Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 328 | Nisan  2006

                   

 

 


Cilbab Bir Erkek Meselesi midir?

Ayşe Önal / 30.03.2006/ gazetem.net

Aşağıda ki açıklamayı dindar bir Internet sitesinden Elmalılıya atfen yayınlanan bir yazıdan aldım. Çünkü cilbabı kendi bilgilerimle değil bir İslam tefsircisinin ifadesi ile açıklamak daha doğru olacaktı.
"…Elmalılı, âyette geçen: "cilbablarını sarkıtsınlar, yaklaştırsınlar" ifadesini anlattıktan sonra şunları ekler. Bu açıklamada da iki şekil vardır: Birisi, kaşlarına kadar başlarını örttükten sonra, büküp yüzünü de örtmek ve sadece tek bir gözünü açık bırakmak. (Bizler yetiştiğimiz zaman validelerimizin tesettür tarzı bu idi.) İkincisi de, alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnunun üzerinden dolayıp, gözlerinin ikisi de açık kalsa bile, yüzünün ekserisini ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır. (1310'da İstanbul'a geldiğim zaman, İstanbul hanımlarının, bir peçe eklemek ve elde açık bir şemsiye bulunmak şartıyla tesettür tarzları da bu idi). (Elmalılı, Hak Dinî V/3928.) Cilbabda renk önemli midir? Ne örtünme âyetleri, ne de onları açıklayan hadîsler, kadınların, şu ya da bu renkte cilbab giymeleri gerektiğini söylememişlerdir. Buna göre kadın ister siyahtan, isterse beyazdan cilbab edinir.
Ancak ilk Müslüman hanımlar ve özellikle de Resûlullah'ın dönemindeki sahabî kadınlar cilbabın görev ve esprisini çok iyi kavradıklarından olacak ki, genellikle siyah rengi tercih etmişlerdir. Meselâ Ümmü Seleme Annemiz: "Cilbab âyeti indiği zaman, Ensâr kadınları siyah giysilere büründüklerinden ötürü, başlarında kargalar. varmış gibi çıktılar" (Cessâs, Ahkâmü'l-Kur'ân NI/372; Sabûnî N/382.) demiştir…"
Sabina Begüm, muhafazakar ailesi ile birlikte Bengaldeşlilerin yoğun olduğu küçük bir İngiliz taşra şehri olan Luton'da yaşıyordu. Bini aşkın öğrencisi olan Denbigh Belediye Okulu'na devam ediyordu. Britanya'da okullar, kendilerini de simgeleyen üniformalar kullanırlar. Laik bir eğitim veren okul, öğrencilerinin yüzde sekseninin muhafazakar Müslüman ailelerden gelmesini dikkate alarak ulemaya sormuş ve Müslüman inançlarına uygun kabul edilen bir giysi biçimini üniforma olarak kabul etmişti.
Begüm sıkı sıkıya bağlanmış koyu renk baş örtüsü ve hatlarını kapatan geniş şalvarı ve onun üstüne giydiği bol siyah tuniği ile okulun İslam'ın erkek liderlerine danışarak seçtiği tesettür biçimini yetersiz bulduğunda on üç yaşındaydı. Onu, Britanya'nın en çok tanınan insanlarından biri yapan hukuk serüvenine başladığında ise on dört yaşına girmişti.
Kullandığı son derece kapalı tesettürü açık buluyordu. Dininin emirlerini yerine getirmediğini düşünüyordu.. Okula koyu kahverengi bir cilbabla gitmeye başladı. Okul yönetimi Begüme tesettüre uygun üniformaya geri dönmesini bildirdiler. Begüm onları dinlemedi. Kuşkusuz, dinin emirleri okulun emirlerinden yüksekti. Begüm sivil itaatsizliğe başladı. Okula her gün cilbabla gelmeyi sürdürdü. Okul yönetimi ona cilbab kullanmaya devam etmek istiyorsa, Britanya'da son derece serbest olan ve istenildiği gibi tesettür kullanılabilen Müslüman kız okullarından birisine gitmesini önerdi. Hatta kız okulunda okumak istemiyorsa, yine Luton'da bulunan ve cilbab giyilmesine izin verilen diğer üç belediye okulundan birine gidebilirdi.. Ama Begüm Denbigh'de okumakta ısrarlıydı.
Cilbabla okula gelmeye devam edince, okula alınmadı.
İlk davasını açtı. Okul yönetimi Müslümanlara ayrımcılık yapıyor ve İslam dinini yaşamasına mani oluyordu.
Üstelik Denbigh Okulunun avukatları komik bir savunma yapmışlardı, Begüm'ün cilbabının öğrenciler arasından bölünme yaratabileceği, sağlık ve güvenlik riski oluşturabileceğini iddia ediyorlardı.
Doğal olarak ilk mahkemenin davayı reddetmesine rağmen, temyiz mahkemesinde Begüm kazandı. Savunmasını Başbakan Tony Blair'in çok ünlü bir avukat olan eşi Cherie Booth üstlenmişti.
Mahkeme, Begüm'ün cilbab nedeniyle okula alınmamasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin din özgürlüğü hükümlerine aykırı olduğuna hükmetmişti.
Ancak Begüm'ün davasının devam ettiği günlerde yine Luton'da bir başka paralel dava sürmekteydi. Bu kez davanın kahramanını kimse tanımıyordu çünkü kimliği koruma amaçlı gizli tutuluyordu. Ailesinin zorla cilbaba soktuğu başka bir Begüm, çocuk hakları kurumunca temsil edilerek, başını açma hakkının güvenli hukuki yollarını arıyordu.
Biri çok gürültü ile diğeri çok sessiz iki dava devam ederken, sonunda Begüm'ün cilbab davası, Lordlar Kamarası yüksek hukuk kurulunda reddedildi. Yüksek mahkeme okulu haklı buldu. Kızlarının başını açmasını yasaklayan aileye ise uymaları gereken giysi yaptırımlarına hükmedildi. Fakat muhafazakar Bengaldeşli kızın erkek kardeşleri bugünlerde kendilerini mahkemeye şikayet eden kız kardeşlerinin peşindeler. Sadece dinin emirlerini değil, ailenin onurunu da çiğnediğini düşünüyorlar. Küçük kız, çocuk hakları kurumuna ait gizli bir evde koruma altında tutuluyor.
Paralel davanın avukatı ise soruyor; "İslam'da kadın giysisi bir erkek meselesi midir?"

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...