|

Tedavisi Zor Bir Hastalık: Amerikancılık
Ruşen Çakır / 30.03.2006/ Vatan
Amerikan-Türk Konseyi'nin (ATC), Türk-Amerikan İlişkileri üzerine
düzenlediği 25. yıllık konferans vesilesiyle Washington'a gelen değişik
mesleklerden birçok Türkten hep aynı soruyu işittim: "Buradan Türkiye
nasıl görülüyor?" Cevabım aynı oldu: Görülmüyor.
Çünkü Washington'da sorunlu ülkeler, bölgeler üzerine yazılıp çiziliyor,
tartışılıyor. Mesela son dönemde konuşulan ülkeleri şöyle
sıralayabiliriz: Irak, İran, Filistin, Suriye, biraz Afganistan, biraz
Lübnan, biraz da Mısır.
Gündemde olmamak
Aslında ABD'nin gündeminde olmamak, arka planda kalmak hiç de o kadar
kötü bir durum değil. Ama biz Türkler kendimizi çok fazla önemsiyoruz.
Kimimiz Amerikancı, kimimiz Amerikan karşıtı olduğumuz için,
Washington'un islam dünyası ve özellikle Ortadoğu politikalarında
Türkiye'nin kilit ülke olduğunu düşünebiliyoruz. Ne var ki, özellikle 1
Mart 2003'teki tezkere şokundan sonra Amerikan yönetimi Türkiye'ye
güvenerek bölgeye yönelik plan proje geliştirmiyor.
Yine de Amerikalı diplomatların, İran konusunda TBMM bünyesinde lobi
faaliyeti yürüttükleri haberlerini yabana atmamak lazım. Aynı şekilde
Başkan George W. Bush'un Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy'un güven
mektubuna cevabı ve muhakkak bunun basına sızdırılması da önemli.
Yine CIA ve FBI konusu
Bu mektuptaki "CIA Direktörü Goss ve FBI Direktörü Mueller tarafından
Türkiye'ye yapılan son ziyaretler, ABD'nin terörizmle savaşta Türkiye
ile birlikte çalışmaya ne kadar büyük önem verdiğini vurgulamaktadır"
cümlesi iki ülke ilişkilerinde maymuncuk işlevi görebilir.
Kimileri Goss ve Mueller'in PKK'ya yönelik köklü bir operasyon hazırlığı
için Türkiye'ye geldiğini iddia etmişti, daha doğrusu ummuştu. Bizse
burada "ziyaretlerin sadece PKK boyutuyla ele alınması yanıltıcı. Çünkü
ne bu kurumlar, ne de onun başındakiler 'almadan vermeye' alışık
değiller. Bu nedenle PKK konusundaki vaatleri kadar, belki ondan da önce
Türkiye'den talep edeceklerine dikkat etmek gerekiyor" diye yazmış ve
esas gündemin El Kaide olduğunu ileri sürmüştük. O günden bugüne
Türkiye'nin PKK konusunda bir şey alamadığını biliyoruz. Aynı süreçte
CIA ve FBI'ye El Kaide konusunda bir şey verip verilmediğiniyse
bilmiyoruz.
Burada geniş bir parantez açarak, Amerikalı istihbaratçıların
Türkiye'deki önde gelen muhataplarından Emniyet İstihbarat Dairesi
Başkanı Sabri Uzun un neden suçluymuş gibi apar topar görevden
alındığını, medyanın ve muhalefet partilerinin neden hükümetin bu
tasarrufunu sorgulamadığını, Uzun'un gitmesinin Türkiye'nin terörle,
özellikle de global terörle mücadelesini nasıl etkileyebileceğini sormak
gerekiyor.
Onca fiyaskoya rağmen
ATC toplantısı sırasında bir grup gazeteci ve subay İran üzerine sohbet
ederken, ANAP'lı eski bir bakan yanımıza geldi ve Türkiye'nin
çıkarlarının ABD ile birlikte hareket etmeyi gerektirdiğini söyledi. Şu
cümle onun: "Düşünsenize, adamlar insansız uçakla Yemen'deki
teröristleri ortadan kaldırıyor."
Nasıl yine Yemen'de, iki intihar eylemcisi bir sürat teknesiyle USS Cole
adlı Amerikan savaş gemisine saldırıp 17 askeri öldürdü diye El Kaideci
olmak yanlışsa, "predator" adı verilen planörlerle teröristin yanında
bol miktarda masum insanı da öldüren Amerikalılar'a hayranlık beslemek
hiç de akıl kârı değil.
Hayrettir, bunca olan bitenden, fiyaskodan, Francis Fukuyama'nın bile
"hadi eyvallah" demesinden sonra hâlâ birileri ABD'lilerden çok
Amerikancı olabiliyor. Amerikan karşıtlığı üzerine çok yazıldı çizildi,
fakat günümüzde Amerikancılığın daha marazi bir durum olduğu aşikâr. |