|

Ömer Faruk Olamadan
Gülşen Barsal Gören
Adı Ömer…
Annesinin Ömercik diye sevdiği, beş kız kardeşten sonra doğan babasının
gurur kaynağı ... Adını aldığına benzesin diye babası hep Ömer Faruk
diye çağırırdı onu…
Ömer erken doğduğu için biraz çelimsizceydi. Amerikanın Irak'ı ilk
bombaladığı 24 Ocak 1991de doğmuştu. Annesi evde yalnızken evin yanında
bombalar patlayınca doğum sancıları başlamıştı. Babası ise ancak sabaha
karşı eve gelip annesini doktora götürebilmişti. Hastane de bombalandığı
için, kapıları kırılmış buz gibi soğuk bir odada dünyaya getirmişti
annesi onu… Erken doğmasına rağmen özel bir bakım da yapılmamıştı. Hatta
bombardıman sürdüğü için iki üç gün dörtyüz kişilik bir sığınakta yaşam
mücadelesi vermişti. Ömer'le birlikte doğan çoğu çocuk bakımsızlıktan ve
zor şartlardan ölmüştü. O ise Allah'ın bir lütfu olarak yaşadı... Zaten
bu dayanıklılığı sebebiyle babası ismini doğumundan on gün sonra
kulağına söylemişti; Ömer Faruk diye...
Ömer'in dünya umurunda değildi. Oyunla geçirirdi günlerini. Beş altı
yaşlarındayken annesi ile birlikte biraz zor günler de geçirmemiş
değillerdi. Zira Saddam'ın askerleri babasını tutuklamışlardı. O yüzden
annesi onu birkaç gün sokağa salmamıştı ama herşeyden önemlisi annesi
bütün hafta boyunca ağlamıştı. Sonunda babası dönmüştü. O ise çocuksu
aklıyla babasının içine başka birini koyduklarını düşünmeye başlamıştı.
Çünkü babasının sevgi dolu bakışları yerini donuk, soğuk bakışlara
bırakmıştı.Gerçi babası biraz sertti ama hiçbir zaman duygusuz, hissiz
bir insan olmamıştı. Yeni gelen baba ise hiç gülmüyor, saatlerce boşluğa
bakıyordu. Ömer babasının ilgisini çekmek için zaman zaman yaramazlık
bile yapıyordu. Ama nafile babasından hiçbir tepki alamıyordu. Böyle
olunca Ömer babasıyla ilgilenmeyi bıraktı ve kendi oyun dünyasına
yeniden döndü.
Günler geçiyor, Ömer büyüyordu. Amerika tekrar işgal etmişti Irak'ı...
Her yer bombalanıyor, yakılıp yıkılıyordu... Genç erkekler ya
hapsediliyorlar ya da öldürülüyorlardı. Durum günden güne kötüye gitmeye
başlayınca babası işgal güçlerine karşı savaşan direnişçilere katıldı.
Böylece evin bütün sorumluluğu Ömer'e kaldı. Sanki bu günler için
yetiştirmişti babası onu... Birkaç gün içinde şaşılacak bir şekilde
büyümüştü... Fırına gidip babasının yerine ekmeği o yapıyordu. Babası
ise bazen ayda bir bazen daha seyrek geliyordu yanlarına. Amerikan
askerleri de bir yandan Irak'ı havadan bombalıyorlar bir yandan da
istihbaratla direnişçilerin evlerini tespit ediyorlardı.
O gece o unutulmaz gece bulutlar bir türlü gün batımının kızıllığını
üzerlerinden atamamışlardı. Ömer'in annesi ve kız kardeşleri yemeklerini
yiyip erkenden uyumuşlardı. Ömer Faruk ise namazını kıldı ve ne zamandır
hasret kaldığı rengarenk bilyeleriyle oynamaya başladı. Bir anda büyük
bir gürültü duydu. Hızla ayağa kalktı, tam kapıya yönelecekti ki silah
seslerini duydu. Korktu... Alelacele bilyelerini topladı ve dolabın
içine saklandı. Kalbi güm güm atıyordu, ben Ömer Faruk'um diyordu
sanki...
Öteki odada Amerikan askerleri annesini ve kız kardeşlerini yataklarında
öldürmüşlerdi. Evin her yerini arıyorlardı. Askerlerden zenci olanı
Ömer'in içine saklandığı dolabın kapağını açtı ve 'burada bir çocuk var'
dedi. Bu sözü duyan arkadaki Amerikan askeri Ömer'in üzerine kurşun
yağdırdı... Etrafa kan ve et parçaları bir de rengarenk bilyeler
saçıldı… |