|

Asker
Açıklaması: Yeni Bir Sorun
Ali Bayramoğlu / 21.03.2006/ Yeni Şafak
Genelkurmay
Başkanlığı, Org. Büyükanıt dosyası hakkındaki kararını dün bir
açıklamayla kamuoyuna duyurdu. Beklendiği gibi Genelkurmay Başkanlığı,
Org. Büyükanıt hakkında soruştura açılmasına gerek görmedi ve izin
vermedi.
Ne var ki bu açıklama, iddianameyle başlayan süreçte yeni ve bir sayfa
açtı.
Zira bu açıklama Büyükanıt'la ilgili soruşturmaya neden izin
verilmediğini anlatmakla yetinmemiş. Askerin siyasi alana, hatta devlet
alanına yaptığı yeni "sorti"yi ifade etmiştir.
Nasıl?
Açıklamayla askeri otorite;
1. Şemdinli iddianamesinin geneline yönelik "kapsayıcı bir tutum"
almıştır.
2. Savcı, hatta "yargı sürecine sert eleştiri ve suçlamalar"da
bulunmuştur.
3."Soruşturmaya gerek görülmeyişi"ni, Silahlı Kuvvetler'in ve Jandarma
Teşkilatı'nın sistem açındaki özerk konumunu doğrulayarak
gerekçelendirmiştir.
4."Büyükanıt'ın Ali Kaya iyi çocuktur" sözlerininin, yargıyı etkileme
kastı taşımadığını belirterek, bu kez tüm bir yargı sürecini hüküm
vererek, yani onu ikame ederek etkilemeye soyunmuştur.
5. Yargı sürecinin Türk Silahlı Kuvvetleri'ni örselemek hedefi güttüğünü
ifade ederek, "ordu politikalarına yönelik eleştirilerin üzerini örten
suçlayıcı ve popülist savunma üslubunu, yani askeri örseleme, terörle
mücadeleyi zaafa uğratma tabirlerini bu kez sisteme yönelmiştir".
Sorun önce şekli açıdan karşımıza çıkar...
Hukuk zemininde kalınacak olursa şurası açıktır:
Anayasal bir kurum kanunların kendisine verdiği yetki çerçevesinde bir
mensubunun yargılanmasını reddedebilir, ancak bunu talep eden makamı ve
organı suçlayamaz, zan altında bırakamaz ve yıpratamaz...
Açıklamayla yapılan budur.
Nitekim açıklamada yer alan, "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bazı
mensupları hakkında görevi kötüye kullanma, rüşvet, kaçakçılık gibi çok
ağır suçlamalar yapılarak vahim bir hukuki hata işlenmiştir..." ya da
"bir Cumhuriyet Savcısı belli bir görüşün temsilcilerinin kamuoyuna da
yansımış etki ve telkinleri altında kalmıştır..." gibi ifadeler,
iddiaları keyfi olduğu vasayılan bir iddanamenin hazırlayıcısını yine
kanıtsız ve elinde tutuğu güce dayanarak keyfi bir şekilde mahkum
etmektedir.
Ve bu noktada eleştiri ve suçlama kaçınılmaz olarak savcıyı aşmakta ve
yargıya yönelmektedir...
İlginç ve çelişkili bir şekilde açıklamada "Türk Silahlı Kuvvetleri
hukukun üstünlüğüne ve yargının bağımsızlığına yürekten inanan bir
kurumdur" denmektedir.
Ne var ki suçlama konusu ve suçlayan kurum hakkında hüküm verip, bu
hükmün icaplarını uygulaması için hükümeti ve Adalet Bakanlığı'nı göreve
çağırmak, bu yapılmadığı takdirde bu kurumların zan altında kalacağını
ima etmek, hukukun üstünlüğüne uyan ve yargı bağımsızlığına yürekten
inanan bir kurum ve bakışın işi olamaz...
Özetle yapılan bir savunma ya da makul bir açıklama değil, tersine zimni
olarak agresif ve güce dayalı siyasi bir çıkıştır...
Açıklamanın şekli yönü böyledir...
İçeriğe gelince mesele daha vahim bir görüntü almaktadır.
Şemdinli iddianamesinin üç yönü vardır.
İlk yön Büyükanıt'la ve kimi generallerle ilgili olan kısımdır...
İkinci yön Şemdinli olaylarının bizatihi kendisi, olaydaki bireysel ve
kurumsal sorumluluklar, dahası sorunlu, tehlikeli ve gayrimeşru bir kamu
asayiş politikalarıdır.
Üçüncü yön ise, bu ikincisiyle ilgili olarak asayiş birimlerinin
operasyondan istihbarata örgütlenmesi, örneğin jandarmanın, alan
genişletme, yetkilerini aşması meselesidir.
Son iki yön son derece ciddidir ve "işin kalbi"ni oluşturmaktadır...
Şemdinli dosyasını gölgelemeye kimsenin hakkı yoktur ve bu açıklama bu
yönde bir ilerleyiştir.
Jandarmanın, terörle mücadele yöntemlerinin, iç güvenlik yapılanmasının
özü, yarattığı tahribat, yol açtığı kaçaklar son derece önemli bir
konudur. Tartışması ve üstünün örtülmesi engellenemez.
Açıklama ne yazık ki bu yönde de bir ilerleyiştir. |