin İran'a
yöneldiği bir dönemde, PKK provokasyona açık olduğu için dağlara itilme
ve Türkiye'yi şiddet sarmalına sokma potansiyeli yüksek sokak
çatışmalarını başlatarak belki de kendi açısından tarihinin en acemi
hamlesini yaptı.
Böylelikle hem AKP ile Genelkurmay arasındaki mesafeyi azalttı hem de
Türkiye'nin geçim derdiyle boğuşan ve nüfusun büyük çoğunluğunu
oluşturan mütevazı insanlarını her türlü istismara açık hale getirdi. |