|

Liberalizmin Yüzeyselliği
Etyen Mahçupyan / 03.03.2006/ Zaman
Polemikler
insanı muhakeme geliştirmeye zorladığı ölçüde hem onu sürdürenler hem de
izleyenler için yararlı addedilebilir.
Ama polemikler aynı zamanda iki taraf arasında bir tür üstünlük
mücadelesine de dönüşürse işin tadı kaçar. Bu durumda en doğrusu o
tartışmayı yeni başlamış gibi ele almak, kişiliği ima eden sataşmaları
bir kenara koyup tartışılan şeyin içeriğine yoğunlaşmaktır. Bir süreden
beri Atilla Yayla ile sürdürdüğümüz polemiğin de artık yenilenmeye
ihtiyacı var. Bu nedenle Yayla'nın ilgili son yazısında kendimi
'yanılmazlık makamında' gördüğüme ilişkin sözlerini bir kenara
koyabiliriz. İsim vermeden yaptığı 'postmodernizme total paradigma
muamelesi yapanlar' kategorizasyonunun da analize yönelik fazla anlamlı
bir kavramsallaştırma olmadığını söylemekle yetinelim. Hele bu
kategoriye dahil olanların, yeni bir laik dinin doğuşunu ima edercesine
yakın tarihteki tüm iyilikleri postmodernizme, tüm kötülükleri ise
modernizme yükledikleri savı, konumuzun iyice dışına düşüyor.
Ama şu kadarını söylemekte yarar var: Modernizm de, postmodernizm de
benim hoşlandığım ideolojik konumlar değil. Beni ilgilendiren şey bu
ideolojilerden ziyade modern ve postmodern durumların kendisi ve burada
üremekte olan sorunların hangi zihniyet içinde ele alınması gerektiği.
Söz konusu zihniyet olarak demokratlığı önerdiğim ve bu bakışın ne
modernist ne de postmodernist olarak adlandırılamayacağı ise epeyce
açık. Ancak toplumsal olgu ve yaklaşımları ille de modernizm veya
postmodernizm biçiminde kategorize etmek gibi bir kaygınız varsa, o
zaman zaten bu tür bir zihniyet analizinden uzaktasınız demektir...
Dolayısıyla Yayla ile tartışmamıza yeni bir soluk kazandırmak üzere bu
yan konuları bir tarafa koyup, onun üzerinde durduğu 'özgürlük'
meselesine gelelim: "Özgürlük modernitede başka, post modernitede başka
değildir" diyen Yayla'ya göre bu değerin "bileşenlerinde büyük bir
süreklilik" mevcut olup sadece "hayatın akışı içinde yeni durumlar ve
problemler açısından yorumlanma" gereği söz konusu... Bu nedenle örneğin
ifade özgürlüğünün tanımı ve içeriği aynı olmakla birlikte, matbaa
döneminden gazetenin, televizyonun ve hele internetin geçerli olduğu
günümüze doğru gelindiğinde haliyle çok farklı yorumlar söz konusu
olacaktır.
Anlaşıldığı kadarıyla Yayla için ifade özgürlüğü etrafındaki tartışmalar
esasta teknik bir meseleye, teknolojiye nasıl uyum sağlanacağı konusuna
gönderme yapmakta. Bu durumda acaba Yayla, Danimarka'da başlayıp başka
Avrupa ülkelerine yayılan 'karikatür krizi' ile ilgili ne düşünüyor?
Buradaki gerilimin teknik bir meseleden çok daha temelde bir zihniyet
sorunu olduğu açık değil mi? Liberallerin yükselen hoşgörüsüzlüğünün
liberalizmle hiç mi ilgisi yok?Yaşanan karşılıklı saldırganlık halleri
iki toplum ya da iki din arasında değil, kendilerini seküler
addedenlerle dindar addedenler arasında; çünkü bu iki grubun ifade
özgürlüğü ve daha da temelde 'özgürlük' kavramına ilişkin özsel bir
anlayış farklılığı var. Hatta denebilir ki, farklı zihniyetlere sahip
insanların özgürlük tanımı üzerinde hiçbir zaman anlaşması beklenmemeli.
Aynı şekilde bugün liberallerle demokratlar arasında da özgürlüğün
tanımında özsel bir farklılık mevcut, çünkü bu iki yaklaşımın
epistemolojik arka planı tamamen farklı. Toplumsal ilişki bağlamından
kopuk bir bireyden hareket ettiğinizde, peygamberlerin karikatürünü
çizmek ifade özgürlüğü olabilir; ama ancak toplumsal ilişki bağlamında
bir bireyselleşme tasavvur edebilen demokratlık açısından durum aynı
değil...
Liberalizm kendi tanımlarını evrensel addettiği ölçüde, zihniyetsel
farklılıkları da teknik bir mesele ya da bir 'sapma' sanmaya
eğilimlidir. Bu kişinin kabahati değil, ne yapalım ideoloji böyle...
|