Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 328 | Nisan  2006

                   

 

 


Tedavisi Zor Bir Hastalık: Amerikancılık

Ruşen Çakır / 30.03.2006/ Vatan

Amerikan-Türk Konseyi'nin (ATC), Türk-Amerikan İlişkileri üzerine düzenlediği 25. yıllık konferans vesilesiyle Washington'a gelen değişik mesleklerden birçok Türkten hep aynı soruyu işittim: "Buradan Türkiye nasıl görülüyor?" Cevabım aynı oldu: Görülmüyor.
Çünkü Washington'da sorunlu ülkeler, bölgeler üzerine yazılıp çiziliyor, tartışılıyor. Mesela son dönemde konuşulan ülkeleri şöyle sıralayabiliriz: Irak, İran, Filistin, Suriye, biraz Afganistan, biraz Lübnan, biraz da Mısır.
Gündemde olmamak
Aslında ABD'nin gündeminde olmamak, arka planda kalmak hiç de o kadar kötü bir durum değil. Ama biz Türkler kendimizi çok fazla önemsiyoruz. Kimimiz Amerikancı, kimimiz Amerikan karşıtı olduğumuz için, Washington'un islam dünyası ve özellikle Ortadoğu politikalarında Türkiye'nin kilit ülke olduğunu düşünebiliyoruz. Ne var ki, özellikle 1 Mart 2003'teki tezkere şokundan sonra Amerikan yönetimi Türkiye'ye güvenerek bölgeye yönelik plan proje geliştirmiyor.
Yine de Amerikalı diplomatların, İran konusunda TBMM bünyesinde lobi faaliyeti yürüttükleri haberlerini yabana atmamak lazım. Aynı şekilde Başkan George W. Bush'un Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy'un güven mektubuna cevabı ve muhakkak bunun basına sızdırılması da önemli.
Yine CIA ve FBI konusu
Bu mektuptaki "CIA Direktörü Goss ve FBI Direktörü Mueller tarafından Türkiye'ye yapılan son ziyaretler, ABD'nin terörizmle savaşta Türkiye ile birlikte çalışmaya ne kadar büyük önem verdiğini vurgulamaktadır" cümlesi iki ülke ilişkilerinde maymuncuk işlevi görebilir.
Kimileri Goss ve Mueller'in PKK'ya yönelik köklü bir operasyon hazırlığı için Türkiye'ye geldiğini iddia etmişti, daha doğrusu ummuştu. Bizse burada "ziyaretlerin sadece PKK boyutuyla ele alınması yanıltıcı. Çünkü ne bu kurumlar, ne de onun başındakiler 'almadan vermeye' alışık değiller. Bu nedenle PKK konusundaki vaatleri kadar, belki ondan da önce Türkiye'den talep edeceklerine dikkat etmek gerekiyor" diye yazmış ve esas gündemin El Kaide olduğunu ileri sürmüştük. O günden bugüne Türkiye'nin PKK konusunda bir şey alamadığını biliyoruz. Aynı süreçte CIA ve FBI'ye El Kaide konusunda bir şey verip verilmediğiniyse bilmiyoruz.
Burada geniş bir parantez açarak, Amerikalı istihbaratçıların Türkiye'deki önde gelen muhataplarından Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun un neden suçluymuş gibi apar topar görevden alındığını, medyanın ve muhalefet partilerinin neden hükümetin bu tasarrufunu sorgulamadığını, Uzun'un gitmesinin Türkiye'nin terörle, özellikle de global terörle mücadelesini nasıl etkileyebileceğini sormak gerekiyor.
Onca fiyaskoya rağmen
ATC toplantısı sırasında bir grup gazeteci ve subay İran üzerine sohbet ederken, ANAP'lı eski bir bakan yanımıza geldi ve Türkiye'nin çıkarlarının ABD ile birlikte hareket etmeyi gerektirdiğini söyledi. Şu cümle onun: "Düşünsenize, adamlar insansız uçakla Yemen'deki teröristleri ortadan kaldırıyor."
Nasıl yine Yemen'de, iki intihar eylemcisi bir sürat teknesiyle USS Cole adlı Amerikan savaş gemisine saldırıp 17 askeri öldürdü diye El Kaideci olmak yanlışsa, "predator" adı verilen planörlerle teröristin yanında bol miktarda masum insanı da öldüren Amerikalılar'a hayranlık beslemek hiç de akıl kârı değil.
Hayrettir, bunca olan bitenden, fiyaskodan, Francis Fukuyama'nın bile "hadi eyvallah" demesinden sonra hâlâ birileri ABD'lilerden çok Amerikancı olabiliyor. Amerikan karşıtlığı üzerine çok yazıldı çizildi, fakat günümüzde Amerikancılığın daha marazi bir durum olduğu aşikâr.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...