Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 329 | Mayıs  2006

                   

 

 


Ömer Faruk Olamadan

 

Gülşen Barsal Gören

Adı Ömer…
Annesinin Ömercik diye sevdiği, beş kız kardeşten sonra doğan babasının gurur kaynağı ... Adını aldığına benzesin diye babası hep Ömer Faruk diye çağırırdı onu…
Ömer erken doğduğu için biraz çelimsizceydi. Amerikanın Irak'ı ilk bombaladığı 24 Ocak 1991de doğmuştu. Annesi evde yalnızken evin yanında bombalar patlayınca doğum sancıları başlamıştı. Babası ise ancak sabaha karşı eve gelip annesini doktora götürebilmişti. Hastane de bombalandığı için, kapıları kırılmış buz gibi soğuk bir odada dünyaya getirmişti annesi onu… Erken doğmasına rağmen özel bir bakım da yapılmamıştı. Hatta bombardıman sürdüğü için iki üç gün dörtyüz kişilik bir sığınakta yaşam mücadelesi vermişti. Ömer'le birlikte doğan çoğu çocuk bakımsızlıktan ve zor şartlardan ölmüştü. O ise Allah'ın bir lütfu olarak yaşadı... Zaten bu dayanıklılığı sebebiyle babası ismini doğumundan on gün sonra kulağına söylemişti; Ömer Faruk diye...
Ömer'in dünya umurunda değildi. Oyunla geçirirdi günlerini. Beş altı yaşlarındayken annesi ile birlikte biraz zor günler de geçirmemiş değillerdi. Zira Saddam'ın askerleri babasını tutuklamışlardı. O yüzden annesi onu birkaç gün sokağa salmamıştı ama herşeyden önemlisi annesi bütün hafta boyunca ağlamıştı. Sonunda babası dönmüştü. O ise çocuksu aklıyla babasının içine başka birini koyduklarını düşünmeye başlamıştı. Çünkü babasının sevgi dolu bakışları yerini donuk, soğuk bakışlara bırakmıştı.Gerçi babası biraz sertti ama hiçbir zaman duygusuz, hissiz bir insan olmamıştı. Yeni gelen baba ise hiç gülmüyor, saatlerce boşluğa bakıyordu. Ömer babasının ilgisini çekmek için zaman zaman yaramazlık bile yapıyordu. Ama nafile babasından hiçbir tepki alamıyordu. Böyle olunca Ömer babasıyla ilgilenmeyi bıraktı ve kendi oyun dünyasına yeniden döndü.
Günler geçiyor, Ömer büyüyordu. Amerika tekrar işgal etmişti Irak'ı... Her yer bombalanıyor, yakılıp yıkılıyordu... Genç erkekler ya hapsediliyorlar ya da öldürülüyorlardı. Durum günden güne kötüye gitmeye başlayınca babası işgal güçlerine karşı savaşan direnişçilere katıldı. Böylece evin bütün sorumluluğu Ömer'e kaldı. Sanki bu günler için yetiştirmişti babası onu... Birkaç gün içinde şaşılacak bir şekilde büyümüştü... Fırına gidip babasının yerine ekmeği o yapıyordu. Babası ise bazen ayda bir bazen daha seyrek geliyordu yanlarına. Amerikan askerleri de bir yandan Irak'ı havadan bombalıyorlar bir yandan da istihbaratla direnişçilerin evlerini tespit ediyorlardı.
O gece o unutulmaz gece bulutlar bir türlü gün batımının kızıllığını üzerlerinden atamamışlardı. Ömer'in annesi ve kız kardeşleri yemeklerini yiyip erkenden uyumuşlardı. Ömer Faruk ise namazını kıldı ve ne zamandır hasret kaldığı rengarenk bilyeleriyle oynamaya başladı. Bir anda büyük bir gürültü duydu. Hızla ayağa kalktı, tam kapıya yönelecekti ki silah seslerini duydu. Korktu... Alelacele bilyelerini topladı ve dolabın içine saklandı. Kalbi güm güm atıyordu, ben Ömer Faruk'um diyordu sanki...
Öteki odada Amerikan askerleri annesini ve kız kardeşlerini yataklarında öldürmüşlerdi. Evin her yerini arıyorlardı. Askerlerden zenci olanı Ömer'in içine saklandığı dolabın kapağını açtı ve 'burada bir çocuk var' dedi. Bu sözü duyan arkadaki Amerikan askeri Ömer'in üzerine kurşun yağdırdı... Etrafa kan ve et parçaları bir de rengarenk bilyeler saçıldı…

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...