Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 328 | Nisan  2006

                   

 

 


Liberalizmin Yüzeyselliği

Etyen Mahçupyan / 03.03.2006/ Zaman

Polemikler insanı muhakeme geliştirmeye zorladığı ölçüde hem onu sürdürenler hem de izleyenler için yararlı addedilebilir.
Ama polemikler aynı zamanda iki taraf arasında bir tür üstünlük mücadelesine de dönüşürse işin tadı kaçar. Bu durumda en doğrusu o tartışmayı yeni başlamış gibi ele almak, kişiliği ima eden sataşmaları bir kenara koyup tartışılan şeyin içeriğine yoğunlaşmaktır. Bir süreden beri Atilla Yayla ile sürdürdüğümüz polemiğin de artık yenilenmeye ihtiyacı var. Bu nedenle Yayla'nın ilgili son yazısında kendimi 'yanılmazlık makamında' gördüğüme ilişkin sözlerini bir kenara koyabiliriz. İsim vermeden yaptığı 'postmodernizme total paradigma muamelesi yapanlar' kategorizasyonunun da analize yönelik fazla anlamlı bir kavramsallaştırma olmadığını söylemekle yetinelim. Hele bu kategoriye dahil olanların, yeni bir laik dinin doğuşunu ima edercesine yakın tarihteki tüm iyilikleri postmodernizme, tüm kötülükleri ise modernizme yükledikleri savı, konumuzun iyice dışına düşüyor.
Ama şu kadarını söylemekte yarar var: Modernizm de, postmodernizm de benim hoşlandığım ideolojik konumlar değil. Beni ilgilendiren şey bu ideolojilerden ziyade modern ve postmodern durumların kendisi ve burada üremekte olan sorunların hangi zihniyet içinde ele alınması gerektiği. Söz konusu zihniyet olarak demokratlığı önerdiğim ve bu bakışın ne modernist ne de postmodernist olarak adlandırılamayacağı ise epeyce açık. Ancak toplumsal olgu ve yaklaşımları ille de modernizm veya postmodernizm biçiminde kategorize etmek gibi bir kaygınız varsa, o zaman zaten bu tür bir zihniyet analizinden uzaktasınız demektir...
Dolayısıyla Yayla ile tartışmamıza yeni bir soluk kazandırmak üzere bu yan konuları bir tarafa koyup, onun üzerinde durduğu 'özgürlük' meselesine gelelim: "Özgürlük modernitede başka, post modernitede başka değildir" diyen Yayla'ya göre bu değerin "bileşenlerinde büyük bir süreklilik" mevcut olup sadece "hayatın akışı içinde yeni durumlar ve problemler açısından yorumlanma" gereği söz konusu... Bu nedenle örneğin ifade özgürlüğünün tanımı ve içeriği aynı olmakla birlikte, matbaa döneminden gazetenin, televizyonun ve hele internetin geçerli olduğu günümüze doğru gelindiğinde haliyle çok farklı yorumlar söz konusu olacaktır.
Anlaşıldığı kadarıyla Yayla için ifade özgürlüğü etrafındaki tartışmalar esasta teknik bir meseleye, teknolojiye nasıl uyum sağlanacağı konusuna gönderme yapmakta. Bu durumda acaba Yayla, Danimarka'da başlayıp başka Avrupa ülkelerine yayılan 'karikatür krizi' ile ilgili ne düşünüyor? Buradaki gerilimin teknik bir meseleden çok daha temelde bir zihniyet sorunu olduğu açık değil mi? Liberallerin yükselen hoşgörüsüzlüğünün liberalizmle hiç mi ilgisi yok?Yaşanan karşılıklı saldırganlık halleri iki toplum ya da iki din arasında değil, kendilerini seküler addedenlerle dindar addedenler arasında; çünkü bu iki grubun ifade özgürlüğü ve daha da temelde 'özgürlük' kavramına ilişkin özsel bir anlayış farklılığı var. Hatta denebilir ki, farklı zihniyetlere sahip insanların özgürlük tanımı üzerinde hiçbir zaman anlaşması beklenmemeli. Aynı şekilde bugün liberallerle demokratlar arasında da özgürlüğün tanımında özsel bir farklılık mevcut, çünkü bu iki yaklaşımın epistemolojik arka planı tamamen farklı. Toplumsal ilişki bağlamından kopuk bir bireyden hareket ettiğinizde, peygamberlerin karikatürünü çizmek ifade özgürlüğü olabilir; ama ancak toplumsal ilişki bağlamında bir bireyselleşme tasavvur edebilen demokratlık açısından durum aynı değil...
Liberalizm kendi tanımlarını evrensel addettiği ölçüde, zihniyetsel farklılıkları da teknik bir mesele ya da bir 'sapma' sanmaya eğilimlidir. Bu kişinin kabahati değil, ne yapalım ideoloji böyle...

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...